ultrAslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ultrAslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Kayserispor Maç Yazısı | Aysal - Mancini ve Terim

Kayserispor'a 1-0 yenilerek lige attığımız havlu, sadece yitip giden bir şampiyonluktan daha fazlasıydı aslında... Yitip giden umutlar, uzun zamandır pamuk ipliğine bağlı olan yönetim-futbolcu-taraftar üçgeninin de kopmasına neden oldu. Dün gece Arena'da yaşananlar uzun zaman hafızlardan silinmeyecek türdendi.

Filmi başa saralım. Ünal Aysal-Fatih Terim olaylarında denge siyaseti izleyen ultrAslan, Terim sonrası ilk maç olan Ç.Rizespor maçında Terim'e dair tek bir pankart dahi hazırlamamıştı. Tribünde yapılan onlarca koreografi de emeği olan ultrAslan, Terim'in gönderilişini tribünde böylelikle izole etmişti. Yine seremoni esnasında başlayan "İmparator Fatih Terim" tezahüratları Pegasus'tan değil, stadın muhtelif yerlerinden başlayarak Arena'ya yayılmıştı. Yaşananlar bir şekilde üstü kapatılarak geçiştirilmeye çalışılmış; ancak hadise sineye çekilebilecek kadar basit değildi.

Bu kısma kadar Galatasaray taraftarının büyük kısmı Fatih Terim'in yanında olmuş, Ünal Aysal'a karşı cephe almıştır. Ancak filmin kopma noktası Yıldırım Demirören ve Fatih Terim'in imza töreninde gizlidir. Fatih Terim'in, geçen sezon oynanan Mersin İdman Yurdu maçı sonrası "Fatih Terim'e itibarsızlaştırma operasyonu yapılıyor" diyerek yüklendiği TFF Başkanı Demirören ile çektirdiği fotoğraflar, taraftarın bir kısmını Terim cephesinden Aysal safına yöneltmiştir. Böylelikle taraftarlar arasında Aysalspor - Terimspor olarak isimlendirilen iki grup ortaya çıkmıştır.



Bu süreçte Roberto Mancini, Galatasaray ile sözleşme imzalamış ve göreve başlamıştır. Aysal - Terim gerginliğinde en masum ismin Roberto Mancini olmasına rağmen; taraftarın geldiği günden beri kendisine sergilediği " üvey evlat " muamelesi hiçbir zaman dinmemiştir. Düşünün, Galatasaray'ın Juventus'u elediği maçta dahi kendisi tribüne çağrılmamış ve İtalyan hoca taraftarlarca benimsenmemiştir. Taraftarın bu tutumunda "Fatih Terim'e ihanet ederim" hissiyatı, Mancini'nin cool tarzı, "Aykut Kocaman vari" gol sevinçleri, futbolcuları ile kurduğu resmi ilişkiler ve Süper Lig'de defansif veya güvenli oyun mantalitesi taraftarla arasında ki yıldızların barışmasına mani olmuştur.

Futbolcuların ise bu sezon gösterdiği istikrarsız form grafiği, sezonun son 8 haftasına girilirken hala devam etmektedir. Geçtiğimiz iki yılın yıldız ismi Selçuk İnan, bu sezon istenilen seviyelere bir türlü ulaşamazken; Burak Yılmaz, Drogba gibi isimler Selçuk İnan ile beraber eleştirilerden nasibini alanlar arasındadır...

Filmin genel özeti bu şekilde. Daha özele inersek;

Her ne sebeple olursa olsun Ünal Aysal iki yıl boyunca Galatasaray'a çok büyük hizmet etmiş, kulübün marka değerini tekrardan eski günlerine geri döndürmüştür. Bunun için yapılan transferlerde gerek Fatih Terim'e gerekse Roberto Mancini'ye sağladığı olanaklarla, kendilerine başarının yolunu açmıştır. Kulübün finansal açıdan düzlüğe çıkıp, Uefa kriterlerine nispeten uygun bir hal almasında çok büyük çaba sarfetmiştir. Futbolun yanı sıra basketbola da büyük emekleri geçmiştir. 23 yıl sonra gelen şampiyonlukta ve Yenilmez Armada ruhunun canlanmasında pay sahibi olmuştur. Özellikle bayan voleybol takımında sağladığı vizyon değişimi ile Cev Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmemiz, amatör branşlarda da yaptığı olumlu işlerden bir tanesidir.

Aysal'ın en fazla suçlu bulunduğu Fatih Terim gerginliğinde, en büyük hatası durumu iyi idare edememiş ve egolarına yenik düşmesi olmuştur. Kazanılan başarılarda Fatih Terim'in sürekli bir şekilde başarının sahibi olarak lanse ettirilmesi Aysal'ı rahatsız etmiş ve iç çekişmelere düşmesine neden olmuştur. Ünal Aysal, Terim krizinde bariz bir şekilde sınıfta kalmıştır. Taraftarın bu denli sevdiği bir isimle yaşadığı laf dalaşları ("eleman") kendi hanesine yazdırdığı en büyük eksidir. Yönetim içerisinde ki "kurumsallık faaliyetleri" ise ayrı bir tartışma konusu olmuştur."Galatasaray bir his takımıdır" şiarını yok sayarak kulübün genleriyle oynamak bu tarz sonuçları doğurmaya müsaittir. Galatasaray Yönetim Kurulu'nda yola devam etmek istemediği isimlerin yerine getirdiği kişiler, Galatasaray taraftarı tarafından kabul görmemesi de yönetim-taraftar bütünleşmesini engellemiştir. Ali Dürüst, Abdürrahim Albayrak ve Adnan Öztürk gibi isimlere benzer bir kişinin yeni yönetimde olmaması "yeni bir Aziz Yıldırım mı doğuyor?" sorusunu ortaya atmıştır. Galatasaray'da tek adamlık hiçbir zaman olmamış ve benimsenmemiştir. Bu sebepten yönetim kurulunun zayıf olması, bütün okların Ünal Aysal'a doğrulmasında büyük etken olmuştur. Malum Bülent Tulun olaylarına hiç girmeye gerek yok. Ünal Aysal'ın yaklaşık 3 sezondur gösterdiği çalkantılı ancak bir o kadar da başarılı olan profili, bu sezon sekteye uğramış olarak gözükse de; istifaya davet edilecek kadar kötü bir yönetim gösterdiği kanaatinde değilim! Adnan Polat döneminde yaşadıklarımızı gözler önüne getirdiğimizde ne demek istediğim daha net bir şekilde anlaşılabilir. Bu sebeple yaratılan kaos ortamının kimseye faydası olmayacaktır.



Taraftarın bir türlü benimseyemediği Roberto Mancini olayına gelirsek, öncelikle kendisinin Türkiye'ye uygun bir hoca profili olduğunu düşünmüyorum. Bir diğer husus daha var ki kendisi alınmadan önce (yönetim daha sonra yalanlasa da) Bielsa ismi de fazlasıyla ortalıkta dolaşıyordu. Galatasaray taraftarının profiline uygun olması (farklı çalışma stratejisi ve çılgınlıkları ile meşhur bir isimdir) ve hücum futbolunu daha fazla benimseyen bir yapıda olması sebebiyle Bielsa'yı gönlümden geçiriyordum. Roberto Mancini'nin göreve gelmesi sonrası, Galatasaray'da takım savunması ön plana çıkmış, 11 kişi ile topun arkasına geçerek gol yememek en büyük hedef olmuştu. Galatasaray bu süre zarfında yerlerde gezinen fizik kondisyonunu günde çift antrenmanlarla toparlamaya çalışmış, devre arası yüklemeleriyle daha iyi bir seviyeye getirmiştir. Ancak oyun içerisinde ki sistemsel kaos bir türlü giderilememiş, takımın üretkenliği her geçen hafta düşüş göstermiştir. Bunda futbolcuların dönemsel formsuzlukları başlıca etmen olsa da; Mancini yönetiminde ki 20 haftada kadro istikrarının bir türlü sağlanamaması takımın şu anda içinde bulunduğu durumu özetliyor. Takım içerisinde Roberto Mancini'yi sevmeyen Türk oyuncu profili de olayların en can alıcı kısmı aslında. Fatih Terim'in en büyük farkı burada ortaya çıkıyor. Terim'in Türk ve yabancı oyuncularla arası her daim iyi olmuştur. Roberto Mancini'nin, yüksek egolu (!) Türk futbolcularımızla yeterli iletişimi kuramayarak takımda ki ahengin kaybolmasında pay sahibi olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. Türk futbolcusunun profesyonel hayata fazlasıyla yabancı olmasından, takım içerisinde ki kamplaşma derinleşmiştir. Roberto Mancini'nin Kayserispor maçı sonrası yaptığı basın toplantısında "bu takımı ben yaratmadım, ben kurmadım!" minvalinde ki sözleri bir çok şeyi özetliyor aslında. Sezon başı yanlış kadro yapılanması ve bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen eksikler, yukarıda saydığımız yönetimsel zaafiyetlerle birleşince ortaya yaşanılan tablo çıkmaktadır. Roberto Mancini'ye bütün Galatasaray taraftarı tepkili olabilir. Ancak kabul etmemiz gereken başarısını da atlamamak gerekir. Bu sezon ki ölüm grubundan çıkan da İtalyan hocadır. Chelsea'ye elenmemiz çok fazla eleştirilmişti. Rakibimiz olan Chelsea'nin, dün Arsenal'i 6-0 ile bozguna uğrattığını da hatırlatalım...

Velhasıl her ne şartla olursa olsun, Roberto Mancini ile bu sezonu tamamlamak gerekir. 2010-2011 sezonundan gerekli dersleri hala çıkaramadığımızı görmek büyük acı veriyor. Israrla hoca değişikliğinin talep edilmesi, tribünde istifa seslerinin duyulması bu zamana kadar hangi kulübü başarıya götürmüştür? Roberto Mancini'ye sezon sonuna kadar gerekli şansın verilmesi elzemdir. Sezon sonu tekrardan durum değerlendirmesi yapılır ve yola daha sağlıklı bir şekilde devam edilir. Bu sayede Galatasaray en az zararla bu süreci atlatmış olur. Bu sebeple kendisini istifaya davet eden ultrAslan ile aynı görüşü paylaşmadığımı yinelemek istiyorum.

Tribünde ki Fatih Terim tezahüratları için söyleyebileceğim tek şey var...
 "Öyle şeyler yaşattın ki uğruna ölmeye değer, öyle bir imza attın ki hayallerimizi yıkmaya yeter !"




28 Eylül 2013 Cumartesi

Galatasaray-Ç.Rizespor Maç Yazısı | "Giden Her Sevgilinin Ardından"

"Giden her sevgilinin ardından , hep biz olduk el sallayan !" Bildiğiniz gibi  "Nevizade Geceleri"nin ilk dizeleridir.Aynen böyle bir durum bizimkisi.Efsanemiz Fatih Terim'e,yine arkasından el sallıyoruz ... Öğrencileri ve yardımcıları Ümit Davala , Hasan Şaş ve Taffarel 'e emanetiz. Ligin 6. haftasında Çaykur Rizespor önündeyiz.Tribünler dolu , hava güzel ama yine bir tarafımız eksik !

Fatih Terim'siz ilk maçımıza iyi de başlıyoruz."İlk 20 dakika şok pres" felsefesine tribünlerde ekleniyor , yürüyoruz rakibin üzerine.İçimizden birşeyler koparcasına "Fatih Terim" için bağırıyor taraftarlar.Arena'da "parçalı formalılar" ruhlarını koyuyor ortaya.Gole kadar Burak Yılmaz'ın iki net pozisyonuna , Bruma adeta nazire yapıyor. Kaçan pozisyonlara inat , "Psiko Engin Baytar" çıkıyor sahneye ... "Bende varım" diyor ! Bruma'nın getirdiği topu , sol ayağının içiyle filelere gönderiyor.Sonrası mı ? Bütün takım , soluğu yedek kulübesinde alıyor.Tribünlerde "İmparator Fatih Terim" sesleri Arena'yı inletiyor.


Golden sonra daha büyük bir iştahla dönüyoruz oyuna.Kaldığımız yerden devam ediyoruz.Selçuk İnan'ın frikiği,Bruma'nın, Ribery'den izler taşıyan adam eksiltme ve hız yeteneklerine , bir o kadar ters , son vuruş eksikliği ekleniyor.İlk yarıda Çaykur Rize'yi oyundan silerken kaçan gollere hep beraber yanıyoruz.

İkinci yarının daha rahat geçmesini beklerken ,karşımızda daha dirençli bir Çaykur Rizespor buluyoruz. Karadeniz temsilcisi , Kweuke ile ikinci yarının 40.saniyesinde topu direğe nişanlıyor. Cenk Ahmet'in oyuna girmesiyle daha fazla hücuma çıkıp , orta saha hakimiyetini eline alan Çaykur Rizespor'a , daha fazla pozisyon veriyoruz. 55.dakikada , Sercan Kaya'nın kullandığı kornerde Tevfik Köse skoru 1-1'e getiriyor ve Antalya maçının "devam filmi" başlıyordu.

Golden sonra kendimize gelip , Burak Yılmaz ve Bruma ile pozisyonlar üretirken yine gol kaçırma yarışında liderliğe oynuyoruz."Girmeyince girmiyor" denilesi bir maçı yaşarken , üzerine Selçuk İnan'da ikinci sarıdan oyundan atılıyordu.Galatasaray herşeye rağmen yine pes etmeyip ; pozisyon aramaya , üretmeye , çabalamaya ve gol kaçırmaya devam ederken , takım kaçırmaktan bıkmayınca mücadele de 1-1'lik skor ile tamamlanmış oluyordu.

"Pınarbaşı BRUMA BRUMA Yar Yar Aman"

Yeni transfer Bruma , bu akşam ilk kez 90 dakika oynarken , kendisine inananları mahcup etmedi.(Bruma Hakkında Bilmedikleriniz yazısı için) . Arda Turan'dan sonra,Türk futbolu böyle bir yetenek izlememişti.Bu akşam her pozisyonun içinde vardı.Hücum anlamında tekniği ile adam eksiltip arkadaşlarına pozisyonlar hazırlarken , oyunun defans ve mücadele kısmında da hiçbir zaman yılmadı.Mücadele edip top kazandı ve kazandığı topları da olumlu kullanmayı başardı.Takım oyunu ve pas oyununa yatkınlığı ile takım arkadaşlarına pozisyonlar yaratırken , girdiği pozisyonlarda son vuruş eksikliğine kurban gitti.Galatasaray tribünleri ,19 yaşında ki genç Portekizli'yi izlerken nasıl heyecanlandıysa , diğer takımın taraftarları da bir o kadar heyecanlanmıştır.19 yaşında böyle bir teknik ve yeteneği bizlere izleme imkanı sunan , transferde emeği geçen herkesi tekrardan kutlamak gerek.Galatasaray 'a "2.Ribery" hayırlı olsun (sonu benzemez inşallah) !

Galatasaray-Ç.Rizespor maçının en iyi oyuncusu "Bruma"

Kronikleşen "Burak Yılmaz" Sendromu

Geçen sezonun ilk yarısında ki futbolumuzu bir hatırlayalım.Topa sahip olan (genelde topu eveleyip geveleyen) ,bu seneki kadar pozisyon üretemeyen , mücadele eden , savunma hataları yine ön planda , pres yapan ve girdiği pozisyonları da Burak Yılmaz ve Umut Bulut ile değerlendiren bir Galatasaray vardı. Genel fotoğraf bu şekildeydi. Burada ki kilit oyuncu Burak Yılmaz'dı. Bizim maç boyu girdiğimiz pozisyonları (genelde bu pozisyonlar Burak Yılmaz'a hazırlanır veya Burak Yılmaz o pozisyona girerdi) Burak Yılmaz tabelayı değiştirerek sonuçlandırırdı.Hal böyleyken , devre arasında yaratıcılığı yüksek bir oyuncu aradık.Sneijder bu yaratıcı isim oldu.Yanına bir de yaşayan efsane "Drogba" eklendi.Burak Yılmaz 'a bu iki oyuncu destek verdi.Bu destek sonucu Burak Yılmaz , 2012-2013 sezonunun toplamında çıktığı 39 maçta(Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi baz alınmıştır.) 32 gol 8 asist yaptı.Yani takımın attığı 40 gole direk etki yapmıştır.Ayrıca maç başına 0,82 'lik bir gol yüzdesi vardır ki gayet etkileyici bir orandır.(Falcao geçen sezon A.Madrid formasıyla çıktığı 42 resmi maçta 34 gol 3 asist yapmıştır.) Amaç Falcao-Burak Yılmaz karşılaştırması değildir.Amaç,Galatasaray'ın bu sezon aldığı 4 beraberliğin sebebini açıklayabilmektir.Geçen sezon Burak Yılmaz gol atarken maç kazanıyorduk , bu sezon daha fazla pozisyona girip atamayınca , kazanamıyoruz.Bu sezon Burak Yılmaz kendini bulduktan sonra takım yine kazanmaya başlayacaktır.Burada unuttuğumuz bir isim var ki , Çaykur Rizespor maçında ısınmaktan buhar olan Umut Bulut'tur.Formu gayet iyi seviyede olmasına rağmen , Burak Yılmaz'ı kaybetmemek için Umut Bulut'u kaybetmeyi göze alıyoruz.Umut Bulut'un yerine kendinizi koyarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.Burak Yılmaz kazanılması gereken bir yetenektir , Umut Bulut'ta ha keza kaybedilmemesi gereken bir pres gücüdür.

"Tam Bağımlı ultrAslan"

Rahmetli Alpaslan Dikmen Ağabeyimizi andığımız bugünlerde (#KahpeEylül ), Çaykur Rizespor maçı daha büyük bir önem arzetti. Hafta içinde Fatih Terim'in arkasında olduklarını ileten ultrAslan , tüm dünyaya kendini hayran bırakan koreografiler oluşturan alt grupları ile beraber , bu maç içinde birşeyler düşünmüşlerdi herhalde ! Merakla stada gidip , tribünleri göz gezdirdiğimizde sadece Alpaslan Dikmen için ufak bir pankart haricinde Fatih Terim'e hazırlanmış tek bir pankart dahi yoktu.Arkasında durduğumuz adamı, İmparator'u bu şekilde mi uğurlayacaktık peki ? Bu mudur tam bağımsız ultrAslan ? "Yönetim izin vermedi" nidalarına hiç girmemek gerek , malum mottomuza ters ! Bizi hiçbir yönetim bağlamamalı ! Bizler "tam bağımsız" taraftar oluşumuyuz ! Ben demiyorum , Rahmetli Alpaslan Ağabeyimiz öyle söylerdi. 2008'in #KahpeEylül'ünden bu yana , yavaş yavaş eriyor bu mottomuz ! Hemde Rahmetli'nin kemiklerini sızlata sızlata eriyor ! Bugünde daha çok sızladığı kesin. Bu gidişle de daha çok sızlayacağa benziyor !

Galatasaray - Ç.Rizespor maçındaki tek pankart !

20 Ağustos 2013 Salı

Galatasaray - Gaziantep Maç Yazısı | Tribünde Gezi Park'ı Gerginliği ve Tekyumruk

1.Hafta:Galatasaray 2-1 Gaziantep

Galatasaray,Gaziantepspor'u 2-1 ile geçerken , Ali Sami Yen TT Arena'da öne çıkan birçok başlık ve çıkarılması gereken dersler vardı.Öncelikle saha içerisinde kalıp , futbol adına ortaya koyduklarımıza/koyamadıklarımıza bir bakalım.

Galatasaray artık makine düzeninde işleyen bir takım halini alıyor.Çok iddalı bir laf olduğunu biliyorum ama hücum anlamında muhteşem bir pas alışverişi var.Drogba-Sneijder-Burak Yılmaz ve Selçuk İnan arasında ki pas bağlantısı takımı bir anda pozisyona sokuyor.Rakibi çıkarken yakalama konusunda Melo gibi bir oyuncunun takımda olması ve kazandığı topları doğru şekilde arkadaşlarıyla buluşturması , Galatasaray'ı rakiplerinin önüne koyuyor.Bu pas bağlantısında en önemli faktör (geçen sezon Selçuk İnan'dı , buaralar aradığımız Selçuk'a ulaşılamıyor) bu sezon Sneijder'in çok doğru yerlerde topla buluşması ve arkadaşlarına ölçüp biçerek attığı paslar.



Orta sahada ki Selçuk ve Sneijder'in en büyük ortak özelliği ayaklarında çok fazla top tutmamaları.Tekte oynayarak Galatasaray'ın hücumunu hızlandırmaları.Özellikle savunma arkasına çok iyi koşular yapan Burak Yılmaz gibi bir silah için bu çok büyük bir nimet.Gaziantep maçında atılan ilk golde Hamit - Sneijder-Selçuk-Drogba-Burak Yılmaz'ın paslaşması ve Sneider'in ilk pasın ardından attığı 40 metrelik deparla sıfırdan attığı gol , bu pas bağlantısına en güzel örnek oldu.İkinci golde de hızlı oynamanın önemini tekrardan gördük.Sneijder'in aynı şekilde orta sahada aldığı topu hiç bekletmeden 30 metrelik uzun topla Burak Yılmaz'a servisi sonucunda Burak'ın kazandırdığı penaltı , skoru Galatasaray lehine 2-0 yaptı.

Galatasaray'ın ileri hattı kaliteli ayaklarla skoru bir anda değiştirebilirken,son pas tercihlerinde ki hataları ve zaman zaman "lakayıt" oyun anlayışı Fenerbahçe ve Gaziantep maçlarında son dakikaların stresli geçmesine sebebiyet verdi.Fatih Terim'in cezasının son bulup tekrardan kulübede ki yerini almasıyla bu hataların son bulacağı aşikar.

Galatasaray geçen sezon Avrupa maçları sebebiyle sıklıkla yaptığı , skoru bulduktan sonra oyunu rölantiye çevirip "aktif dinlenme"  ayağa pas ile maçı bitirme stratejisi ilk haftalarda Galatasaray'ın başına iş açabilir.Gaziantep maçında 2-0'dan sonra bu senaryo tekrarlandı.Genç forvet Muhammed'in jeneriklik golü sonrası ufak bir telaş görüldü.Takımın aklına "acaba" sorusu düştüğü için çok fazla pas hatası oldu ve maçı bir an önce skoru koruyarak bitirme mantığı takımı oyundan düşürdü.Bu mantalitenin eseri olarak Fenerbahçe maçında olduğu gibi Gaziantep'de son dakikalarda Galatasaray kalesinde büyük baskı oluşturdu.



Sezona iyi başlayan isimlerden Sneijder'in haricinde 2008 yılından beri Galatasaray'ın kadrosunda bulunan Hakan Balta haftanın kazananı oldu.İlk yarının sonlarında ceza sahasında yakaladığı iki net pozisyon Hakan Balta'dan ümidi kesenleri haksız çıkardı.Hakan Balta'yı en son ceza sahasında gördüğümüzde Sene:2012 , Yer: Kadıköy , Rakip:Fenerbahçe'ydi.O maçta da Galatasaray'ın 2.golünü atarak maçta ki eşitliğin yakalanmasını sağlamıştı.Gaziantep maçında bu performansın fazlasını ortaya koyarak bu sezona çok iyi başladığını gösterdi.Yaptığı bindirmeler ve ortalar takımın hücum zenginliği açısından çok önemliydi.

Takım her ne kadar hazır olmasa da 70 dakika oynadıkları futbolla taraftara keyif verdi.Burak Yılmaz'ın golle dönmesi önemli , Hamit Altıntop'un "Galatasaray'ın el freni" olma özelliğinden vazgeçmesi de bir o kadar elzem.Chedjou-Semih uyumu şuana kadar istenilenilen seviyede değil.Chedjou'nun performansı şuana kadar yetersiz görünüyor,bence biraz daha zamana ihtiyacı var.Ebuoe ise hücumda ki etkinliğini bu maçta da fazlasıyla gösterdi.Ebuoe'nin her ikili mücadele sonrası yerde yatıp,sağlık ekibi gelmeden kalkmaması artık "kabak tadı" vermeye başladı.Bu huyundan vazgeçtiği anda çok daha güzel bir "Manu" performansı izleyeceğiz.



"Gezi Parkı" Gerginliği

Gezi Parkı sürecinden hiç bahsetmiyorum herkes konuya yeteri kadar vakıfdır.Bizi ilgilendiren kısmı,uzun süredir Galatasaray taraftarlarını temsil ettiğini söyleyen ultrAslan'ın Gezi Parkı olaylarında takındığı tavır sonrası,kendileri ile aynı fikri savunmayan Galatasaray taraftarları arasında bir mücadele baş göstermişti.Bu mücadele "Gezi Olayları" akabininde sosyal medya üzerinden alevlenirken , Gaziantep maçında iyice gözler önüne çıktı.Takımlar seramoniye çıkarken söylenen "her yer Taksim , her yer direniş" sloganı Pegasus haricinde ki bütün tribünü bir anda sardı.UltrAslan bu sloganı tezahüratla bastırmaya çalıştı ama  infial öyle tezahüratla bastırılacak gibi değildi.Daha önceden sosyal medyada planlandığı şekilde 34.dakikada "her yer Taksim , her yer direniş" sloganı Ali Sami Yen TT Arena'da tekrar duyuldu.Bu sefer daha büyük bir sesle stad inlerken peşinden "sık bakalım sık bakalım biber gazı sık bakalım" sloganı geldi.UltrAslan bu sloganlara ıslık ve yuhlamalarla cevap verdi.Ortalık bir anda karışırken , Pegasus ve Opel tribünlerinde ufak çaplı gerginlikler yaşandı.

Öncelikle söylemem gereken bir husus var ki , hayatımda "polis'i savunan ultras" dün geceye kadar hiç görmemiştim.Tribün kültürüne ve adabına aykırıdır."ACAB" diye bir şey var sen neyi savunuyorsun ? ultrAslan olmayan veya kendilerine ultrAslan adını vermeyen Galatasaray taraftarı ile ultrAslan arasında uzunca bir süredir gerginlik var.Bunun sebepleri arasında karaborsa,Tayfa'ya mensup elemaların tavırları,stadda ki besteler,ultrAslan'ın yandaş duruşu vs. tüm bunlar Galatasaray tribünlerinde "ben ultrAslan değilim" nidalarının daha yüksek sesle duyulmasına sebebiyet verdi.Bu sene birçok eski tribün emekçisi arkadaşlar tribünü sırf bu sebeplerden bıraktı.Yani işin aslına bakarsak mevzu sadece "Gezi Parkı" değil.Bu bir iç hesaplaşmaydı bir nevi.İşin ilginç kısmı bu hesaplaşmanın şuan yeni başladığıdır.Tek temennim Galatasaray'ın bundan zararsız çıkmasıdır.Bölünen tribün hiçbir zaman fayda getirmez sadece kulübe zarar getirir.Bu sebepten dolayı en yakın zamanda aklı selim bir şekilde orta yol bulunup "Galatasaray" paydasında tekrar birleşilmesidir.

"Tekyumruk"

Sosyal medya üzerinde artan "Tekyumruk" popülaritesiyle beraber "ultrAslan"ın alternatifi gibi görülmesi yanlış.Tekyumruk'un misyonu tribün kovalamak değildir.Sadece kendi doğrularıyla beraber Galatasaray'ı her maçında desteklerler.Tribünden nemalanmaz ve zamanının büyük kısmını tribüne veremezler.Hiçbirini sette,sahaya arkası dönük göremezsiniz.En büyük mottaları "endüstriyel futbola karşı" olduğu için rant peşinde veya reklam peşinde koşamazlar.Bu sebeplerden dolayıdır ki onların Galatasaray tribünleri için "Yürüyedur" olmasını beklemek hayalcilik olur.Galatasaray tribünü kendi içerisinde bir reforma gidecektir.Buradan ultrAslan'ın tamamen ortadan kaldırılması çıkarılmasın.Dışarıdan açıkça görülen olaylar değişmeli ve Rahmetli Alpaslan Dikmen'in çizgisinden sapılmamalıdır.UltrAslan'ın kuruluşundan beri söylenen "Tam Bağımsız ultrAslan" ibaresi anlamını yitirmemelidir.

Dün ölüm yıldönümü olan Tevfik Fikret'e rahmet okuyarak , kendisinden uyarlanan bir şiirle bitirelim.

Kimseden bir fayda ummam ben,dilenmem kol kanat;
Kendi gökkubbemde kendim gezginim
Bir eğik baş,boyunduruktan ağırdır boynuma;
Fikri hür , vicdanı hür GALATASARAY TARAFTARIYIM...