Roberto Mancini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roberto Mancini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2014 Cumartesi

1.Galatasaray Harbi

Her kafadan çıkan farklı bir sese şahit oluyoruz. 

Galatasaray'ın bu sezon ki kötü performansında kim suçlu ?

Ünal Aysal mı ? Yoksa "basiretsiz" Yönetim mi ? "Hayallerimizi yıkanFatih Terim mi ? "Üvey evlatRoberto Mancini mi ? "Ruhsuz" futbolcular mı ?

Adnan Polat döneminde, fatura önce Adnan Sezgin'e, sonra Adnan Polat'a kesilmişti. Failler belliydi. Kelle istenecekse taraftarın önünde belli kişiler vardı. Yaşadığımız sezonun failleri ne bir ne de iki kişi. Çok daha fazlası...




Malum isimlerin yaptıklarını tek tek sıralamaya gerek yok. Sadece Ünal Aysal'ın Fatih Terim'e söylediği "eleman" lafından, "kurumsallaşıyorum" diyerek 2 sene yakalanan başarıda büyük katkıları olan Albayrak, Dürüst ve Öztürk'ün yönetimden uzaklaştırılmasına; RTE'nin "Alo Fatih, milli takımın başına geçmeni istiyorum" söylemine ve Twitter açıklaması yüzünden alınan vergi cezasına bile bakabilirsiniz. Yapılan bir yanlışın, süreç içerisinde büyüyerek "operasyona" hazır hale gelmesi bugünlere zemin hazırlamıştır.

Roberto Mancini'ye Fenerbahçe maçında açılan "Roma bir  günde inşaa edilmedi" pankartını hatırlarsınız. Mancini ile sözleşme imzalamaya giden Bülent Tulun, İtalyan hocaya "biz geleceğin takımını kurmak istiyoruz" derken, bunu taraftara açıklama gereği bile duymamıştı. Osmanlı Devleti'nin geçirdiği Lale Devri'nde başlayan yenilikler sarayın dışına çıkamayınca, kaçınılmaz son 1. Dünya Savaşı'nda gelmişti. Galatasaray'da ise "yenilik" düşüncesi taraftara iyi anlatılmadığı için "1. Galatasaray Harbi" yakın görünüyor.




Bir türlü ifade edilemeyen "gençleştirme" ve "geleceğin takımı" olayını tekrardan anlamak ve özümsemek gerekir. 25 Mart'a kadar bu olayı sadece YönetimTulun ve Mancini biliyor. Taraftar ise bu gerçeği, 25 Mart'ta oynanan Bursa maçı sonrası, yapılan basın toplantısıyla öğreniyor. Geç gelen açıklamanın zamanlaması da manidar !  Şampiyonlar Ligi'nden elenmiş, Süper Lig'e havlu atmış ve elinde sadece Türkiye Kupası kalmış bir dönemde, taraftar böyle bir gerçekle tanıştı. Sürekli bir şekilde "takım toparlanacak, sezon sonu şampiyonuz!" söylemleriyle günü kurtaran bir yönetim; tribüne oynamaktan başka bir şey yapmamıştır.

Her kafadan farklı bir sesin çıktığı, kimin ne söylediğinin, ne anlattığının hiç bir öneminin kalmadığı zamanlarda; yitip giden değerleri mumla aramaya başlıyoruz. Taraftarından kopuk bir yönetim anlayışını kabullenmek mümkün değil. " Türkiye'dir Galatasaray "sözü, sonuna kadar bir realitenin ürünüdür. Bakmayın "İslam Çupi şu tarihte Fenerbahçe için yazmış" diyenlere. Onlar kendi cumhuriyetini kurmanın derdinde iken; Galatasaray bu gerçeği ülkeye sunmuştur. Bu yüzden Türkiye'nin her köşesine sarı kırmızı hakimdir. Galatasaray yönetimi, bu yüzden meclis gibi olmalıdır. Bu meclis sadece "liselilerden"oluşamaz! Candan Erçetin, Şükrü Ergün, Özkan Olcay ile bu ülkenin "medar-ı iftiharı" yönetilemez! Şahıslarla problemim yok. Sadece yetkinliklerine lafım. Ünal Aysal'ın bu aşamada mutlaka ve mutlaka yeniden seçime gidip, listesini güncelleyerek seçilmesi gerekmektedir. Bu bir hatanın kabulü müdür ? Evet kabulüdür ! "Kurumsallaşıyorum" diyerek, ülke futbolunun gerçeklerine "Fransız" kaldığının kabulüdür. Maalesef o seviyelere hala gelemedik. Nasıl gelelim... Atanmışların yönettiği, şikenin örtbas edildiği, ırkçılığın geçiştirildiği Türk futbolunda; neyi nasıl kurumsallaştıracaksın ? 




Türk futbolcularının profesyonellikten nasibini almamış tavırlarıyla, başına hala "baba" beklediği bir ülke burası ! Senede kazandıkları milyon euroların yanında, bir de devamlı sırtını sıvazlayacak "baba" istedikleri bir ülke... Galatasaray'da Lucescu sesleri yükseliyor. Yükselmesi de normaldir. Babacandır Lucescu. Tam Türk futbolcusuna göredir. Geldiği zaman, "Albayrak'ı yanıma isterim !" dediği zaman "kurumsallık" diyemezsin ama... Yanında görmek ister dostunu...

Arada kaynamaması gereken bir konu daha var. Çarşamba günü kupa maçı oynayan takımı, Cumartesi lig maçına çıkartmak sadece "atanmış" federasyona yakışırdı. Bir de olayın hakem boyutu vardır ki tam bir rezalet! Cüneyt Çakır'ın dün akşam Galatasaray'ı nasıl baltaladığını ve sezon başında yapılan operasyonun son halkasını nasıl oluşturduğunu da unutmayalım. Beşiktaş maçında kendisine yardım eden Semih Kaya'ya yapılan faulü es geçip, daha 7. dakikada verdiği kararla fişi çekmesini de not edelim. Gerisi "operasyoncuların" flaş takımı olan Kasımpaşa'nın becerisine kalmıştı. Onlarda 85 dakika eksik oynayan Galatasaray'ı, kaosa iten hamleyi gerçekleştirdi.

Camia olarak tarumar olmuş Galatasaray'da, tekrardan kenetlenmenin yolları aranmalı ve mümkünse yapılacak yeniliklerin de taraftara iyi anlatılması gerekmektedir. Bu büyük camiayı tekrardan kenetleyebilecek isimlerin, kulüp çatısından içeriye girmesi ve 4. yıldız için çalışmalara derhal başlanılması gerekmektedir. Zaman ağlayıp dövünme zamanı değil, Galatasaray'a sahip çıkıp çözüm üretme zamanıdır ! 

30 Mart 2014 Pazar

Konyaspor - Galatasaray Maç Yazısı | Fikri Hür, Vicdanı Hür Galatasaray Taraftarıyım

Rüzgarın fazlasıyla etkili olduğu Torku Konyaspor maçında, ilk devre pas yapmakta dahi zorlanan bir Galatasaray ile karışılaştık. Torku Konya'nın ön alanda yaptığı baskı, Galatasaray'ı ileriye uzun oynamaya mecbur bırakırken; Felipe Melo'nun eksikliği ilk yarı boyunca fazlasıyla hissedildi. Ceyhun Gülselam'ın yavaşlığı eleştirilirken, benim için asıl mesele yaptığı pas hataları. İleriye çıkarken kaptırdığı toplar, Galatasaray kalesine pozisyon olarak dönüyor. Oyunu ileride oynayabilmek için rakip sahada pas yapabilmenin elzem oluşu tek yönlü futbolcularla pek mümkün görünmüyor. Ceyhun'dan çok büyük beklentilerim yok fakat yanında ki arkadaşına da pası aktarabilmesi, bu seviyelere gelmiş bir futbolcuda bulunması gereken en önemli özellik olmalı. Galatasaray'ın ilk yarıda ki en büyük sorunlarından bir tanesi iki bekini oyuna dahil edemeyişiydi. İlk yarı boyunca oynanan 4-4-2 (diamond/baklava) formasyonunda sağ ve sol kanatlarda oynayan futbolcuların olmayışı, Alex Telles'i ve Ebuoe'yi etkin bir şekilde kullanmamızı engelledi. Alex Telles adam eksilterek çizgiye inmekten ziyade, önünde oynayan oyuncuyla yaptığı verkaçlarla çizgiye inebilen bir bek. Bu sebepten sol açıkta Sneijder'in veya bir başka futbolcunun oynaması Alex Telles'in verimliliği için çok önemli. İkinci yarıda tekrar 4-3-3'e dönen Galatasaray'da Alex Telles ve Ebuoe oyuna daha fazla katkı sağlamaya başladı. Rüzgarı da arkasına alan futbolcular, topu ikinci bölgeye daha rahat taşıdı. İlk yarıda Sneijder'in poziyonunun haricinde net bir fırsat yakalanamazken; ikinci yarıda bir çok fırsat harcandı. Yine "ahlar/vahlar" eşliğinde yitip giden 2 puan ve tekrardan yükselen istifa sesleriyle İstanbul'a döndük. 



Roberto Mancini için zor dönemlere girmiş bulunuyoruz.Özellikle yaratılan baskı ortamıyla iplerin gerildiği bir gerçek. Konya maçının ilk yarısında denediği 4-4-2 çare olmazken, ikinci yarıda tekrar 4-3-3'e döndü. Sistemde ki değişikliğin zamanlanması iyi olsa da oyuncu değişiklikleri tam bir fiyaskoydu. İkinci yarıya Ceyhun'un yerine Hajrovic ile başlamasını beklerken, bu değişiklik 80. dakikada ancak yapıldı. Sahada yokları oynayan Burak Yılmaz'ın yerine, tabelada Umut Bulut'u görmemiz de şaşırtıcı oldu. 90. dakikada oyun durmadığı için yapılamayan Ontivero hamlesi, tartışılan bir başka konu. İngiltere'de uzatma dakikalarına süre kazandırmak için zaman zaman denenebilen bir olay. Ancak unutulmaması gereken bir nokta var ki burası Türkiye ! Hakemlerimizin uzatma süresini, ezbere gösterdikleri 3 dakika olarak görmelerinden dolayı pek faydalı sonuçlar doğuracağı söylenemez. Aslında bu konu Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya da benziyor. O yüzden uzatmalarda yapılmaması gerekenleri bir zahmet Tugay Kerimoğlu'nun, Roberto Mancini'ye iletmesi gerekmekte. Berk İsmail Ünsal'a güvenip oyuna sürmesi ise gecenin en güzel hareketiydi. Kaçırdığı golde ofsayta düşmemesi, yaptığı dribbling ve vuruş tekniğiyle yeteneğini belli etti. Bence onun için en hayırlısı golü kaçırması oldu. Çünkü beklentilerin yükselmesi Berk İsmail'e şuanda yapılabilecek en büyük hata olurdu. Yavaş yavaş takımda yer bulmaya ve kadroya girmeye başlaması, Berk İsmail adına en olumlu senaryo olur.

Taraftarlar olarak bu sezon futbolculardan, yönetimden ve Roberto Mancini'den de fazla yıprandık. 
2013'ün Eylül ayından bu yana yaşanılan badireler, taraftarlar için fazlasıyla yorucu oldu. Artık bir an evvel "sezon bitsin" kıvamına geldik. Ayrıca Galatasaray'ı kaosa sürüklemek için pusuda bekleyenlerden de gına geldi.

Bir anda türeyen istifa çığırtkanları kalan 7 haftada nasıl bir yol izleyip, takımı düzlüğe çıkartacaklar ? İstedikleri gibi Mancini'nin 20 milyon Euro'yu bulan tazminatını ödeyip gönderdik. Eeeeeee ? Haydi iyimser olalım Lucescu'yu getirdik. Gelir mi sizce ? Geldi diyelim... Ligin bitmesine 7 hafta var ve Lucescu, Shaktar'ı bırakıp bize geldi ! Bütün maçları kazanarak 7'de 7 yaptık. Şampiyon olabilecek misin ? Türkiye Kupası'nı kazanabilecek misin ? 20 milyon Euro'yu tekrar kasaya koyabilecek misin ? Haydi Ünal Aysal'ı da yolladın. Olağanüstü genel kurulun toplanması zaten Mayıs ayını bulacaktır. Sezon bitti ! Ne anladım ben bu işten ? Akıl noksanlığında son noktadayız ! Sabret güzel kardeşim,sabret ! Sezon hele bir bitsin, faturayı kesme kısmı kolay... 7 hafta kala neyin acelesi bu ? Pek akıl karı bir iş olmadığı kesin ama birilerinin de bu olayda parmağının olduğu bariz ! Israrla ateşe kömür atıp, bu ateşi harlayıp yaşananlardan çıkar sağlamaya çalışan bir güruh var. Lafa geldiğinde Galatasaray'ın yılmaz bekçileri olduğunu söyleyenler olmasın sakın ! Ta kendisi kardeşim ta kendisi... Aynen o güruhun baş rolünü oynadığı ve bu filme bizi de ortak ettiği bir film bu ! İçerisinde siyaset de var çıkar ilişkileri de... Camia içerisinde ki muhalif kanattan, siyasi erke kadar bir çok kesimin bu olayda parmağı var. Galatasaray'ı 3 sezon öncesine döndürme gayeleri bundandır.

Tribünde 400 kişinin yaktığı ateşi, medya maymunlarının da katkısıyla, yangın halinde her hafta izler olduk. Sen, ben, hepimiz lamba gibi izliyoruz ! Oradan bakıldığında nasıl görünüyor bilemem ama; buradan fazlasıyla can sıkıcı. 6 Nisan'da Fenerbahçe ile oynuyoruz. "Arena'da istenmeyen olaylar" başlığıyla çıkacak gazete manşetleri şimdiden hazırdır. O yüzden 2007'de oynadığımız "sulu" derbiyi unutma ve provokasyona gelme !  Mahmut Uslu ve çetesinin hafta ortası yapacağı açıklamalara zerre takılma ! Her sene aynı şeyler... Takıma bu hafta sahip çık ve şikecilere gereken cevabı sahada ver ! Galatasaray'ı çıkarları uğruna kullanan güruha aldırış etme ve Tevfik Fikret'i unutma !



22 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Kayserispor Maç Yazısı | Aysal - Mancini ve Terim

Kayserispor'a 1-0 yenilerek lige attığımız havlu, sadece yitip giden bir şampiyonluktan daha fazlasıydı aslında... Yitip giden umutlar, uzun zamandır pamuk ipliğine bağlı olan yönetim-futbolcu-taraftar üçgeninin de kopmasına neden oldu. Dün gece Arena'da yaşananlar uzun zaman hafızlardan silinmeyecek türdendi.

Filmi başa saralım. Ünal Aysal-Fatih Terim olaylarında denge siyaseti izleyen ultrAslan, Terim sonrası ilk maç olan Ç.Rizespor maçında Terim'e dair tek bir pankart dahi hazırlamamıştı. Tribünde yapılan onlarca koreografi de emeği olan ultrAslan, Terim'in gönderilişini tribünde böylelikle izole etmişti. Yine seremoni esnasında başlayan "İmparator Fatih Terim" tezahüratları Pegasus'tan değil, stadın muhtelif yerlerinden başlayarak Arena'ya yayılmıştı. Yaşananlar bir şekilde üstü kapatılarak geçiştirilmeye çalışılmış; ancak hadise sineye çekilebilecek kadar basit değildi.

Bu kısma kadar Galatasaray taraftarının büyük kısmı Fatih Terim'in yanında olmuş, Ünal Aysal'a karşı cephe almıştır. Ancak filmin kopma noktası Yıldırım Demirören ve Fatih Terim'in imza töreninde gizlidir. Fatih Terim'in, geçen sezon oynanan Mersin İdman Yurdu maçı sonrası "Fatih Terim'e itibarsızlaştırma operasyonu yapılıyor" diyerek yüklendiği TFF Başkanı Demirören ile çektirdiği fotoğraflar, taraftarın bir kısmını Terim cephesinden Aysal safına yöneltmiştir. Böylelikle taraftarlar arasında Aysalspor - Terimspor olarak isimlendirilen iki grup ortaya çıkmıştır.



Bu süreçte Roberto Mancini, Galatasaray ile sözleşme imzalamış ve göreve başlamıştır. Aysal - Terim gerginliğinde en masum ismin Roberto Mancini olmasına rağmen; taraftarın geldiği günden beri kendisine sergilediği " üvey evlat " muamelesi hiçbir zaman dinmemiştir. Düşünün, Galatasaray'ın Juventus'u elediği maçta dahi kendisi tribüne çağrılmamış ve İtalyan hoca taraftarlarca benimsenmemiştir. Taraftarın bu tutumunda "Fatih Terim'e ihanet ederim" hissiyatı, Mancini'nin cool tarzı, "Aykut Kocaman vari" gol sevinçleri, futbolcuları ile kurduğu resmi ilişkiler ve Süper Lig'de defansif veya güvenli oyun mantalitesi taraftarla arasında ki yıldızların barışmasına mani olmuştur.

Futbolcuların ise bu sezon gösterdiği istikrarsız form grafiği, sezonun son 8 haftasına girilirken hala devam etmektedir. Geçtiğimiz iki yılın yıldız ismi Selçuk İnan, bu sezon istenilen seviyelere bir türlü ulaşamazken; Burak Yılmaz, Drogba gibi isimler Selçuk İnan ile beraber eleştirilerden nasibini alanlar arasındadır...

Filmin genel özeti bu şekilde. Daha özele inersek;

Her ne sebeple olursa olsun Ünal Aysal iki yıl boyunca Galatasaray'a çok büyük hizmet etmiş, kulübün marka değerini tekrardan eski günlerine geri döndürmüştür. Bunun için yapılan transferlerde gerek Fatih Terim'e gerekse Roberto Mancini'ye sağladığı olanaklarla, kendilerine başarının yolunu açmıştır. Kulübün finansal açıdan düzlüğe çıkıp, Uefa kriterlerine nispeten uygun bir hal almasında çok büyük çaba sarfetmiştir. Futbolun yanı sıra basketbola da büyük emekleri geçmiştir. 23 yıl sonra gelen şampiyonlukta ve Yenilmez Armada ruhunun canlanmasında pay sahibi olmuştur. Özellikle bayan voleybol takımında sağladığı vizyon değişimi ile Cev Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmemiz, amatör branşlarda da yaptığı olumlu işlerden bir tanesidir.

Aysal'ın en fazla suçlu bulunduğu Fatih Terim gerginliğinde, en büyük hatası durumu iyi idare edememiş ve egolarına yenik düşmesi olmuştur. Kazanılan başarılarda Fatih Terim'in sürekli bir şekilde başarının sahibi olarak lanse ettirilmesi Aysal'ı rahatsız etmiş ve iç çekişmelere düşmesine neden olmuştur. Ünal Aysal, Terim krizinde bariz bir şekilde sınıfta kalmıştır. Taraftarın bu denli sevdiği bir isimle yaşadığı laf dalaşları ("eleman") kendi hanesine yazdırdığı en büyük eksidir. Yönetim içerisinde ki "kurumsallık faaliyetleri" ise ayrı bir tartışma konusu olmuştur."Galatasaray bir his takımıdır" şiarını yok sayarak kulübün genleriyle oynamak bu tarz sonuçları doğurmaya müsaittir. Galatasaray Yönetim Kurulu'nda yola devam etmek istemediği isimlerin yerine getirdiği kişiler, Galatasaray taraftarı tarafından kabul görmemesi de yönetim-taraftar bütünleşmesini engellemiştir. Ali Dürüst, Abdürrahim Albayrak ve Adnan Öztürk gibi isimlere benzer bir kişinin yeni yönetimde olmaması "yeni bir Aziz Yıldırım mı doğuyor?" sorusunu ortaya atmıştır. Galatasaray'da tek adamlık hiçbir zaman olmamış ve benimsenmemiştir. Bu sebepten yönetim kurulunun zayıf olması, bütün okların Ünal Aysal'a doğrulmasında büyük etken olmuştur. Malum Bülent Tulun olaylarına hiç girmeye gerek yok. Ünal Aysal'ın yaklaşık 3 sezondur gösterdiği çalkantılı ancak bir o kadar da başarılı olan profili, bu sezon sekteye uğramış olarak gözükse de; istifaya davet edilecek kadar kötü bir yönetim gösterdiği kanaatinde değilim! Adnan Polat döneminde yaşadıklarımızı gözler önüne getirdiğimizde ne demek istediğim daha net bir şekilde anlaşılabilir. Bu sebeple yaratılan kaos ortamının kimseye faydası olmayacaktır.



Taraftarın bir türlü benimseyemediği Roberto Mancini olayına gelirsek, öncelikle kendisinin Türkiye'ye uygun bir hoca profili olduğunu düşünmüyorum. Bir diğer husus daha var ki kendisi alınmadan önce (yönetim daha sonra yalanlasa da) Bielsa ismi de fazlasıyla ortalıkta dolaşıyordu. Galatasaray taraftarının profiline uygun olması (farklı çalışma stratejisi ve çılgınlıkları ile meşhur bir isimdir) ve hücum futbolunu daha fazla benimseyen bir yapıda olması sebebiyle Bielsa'yı gönlümden geçiriyordum. Roberto Mancini'nin göreve gelmesi sonrası, Galatasaray'da takım savunması ön plana çıkmış, 11 kişi ile topun arkasına geçerek gol yememek en büyük hedef olmuştu. Galatasaray bu süre zarfında yerlerde gezinen fizik kondisyonunu günde çift antrenmanlarla toparlamaya çalışmış, devre arası yüklemeleriyle daha iyi bir seviyeye getirmiştir. Ancak oyun içerisinde ki sistemsel kaos bir türlü giderilememiş, takımın üretkenliği her geçen hafta düşüş göstermiştir. Bunda futbolcuların dönemsel formsuzlukları başlıca etmen olsa da; Mancini yönetiminde ki 20 haftada kadro istikrarının bir türlü sağlanamaması takımın şu anda içinde bulunduğu durumu özetliyor. Takım içerisinde Roberto Mancini'yi sevmeyen Türk oyuncu profili de olayların en can alıcı kısmı aslında. Fatih Terim'in en büyük farkı burada ortaya çıkıyor. Terim'in Türk ve yabancı oyuncularla arası her daim iyi olmuştur. Roberto Mancini'nin, yüksek egolu (!) Türk futbolcularımızla yeterli iletişimi kuramayarak takımda ki ahengin kaybolmasında pay sahibi olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. Türk futbolcusunun profesyonel hayata fazlasıyla yabancı olmasından, takım içerisinde ki kamplaşma derinleşmiştir. Roberto Mancini'nin Kayserispor maçı sonrası yaptığı basın toplantısında "bu takımı ben yaratmadım, ben kurmadım!" minvalinde ki sözleri bir çok şeyi özetliyor aslında. Sezon başı yanlış kadro yapılanması ve bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen eksikler, yukarıda saydığımız yönetimsel zaafiyetlerle birleşince ortaya yaşanılan tablo çıkmaktadır. Roberto Mancini'ye bütün Galatasaray taraftarı tepkili olabilir. Ancak kabul etmemiz gereken başarısını da atlamamak gerekir. Bu sezon ki ölüm grubundan çıkan da İtalyan hocadır. Chelsea'ye elenmemiz çok fazla eleştirilmişti. Rakibimiz olan Chelsea'nin, dün Arsenal'i 6-0 ile bozguna uğrattığını da hatırlatalım...

Velhasıl her ne şartla olursa olsun, Roberto Mancini ile bu sezonu tamamlamak gerekir. 2010-2011 sezonundan gerekli dersleri hala çıkaramadığımızı görmek büyük acı veriyor. Israrla hoca değişikliğinin talep edilmesi, tribünde istifa seslerinin duyulması bu zamana kadar hangi kulübü başarıya götürmüştür? Roberto Mancini'ye sezon sonuna kadar gerekli şansın verilmesi elzemdir. Sezon sonu tekrardan durum değerlendirmesi yapılır ve yola daha sağlıklı bir şekilde devam edilir. Bu sayede Galatasaray en az zararla bu süreci atlatmış olur. Bu sebeple kendisini istifaya davet eden ultrAslan ile aynı görüşü paylaşmadığımı yinelemek istiyorum.

Tribünde ki Fatih Terim tezahüratları için söyleyebileceğim tek şey var...
 "Öyle şeyler yaşattın ki uğruna ölmeye değer, öyle bir imza attın ki hayallerimizi yıkmaya yeter !"




18 Mart 2014 Salı

Chelsea - Galatasaray Maç Yazısı | Başka Bahara !

Chelsea'ye 2-0 kayberek Şampiyonlar Ligi'ne veda etmemiz, sahada gösterdiğimiz ruhsuz ve kötü futbol kadar üzmedi. Facia gibi bir Galatasaray izledik. Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya kalan bir takım, maçın en az 10 dakikasında "futbol" oynar. Maç içerisinde dönen topları alıp rakibi baskı altında tutar yada topun ayağında kalmasını sağlar. Dün gece ki Galatasaray, 90 dakika boyunca ne rakibi baskı altına alabildi, ne de topu ayağında tutabildi. Futbol oynamayı bir kenara bırakın, daha defanstan top çıkartamayan bir yapıyla Londra'dan turla dönmek zaten mucizelere kalmıştı.



Hatırlanacağı üzere Arena'da oynanan ilk maçın birinci devresinde de çok kötü oynamıştık. İlk maçta ki asıl sorun, sabit bir ön libero olmadan maça başlamamızdı. Defans ve orta saha arasında bıraktığımız boşluklar Willian, Torres, Hazard ve Schürrle tarafından maden gibi işlenmişti. Roberto Mancini, rövanşta bu hataya düşmedi. Daha net bir 11'le maça başladı. Felipe Melo'yu ön liberoya, Yekta'yı da sağ hafa yerleştirerek sahayı daha iyi parsellemeyi düşündü. Düşünce çok güzeldi fakat günlük veya dönemsel formsuz oyuncular, maçın kaderine direk etki etti. Özellikle uzun zamandır formsuz olan Selçuk İnan ilk yarıda hiç insiyatif almadı. Eto'o, Willian, Oscar ve Hazard ile takım savunmasının en güzel örneğini sergileyen Jose Mourinho'nun öğrencileri, Galatasaray savunmasına yaptıkları baskıyla topun orta sahayı geçmesine müsaade etmedi. Galatasaray defansında oynayan futbolcuların teknik becerisi herkesin malumu iken insiyatif almak isteyen oyuncu çıkmayınca, Galatasaray "stop" düğmesine bastı. Orta sahada Yekta ve Selçuk, Lampard ve Ramires ikilisi tarafından kilitlenince; bütün yük Semih Kaya ve Felipe Melo'nun omuzlarına kaldı. Defanstan Semih ve Melo ile çıkarılan toplar orta sahaya ulaştığı zamanlarda, Sneijder'in her topu kaybetmesiyle hüsranla sonuçlandı. Yapılan basit pas hataları istenilen set hücumlarının sergilenmesine de mani oldu. Erken yenilen golün ardından, her topun ileride kaybedilmesi ve Chelsea tarafından organize akınlarla kendi kalemize dönmesi; mental olarak da oyundan düşüren bir etkendi. Kornerden yediğimiz ikinci golle beraber teslim bayrağını çekmemiz de çok sürmedi. O nasıl adam paylaşımıydı öyle ? 



İlk yarı boyunca Selçuk İnan, Sneijder ve Yekta'dan hiç katkı alınamaması, Chelsea gibi bir takıma karşı 8 kişi ile mücadele etmemize neden oldu. Drogba ileride yalnızları oynarken, Burak Yılmaz'ın sağ kanada mahkum edilmesi de "futbola ihanet" isimli filmin devamıydı. Devre arasında sistemi değiştirmenin çare olmayacağını düşünüyordum. Malum futbolcuların form durumu ortada iken hangi sistemi oynarsan oyna çare etmeyecekti. Öyle de oldu. İkinci yarı da 3-5-2'ye dönen Galatasaray, bu sefer daha fazla pozisyon vermeye başladı. Ön libero Melo'nun stoperlerin arasına girmesi, orta saha da Wilian'a daha fazla boş alan bırakmaktan başka işe yaramadı. Kısaca Mourinho'nun "kompakt futbolu", Roberto Mancini'nin emekleme dönemlerini yaşayan "kompakt futbolunu" ezdi. 2 senedir Jose Mourinho'nun takımlarına elendiğimiz için seneye "bizden uzak Allah'a yakın" olmasını diliyorum...

Avrupa'da ki başarı sürdürülebilir olduğu zaman değer kazanır. Galatasaray iki senedir Mart ayını görüyor.Özellikle bu sene Real Madrid ve Juventus'un olduğu ölüm grubundan çıkması, Galatasaray'ın Avrupa karnesi için en olumlu taraftır. Yaşanılan Juventus zaferi de unutulmazlar arasına çoktan girmiştir. Seneye daha iyi bir yapılanma ve 90 dakika oyunun içinde olan bir santraforla en kötü Mart ayına ulaşacağımızı düşünüyorum.

Dün gecenin asıl kazananı ise Galatasaray tribünü olmuştur. 90 dakika boyunca hiç susmadılar.İngiliz rejisi sürekli Galatasaray tribünlerini gösterirken, Stamford Bridge'te ki Chelsea taraftarı 60. dakikada isyan etti. Kendi sahalarında deplasmanı yaşadıkları için ufaktan hareketlenmeye çalıştılar ama cevap üçlüyle gecikmedi. Dün gece Londra'da, Galatasaray tribünü resmen destan yazmıştır. Skor istenildiği gibi olmasa da hepsinin yüreklerine sağlık. 

via: Ali Sami Yen Sokak


Bir başka konuyla sonlandıralım. Bu tarz kötü skorlar iyi gün taraftarıyla, kötü gün taraftarını ortaya çıkartıyor. Böyle günlerde 2000 sonrası Galatasaraylı olanları çok net ayırt edebiliyoruz. Galatasaray futbolcusuna "ayağı kırılsın" diyeninden tutun, bir diğerine de bütün küfürleri edenine kadar ne ararsan var ! Bu arkadaşlara Xavi ve Falcao her sene şampiyonluk yaşattığı için kızmaları da normal ! Futbolcular kötü oynadıkları için eleştirilebilir ancak kendi takımının futbolcusuna küfür etmek, sağlığıyla ilgili beddualarda bulunmak hangi kalıba girer bunu çok merak ediyorum. Bir de güzel örnekle devam edelim. Hepimiz 2010-2011 sezonunu yaşadık. Yeni stadımızın açıldığı sezonda çok kötü maçlar çıkardık. Hatırlamak istemeyeceğimiz bir sezon geçirdik. Ancak kötü gün taraftarı yine Arena'da, olması gereken yerdeydi. Şu anda şampiyonluk yolunda yara almış olsak da matematiksel olarak hiçbir şey bitmiş değil. Sonuna kadar mücadele etmeye devam... Kayseri maçında yine aynı yerdeyiz. Biz yine omuz omuzayız... O yüzden "umutlarınızla beraber" sizi de bekleriz !


14 Mart 2014 Cuma

K.Karabükspor - Galatasaray Maç Yazısı | Biz Zor Günlerin Adamıyız

Evet, yine deplasmanda iki puanı bıraktık.
Evet, yine ruhsuzduk.
Evet, yine altı pastan üç tane pozisyonu harcadık.
Evet, yine Roberto Mancini'nin Ceyhun Gülselam aşkı alev aldı.
Evet, yine Arena'da oynanan futboldan eser yoktu.
Evet, yine Selçuk İnan formsuzdu.
Evet, yine Burak Yılmaz gol kaçırdı.
Evet, yine , evet , yine , evet , yine vs...

Büyük Kaptan, Fenerbahçe maçına çıkmadan önce "biz zor günlerin adamıyız,bunu her zaman bir kenara yazın !" diyordu. Bu cümle Büyük Kaptan'a çok yakışmıştı. Bu yüzden kaptanlığı da yüreği gibi büyüktü.



Bu zor günlerde gerçek taraftarlar da ortaya çıkacak. Gösterecek gücünü. Takımın arkasında dimdik duracak ! Bu sebeple tekrardan silkelenme ve kendimize gelme vakti. Önümüzde sezonun en önemli maçı var. 18 Mart'ta Chelsea ile oynuyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kalabilmek için rövanş maçına çıkıyoruz. Türkiye'yi sadece yine biz temsil ediyoruz. Unutuyoruz Karabük maçını, sadece önümüze bakıyoruz !

İki senedir Selçuk İnan'ın önderliğinde Türkiye'de bütün kupaları alan Galatasaray, bu sene üç kulvarda birden mücadele ediyor. Süper Lig'de durumlar zora girmiş olabilir, kabul ! Ancak iki sene boyunca Selçuk İnan'ın sahada akıttığı teri, attığı golleri, yaptığı asistleri ne çabuk unutuyoruz ? Burak Yılmaz'ın Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerle Çeyrek Final'e kadar gittiğimizi ne çabuk siliyoruz hafızalardan ? Bu kadar basit değil beyler ! Vefa, İstanbul'da bir semt adı olarak kalmamalı. Gayette kötü oynama ve formsuzluk gibi kredileri olmalı.Varsın şampiyonluğa mal olsun. Son iki seneyi gözümüzün önüne getirdiğimizde, her maçta Selçuk İnan'ın veya Burak Yılmaz'ın imzası vardır. Allah aşkına, Selçuk İnan'ın Volkan Demirel'i yerine çaktığı o frikiğinde mi hatırı yok ? Ayıptır ! Burak Yılmaz'ın bu sezon gol krallığında yine zirvede olduğunu da mı görmüyoruz ? Hemde sağ kanatta oynayarak !

Uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bir konu daha var. Maç sonrası Twitter'dan da paylaştım aslında. Roberto Mancini'ye yapılan "üvey evlat" muamelesi ne zaman bitecek ? Bu sezon Torku Konyaspor maçında Uğur Tütüneker, Elazığspor maçında Okan Buruk ve Akhisar Belediyespor maçında Hamza Hamzaoğlu taraftarlarca tribüne çağrılarak hak ettikleri şekilde onurlandırılmıştır. Güzel de bir düşünceyle eski futbolcularımızı bağrımıza bastık. Peki buraya kadar her şey güzel. Galatasaray'ın teknik direktörü bu sahneyi gördüğünde ne düşünüyordur ? Taraftar olarak biraz empati kurduğumuzda, ne demek istediğimi daha net anlarsınız. GS Store'da satılan bir tişört var. "Biz bir aileyiz, kenetlendikçe daha da büyüyen" yazıyor üzerinde. Koskoca Galatasaray taraftarı kendi hocasını sahiplenemezken; hangi aile olgusundan bahsedilebilir ? Nasıl bir kenetlenmeden söz edilebilir ? Mayıs'a iki ay kala, hala yönetim/futbolcu/taraftar üçlemesinde bir şeyler eksik. Bu eksikliği giderebilmek için hala zamanımız var. En büyük görev Galatasaray taraftarına düşüyor. "Herkesin gelip geçici olduğu kurumsal aile düzeninde, büyüklüğü yine kalıcı olan Galatasaray taraftarı gösterecektir." Bütün futbolcularını, hocasını tribüne çağırarak bağrına basacaktır. Ailesine sahip çıkacaktır. Bu yüzden de Büyük Kaptan'ın sözünü unutmayalım "biz zor günlerin adamıyız, bunu her zaman bir kenara yazın !"


8 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Akhisar Belediyespor Maç Yazısı | Arena'nın Efendisi

Tıpkı Bursaspor maçında olduğu gibi Arena'da yine 6 gol izledik. Alınan farklı galibiyetlerde iki rakibinde pozitif futbol oynamak isteyen, bu yüzden de geniş alanlar bırakan ekipler olması etkiliydi. Galatasaray'ın farklı galibiyetinde yine muhteşem bir iştah, kazanma arzusu ve yetenekli ayaklar vardı. Akhisar maçında formsuz Drogba'nın kendine gelmesi, Bursaspor maçının kahramanı Wesley Sniejder'in, Akhisar maçında da sahne alması ve sol bek Alex Telles'in "dosta güven,düşmana korku" vermesi gibi bir çok ayrıntı mevcuttu.

Sabahtan akşama kadar yağan yağmur, maç öncesi zemin konusunda tereddüte düşürse de, Arena her şeye hazırlıklıydı. Isıtıcılara değinmeden edemiyorum. Gerçekten medeniyet böyle bir şey. Dışarıda kopan fırtına stat içerisinde yerini meltem rüzgarlarına bırakmıştı. Tekrardan emeği geçen yöneticilerimize teşekkür ediyorum.

Akhisar maçında Selçuk İnan'ın yerine Ceyhun'u ilk 11'de izledik. Geçen hafta ön liberoda maça başlayan Yekta, bu hafta Selçuk İnan'ın pozisyonunda karşımıza çıktı. Ç.Rize maçında skor 1-0'a geldikten sonra Melo ön liberoya geçmiş, Yekta ise daha önde oynamaya başlamıştı. Yekta'nın önde oynaması Galatasaray'ın maçta ki üretkenliğini arttırmıştı. Süper Lig'in devre arasında Yekta'yı Trabzonspor'a göndermek isteyen zihniyet, ne kadar büyük bir hatadan döndüklerini umarım artık anlamıştır. Özellikle Chelsea ve  Akhisar maçında defans - orta saha bağlantısında, topu net bir şekilde (eveleyip gevelemeden) ileriye taşıdı. Kasımpaşa dönemlerini hatırlarsak, Yekta Kurtuluş'un ofansif orta saha oyuncusu olduğunu anımsarız. Top tekniği iyidir, basit ve sade oynar. Oyun görüşü ise Süper Lig ortalamasının üstündedir. Selçuk İnan takıma döndükten sonra ön liberoda yine kendisini izleyeceğimizi düşünüyorum. 




























"Elalem sol bek görsün !" diyerek Alex Telles'e geçelim. "Seni anan benim için doğurmuş" diye bir şarkı vardı. Senelerdir sol bek için kendimizi parçaladık. "Al sana sol bek !" diyerek Brezilya'dan kopan gelen bir ilaç! Muhteşem bir Alex Telles izledik dün akşam. Gerek defansta gerekse ofansta takıma büyük katkı sağladı. Özellikle önünde oynayan Sneijder ile yakaladıkları uyum harika. Atılan 2.golde Alex Telles'in ceza sahasına yaptığı koşu ve Sneider'in rakibin bacak arasından attığı pas bu uyumun en bariz göstergesi. Alex Telles'in hızı, temposu, tekniği ve ortaları çok can yakıyor. "Adam sol bek beyler !" İlk yarı Sneijder - Alex Telles uyumunu kullanmak yerine çoğu sefer oyunu sağ kanattan kurmaya çalıştık. Ebuoe'nin formsuzluğu ve önünde oynayan herhangi bir oyuncunun olmaması sağ kanat etkinliğini kısıtladı. İlk yarıda Akhisar'ın Ebuoe'nin kanadından etkili gelmesinde, Burak Yılmaz'ın geriye dönmemesi büyük etkendi. Ebuoe tek başına sağ kulvarı kapatabilecek seviyede değil. Akhisar maçını bir kenara bırakırsak ilerleyen haftalarda bu konu başımızı ağrıtabilir.

Roberto Mancini, son haftalarda sol stoperde Hakan Balta'ya şans tanıyor. Bu kararda sadece yabancı kontenjanı etkili değil. Hakan Balta'nın tekniğinin diğer stoperlere nazaran daha iyi olması ve Roberto Mancini'nin sol stoperde sol ayaklı bir futbolcu oynatmak istemesi Hakan Balta tercihine zemin hazırlıyor. Süper Lig'de iç saha maçlarında bu tercih kabul edilebilir. En azından bir yabancı hakkını diğer mevkiler için kullanabilirsin. Büyük maçlarda ise Semih - Chedjou ikilisi daha sağlam bir tandem olabilir.

"Maçın yıldızı kimdi ?" sorusuna verebileceğim cevap Wesley Sneijder olur. Oyundan çıkana kadar maça hükmetti. Bu sezon duran toplardan gol atamıyoruz diye çoğu kez sızlandık. 3 maçtır "altı pasa" attığı kornerlerle gol buluyoruz. Burada topa vuran oyuncuların etkinliği kadar korneri kullanan oyuncunun da etkisi büyük. Günümüz futbolunun en önemli silahı olan duran topları Galatasaray'a tekrar kazandıran Wesley Sneijder'e teşekkürler. Maç genelinde ise Wesley Sneijder'in doğru yerlerde topla buluşması üretkenliğini arttırdı. Bu noktada defanstan veya orta sahadan direk Sneijder'i arayan oyuncuların olması önemli. Doğru noktalarda topla buluşan Sneijder için takımı yönlendirmek çok daha kolay oldu. Attığı ters toplar veya Burak Yılmaz - Drogba ikilisine attığı derin toplar, Galatasaray'ın pozisyon üretebilmesi için hayati önem taşıyor. Burak Yılmaz için ayrı bir parantez açalım. Geçtiğimiz hafta yaşadığı olayın acısını bu hafta golle buluşarak çıkarttı. Arena'da kendisine hak ettiği değeri veren taraftarlara, maç sonrası teşekkür etmeyi de ihmal etmedi.















Uzun zamandır yokları oynayan Drogba kendisini hepimize tekrardan hatırlattı. Chelsea maçı öncesinde form tutması bizim için çok önemli. Akhisar maçında 2 gol ve 2 asistle yıldızlaştı. Oyunun her alanında takıma katkı sağlayan, adam eksilten, pozisyonlar bulan, arkadaşlarına asist yapan ve takımı oynatan Drogba'ya 40 yaşında da olsa ihtiyacımız var. Roberto Mancini'nin maç sonrası Drogba hakkında yaptığı yorum ise bir hayli ilginç."Eğer bu kadar çok gol atmaya devam ederse bir hafta da izin verebilirim. Bunların hepsi bir tarafa Drogba artık 36 yaşında, genç bir oyuncu değil. Dolayısıyla Çarşamba-Pazar maratonuna göre arada izin vermemiz gerekiyor."

Son olarak deplasmanda kazanmadığımız sürece iç sahada atılan 6 golün pek önemi yok. Karabük deplasmanından 3 puanla dönerek, şampiyonluk yolunda emin adımlarla yürümeye devam etmeliyiz. Ayrıca Fırat Aydınus'un Felipe Melo'ya ettiği küfürü de TFF'ye havale ediyorum. Haftaya puan farkını "yerle yeksan" etmiş bir şekilde görüşmek üzere...

Galatasaray'ın iç saha ve deplasman tablosu (Ntvspor)

27 Şubat 2014 Perşembe

Galatasaray - Chelsea Maç Yazısı | Londra'da Görüşürüz !

Şampiyonlar Ligi 2.tur ilk maçında, geçmişten pek hoş hatırlamadığımız Chelsea'yi Arena'da ağırladık. Geçmişten ödenmemiş bir hesap vardı ve bu hesabı kapatabilmek de öyle kolay bir şey değildi. Gecenin sonunda hesabı kapatamasak da; 18 Mart 2014 tarihinde oynanacak rövanş maçına, kısa vadeli bir çek aldığımızı belirtelim. 20 Ekim 1999'un intikamı öyle veya böyle alınacak !


Yine ters köşe :(


Gelelim dün gece oynanan 90 dakikaya...

Roberto Mancini'nin tercihleri geceye damga vurdu. İlk 11 açıklandığında, fotoğrafta ki dizilişi kurmuştum. Gel gelelim sistem benim kurduğum kadrodan farklı çıktı. Anlayacağınız yine ters köşeye yattık ! Sahaya çıkan kadro da bir eksik vardı. O da haftalardır defansın önünde oynayan, Roberto Mancini sisteminin olmazsa olmazı olan ön libero... Bu bölgenin ne kadar önemli olduğunu Chelsea maçında daha iyi anladık. Öyle ki savunma ve defans bağlantısında ki eksiklikten tutun, takım savunmasında verilen boşlukların başlıca sebebi oldu. Bir de bu eksiklik, kendi evimizde yenilen 1 gole mal oldu. Yenilen golde Ebuoe'nin hatası var, kabul! Ancak orta sahada bir fazla oyuncuyla kademe oluşturulamaması ve Torres'in iki stoperle baş başa kalması da yadsınamaz bir gerçek. Zaman zaman stoperlerin arasına girecek, yeri gelecek beklerin kademesini oluşturacak bir ön libero, ilk yarım saatte ki en büyük eksiklikti. Neyse ki 30. dakikada maçın kaderini değiştirecek Yekta Kurtuluş oyuna girdi. Roberto Mancini'nin sihirli parmakları yine ortaya çıktı.Maçın seyri yapılan değişiklikle tamamen değişti.Özellikle eklenmesi gereken bir husus daha var. Oyundan çıkan Izet Hajrovic kötü oynadığı için oyundan alınmadı. Sistemin SOS vermesi, Izet Hajrovic'in oyundan alınmasına sebep oldu. Takım savunması açısından Burak Yılmaz - Drogba - Sneijder'e bir de Hajrovic'in eklenmesi zaten fazla lükstü. Süper Lig'de bile böyle bir şablonu oynamadığımızı göz önüne alırsak, ihalenin Hajrovic'e kalması yanlış olur. Performansa göre çıkması gereken bir kişi varsa o da ilk yarıda "tel tel dökülen" Ebuoe'dir. Neyse ki kaptırdığı 3 toptan sadece 1 tanesi kalemizde gol oldu. Yoksa tur umutları, "kaf dağının ardında" kalabilirdi.


 "Defanstan topla iyi çıkan stoper" mefhumu, Mancini'yi Hakan Balta tercihine yöneltmiş. Ancak o işlerin öyle olmadığını Semih Kaya'nın yokluğunda yine anladık. Semih Kaya'nın, Galatasaray omurgasında ki önemine değinmeye gerek bile yok. Roberto Mancini, bu hatayı da ikinci yarının başında düzeltti. Etti mi 2 ? Maçın ikinci yarısı, Galatasaraylıları Londra için ümitlendiren bir futbolla devam etti. Özellikle orta sahada fizik olarak yenilmedik.  İngilizlerin en büyük kulüplerinden bir tanesi olan Chelsea'ye karşı, fizik olarak ayakta kalabilmek bence gecenin en önemli çıkarımı idi. Defansta Semih Kaya ve Chedjou ikilisi Torres'i daha iyi marke ederken, müdahalelerde daha fazla güven verdi. Savunma kısmını da garantiye aldıktan sonra hücuma daha fazla öz güvenle çıkmaya başladık. Özellikle Sneijder - Alex Telles'ten oluşan sol kanat, bir ara İvanovic'in başını döndürdü. Herkes Alex Telles'i konuşurken, ben hala %50'sinde oynadığını düşünüyorum. Bu çocuk çok büyük oyuncu olacak ! Bekleyip görelim derim...Yekta Kurtuluş'un orta sahada çaldığı toplarla oyunu doğru kurması; rakip kalede baskıyı arttırdı. Yekta'nın varlığı, ikinci yarıda en çok Selçuk İnan'a yaradı. Daha ofansif oynamaya başladı.Attığımız golde, Drogba'nın kornerde bütün savunmayı üzerine çekmesi ve sezon başından beri etkisiz eleman Chedjou'nun golüyle umutları Londra'ya taşımamızı sağladı.Haydi hayırlısı...


John Terry'nin topu içeri atması ve 2.Donk Vakası !

"Tükenmez umudum varsa sarı kırmızı formasında" ne güzel bir bestedir.Bu beste sezonun özeti aslında.Süper Lig'de 11 puan farktan geri geliyoruz, Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid faciasından sonra, Juventus galibiyetiyle gruptan çıkıyoruz, Chelsea deplasmanına yine aynı ümitlerle gidiyoruz. Tüm bunlarda, rakip kim olursa olsun oyundan kopmayan, skor olarak geriye düşse de kalkmasını bilen bir takım halini almamızın etkisi büyük.Bu sayede Avrupa arenasında daha da büyüyoruz. Hiç kimseden çekinmiyoruz. Mağlubiyeti kabullenmiyoruz, inatla savaşıyoruz. Yükleniyoruz, yıkmaya çalışıyoruz. Olmasa da umudumuzu kaybetmiyoruz. Yine umutlarımızı tazeleyerek 18 Mart 2014'ü beklemeye başlıyoruz. Çanakkale Zaferi'nin hatırlanacağı o gün, yine İngilizlere geçit vermeyecek bir orduyla Londra'da olacağız. Anafartalar'dan Signore Mancini ile beraber yürüyeceğiz. Seddülbahir'den "İzmirli" Semih Kaya ve "Seyit Onbaşı" Felipe Melo ile olmaz denileni olur hale getireceğiz ! Yeter ki inanalım ! İngilizlerin Donanma Bakanı "Winston Churchill" Mourinho ve "Onbaşı" John Terry'nin defterini de o zaman düreceğiz. (Terry, seni yazdım oğlum,seni yazdım! 18 Mart'a kadar iyi bak kendine!)

Gecenin fotoğrafları...

Gecenin en özel pankartı !
Arena Kapalısı !

17 Şubat 2014 Pazartesi

Antalyaspor - Galatasaray Maç Yazısı | Deplasman Fobisi

Galatasaray, Süper Lig'in 21.haftasında Antalya'dan 2-2'lik beraberlikle İstanbul'a döndü. Deplasmanlarda kazanamama alışkanlığı tüm hızıyla devam ediyor.Galatasaray, Süper Lig'de şuana kadar oynadığı 11 deplasman maçında 6 beraberlik,2 mağlubiyet,3 galibiyet almış durumda. Şampiyonluğa oynayan bir takım için pek de iyi bir tablo olduğu söylenemez.Deplasman karnesi en iyi olan takıma bakınca Beşiktaş'ı görüyoruz. Beşiktaş, Süper Lig'de çıktığı 11 deplasman maçından 6 galibiyet,3 beraberlik ve 2 mağlubiyetle ligin lideri konumunda. Deplasman maçları baz alındığında Galatasaray ve Beşiktaş arasında 6 puanlık bir fark olduğunu görüyoruz.Galatasaray sadece iç saha maçlarını kazanarak, Fenerbahçe ile arasında ki 6 puanlık farkı kapatması çok zor.Özellikle son haftalarda yaşanan skandal hakem hataları, devamında basılan soyunma odaları, pervasızca dile getirilen "mağdur" takım portresi karşısında çok daha güçlü bir Galatasaray'ın olmasını gerektiriyor.





























Roberto Mancini kazanan sistemi bozmadan yoluna devam ederken, Antalya karşısına da sakat Hakan Balta ve cezalı Aurelien Chedjou yerine yeni transfer Burdisso ile başladı.Geçtiğimiz hafta cezalı olan DrogbaAntalya karşısında ilk 11'de ki yerini aldı. Geçen haftanın iyilerinden Izet Hajrovic yabancı kontenjanına takılırken, Burak Yılmaz yine sağ kanada mahkum oldu. Roberto Mancini'nin oluşturduğu 4-3-3 sistemi içerisinde alanı iyi daraltıp, topun arkasına 11 kişi ile geçmek ve rakibi bir bütün halinde karşılamak olmazsa olmaz.Galatasaray ilk 25 dakika bu felsefeyi iyi uyguladı. Burak Yılmaz ve Sneijder rakip beki takip ederek savunmaya yardım etti. Orta sahada Ceyhun,Melo,Selçuk üçlüsü, Antalya'ya bariz bir üstünlük kurdu. Oyunun hücum kısmında ise Alex Telles ve Sneijder iş birliği vardı. O iş birliğinden Alex Telles'in sıfıra inip hazırladığı pozisyonu, Burak Yılmaz'ın muhteşem plasesi takip etti ve skor 1-0'a geldi. Alex Telles için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Galatasaray'da uzun yıllardır böyle etkili bir sol bek performansı izlememiştim. Çabukluğu, top tekniği, pas alışverişi ve hırslı yapısıyla "nokta" transfer olduğunu kanıtladı.Özellikle önünde oynayan Sneijder ile çok iyi anlaşması, Galatasaray'ın gelecek maçlara daha güvenle bakmasını sağlıyor. 

25.dakikadan sonra takım "stop" düğmesine basmış olacak ki; Serkan Balcı,Enoh gibi isimlerle Antalya, orta saha hakimiyetini ele geçirdi. Burada önemli bir diğer faktör Drogba'nın oyunun hiçbir alanında takıma fayda sağlamaması. İleride pres yapmasını zaten beklemiyoruz ancak ileride top tutamaması ve hücuma hareketlilik getirememesi takımın iyice geriye çekilmesine yol açtı. Selçuk İnan'ın ilk yarıda ki durgun futbolu da Drogba'ya eklenince takım bir anda durdu. Yenilen ilk golde Semih orta sahada rakibi karşılamak için öne çıkınca Burdisso, Tita ile baş başa kaldı. Burada alanı boş bırakan Semih Kaya kadar, rakibi bozma konusunda ürkek kalan Burdisso'nun payı çok büyük. Burdisso'ya da bir parantez açalım. Boca Juniors kariyerinde pek parlak günler geçirmediği, Boca Juniors taraftar forumlarından da anlaşılıyor. Hava toplarında ki hakimiyetine diyecek bir şey yok ancak; topu oyuna sokma konusunda maalesef Galatasaray standardında değil. Özellikle Semih Kaya, Burdisso'nun yanında Pique etkisi yaratıyor. Antalyaspor ile hafta ortası oynanan Türkiye Kupası maçında, Koray Günter'i izlemiştik. Koray Günter, konsantrasyon ve fiziksel eksikliğinin haricinde daha komple bir stoper. En azından çevre kontrolü ve indirdiği topları takım arkadaşlarına servis edebilmesi önemli özellikleri. Top tekniğinin ve pas oyununa yatkınlığının Burdisso'dan daha iyi olduğunu söylemeliyiz. Semih Kaya'nın, Galatasaray forması altında ilk günden beri tükenmez bir kredisi vardır. Galatasaray taraftarı genç futbolculara değer verip, gerekli sabrı gösterir. Kiralık Burdisso'nun yerine, bonservisi Galatasaray'da olan Koray Günter daha iyi bir tercih olabilir.



























İlk yarı 1-1 bitecek diye beklerken futbol sahalarında pek eşine rastlanılmayacak türden bir gol yedik. "Antalya gol attı" diyemiyoruz çünkü ceza sahasında oluşturduğumuz kaos ortamı golü getirdi. Alex Telles'in bilinçsizce vurduğu top, Ceyhun'a çarparak filelerle buluştu. Burada Lamine Diarra'nın ofsayt olduğunu da eklemeliyiz. Verilmeyen 1 penaltı ile ortalığı toza dumana katan, suyun karşı yakasında ki takım gibi bu pozisyona ağlayacak halimiz yok. Neyse ki yolumuza bu tarz taşların konmasına alışkınız. Galatasaray, gerektiğinde hakemi de yenecektir. Yenmek zorundadır !

İkinci yarıda ise Antalyaspor skor üstünlüğüyle beraber ayağa  iyi pas yaptı.Soğukkanlı bir şekilde topu iyi dolaştırması, Galatasaray'ın gerekli baskıyı oluşturmasını engelledi. Özellikle devre arasında Antalya'ya katılan Enoh, oyunun her iki alanında Antalya'ya çok şey katmış. Antalya'yı pasla ikinci bölgeye taşıması, önemli bir artı.Antalya-Galatasaray maçı, Serkan Balcı'nın kariyeri boyunca oynadığı en iyi maçlar arasına girebilir. Orta sahada ki dinamizmiyle pas alışverişinde Enoh'a yardımcı olması, Galatasaray adına işleri daha da zorlaştırdı. Tita herhangi bir Anadolu kulübünün bünyesinde olması gereken oyuncuların başında geliyor. Her sezon belli bir standartta oynayarak, tekniği ve süratiyle fark yaratıyor."Beşiktaş'ın, Liverpool'dan 8 yiyen kalecisi" olarak tarihe geçen Hakan Arıkan, yine Galatasaray karşısında devleşti. Ceyhun ve Sneijder'in şutlarında başarılıydı. İkinci yarıda ise Sabri'nin kanadından gelen ortalarda hata yapmadı.

Roberto Mancini,oynanan durağan futbolu değiştirebilmek adına ikinci yarıda bazı değişikliklere gitti. Veysel'in sağ beke geçmesinin ardından Sabri'yi sağ kanatta izlemeye başladık. Sabri özellikle son haftalarda muazzam oynuyor. Hem savunmada hem hücumda gerçekten efsane bir performans sergiliyor. Böyle giderse Ebuoe'nin formaya hasret kalacağını söylememiz lazım. Mancini'nin yaptığı en önemli hamle, Burdisso'yu çıkarıp yerine Emre Çolak'ı alması oldu.Böylece Melo'nun stopere geçmesi topu oyuna daha rahat sokma konusunda fayda sağladı. Bu değişiklikle beraber Galatasaray, çift forvet Burak-Umut arkasında Sneijder ile daha üretken bir yapıya büründü. Bu üretkenlik golü de getirdi.Selçuk'un ortasında Umut Bulut usta işi bir kafayla skoru 2-2'ye taşıdı.

Antalya deplasmanında kaybedilen 2 puanı iş kazası olarak değerlendirmek gerekiyor. Yenilen çok basit iki gol moralleri bozsa da takım disiplini ve 4-3-3'ün artık sistem olarak yerleşiyor olması sevindirici. Kadro istikrarını tam olarak sağladığımız söylenemese de belli bir sistem üzerinde yola devam ediyor olmamız ileriye umutla bakmamızı sağlıyor. Takıma katılan genç futbolcuların idman temposunu arttırdığını da eklemeliyiz. Forma rekabeti, futbolcuların daha fazla çalışmasını sağlıyor. Roberto Mancini'nin maç sonrası söylediği gibi, Galatasaray'ın ilk 25 dakikada oyunu kopartabilecek fırsatları yakaladığını ancak bu pozisyonların Hakan Arıkan'a takıldığını da unutmamak lazım. Kaybedilen 2 puan Alex Telles ve Sabri'nin güzel oyunlarına gölge düşürmemeli. Önümüzde ki Beşiktaş maçında çok daha iyi bir Galatasaray ile karşılaşacağımızdan şüphem yok. Yeter ki ilk 25 dakikada oynanan futbolu, maçın geneline yayalım.


2 Şubat 2014 Pazar

Galatasaray - Bursaspor Maç Yazısı | Kaldı 7 !

Süper Lig'in 19.haftasında Galatasaray,Arena'da konuk ettiği Bursaspor'u 6-0 gibi tarihi bir farkla geçerek, Fenerbahçe ile olan puan farkını 7'ye indirmeyi başardı. Gaziantep deplasmanında "ruhsuz futbol" sebebiyle eleştirilen Galatasaray, hafta boyunca dersine iyi çalışmış. Öncelikle Roberto Mancini'den başlayalım.Geçtiğimiz hafta sistemle çok fazla oynadığı için eleştirilen Roberto Mancini, Bursaspor maçında savunmada 4-1-4-1, hücumda 4-3-3 'ü tercih etti. 90 dakika boyunca bu sistemi disiplinli bir şekilde oynattı. Geçen hafta saha içinde yaşanılan kaos, Bursaspor maçında yaşanmazken; Galatasaray'ın maçı ilk yarım saatte koparması bunda etkiliydi.Galatasaray'ın iştahlı oyununda Mancini'nin emeği büyük.Geçen haftadan beri takıma gerekli uyarıları yapmış ve daha arzulu bir takım yaratmış.Çıkardığı kadro itibariyle daha fazla hücumu düşünen ve geçtiğimiz haftalara göre daha üretken bir yapı oluşturmuş.Bunda,yazının devamında da belirteceğim, iki bekin hücuma katkısı ve Felipe Melo'nun sağ iç pozisyonunda hücuma yönelik oynaması etkili oldu.Kadroya Alex Telles'in gireceği düşünüldüğünde, Roberto Mancini'nin daha alternatifli bir kadro ile yoluna devam edeceğini söylemeliyiz. 

Devre arası kampında takıma yapılan yüklemeler bu maçta etkisini göstermeye başladı. Kampta yapılan yüklemelerin etkisini gösterebilmesi için futbolcuların belli bir dinlenme periyodundan geçmesi gerekiyordu. Bu dönem içerisinde, kupa maçları ve Gaziantep maçı arada kaynamışa benziyor. Antalya ve Gaziantep beraberliği, Elazığ mağlubiyeti kondisyon yüklemelerinin ve ağır antrenmanların sonucunda ortaya çıkan yorgunluğa da bağlanabilir.


Hepiniz Metin Gibi Oynayın, Yenilmekten Sakın Korkmayın !
Galatasaray,son oynadığı Elazığspor ve Bursaspor maçlarında 9 gol atıp, kalesinde hiç gol görmedi. Bu noktada Roberto Mancini'nin 4'lü defans kurgusuyla iki maçta fark yarattığını görebiliyoruz.3-5-2 macerasına atılmanın gereği olmadığını bir çok kez anlattık. Bursaspor maçında Semih Kaya - Hakan Balta tandemi, gerek topu oyuna sokmada, gerek rakibi karşılamada iyi işler yaptı.Maç öncesi en çok çekindiğim Bursasporlu forvet Fernandao'ya bir pozisyon hariç göz açtırmadılar.Dikkatleri çeken bir hususta takımın ikili mücadelelerde rakiplerine sağladığı üstünlük.Galatasaray'ın fiziksel kalitesi artıyor.


Uzun zamandır bahsettiğimiz kanat problemi,Fatih Terim döneminden hatırlayacağımız, iki atak bekle sistemi 2-5-3'e çevirerek çözülmüşe benziyor. İlk olarak Ebuoe'den başlayalım. Bursaspor maçında oynadığı futbol, bütün izleyenleri 2011-2012 sezonuna geri götürmüştür.Özlenen "kara tren" iş başındaydı... Toplu veya topsuz müthiş bindirmeler yaptı. Oyun zekası ve pozisyon bilgisiyle, Galatasaray'ın oyunu genişletmesinde fark yarattı. Sol bek Sabri ise, Arena'da bir başka oynuyor. Arena'da gösterdiği performansı deplasman maçlarına taşıması en büyük temennim. Maç boyunca tempolu oyunu, savunmada ki kademeleri, hücumda ise çizgiye inerek ,kendisiyle dalga geçenlere inat, yaptığı ortalar etkiliydi.İki kanadın bu şekilde efektif çalışması orta saha ve forvet hattını rahatlatırken, Galatasaray'ın sahada fark yaratmasını kolaylaştırdı.İki bekini oyuna sokan Galatasaray, hücum opsiyonlarını fazlalaştırdı.Galatasaray bu yönünü geliştirdiğinde daha üretken bir takım halini alacaktır.

Sneijder'den geceye damga vuran "popo pası" !






















Bursaspor karşısında ön liberoda oynayan Ceyhun Gülselam,zaman zaman savunmanın arasına girerek stoper gibi oynadı. Kafa toplarında ki hakimiyeti, orta sahada bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Bursaspor orta sahasına kolay geçit vermedi. Orta sahaya getirdiği sertlik ve dinamizm, şüphesiz Mancini tarafından tercih edilmesinde ki en büyük sebep. Önünde oynayan Melo ve Selçuk gibi oyunu kurup yönlendiren isimler, Ceyhun için büyük şans. Kendisine "Mehmet Topal" rolü çizilmişe benziyor.Topu kazanıp en yakınında ki oyuncuya aktararak basit oynamak... Galatasaray'da görev adamlarına da ihtiyaç olduğu için Ceyhun Gülselam'ı kolay harcamamak gerekli...

Galatasaray formasıyla 100. maçına çıkan Felipe Melo, Galatasaray taraftarı için gerçek bir efsane olma yolunda koşarak ilerliyor. Tartışmasız Galatasaray'ın bu sezon en verimli ve en istikrarlı oyuncusu Felipe Melo. Roberto Mancini, Ceyhun'u ön liberoya monte ettikten sonra, Felipe Melo'nun daha fazla ofansif görev almasını istiyor.Ceyhun'un ön liberoya geçmesiyle,Felipe Melo'da sağ içte ofansif anlamda daha rahat oynadı. Rakibi daha önde karşılaması, takımın savunmaya dönmesi için zaman kazandırırken;yaptığı presle kaptığı topları doğru kullanması Galatasaray'ı ofansif anlamda da bir adım öne taşıdı. Felipe Melo'nun ilk golde Sneijder'e yaptığı asisti bunun en güzel örneği oldu. Güçlü fiziği, tekniği ve hırsıyla yine kendisini izleyenleri büyüledi. Bursaspor maçında takımın güzel futbolu, Selçuk İnan'ı da toparladı. Oyunun Galatasaray kontrolünde kalması, Selçuk İnan'ın "balans ayarı" modunda oynamasına bağlı.Zaman zaman attığı dikine paslar, Serdar Aziz'e ve Civelli'ye takılsa da maç boyunca iyi bir Selçuk İnan performansı izledik.

Gecenin kahramanı şüphesiz Wesley Sneijder oldu. Attığı 3 golle Arena'da ilk hat-trick yapan futbolcu olarak tarihe geçti. Oyunda kaldığı 57 dakika içerisinde, ileri 3'nün solunda, zaman zaman Drogba'nın boşalttığı alanlarda gezinerek oynadı. Wesley Sneijder'in gününde olması, skoru Galatasaray lehine çeviren en büyük faktör oldu. Öyle ki, ilk golde ceza sahasına yaptığı koşu,ikinci golde 30 metreden sol ayağıyla gönderdiği füze ve üçüncü golde ki fırsatçılığıyla sahada fark yarattı.Sergen Yalçın'ın kendisi hakkında söylediği "Sneijder'in bir maçta 3 gol atma ihtimali yok !" ifadesi de tarihte ki yerini aldı. Bursaspor maçından sonra Sniejder'den özür diler diye tahmin ediyorum...

Kanaltürk'te yayınlanan Top Bizde programından...
Galatasaraylı futbolcular, "Taçsız Kral" Metin Oktay'ın doğum gününde kendisine güzel bir hediye sundular.Atılan 6 golün sonrasında tribünler "Metin Oktay" sesleriyle inlerken, kendisinin giydiği 10 numara Wesley Sneijder'in sırtında terledi. Sneijder'de bu formaya layık olmak için 3 golle gecenin kahramanı oldu.Taçsız Kral'ın doğum gününde kendisini özlemle anarken, sezonun geriye kalan haftalarında aynı iştahı ve kazanma arzusunu sıklıkla izleyebilmeyi ümit ediyorum.

26 Ocak 2014 Pazar

Gaziantepspor - Galatasaray Maç Yazısı | Ruh Yok, Fark Çok !

Galatasaray, Süper Lig'in ilk yarısını Kayseri Erciyesspor galibiyetiyle tamamlamıştı. Kadir Has Stadı'nda taraftara ümit veren ve üzerine koyarak yoluna devam eden bir Galatasaray vardı.Yüksek moralle girilen devre arası kampı, futbolcuların Mancini sistemine alışabilmesi açısından çok önemliydi. Gelgelelim Roberto Mancini ilk yarının sonunda bulduğu doğruları bir anda silerek, tekrardan 3-5-2 sevdasına yöneldi. Kısaca doktor reçeteyi yanlış yazmıştı.Yazılan reçete de ki 3-5-2, Galatasaray'ın ilacı olmayacağını Gençlerbirliği maçının ilk 30.dakikasında zaten göstermişti. Bu hatayı gören Roberto Mancini, sistemi değiştirerek 4'lü savunmaya dönmüştü.Trabzon ve Erciyes maçları 4'lü defans kurgusu ile kazanılmıştı. Mancini'nin devre arası kampında ısrarla 3-5-2 üzerine planlar yapması ve takımı bu yönde hazırlaması şaşkınlık yarattı.Türkiye Kupası'nda kaybedilen Elazığspor maçı sonrası, sistemde değişiklik beklentisi oluşmuştu. İtalyan hocanın Gaziantepspor karşısına da bu düzenle çıkması, taraftarda hayal kırıklığına sebep oldu. Galatasaray'ın fazlasıyla ihtiyaç duyduğu devre arası kampı, yanlış sınava çalışan öğrencinin emeği gibi, heba olup gitmişe benziyor...



Galatasaray'ın defans hattı, 3-5-2 'nin temposunu kaldırabilecek ve gerekli pozisyon bilgisine sahip isimlerden oluşmuyor. Tüm defans hattında göze çarpan tek isim Semih Kaya.Geriye kalan isimler, yeterli pozisyon bilgisine sahip değil. Sezon başı transfer edilen Chedjou, geçen yıldan kalan Dany ve Gökhan Zan, orta 3'lü için güven vermiyor.Bu isimlerin pozisyon bilgisinin yanında, topla çıkabilme veya oyunu defanstan başlatabilme özelliği de bulunmuyor. Bu kötü özellik, rakibin önde baskı yaptığı anlarda top kaybı ihtimalini yükseltirken, takımın ön alana yerleşmesine de mani oluyor. Daha önce ki yazılarımda belirttiğim gibi, 3-5-2'nin en önemli mevkileri orta 5'linin iki kenarıdır... Gaziantepspor maçında solda Sabri, sağda Ebuoe oynayınca kanat akınlarını izleyebilmek mümkün olmadı.Bu sebeple oyun yine merkeze yığılırken, alanı genişletme imkanı da yaratılamadı. Ne Ebuoe ne de Sabri, takımı ileriye taşıyabilecek, oyunu rahatlatabilecek oyuncular değil. Temposuz oyunları ve adam eksiltme yeteneklerinin sınırlı olması, 3-5-2'den 5-3-2'ye geçişi mecbur bırakıyor (Süper Lig'de 5 savunmacıyla deplasman maçı kazanmak zaten imkansıza yakın).

Roberto Mancini, sahada ki kısır oyunu görünce 20. dakikada sistemi değiştirdi.Galatasaray, 4'lü defansa geçtikten sonra sahada kaos başladı.Özellikle defans arkasında bırakılan boşluklar,Muslera'nın kalesinde pozisyona dönüştü. Gaziantepspor'un sol kanat oyuncusu Turgut Doğan, Galatasaray'ın sağ kanadında fazlasıyla geniş alanlar buldu. Fiziksel olarak vasatı aşamayan Ebuoe, Süper Lig'in kalbur üstü oyuncularından Turgut Doğan'a karşı her pozisyonda yenildi. Semih Kaya ve Felip Melo, Ebuoe'nin açıklarını kapatmak için çaba gösterirken, Galatasaray'ın sol kanadında Sabri ve Umut Bulut ikilisi bekleneni veremedi. İki kanadın da çalışmadığı bir sistemde, bütün yük Melo,Selçuk, Sneijder ve Drogba'nın omuzlarına kaldı.



Drogba'nın 16.haftada ki Trabzonspor maçından bu yana formsuzluğu devam ediyor. İlk fark ettiğimde mental yorgunluğa bağlamıştım ancak fiziksel olarak da yorgun olduğunu gözlemledim. Karşısında oynayan Binya'nın her pozisyonda Drogba'ya üstünlük kurması başka türlü açıklanamaz. Galatasaray'ın Drogba'ya en çok ihtiyaç duyduğu dönemde, böyle bir performansla karşılaşması gerçekten şaşırtıcı. En kısa sürede alıştığımız "parçalı fil" formuna kavuşmasını diliyorum. Gaziantepspor maçı, Selçuk İnan'ın Galatasaray kariyerinde ki en kötü oynadığı maç olarak tarihe not düşülmeli.Wesley Sneijder'in de istenilenden uzak performansı takımın üretkenliğine ciddi zararlar verirken, skoru da 0-0'a kilitledi. Sezonun Galatasaray adına en iyi oyuncusu olan Felipe Melo, Gaziantepspor maçında yine sahanın yıldızıydı. İlerleyen senelerde ne olur bilinmez ama şuanda gerçek bir Galatasaray efsanesini izliyoruz.Bu anların kıymetini bilmemiz gerekiyor. Felipe Melo'nun boşluğunu nasıl doldururuz diye şimdiden düşünmek lazım.

Roberto Mancini, oyuna müdahalelerini beğendiğim teknik adamların başında gelir.Ancak Gaziantepspor maçında bu olayı biraz abarttı! Maça 3-5-2 ile başlayıp sırasıyla 4-4-2, 4-2-3-1, 4-2-4 ve son olarak tekrar 3-5-2'ye dönerek 90 dakikayı tamamladı. Sahada ki futbolcuların, bu kadar değişiklik içerisinde kaos yaşaması gayet doğal! Bir diğer önemli konu ise Galatasaray'ın 18. hafta sonunda halen net bir sisteminin olmaması.Sürekli bir değişkenlik ve arayış var.Galatasaray, Süper Lig'de şu ana kadar; iki hafta üst üste aynı defans hattı ile maça başlamadı.Sistemin sürekli değişmesi, kadroda ki istikrarsızlığı da tetikliyor.İstikrarın halen sağlanamamış olması şampiyonluk yolunda ciddi yaralar açıyor. Şampiyonluğun sırrı, ezbere sayılabilecek ilk 11'de gizlidir. Belli bir iskelet oluşturulması şart.Galatasaray'da Muslera ve Drogba haricinde herkesin mevkisi değişkenlik gösteriyor.Hal böyle olunca omurgada başlayan sıkıntılar bütün takıma yayılıyor.

Galatasaray'da Jupp Derwall ile başlayan hücum futbolu süreci Kalli Feldkamp, Fatih Terim, Eric Gerets gibi isimler ile devam etmişti. Galatasaray'ın genlerine işlemiş bu felsefeyi, "kontrollü futbola" çevirmek, Galatasaray'a en büyük zararı vermektir. Her şeye rağmen Gaziantepspor karşısında oynanan "ruhsuz" futbolu gelecek maçlarda telafi edeceğimize olan inancım sonsuz.

"Tükenmez umudum,
Varsa sarı kırmızı formasında !"

Geçmiş Olsun Aydın Yılmaz !

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kayseri Erciyesspor - Galatasaray Maç Yazısı | Daha Yeni Başlamıştık

ROBERTO MANCİNİ'Yİ İÇSELLEŞTİRMEK

Kayseri Erciyesspor'a karşı alınan 3-1'lik galibiyetin mimarı Roberto Mancini ile başlayalım. Galatasaray'a geldiğinde yaşanılan kaos herkesin malumu.Sözleşme imzaladığında Fatih Terim - Ünal Aysal çekişmesinde "masum olan Roberto Mancini" olarak yazmıştım. Burada ki en büyük talihsizliği, Fatih Terim gibi bir efsanenin ardından göreve geliyor olmasıydı. Roberto Mancini'ye olan ön yargılar yavaş yavaş değişmeye başlasa da kendisini yeterince içselleştiremediğimizi düşünüyorum.

Taraftarın Roberto Mancini'yi içselleştirememesinde, 24 Eylül 2013 (öyle şeyler yaşattın ki, uğruna ölmeye değer !) tarihinde yaşanan Fatih Terim ayrılığının taraftarda bıraktığı kırgınlık, "Fatih Terim'e ihanet ediyorum" hissiyatı (ki büyük çoğunluk böyle düşünüyor.), Roberto Mancini'nin göreve gelmesinden sonra takımın aldığı istikrarsız sonuçlar ve Türkiye'de ki taraftar yapısına aykırı olan "cool" tarzının etkisi var.

Galatasaray'ın, 30 Eylül 2013'den (R.Mancini'nin resmen göreve başladığı tarih) bugüne kadar yaşadığı zorlu sürece bakarsak; üç kulvarda yoluna devam eden, her geçen gün başarı grafiğini yükselten, oynadığı futbolla da keyif veren bir takım halini aldığını görüyoruz.Bu başarının arkasında ki isme baktığımızda, bizim "cool" İtalyan'ı görüyoruz.Peki, çok mu zor "cool" İtalyan'ı kabullenmek veya içselleştirmek ? Tabii ki değil ! Sorunun cevabı, bir Fatih Terim vecizesinde saklı."Aslolan Galatasaray !" Sadece bu vecizenin manasına baktığımızda bile sorunun cevabını bulabiliriz.




























DAHA YENİ BAŞLAMIŞTIK !

Galatasaraylı futbolcular, Arena'da kazanılan Kopenhag maçından sonra ilk kez bu kadar keyif aldıkları bir oyun oynadılar.Futbolcuların keyif alması, izleyenlere de keyif verdi.Maçın başlama düdüğüyle beraber yalandan 4-2-3-1 gerçekte 4-2-4 dizilişiyle, Drogba - Sneijder - Burak Yılmaz üçlüsü, sık sık yer değiştirdi.Bu üçlü, K.Erciyesspor savunmasının dengesini sıklıkla bozarken, orta sahada ki Melo - Selçuk ikilisi, defans - forvet bağlantısında istasyon görevi gördü. Melo'nun özellikle ilk yarıda attığı 30 metrelik ters topları, alt yapılarda ders olarak gösterilecek türdendi. Melo'nun kanatlara yolladığı uzun paslar, K.Erciyesspor savunmasının dengesini bozarken; Galatasaray'ın bir çok pozisyon yakalamasını sağladı.

Sezon genelinde hücum organizasyonları ve "Drogba'ya şişirilen toplar" sıklıkla eleştirilmişti. Roberto Mancini bu durumu K.Erciyesspor maçında çözmüşe benziyor. Bunun en güzel örneği, Hakan Balta'nın verkaçlarla ceza sahasında bulduğu pozisyondur.(Hakan Balta en son ceza sahasına girdiğinde,ligin 1.haftasında rakip Gaziantepspor'du.) K.Erciyesspor maçında sıklıkla gördüğümüz verkaçlar maçın en güzel görüntüleriydi. Galatasaray'da Hakan Balta,Sabri ve Chedjou'nun verkaçlarla pozisyona girmesi; hücum organizasyonu açısından Galatasaray'a çeşitlilik sağladı.Galatasaray, hücum organizasyonlarını çeşitlendirdiğinde daha rahat pozisyona girip, daha fazla keyif verecektir.



Galatasaray'da iki seneden beri, sürekliliği yüksek bir kanat oyuncusunun bulunamayışı, oynanan futbolun merkeze yığılmasına neden oluyordu.Amrabat transferi bu sorunu çözmek için yapılmış fakat istenilen katkı alınamamıştı.Sezon başı 12 milyon Euro bonservis bedeli ile alınan Bruma, yabancı kontenjanından dolayı kadroda yer bulamıyordu. Roberto ManciniK.Erciyes karşısında Ebuoe ve Riera'yı tribüne göndererek Bruma'ya ilk 11'de şans verdi. Genç yıldızın 4-2-4 'ün sağ kanadında bu şansı iyi değerlendirdiğini söyleyebiliriz.Burak Yılmaz'a yaptığı orta, asist olarak hanesine yazıldı.Oynadığı süre boyunca Galatasaray'ın oyun yapısına sağladığı genişlik ve adam eksiltme yeteneği maçın daha rahat kazanılmasında etkili oldu.Oyunun savunma kısmında ise rakip sol bek Ekrem Ekşioğlu'nu takip ederek, kimi zaman da oyuna sokmayarak, takım savunmasına verdiği katkı alınan galibiyette etkiliydi.Yenilen golde,tecrübesizliğinin kurbanı olarak adamını arkaya kaçırdı.Olumlu tarafından bakarsak, pozisyon esnasında Sabri'nin kademesinde olduğunu da görebiliriz.

Galatasaray'ın sümen altı edilen bir diğer sorunu ise önde basan takımlara karşı top çıkarmada zorlanması.Maçın 45 ve 60. dakikaları arasında, K.Erciyessporlu futbolcuların önde yaptığı pres, bir türlü aşılamadı.Oynanan 15 dakikalık bölümde, Selçuk ve Melo'nun top almayışı bu baskının oluşmasına sebep oldu.Akıllardan geçen "3-0'ın getirdiği rahatlık" bahanesi etkili olmuştur ancak defanstan çıkarken kaptırılan toplar önemli maçlarda baş ağrıtabilir.Dikkat etmekte fayda var.

Süper Lig'de iki haftadır sergilenen güzel futbol ve alınan 3 puan moralleri yükseltirken, devrenin bitmesi şanssızlık oldu.Galatasaray adına kötü başlayan sezonun ilk devresi, tazelenen umutlar ve oynanan güzel futbolla sonlanırken; ikinci devre, bıraktığımız yerden devam etmek üzere...

Melo "Kaburga ağrısı beni durdurmaya yetmez,onun üstüne giderim,savaşırım,golümü de atarım"

Wesley Sneijder'in gol vuruşu !


Maç sonu istatistikleri