Bruma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bruma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kayseri Erciyesspor - Galatasaray Maç Yazısı | Daha Yeni Başlamıştık

ROBERTO MANCİNİ'Yİ İÇSELLEŞTİRMEK

Kayseri Erciyesspor'a karşı alınan 3-1'lik galibiyetin mimarı Roberto Mancini ile başlayalım. Galatasaray'a geldiğinde yaşanılan kaos herkesin malumu.Sözleşme imzaladığında Fatih Terim - Ünal Aysal çekişmesinde "masum olan Roberto Mancini" olarak yazmıştım. Burada ki en büyük talihsizliği, Fatih Terim gibi bir efsanenin ardından göreve geliyor olmasıydı. Roberto Mancini'ye olan ön yargılar yavaş yavaş değişmeye başlasa da kendisini yeterince içselleştiremediğimizi düşünüyorum.

Taraftarın Roberto Mancini'yi içselleştirememesinde, 24 Eylül 2013 (öyle şeyler yaşattın ki, uğruna ölmeye değer !) tarihinde yaşanan Fatih Terim ayrılığının taraftarda bıraktığı kırgınlık, "Fatih Terim'e ihanet ediyorum" hissiyatı (ki büyük çoğunluk böyle düşünüyor.), Roberto Mancini'nin göreve gelmesinden sonra takımın aldığı istikrarsız sonuçlar ve Türkiye'de ki taraftar yapısına aykırı olan "cool" tarzının etkisi var.

Galatasaray'ın, 30 Eylül 2013'den (R.Mancini'nin resmen göreve başladığı tarih) bugüne kadar yaşadığı zorlu sürece bakarsak; üç kulvarda yoluna devam eden, her geçen gün başarı grafiğini yükselten, oynadığı futbolla da keyif veren bir takım halini aldığını görüyoruz.Bu başarının arkasında ki isme baktığımızda, bizim "cool" İtalyan'ı görüyoruz.Peki, çok mu zor "cool" İtalyan'ı kabullenmek veya içselleştirmek ? Tabii ki değil ! Sorunun cevabı, bir Fatih Terim vecizesinde saklı."Aslolan Galatasaray !" Sadece bu vecizenin manasına baktığımızda bile sorunun cevabını bulabiliriz.




























DAHA YENİ BAŞLAMIŞTIK !

Galatasaraylı futbolcular, Arena'da kazanılan Kopenhag maçından sonra ilk kez bu kadar keyif aldıkları bir oyun oynadılar.Futbolcuların keyif alması, izleyenlere de keyif verdi.Maçın başlama düdüğüyle beraber yalandan 4-2-3-1 gerçekte 4-2-4 dizilişiyle, Drogba - Sneijder - Burak Yılmaz üçlüsü, sık sık yer değiştirdi.Bu üçlü, K.Erciyesspor savunmasının dengesini sıklıkla bozarken, orta sahada ki Melo - Selçuk ikilisi, defans - forvet bağlantısında istasyon görevi gördü. Melo'nun özellikle ilk yarıda attığı 30 metrelik ters topları, alt yapılarda ders olarak gösterilecek türdendi. Melo'nun kanatlara yolladığı uzun paslar, K.Erciyesspor savunmasının dengesini bozarken; Galatasaray'ın bir çok pozisyon yakalamasını sağladı.

Sezon genelinde hücum organizasyonları ve "Drogba'ya şişirilen toplar" sıklıkla eleştirilmişti. Roberto Mancini bu durumu K.Erciyesspor maçında çözmüşe benziyor. Bunun en güzel örneği, Hakan Balta'nın verkaçlarla ceza sahasında bulduğu pozisyondur.(Hakan Balta en son ceza sahasına girdiğinde,ligin 1.haftasında rakip Gaziantepspor'du.) K.Erciyesspor maçında sıklıkla gördüğümüz verkaçlar maçın en güzel görüntüleriydi. Galatasaray'da Hakan Balta,Sabri ve Chedjou'nun verkaçlarla pozisyona girmesi; hücum organizasyonu açısından Galatasaray'a çeşitlilik sağladı.Galatasaray, hücum organizasyonlarını çeşitlendirdiğinde daha rahat pozisyona girip, daha fazla keyif verecektir.



Galatasaray'da iki seneden beri, sürekliliği yüksek bir kanat oyuncusunun bulunamayışı, oynanan futbolun merkeze yığılmasına neden oluyordu.Amrabat transferi bu sorunu çözmek için yapılmış fakat istenilen katkı alınamamıştı.Sezon başı 12 milyon Euro bonservis bedeli ile alınan Bruma, yabancı kontenjanından dolayı kadroda yer bulamıyordu. Roberto ManciniK.Erciyes karşısında Ebuoe ve Riera'yı tribüne göndererek Bruma'ya ilk 11'de şans verdi. Genç yıldızın 4-2-4 'ün sağ kanadında bu şansı iyi değerlendirdiğini söyleyebiliriz.Burak Yılmaz'a yaptığı orta, asist olarak hanesine yazıldı.Oynadığı süre boyunca Galatasaray'ın oyun yapısına sağladığı genişlik ve adam eksiltme yeteneği maçın daha rahat kazanılmasında etkili oldu.Oyunun savunma kısmında ise rakip sol bek Ekrem Ekşioğlu'nu takip ederek, kimi zaman da oyuna sokmayarak, takım savunmasına verdiği katkı alınan galibiyette etkiliydi.Yenilen golde,tecrübesizliğinin kurbanı olarak adamını arkaya kaçırdı.Olumlu tarafından bakarsak, pozisyon esnasında Sabri'nin kademesinde olduğunu da görebiliriz.

Galatasaray'ın sümen altı edilen bir diğer sorunu ise önde basan takımlara karşı top çıkarmada zorlanması.Maçın 45 ve 60. dakikaları arasında, K.Erciyessporlu futbolcuların önde yaptığı pres, bir türlü aşılamadı.Oynanan 15 dakikalık bölümde, Selçuk ve Melo'nun top almayışı bu baskının oluşmasına sebep oldu.Akıllardan geçen "3-0'ın getirdiği rahatlık" bahanesi etkili olmuştur ancak defanstan çıkarken kaptırılan toplar önemli maçlarda baş ağrıtabilir.Dikkat etmekte fayda var.

Süper Lig'de iki haftadır sergilenen güzel futbol ve alınan 3 puan moralleri yükseltirken, devrenin bitmesi şanssızlık oldu.Galatasaray adına kötü başlayan sezonun ilk devresi, tazelenen umutlar ve oynanan güzel futbolla sonlanırken; ikinci devre, bıraktığımız yerden devam etmek üzere...

Melo "Kaburga ağrısı beni durdurmaya yetmez,onun üstüne giderim,savaşırım,golümü de atarım"

Wesley Sneijder'in gol vuruşu !


Maç sonu istatistikleri

5 Kasım 2013 Salı

Fc Kopenhag - Galatasaray Maç Yazısı | Seninle Mutsuzluğa da Varım !

2000'DEN 2013'E, PARKEN'DE GALATASARAY

17 Mayıs 2000 tarihi, hepimizin hayatında çok önemli bir yere sahip. Uefa Kupası'nı kaldırdığımız Parken Stadı, dün gece yine Galatasaray'ı ağırladı.Bu kez karşımızda Henry'li , Viera'lı , Petit'li ,Suker'li Arsenal değil Nicolai Jörgensen'li , Daniel Braaten'li , Olof Mellberg'li Fc Kopenhag vardı.Aradan geçen 13 senede gelinen noktaya baktığımızda çok da fazla yol katettiğimiz söylenemez.Zihinlerde Taffarel'in Henry'nin kafa vuruşunu çıkardığı pozisyon, Arif Erdem'in ilk yarının sonunda kaçırdığı gol,Hagi'nin gördüğü kırmızı kart ve Popescu'nun son penaltısı...Aradan 13 sene geçmiş ve hatıralar eşliğinde grubun 4.torbadan gelen takımına karşı mücadele ediyoruz.13 sene öncesinde Uefa Finali , 13 sene sonrasında gruptan çıkabilmek adına en kritik maçlardan bir tanesi...

2000 Uefa Finali, Arsenal Karşısında ki Galatasaray'ın ilk 11'i.

2013 Şampiyonlar Ligi B Grubu 4.Hafta , Kopenhag karşısında ki Galatasaray'ın  ilk 11'i.

SAVUNMA NEDİR ? NİYE YAPILIR ?

Savunma krizini yazmaktan, konuşmaktan,analiz etmekten yorulduk artık.En basite indirgeyerek anlatalım belki faydasını görürüz.Savunma, saldırıya veya hücuma karşı koyabilmektir.Futbolda ki savunma ise, bütün oyuncuların bir araya gelerek (blok halinde), rakip hücumuna alan bırakmadan, gole karşı kalesini koruyabilmesidir. Burada en önemli etken 11 kişiyle, yani takım halinde savunmayı yapabilmek. Galatasaray'ın geçen sezondan beri yaşadığı kronik savunma probleminin özeti bu aslında.Takım halinde savunmaya yardım edebilmek...Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Bireysel bazda baktığınızda Bülent-Popescu ikilisinin halen yakalanamaması, bir Hakan Ünsal 'ın veya Ergün Penbe'nin takımda olmayışı, ileride presle rakibi bozacak Hakan Şükür'ün eksikliği, orta sahada basmadık yer bırakmayan Okan-Suat ve Ümit Davala'nın halen oluşturulamayışı...Son olarak bu sezon Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig'de oynanan toplam 14 maçta yenilen 20 gol herşeyi anlatıyor.

2 İLERİ 1 GERİ 

Her hafta düzelmesini ümit ettiğimiz oyun anlayışı yerinde saymaya devam ediyor.Sadece Kopenhag maçı için yazmıyorum.Yapılan bireysel hatalar, savunma zaafiyeti, kapanan takımlara karşı çözüm üretilemeyişi, takım halinde yardımlaşmanın olmayışı, yaratıcı oyuncu eksikliği, beklerden istenilen katkının alınamayışı, bireysel form düşüklüğü, girilen net pozisyonların kolayca harcanması vs. Galatasaray,Roberto Mancini ile çıktığı 7 resmi maçta 2 mağlubiyet,1 beraberlik,4 galibiyet elde etti.Fatih Terim 'in gönderilişine kadar toplanan puanlara ve oynanan maçlara göre iyi bir grafik sayılabilir. Mesele,toplanan puandan ziyade, ortaya koyulması beklenen güzel futbolun istikrarlı bir hal almaması. Oynanan 7 maç içerisinde umut veren tek maç ise Arena'da ki Kopenhag galibiyetiydi.3-1'lik maçta yapılan doğruları tekrardan göz önüne getirdiğimizde, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu, en uçta oynayan Drogba'dan , gol orucunda ki Burak Yılmaz'a kadar herkesin ön alanda pres yaptığı ve en önemlisi takım savunmasına yardımın ilk kez bu kadar gözle görülür bir hal aldığı Galatasaray'ı izlemiştik.Kabul etmek gerekir ki, uzun zamandır böyle iştahlı bir Galatasaray izlememiştik. Bu eksende bakarsak rakip aynı,sadece saha farklı. Kadroda iki önemli oyuncu yok , kabul ! Hep söylediğimiz gibi koşmamanın veya pres yapmamanın, adam kovalamamanın, rakip beki takip etmemenin bahanesi olmaz,olamaz! Yenilen golde, kademeye girdiği için bölgesini boş bırakan Riera'nın yerinde Aydın Yılmaz'ın olması gerekirken, pozisyonun başladığı sırada asisti yapan oyuncuya yakınlığı 10 metreden fazla. Galatasaray'ın sol tarafı o dakikalarda koridor olmuş vaziyette. Pozisyon esnasında, savunma olarak ceza sahasına yerleşim doğru fakat herkesin önünden geçen topu izlemesi ve Ebuoe'nin klasik adam kaçırmalarından bir tanesi ile yaşanan pozisyon Kopenhag lehine skorun değişmesini sağladı. Hatırlatmakta fayda var, Beşiktaş maçını 2-1 kabul edersek, en son gol yemediğimiz maç 30 Ağustos 2013 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçı...

Parken Stadı'nda Galatasaray Tribünü
Galatasaray, Kopenhag maçının son 70 dakikasında tartışmasız bir üstünlük kurdu.İlk 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenilen golün etkisini üzerinden atmayı başardı.İlk yarıda oyun üstünlüğünü ele aldıktan sonra sayısız fırsat yakaladı.İlk yarıda yakalanan pozisyonların rahatça harcanması mağlubiyeti kaçınılmaz kılarken, Burak Yılmaz'ın geçen yılı arattığı bir maçı daha yaşadık. Aydın Yılmaz, ilk yarıda hücum anlamında en etkili isimdi.İkinci yarıda baskı kurmasına rağmen pozisyon üretemeyen Galatasaray'da, adam eksilten oyuncu ihtiyacı yine ortaya çıktı. Bruma geldiği günden bu yana en etkisiz maçını oynadı. Muhtemelen kendisine iletilen "basit oyna" talimatı bunda etkiliydi. Galatasaray'ın dar alanda en etkili ismi olmasına rağmen yeteneklerini sergileyemedi.

PAZAR OLA HAYROLA !

1-0'lık Kopenhag mağlubiyeti,gruptan çıkma ümitlerini Arena'da oynanacak Juventus maçına erteledi.Şuanda ki futbola ve savunmada yapılan hatalara bakarsak, Juventus karşısında işimiz çok zor. Öncelikle Pazar günü oynanacak Fenerbahçe derbisi takımın lige tutunması açısından çok önemli. Kopenhag mağlubiyeti moralleri bozsa da, Pazar günü derbiden çıkartılacak galibiyet herşeyi düzene sokacaktır.Tekrarlamakta fayda görüyorum, bu futbol Juventus karşısında yetmeyeceği gibi Fenerbahçe karşısında da yetmeyecektir. Sneijder'in veya Muslera'nın olup olmamasının bir önemi yok.Yeter ki birbiri için mücadele eden 11 kişi sahaya çıksın. Fenerbahçe'nin tempolu futboluna karşılık verebilsin. Juventus maçında oynanan futbolu hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir.Bireysel hataların minumuma indiği,yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu,yediğinden fazla atacak Galatasaray'ı izlemek ümidiyle...



23 Ekim 2013 Çarşamba

Galatasaray - Kopenhag Maç Yazısı | Daha Yeni Başlıyoruz !

"YÜKSELİYOR KAVGAMIZ OMUZLARDA" 

İlk teşekkür taraftara gelsin.Ali Sami Yen kapalısından bir demet izlediniz dün gece...Seyrantepe semalarında muhteşem bir taraftar vardı.İlk dakikadan son dakikaya kadar, takımla beraber hücuma kalkan ve takımla beraber savunmaya çekilen bir taraftar performansı izledik.Bunda Galatasaray'ın bu sezon ilk kez oynadığı kompakt ve iştahlı futbol etkiliydi.Öyle bir iştah ki, önde oynayan Drogba-Burak-Sneijder-Bruma ile rakip defansa ; Melo ve Selçuk ile Kopenhag orta sahasına sahayı dar eden bir iştah...Bu arada bu istekli oyunu en son Arena'da 3-1 kazanılan Fenerbahçe maçında izlemiştik.2011-2012 sezonu özleyenlerden birisi olarak,ortaya konan mücadeleden fazlasıyla keyif aldım.

Galatasaray - Kopenhag maçı Pegasus Tribünü

Mancini 'nin Galatasaray'a bir ivme kazandırdığı bu maçta çok net görüldü.Galatasaray bu sezon ilk defa bu kadar arzulu bir maç çıkardı. Galatasaray'ın önde baskı ve pres düşüncesinin yanında, bloklar arası yardımlaşmayı da beraberinde izledik. Bir bütün halinde oynayan Galatasaray,dosta güven düşmana korku verdi.Özellikle Ebuoe ve Bruma'lı sağ kanat, ilk yarıda Kopenhag sol kanadını otobana çevirdi. Roberto Mancini bir arada hücum edip bir arada savunma yapmayı Galatasaray'a öğretmiş görünüyor. Antrenmanlarda topun arkasına on bir kişiyle geçip, hücuma da yine tek blok olarak çıkmayı futbolculara aktarmaya çalışıyordu.Meyveleri ise yavaş yavaş topluyor. Kopenhag maçı gösterdi ki, bu oyunun üzerine koyulduğunda kolay kolay maç kaybetmeyen ve oynadığı futbolla keyif veren bir Galatasaray karşımızda olacak.

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Sezon başından beri en büyük sıkıntı, formsuz oyuncuların takımda sayıca fazla olmasıydı.Geçen hafta itibariyle form düzeyini yükselten Wesley Sneijder 'i kazanan Galatasaray , Kopenhag maçı sonrasında ise Ebuoe 'yi kazandı.Yerden kalkmayan oyununu , Juventus maçında Chedjou'dan yediği ayarla bir kenara bırakan Ebuoe,ilk senesinde ki istekli oyunundan kesitler sundu.Galatasaray - Karabükspor maç yazısında takımın hücum opsiyonları ve beklerden en az bir tanesinin hücum karakteri yüksek Ebuoe veya Riera şeklinde tercih edilmesi gerektiği üzerinde durmuştuk.Dün ki Kopenhag maçı tamda bu ölçüde Ebuoe 'nin gecesi oldu.Hücum anlamında kaptığı toplarla ileriye çıkışları ve zamanında girdiği kademelerle savunmaya katkı konusunda fazlasıyla etkiliydi.Maçı iki asist ile tamamlarken , takımın sağ kanattan etkili ataklar yapmasını sağladı.Oyunun orta sahada sıkıştığı anlarda, gerekli bindirmelerle oyunun genişlemesine yardımcı oldu.

"Güzel futbolcu tekmeye kafa sokandır." Böyle öğrendik Bülent Korkmaz'dan.3 numaralı forma , yine bir cengaverin sırtında yükseldi. Galatasaray'ın "bayrak adamı" olan Felipe Melo , oyunun her iki bölümünde korkusuz mücadelesine bir yenisini daha ekledi. Futbolun sadece futbol olmadığını, taktik tahtasında yazılanların o tahtada kaldığını tekrardan hatırlattı."Büyük zaferler, yürekli komutanlarla kazanılır" sözünün vücut bulmuş haliydi.Attığı golden ziyade sahada ki mücadelesi takdiri haketti.



Semih - Chedjou uyumu ise beraber oynadıkça daha iyiye gidiyor.Yediğimiz gol konsantrasyon kaybından olsa da gole kadar çok başarılı hamlelerde bulundular. Dany 'yi ilk kez sol bek pozisyonunda izledik. Felipe Melo'nun attığı golün asistini yapmasının yanında, ilk kez oynadığı sol bekte sırıtmadı.Takımın maestrosu Selçuk İnan sonunda gerçek oyununu bizlere izletti.Sene başından beri istenileni veremese de Kopenhag maçında dümene geçti.Formunu gün geçtikçe yükselten Wesley Sneijder , bu maçta da oyunun her alanında yıldız vasfına yakışır şekilde mücadele etti.

R1 TUŞU AÇIK KALMIŞ "BURAK YILMAZ"

Gecenin asıl yıldızı Burak Yılmaz 'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Bırakalım kaçırdığı golleri , gol kralı olduğu zamanda dahi sahanın her yerinde pres yapan Burak Yılmaz'ı hiç hatırlamıyorum.Sol açıkta oynadığı Kopenhag maçında, savunmaya bu kadar yardım edip yorulmadan pres yapan Burak Yılmaz 'a şahitlik ettik.45+4'de topa yaptığı baskı ve takımın onunla beraber prese devam etmesi maçın özetiydi.Burak Yılmaz yine gollerini atar ama pres ve mücadele azmini futboluna eklerse, Türk futboluna en büyük katkıyı sağlar.Daha önce de yazmıştık, sahada koşmayan ve mücadele etmeyen futbolcuya taraftar sabır göstermez.Goller bir şekilde atılır ama esas olan sahada ki ruhu kaybetmemektir.Galatasaray taraftarı kaçan gollere inat Burak Yılmaz'ı bağrına basmayı bildi.Futbolcu asmayı kendisine adet edinmiş olan seyirci kisvesine selam olsun !


28 Eylül 2013 Cumartesi

Galatasaray-Ç.Rizespor Maç Yazısı | "Giden Her Sevgilinin Ardından"

"Giden her sevgilinin ardından , hep biz olduk el sallayan !" Bildiğiniz gibi  "Nevizade Geceleri"nin ilk dizeleridir.Aynen böyle bir durum bizimkisi.Efsanemiz Fatih Terim'e,yine arkasından el sallıyoruz ... Öğrencileri ve yardımcıları Ümit Davala , Hasan Şaş ve Taffarel 'e emanetiz. Ligin 6. haftasında Çaykur Rizespor önündeyiz.Tribünler dolu , hava güzel ama yine bir tarafımız eksik !

Fatih Terim'siz ilk maçımıza iyi de başlıyoruz."İlk 20 dakika şok pres" felsefesine tribünlerde ekleniyor , yürüyoruz rakibin üzerine.İçimizden birşeyler koparcasına "Fatih Terim" için bağırıyor taraftarlar.Arena'da "parçalı formalılar" ruhlarını koyuyor ortaya.Gole kadar Burak Yılmaz'ın iki net pozisyonuna , Bruma adeta nazire yapıyor. Kaçan pozisyonlara inat , "Psiko Engin Baytar" çıkıyor sahneye ... "Bende varım" diyor ! Bruma'nın getirdiği topu , sol ayağının içiyle filelere gönderiyor.Sonrası mı ? Bütün takım , soluğu yedek kulübesinde alıyor.Tribünlerde "İmparator Fatih Terim" sesleri Arena'yı inletiyor.


Golden sonra daha büyük bir iştahla dönüyoruz oyuna.Kaldığımız yerden devam ediyoruz.Selçuk İnan'ın frikiği,Bruma'nın, Ribery'den izler taşıyan adam eksiltme ve hız yeteneklerine , bir o kadar ters , son vuruş eksikliği ekleniyor.İlk yarıda Çaykur Rize'yi oyundan silerken kaçan gollere hep beraber yanıyoruz.

İkinci yarının daha rahat geçmesini beklerken ,karşımızda daha dirençli bir Çaykur Rizespor buluyoruz. Karadeniz temsilcisi , Kweuke ile ikinci yarının 40.saniyesinde topu direğe nişanlıyor. Cenk Ahmet'in oyuna girmesiyle daha fazla hücuma çıkıp , orta saha hakimiyetini eline alan Çaykur Rizespor'a , daha fazla pozisyon veriyoruz. 55.dakikada , Sercan Kaya'nın kullandığı kornerde Tevfik Köse skoru 1-1'e getiriyor ve Antalya maçının "devam filmi" başlıyordu.

Golden sonra kendimize gelip , Burak Yılmaz ve Bruma ile pozisyonlar üretirken yine gol kaçırma yarışında liderliğe oynuyoruz."Girmeyince girmiyor" denilesi bir maçı yaşarken , üzerine Selçuk İnan'da ikinci sarıdan oyundan atılıyordu.Galatasaray herşeye rağmen yine pes etmeyip ; pozisyon aramaya , üretmeye , çabalamaya ve gol kaçırmaya devam ederken , takım kaçırmaktan bıkmayınca mücadele de 1-1'lik skor ile tamamlanmış oluyordu.

"Pınarbaşı BRUMA BRUMA Yar Yar Aman"

Yeni transfer Bruma , bu akşam ilk kez 90 dakika oynarken , kendisine inananları mahcup etmedi.(Bruma Hakkında Bilmedikleriniz yazısı için) . Arda Turan'dan sonra,Türk futbolu böyle bir yetenek izlememişti.Bu akşam her pozisyonun içinde vardı.Hücum anlamında tekniği ile adam eksiltip arkadaşlarına pozisyonlar hazırlarken , oyunun defans ve mücadele kısmında da hiçbir zaman yılmadı.Mücadele edip top kazandı ve kazandığı topları da olumlu kullanmayı başardı.Takım oyunu ve pas oyununa yatkınlığı ile takım arkadaşlarına pozisyonlar yaratırken , girdiği pozisyonlarda son vuruş eksikliğine kurban gitti.Galatasaray tribünleri ,19 yaşında ki genç Portekizli'yi izlerken nasıl heyecanlandıysa , diğer takımın taraftarları da bir o kadar heyecanlanmıştır.19 yaşında böyle bir teknik ve yeteneği bizlere izleme imkanı sunan , transferde emeği geçen herkesi tekrardan kutlamak gerek.Galatasaray 'a "2.Ribery" hayırlı olsun (sonu benzemez inşallah) !

Galatasaray-Ç.Rizespor maçının en iyi oyuncusu "Bruma"

Kronikleşen "Burak Yılmaz" Sendromu

Geçen sezonun ilk yarısında ki futbolumuzu bir hatırlayalım.Topa sahip olan (genelde topu eveleyip geveleyen) ,bu seneki kadar pozisyon üretemeyen , mücadele eden , savunma hataları yine ön planda , pres yapan ve girdiği pozisyonları da Burak Yılmaz ve Umut Bulut ile değerlendiren bir Galatasaray vardı. Genel fotoğraf bu şekildeydi. Burada ki kilit oyuncu Burak Yılmaz'dı. Bizim maç boyu girdiğimiz pozisyonları (genelde bu pozisyonlar Burak Yılmaz'a hazırlanır veya Burak Yılmaz o pozisyona girerdi) Burak Yılmaz tabelayı değiştirerek sonuçlandırırdı.Hal böyleyken , devre arasında yaratıcılığı yüksek bir oyuncu aradık.Sneijder bu yaratıcı isim oldu.Yanına bir de yaşayan efsane "Drogba" eklendi.Burak Yılmaz 'a bu iki oyuncu destek verdi.Bu destek sonucu Burak Yılmaz , 2012-2013 sezonunun toplamında çıktığı 39 maçta(Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi baz alınmıştır.) 32 gol 8 asist yaptı.Yani takımın attığı 40 gole direk etki yapmıştır.Ayrıca maç başına 0,82 'lik bir gol yüzdesi vardır ki gayet etkileyici bir orandır.(Falcao geçen sezon A.Madrid formasıyla çıktığı 42 resmi maçta 34 gol 3 asist yapmıştır.) Amaç Falcao-Burak Yılmaz karşılaştırması değildir.Amaç,Galatasaray'ın bu sezon aldığı 4 beraberliğin sebebini açıklayabilmektir.Geçen sezon Burak Yılmaz gol atarken maç kazanıyorduk , bu sezon daha fazla pozisyona girip atamayınca , kazanamıyoruz.Bu sezon Burak Yılmaz kendini bulduktan sonra takım yine kazanmaya başlayacaktır.Burada unuttuğumuz bir isim var ki , Çaykur Rizespor maçında ısınmaktan buhar olan Umut Bulut'tur.Formu gayet iyi seviyede olmasına rağmen , Burak Yılmaz'ı kaybetmemek için Umut Bulut'u kaybetmeyi göze alıyoruz.Umut Bulut'un yerine kendinizi koyarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.Burak Yılmaz kazanılması gereken bir yetenektir , Umut Bulut'ta ha keza kaybedilmemesi gereken bir pres gücüdür.

"Tam Bağımlı ultrAslan"

Rahmetli Alpaslan Dikmen Ağabeyimizi andığımız bugünlerde (#KahpeEylül ), Çaykur Rizespor maçı daha büyük bir önem arzetti. Hafta içinde Fatih Terim'in arkasında olduklarını ileten ultrAslan , tüm dünyaya kendini hayran bırakan koreografiler oluşturan alt grupları ile beraber , bu maç içinde birşeyler düşünmüşlerdi herhalde ! Merakla stada gidip , tribünleri göz gezdirdiğimizde sadece Alpaslan Dikmen için ufak bir pankart haricinde Fatih Terim'e hazırlanmış tek bir pankart dahi yoktu.Arkasında durduğumuz adamı, İmparator'u bu şekilde mi uğurlayacaktık peki ? Bu mudur tam bağımsız ultrAslan ? "Yönetim izin vermedi" nidalarına hiç girmemek gerek , malum mottomuza ters ! Bizi hiçbir yönetim bağlamamalı ! Bizler "tam bağımsız" taraftar oluşumuyuz ! Ben demiyorum , Rahmetli Alpaslan Ağabeyimiz öyle söylerdi. 2008'in #KahpeEylül'ünden bu yana , yavaş yavaş eriyor bu mottomuz ! Hemde Rahmetli'nin kemiklerini sızlata sızlata eriyor ! Bugünde daha çok sızladığı kesin. Bu gidişle de daha çok sızlayacağa benziyor !

Galatasaray - Ç.Rizespor maçındaki tek pankart !

14 Eylül 2013 Cumartesi

Galatasaray-Antalyaspor Maç Yazısı | Bize Yine Hüsran, Bize Yine Hasret Var !

Metin Oktay'ı andığımız,özlememizi ve hasretimizi tribünde haykırdığımız güne güzel bir galibiyet yazısı eklemek isterdik ancak olmadı.Antalya'nın golünü özetlerden çıkartıp,maçı hiç izlememiş birisine görüntüleri izletsek,Galatasaray'ın 8-0 kazandığını sanabilirdi.Futbolda yaşanabilecek şanssız bir geceyi yaşadık ancak Süper Lig'in 4.haftasında 3.beraberliğimizi aldık.Hiç hesapta olmayan bir puan kaybı oldu.Takım performansına geçmeden önce bu sezonun hiç de kolay geçmeyeceğini artık anlamış olmamız lazım.Herşey kendi elimizdeyken ve başlangıçlar bu kadar önem arz ederken , kaybedilen puanların yanında takımın "winner" kimliğinden uzaklaşıyor olması düşündürücü.

Geçen sezonun ikinci yarısı itibariyle aldığı başarılı sonuçlar ve ortaya konan güzel futbol bu sene biraz daha geç geleceğe benziyor.Takım içinde konsantrasyon probleminin olduğu çok açık.Maalesef "Cuma" sendromumuz yine devam ediyor.Şampiyonlar Ligi öncesinde puan kayıplarına alıştık ancak bu kadar çok poziyona girip maçtan beraberlikle ayrılmak üzücü oluyor.Henüz 8.dakikada 2 tane yüzde yüzlük gol pozisyonunun haricinde 2'de direkten dönen topumuz vardı.Golü kalemizde görene kadar takım Amrabat'la hazırlanan güzel pozisyonlar yakaladı.Golü yedikten sonra Emre Çolak ve Amrabat kanat değiştirdi.Bu değişiklikten sonra ilk yarı bitene kadar iki futbolcu da tüm efektifliğini sahada kaybetti.Maça başladığımız sistemde koşan ve mücadele eden,pozisyonlar bulan bir Galatasaray izledik.Golü yedikten sonra gelen sistem değişikliği takımı kargaşaya sürükledi.




Emre Çolak ve "Şımarık Taraftar" Güruhu

Galatasaray tribünlerinin artık "şımarık çocuk" gibi her hata sonrası oyuncu asma hastalığından vazgeçmesi lazım.Dakikanın önemi yok,Emre Çolak geçen sezondan beri her basit hatasında tribünler tarafından günah keçisi oluyor.2 hafta önce Volkan Şen'in durumunu hepimiz hatırlıyoruz.Taraftarlığın alt metninde sadece başarıya endeks var ise 14 yıl şampiyon olamadığımız zamanları yaşayan abilerimize,babalarımıza veya dedelerimizden sadece özür diliyorum.İyi ki bu taraftar güruhu o zamanlarda tribünde değildi.Ali Sami Yen'i o futbolcuların başlarına yıkarlardı.Taraftar profilinin 2000 Uefa Kupası sonrası değiştiği çok açık ancak bu kadar kolay futbolcu tüketilmemeli.Emre Çolak'ın futbol tarzını bende beğenmiyorum ama ne olursa olsun Galatasaray "ocağından" yetişen bir futbolcuya yapılan hakaretler tribünümüze yakışmıyor.Onca pozisyonu harcayan Burak Yılmaz'a Drogba'ya olan sinirimizi "şamar oğlanı" olarak gördüğümüz Emre Çolak'tan çıkarmak pek mantıklı değil.

Kaos Futbolu

İkinci yarıda takım olarak geçen sezon ki Mersin İdman Yurdu ve Orduspor maçlarına benzer bir şekilde "kaos futboluna" döndük.Umut-Burak-Drogba üçlüsüne şişirilen toplar,oyuna 60.dakikada giren Bruma ve daha sonra oyuna dahil olan Sabri'nin kanatlardan taşıdığı toplarla forvetleri golle buluşturma düşüncesi yakalanan onca pozisyona rağmen golü getirmedi.Bruma'ya bir parantez açmamız lazım,gerçekten kendisine güvenenleri mahcup etmedi ve klasını ilk maçta gösterdi.İkinci yarıda oyun tamamen tek kaleye dönmüşken oyuna dahil olan Bruma,tekniği ve süratiyle izleyenlere keyif verdi.75.dakikada sağ kanattan Sabri'nin ortasına Drogba dokundu ve skora 1-1'lik eşitliği getirdi.Golden sonra Metin Oktay'a ithafen elini kalbine götürmesi , Drogba'nın ne kadar özel bir insan olduğunu tekrardan bizlere hatırlattı.Golden sonra baskıyı iyice arttırmamıza rağmen yakalanan pozisyonlar cömertçe harcanmaya devam etti.Umut'un 1 metreden dışarı attığı şutun akabinde Drogba'nın son dakikalarda 6 pastan attığı kafa yine dışarı gitti.Galatasaray'ın oyun iştahı ve mücadele azmi gayet iyi.Bu maçta da görüldü ki ilk 20 dakika içerisinde golü bulamadığımız zaman sonra ki dakikalarda kalemizde gol görme olasılığımız çok yüksek."Fatih Terim Galatasaray'ı maça her zaman baskılı başlar ilk 20 dakika içerisinde gol veya goller bulur ve oyunu rölantiye çevirir".Ezberlediğimiz sistem,gol gelmeyince bozuluyor.Oyunda Selçuk İnan gibi takımın "balans ayarı" olmayınca telaş başlıyor.Takım golü yedikten sonra,iyi yaptıklarına devam etmek yerine,taraftar baskısıyla ne yaptığını bilmez bir hal aldı.Burada gereken tecrübeyi sahaya yansıtamadık.Burak Yılmaz'ın gününde olmaması da bunda etkilliydi.Yakaladığı onca fırsatı çok kolay harcadı.Bir diğer önemli husus takımın rakip seçen havasından kurtulması gerekiyor.Geçen sezon puan kaybettiğimiz haftalarda rakiplerimizde bizimle puan kaybettiği için ilerleyen haftalarda puan kayıplarını telafi etmiştik.Bu sezon ise Beşiktaş'ın 3/3 ile yoluna devam etmesi ve 5.hafta Olimpiyat Stadı'nda olası mağlubiyette farkın daha da açılacağını unutmamak lazım.

Drogba'dan Taçsız Kral Metin Oktay'a selam
Galatasaray altyapısından yetişen ve Muslera'nın yokluğunda Antalyaspor karşısında kaleyi koruyan Eray tam olarak güven vermese de maç tecrübesi kazanması açısından faydalı oldu.Kalesinde gördüğü tek atakta golü yedi.İkinci yarıda ise bir topu elinden kaçırsa da defans pozisyonu uzaklaştırmayı başardı.Zamanla bu hatalarını minimuma indirmesini diliyorum.Engin Baytar , Hamit'in yokluğunda 11'de maça başladı.Yenilen gole kadar ortaya koyduğu mücadele başarılı olmasına rağmen golden sonra fazlaca tercih hatası yaptı.2011-2012 sezonunda ki Engin Baytar'dan hala çok uzakta.Hırs ve azmini bir kenara bırakmış durumda.Eğer formayı Hamit'ten almak istiyorsa daha fazla mücadele etmeli ve bize,özlediğimiz Engin'i tekrardan izletmeli.Kabul edilmesi gereken bir gerçek de Felipe Melo'nun "takımın olmazsa olmazı" oluşudur.Bu takımda herkesin yeri bir şekilde dolar ancak Felipe Melo'nun üstlendiği görev ve ortaya koyduğu mücadele sebebiyle alternatifinin olmadığı çok net.Dünya üzerinde ki en iyi ön liberolardan birisine sahip olmamız takımımız adına çok önemli.

Fatih Terim ve Sözleşme Tartışmaları

Uzun bir süredir yaşanılan Fatih Terim'in sözleşmeyi uzatıp/uzatmama meselesi artık can sıkmaya başladı.Maç sonrası yaptığı açıklamalar olayı aydınlatsa da gerekli olan net cevabı vermeyişi soru işaretlerini halen gidermiş değil.Evet , İmparator için Galatasaray tercih konusu olamaz.Sözleşmede ne yazdığına bakmaz,bir Galatasaray efsanesine de yakışan budur ancak "yarın yeni sözleşmeyi imzalıyorum" demek bu kadar zor olmasa gerek.Bu sözleşme mevzusu gün geçtikçe daha çok büyüyüp takıma zarar vermeye başladığında umarım takım yarıştan kopmaz.Tüpçü Federasyonu'nun kafasında ki ve siyasetin boğazına kadar içinde olduğu bir düzende İmparator'un Galatasaray'dan ayrılıp tamamen Milli Takım'ı çalıştırması yatıyor.Kendisine yapılan baskıların farkındayız ancak "Galatasaraylılık her zorluğa karşı dik bir duruşu sergilemek,baskılara da boyun eğmemektir."

Salı günü oynanacak R.Madrid maçı öncesi Galatasaray'ın son durumunu da görmüş olduk.R.Madrid maç önü yazısında bu önemli müsabakaya daha ayrıntılı değiniriz.Maçtan notlarla noktayı koyalım.

Notlar :

  1. Fatih Terim 159 gün aradan sonra TT Arena'da maça çıktı.
  2. Didier Drogba, 2013-14 sezonunda Süper Lig’de ilk golünü MP Antalyaspor karşısında attı. (Bu sezon 25 şut denemesinde 1 gol kaydetti)
  3. MP Antalyaspor Süper Lig’de deplasmanda oynadığı son 11 maçta sadece 3 puan aldı.
  4. Galatasaray son 2 sezonda Cuma günü oynadığı 11 maçta 8 kez puan kaybetti.(Toplam 20 puan kaybı)
  5. Galatasaray, Fatih Terim yönetimindeki en kötü ilk 4 hafta performansına ulaştı.
  6. Galatasaray, Fatih Terim’in A Milli Takım görevini kabul etmesinden sonra oynadığı 3 lig maçını da kazanamadı.
  7. Milan Baros Antalya formasıyla Galatasaray'a karşı ilk kez mücadele etti.
  8. Maç öncesi "Galatasaray Efsanelerini Anıyor" projesi kapsamında Erdal Keser ödülünü Sedat Doğan'ın elinden aldı.
(Trt Spor'dan alıntıdır)

2 Eylül 2013 Pazartesi

Analiz | "Bruma" Hakkında Bilmedikleriniz

Armindo Tue Na Bangna "BRUMA"

Galatasaray'ın uzun süredir peşinde olduğu Armindo Tue Na Bangna "BRUMA" da mutlu sona ulaştı.Kısaca genel kariyerinden bahsettikten sonra kendisine sunulan milyon euroların sebebine değinelim.

1994'de Guinea-Bissau doğumlu olmasına rağmen Portekiz pasaportu ile U20 Dünya Kupası'nda dikkatleri çeken Bruma, Türkiye'de düzenlenen turnuvada etkili bir performans sergiledi.Turnuva boyunca 4 maçta 5 gol ve 2 asist ile oynadı.Ayrıca sergilediği futbol ile turnuvayı izleyen "scout"ları kendisine hayran bırakmayı başardı.

Bruma , Sporting Lisbon altyapısının yeni nesil yıldızlarından.Daha önce futbol dünyasına Figo , Ronaldo ve Quaresma gibi yıldızları hediye eden Sporting Lisbon'da Tiago Ilori ile beraber Bruma , bu senenin göze batan yıldız adayları olarak gösteriliyordu.Tiago Ilori 8,2 Milyon Euro'ya Liverpool'un yolunu tutarken,10+2 Milyon Euro bedelle Bruma'da Galatasaray'a transfer oldu.


Bruma geçtiğimiz sezon S.Lisbon formasıyla çıktığı 13 maçta 1 gol ve 4 asist kaydetti.Hız ve dayanıklılığının yanında iyi sayılabilecek bir tekniğe sahip.Rakipleriyle girdiği ikili mücadelelerde kolay kolay yıkılmayan ve oyununa "futbol zeka"sını da ekleyen Bruma , dünya futbolunda aranılan kanat oyuncularından biri haline geldi.22 yaşında ki "Emre Çolak" ile kıyasladığımızda  Bruma'nın 19 yaşında olmasına rağmen,yere sağlam basan bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.Bruma,ofans bölgesinde her iki kanatta ve gerektiğinde forvet bölgesinde görev alabiliyor.Her iki ayağını da etkili kullanan Bruma'nın en etkili silahı açık alanda yaptığı sprintlerle kaleye dikine gidebiliyor olması.Bu konuda Amrabat ile örtüşen bir özelliği var.Aralarında ki bariz fark ise Amrabat sol kanatta oynadığında topu sağa çekip orta yapacağı tüm defans oyuncuları tarafından iyi bilinirken Bruma'nın çizgiye inip orta açabilmesi ve kaleye paralel çalım atıyor olması.Bruma'nın pozisyon bilgiside Fatih Terim'in Galatasaray'ında rahatlıkla oynayabilecek düzeyde.Orta dörtlünün sol kanadında oynayacağı düşünüldüğünde, pas alışverişine katkısı,savunmaya yardım etmesi ve ön tarafta uygulanabilecek prese ayak uydurabilmesinde zorluk yaşamayacaktır.Daha yaşının 19 olması ve gelecek için büyük ümitler beslenen bir yıldız adayının Galatasaray'a kazandırılması bu açıdan çok önemli.

Bruma transferiyle Galatasaray'ı 4-2-3-1 veya 4-3-3 dizilişiyle Avrupa'da izleyebiliriz.4-2-3-1 formatıyla çıktığımız  hazırlık maçlarında ve Süper Kupa Finali'nde başarılı bir oyun oynanmıştı.Bruma'da bu sisteme uygun bir oyuncu.Bu tarz kanat oyuncularının Galatasaray'da olması,2 senedir orta sahaya sıkışan veya sıkıştırılan oyun mantalitesinin daha geniş bir alana yayılmasını , kanat akınlarının daha fazla yapılabilmesini sağlayacaktır.Şuanda Galatasaray'ın en büyük sorunu oyunu genişletememesidir.Bruma bu sıkıntıyı giderebilecek bir oyuncu.Fatih Terim'in kendisi çok fazla istemesinde ki en büyük etkende bu olsa gerek.

Bruma'nın bonservisi bonuslarla beraber 12 Milyon Euro'ya geliyor.Kendisine ödenecek ücret ise 1,3 Milyon Euro civarında.İlk bakışta yüksek bir meblağ olarak görünebilir.Olaya bir de şu açıdan bakmakta fayda var.Yine U 20 Dünya Kupası öncesi Porto'ya katılan Kolombiyalı Quintero için sadece bonservisinin %50'sine 5 Milyon Euro ödendiğini unutmamak lazım.Bu tip genç oyuncu transferlerini Porto Barcelona Arsenal gibi takımlar yaptığında , onların "scout sistemlerini" övmeyi kendimize borç bilirken , kendi ülkemizden bir takımın böyle bir girişimine "bonservisi çok yüksek yea" gibi söylemlerin samimiyetini yitirdiğini unutmamak lazım.Türk futbolunda 100 Bin Dolar uğruna kaybedilen Franck Ribery'nin acısı hala gönüllerde yerini korurken,Bruma gibi büyük bir yeteneğin Türk futboluna kazandırılıyor olması büyük bir şanstır.En azından vadesi dolmuş yıldızların ligi olan Spor Toto Süper Lig'in marka değerini ve kalitesini arttırmak için bu tarz hamlelere ihtiyacımızın olduğu açıktır.