Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2014 Salı

Süper Kupa Maç Yazısı | Galatasaray Bir His Takımıdır !

Uzun zaman oldu yazmayalı. Mağlubiyet yazısıyla geri dönmek istemezdim ama birazdan değineceğim sebepler insanı mecbur bırakıyor...

Önce Süper Kupa ile başlayalım.

2 sezondur müzemize götürdüğümüz Süper Kupa'yı, bu sezon suyun karşı yakasına kaptırdık. Sahada gördüğümüz Galatasaray'ı herkes gibi bende tanımakta zorlandım. Sezon öncesi oluşu, sıcak hava, saha zemini gibi sebepler tabi ki önemli ancak geçen sezondan beri takımın üzerinde ki isteksiz tavır kabul edilebilir değil. Bu takımın iki Süper Kupa finalinde Fenerbahçe'ye top göstermediğini hatırladıkça insan kahroluyor. Baba Gündüz'ün "Galatasaray bir his takımıdır" sözü yine unutulmuşa benziyor.

Galatasaray fiziksel olarak rakibinin çok gerisinde. Sezon öncesi kampını iki takımda aynı dönemlerde açtı. Yeşil sahaya baktığımızda ise her ikili mücadelede yerde kalan sarı kırmızılı futbolcular gördük. Ön alanda pres yapmaya çalışıp, hiçbir topu kazanamayan; hava toplarının hepsini "çubuklu tosunlara" teslim eden bir Galatasaray izledik. Prandelli ve fizyoterapist Venturati'nin sezon planlaması nasıldır bilinmez fakat şuanda fizik olarak hiç hazır değiliz.

Venturati


Hazırlık maçları süresince Galatasaray ciddi üretkenlik sorunu yaşadı. 4-2-3-1'e geçiş bu kadar sancılı olmamalıydı. Takımın sahaya yerleşmesinde boyu uzamış ve bloklar arası mesafe fazlalaşmıştı. Takımın birbirine daha yakın oynaması ve rakip kaleye yaklaştığında sorumluluk alan oyuncuların kendini göstermesi gerekiyordu. Süper Kupa'da bu senaryonun devamını izledik. Bloklar arası mesafe fazla olduğu için oyunu istediğimiz şekilde yönlendiremedik. Yapılan basit pas hataları kalemize pozisyon olarak geri döndü. Oyun içerisinde istenileni yapamadığımız için mental düşüş de beraberinde geldi. 120 dakika boyunca, kısa parlamalar haricinde, oyuna hükmettiğimiz dakikalar 10'u geçmedi. 3. bölgeye geldiğimizde ise ceza sahasında çoğalamadık.

Sadece Burak Yılmaz'ın tek başına bir şeyler üretmesini beklemek hayalcilik. Kendisini geriden gelerek destekleyecek oyunculara ihtiyacımız var. Maç boyunca orta sahadan ceza sahasına yaptığımız süpriz koşu adedi yok denecek kadar az. Oyundan çıkana kadar forvet arkasında oynayan Sneijder, Mehmet Topal tarafından oyundan silindi. Mancini, Sneijder'i sol kanatta oynatırken doğru olanı yapmış. Kalabalık içerisinde kaybolmasına mani olmuş. Sol kanatta kendisine daha net pozisyonlar hazırlıyor ve arkasında oynayan Telles'i oyuna sokuyordu. Telles'in hücumda ki gerilemesinde başlıca sebep Sneijder gibi bir oyuncunun önünde olmayışı. Telles rakibi çalımlayarak çizgiye inen bir bek değil. Önünde oynayan oyuncuyla yaptığı verkaçlar sayesinde çizgiye inebilen bir bek. Bu sebeple pas yapabileceği bir oyuncuya ihtiyacı var. Dün ki maçta oynayan Yasin Öztekin'e alışkın olmadığı için sıkıntılar yaşadı. Telles'in savunma kısmına değinmeye gerek duymuyorum çünkü Kuyt ve Gökhan Gönül sol tarafımızı otobana çevirdi. Prandelli'de artık dayanamayıp Hakan Balta'yı oyuna aldı.

Takım içerisinde ileriye gitmesini beklediğimiz isimlerin çoğu form olarak halen geriye gidiyor. Bunların başında Telles ve Selçuk İnan geliyor. Ne zaman düzelecekleri ise muamma. Bu isimlerin haricinde  Galatasaray'ın "sezona hazır" diyebileceği oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Dün akşamın göze batan belki de tek ismi Aurelien Chedjou idi. Geçen sezon deplasmanda ki Juventus maçı ve dün akşam oynanan derbide gayet etkileyici bir maç çıkardı.

Onca olumsuzluklar arasında sadece yüzümüzü Muslera güldürüyor. Kaleciliğinin ötesinde insan olarak da çok büyük değerler taşıyor. Maç boyu yaptığı başarılı kurtarışlar ve maçın adamı seçilmesi hepimizin yüzünü güldürdü. Yürüyedur NANDO !

* Volkan Demirel olayına değinmiyorum, küfürsüz ifade etmem mümkün değil !
** Yekta'nın penaltı atması yasaklansın !
*** Süper Kupa Finali'ni Aslanım'da beraber izlediğimiz Galatasaray Sözlük yazarlarına selam olsun...



13 Nisan 2014 Pazar

"Euroleague Fatihi" Sarayın Sultanları

Hiç şans tanımadılar size. O kupayı kazanacağınıza ihtimal dahi vermediler.

Turnuvanın ilk maçında yönetimden hiç kimse yoktu mesela. Taraftar desen 5-10 kişiden ibaretti. 

Yönetim sezon başında bütçe olarak ufalmaya gitmişti. 

Taraftar desen, önce ki senelerden gelen hayal kırıklığıyla İpekçi'nin parkelerinde yalnız bırakmıştı sizi.

Avrupa kupalarında Türkiye'ye ilk başarıyı getiren Galatasaray'da, şubenin kapatılma ihtimalleri dahi konuşulur olmuştu. 

Unutmuşlardı Galatasaray'ın bir SPOR kulübü olduğunu...

1998-1999 sezonunda Derya Özyer, Andrea Stinson, Çelen Kılınç, Korana Zanza, Handan Özbek, Wendy Palmer, Jankovska, Nihan Anaz ve Aycan Yeniley ile Avrupa 3.lüğünü yaşayan kadronun başında yine Ekrem Memnun vardı. Aradan 15 yıl geçmiş, dönemin kaptanı Derya Özyer yardımcı antrenör olmuştu. Derya Özyer kendi jenerasyonunda Türkiye'nin en yetenekli oyuncusuydu. Çelen Kılınç ile beraber Türkiye Ligi'ne ambargo koyan kadronun iskeletini oluşturmuşlardı. 1999'da 3.lük ile yetinen Derya Özyer, dün akşam yardımcı antrenör olarak Avrupa'nın en büyük kupasına uzandı.

Işıl Alben, Ceyhun Yıldızoğlu döneminde kaybedilen şampiyonluklarda hep baş sorumlu olarak gösterildi. Hiç hak etmediği ithamlara maruz kaldı. Ancak Ekrem Memnun'un yönetiminde o da küllerinden doğdu. Sayı atmadığı zaman asist, asist yapmadığı zamanlarda kısacık boyuyla topladığı ribaundlarla takıma katkı verdi. Oyunu hep kontrol etti. Direksiyonda usta bir pilot, takım içerisinde gerçek bir liderdi artık. Turnuva boyunca her maç daha fazla büyüdü. En kritik yerde Ekaterinburg'u dize getirirken üçlüğü gönderdi. Son iki dakikada 2 hücum ribaundu ile oyunda tuttu Galatasaray'ı... Fenerbahçe maçında da yine herkesi büyüledi. Elini soktuğu her topu çekti aldı. Tepeden ikili oyunları ve sinsice çekip aldığı ribaundlarıyla bir hayali gerçekleştirdi. Turnuva öncesi Dinamo Kursk ile anlaştığı iddiaları çıkmıştı. Zaman ne gösterir bilinmez ama Işıl Alben'in takımda kalması şart. 



Ve baş antrenör Ekrem Memnun... Galatasaray'a iki yıl içerisinde büyük bir kimlik kazandırdı. Geçen sezon Fowles ve Ann Wauters gibi oyuncularla pek yıldızı barışmadı. İstediği kimliği oturtabilmek için Euroleague'de çaylak sezonunu geçiren Kelsey Bone'u kadroya kattı. Sancho ve Alba Torrens ile "yola devam" dedi. Türkiye Ligi'nin sayı kraliçesi Shavonte Zelluos hamlesi ile skorer oyuncu eksikliğini giderdi. Kadro yapısı ile savunmayı ön planda tutan, tepede ikili oyunları iyi oynayan, forvetlerden Alba ve Zelluos ile dış atışları değerlendiren bir takım ortaya çıktı. Takım içi liderliğini de Işıl Alben'e veren Ekrem Memnun, izlemesi keyif veren bir takımın temellerini attı. 

Özellikle turnuva genelinde uyguladığı alan savunmasıyla Ekaterinburg'u sahadan sildi. Final maçında ise aynı akıbeti Fenerbahçe'ye yaşattı. Baskılı alan savunması rakiplerin korkulu rüyası olurken, kapılan toplarda cezayı Zelluos ile kesti.  Ekaterinburg maçının kahramanı Alba Torrens'in, Fenerbahçe maçında etkisiz kalması, takım içerisinde farklı isimleri ön plana çıkardı. Özellikle sakat sakat oynayan Sancho Lyttle ve Nevriye Yılmaz'ın yüksek posttan bulduğu sayılar nefes aldırdı. Maçın asıl kahramanı olan Şebnem Kimyacıoğlu'nu da unutmamak lazım. Üst üste bulduğu iki üçlük, kupayı Galatasaray'a getirdi.

Yine Ceyhun Yıldızoğlu dönemini hatırlarsak, savunma yapmayı sevmeyen bir takımdık. Hücumda ise takımın skor yükünü çeken Diana Taurasi'nin eline bırakılan topları ve kaderine terk edilmiş Galatasaray hücumlarını anımsarız. Ekrem Memnun iki sene içerisinde öncelikle bu sorunları çözdü. Savunmadan beslenen bir takımın, hücum performansı parlayınca makine gibi işleyen bir takım çıktı ortaya. Sahada iç-dış dengesini iyi oturtan Galatasaray, top paylaşımını da muazzam yapınca bu başarı kaçınılmaz oldu. 

Sırada senelerdir hasretini çektiğimiz Türkiye Ligi var. Şuanda ki motivasyonla ligi de kazanacağımıza kesin gözüyle bakıyorum. En son şampiyonluğumuzun 1999-2000 senesinde olduğunu da hatırlatalım. Bu sene kazanılacak şampiyonluk, bayan basketbolunda Yenilmez Armada'nın tekrardan doğuşunu müjdeleyecektir. Biz yeter ki bu takıma inanmaya devam edelim !


6 Nisan 2014 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | İçimiz Rahat Etti

Bütün haftayı medyanın gereksiz gazlamaları ve  Fenerbahçeli (ismi lazım değil) bir futbolcunun Arena'yı kuaför olarak görmesiyle geçirdik. Açıkçası maç öncesi en çok çekindiğim konu, tribünün erken yenilebilecek gol sonrası vereceği reaksiyondu. Uzun zamandır tek bir olay dahi çıkartmayan Galatasaray taraftarı, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonda; iç sahada ki Fenerbahçe mağlubiyetini kaldıramazdı. Ancak geçmiş yıllardan, tribün olarak ders çıkarttığımızı söyleyebilirim. Sahaya müdahale etmeden, 90 dakika oyunda olan bir Galatasaray taraftarı vardı. Islık, tezahürat, baskı, meşale, coşku vs. ne ararsanız vardı. Tribünün gerekli yerlerde müdahalesi ve hakemi baskı altına alması da çok önemliydi. Emre'nin ilk sarı kartında tribünün nasıl etkili olduğunu görebilirsiniz. Senelerdir, Galatasaray'ı kendi sahasında psikolojik savaşla yenen Fenerbahçe, bu sefer kendi silahıyla vuruldu. Galatasaray'da taraftarından futbolcusuna kadar herkes dersine çok iyi çalışmış. Çok kötü bir futbol izlediğimiz derbide, psikolojisi sağlam olan kazandı.

Maç öncesi gerek Nevizade, gerekse Ali Sami Yen Sokak bayram yeriydi. İstanbul'un güneşli bir güne uyanması, derbi atmosferini bütün İstanbul'a yaymıştı. 18:00 itibariyle Arena'da taraftar yerlerini almış, başta Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel olmak üzere, suyun karşı yakasında ikamet eden takımı (Khalkedon) beklemeye başlamıştı. Isınmaya çıkan malum şahıslara, muazzam bir baskı ortamı yaratıldı. 

Maçın ilk 10 dakikasında baskılı ve istekli bir Galatasaray izledik. O baskı sonucunu vermekte gecikmedi ve Sneijder tabelayı değiştiren isim oldu. İşin savunma kısmında ise (özellikle ilk yarıda) Sneijder ve Burak Yılmaz, Fenerbahçe'nin beklerini takip ederek savunmaya muazzam katkı verdiler. Her pozisyonda Caner ve Gökhan Gönül'ü ilk karşılayan isim oldular. Fenerbahçe'nin artık herkesçe ezberlenen 30-40 metrelik uzun ve ters topları, savunmada Hakan Balta ve Semih Kaya tarafından bertaraf edildi. Ersun Yanal'ın forvette Webo'yu tercih etmemesi, Fenerbahçe'nin aleyhine oldu. Özellikle kafa toplarında Emenike'nin etkisiz kaldığı bir maçta, Webo değişikliği çok daha önce olmalıydı. Ersun Yanal'ın sezon başından beri takımına ezberlettiği "iki beke ters top gönder, kenarlardan orta açsınlar; ileriye şişir ve orada prese başla !" mantalitesi, kompakt oynayan bir rakibe karşı sökmedi. "İlk yarıda ki derbiyi 2-0 nasıl kazandı?" diyenler olabilir. İlk 20 dakikayı tekrar izlerseniz (Chedjou'nun penaltısına kadar) , kendi evinde oynayan Fenerbahçe'nin pozisyon bulamayışına da iyi baksınlar ! Orta sahada top yapmak gibi bir derdi olmayan Fenerbahçe'nin, ileriye göndereceği uzun topların haricinde başka bir oyun planı olmaması da çok ilginç! Sadece kanat varyasyonlarıyla bir şeyler üretebilen bir takımın kilitlenmesi çok kolaydı. Öyle de oldu. Kenarlardan gelen Caner ve Gökhan Gönül'ü iyi durduran Galatasaray, haddinden fazla sert geçen derbiyi kazanmasını bildi. 

Burada Semih Kaya ve Hakan Balta'yı tebrik etmek gerekiyor. Maç boyu havadan gelen bütün topları indirip, doğru kullandılar. Özellikle Emenike'ye karşı bariz üstünlük kurdular. İkinci yarıda risk alıp, kaptırdıkları topları da es geçmemek lazım. Daha basit oynayıp daha az risk almaları gerekiyor. Gökhan Gönül'e karşı Alex Telles'in sürati ve doğru pozisyon alması da önemliydi. Hücumda etkili bindirmeleriyle, Galatasaray'ın devre arasında ne kadar doğru bir transfer yaptığını tekrar kanıtladı. Bu arada 90 dakika boyunca iyi ve formda bir Drogba'nın, takım için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu da hepimiz gördük. Rakip stoperlerle tek başına verdiği mücadele ve topu rakip sahada tutması, Galatasaray'ın ikinci yarıda nefes almasını sağladı. Bekir'e attığı jeneriklik çalımları da not etmek lazım... Maçın tek golünün sahibi Sneijder, büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Hollandalı, hücumda takımın en üretken ismiydi. Gerek isabetli pasları, gerekse sol kanattan yapılan set hücumlarını iyi yönlendirdi. 

Gol sonrası Sneijder'in sevinci


Gelelim gecenin iki ana başlığına. 

Birincisi çok tartışılan Felipe Melo olayı. Bugüne kadar Lugano'yu, Emre Belözoğlu'nu, Volkan Demirel'i bağrına basan Fenerbahçe camiası, mağlubiyeti geçiştirmenin yolunu Melo'nun dilinde aramaya başlamış. Kaybettikleri her derbi sonrası ya hakem suçlanır, ya Galatasaray'dan bir futbolcu... Artık bu muhabbetlere alıştığımız için gülüp geçiyoruz sadece. Her maç rakibe veya hakeme küfür eden, ırkçılık konusunda dünya markası olmuş Emre Belözoğlu suçsuz ilan edilirken; çift girdiği rakibi Felipe Melo suçlu oldu ! (Bu arada Emre'nin ikinci sarısı, direkt kırmızı olmalıydı. Tekrar izlerseniz daha net görürsünüz.Öyle bir müdahale sarıyla geçiştirilemez.) Ayrıca Emre'nin yaptığı çirkefliklerin cezasını, Melo'nun "get the fuck out" işaretinde bulabilirsiniz. 2 sezon önce Volkan'ın poposuyla tuttuğu topun cezasını kesen Felipe Melo, şimdide "süt oğlan" Emre'nin cezasını kesmiştir. Yürüyedur aslanım, çakallara yedirmeyiz seni !

Get the Fuck Out !


Gelelim kanayan yaramız Selçuk İnan'a... Öncelikle olaylar nasıl gelişti, açıklık getirelim. Galatasaray bir pozisyonda hızlı çıkmak isterken, top Selçuk İnan'a geldi. O sırada Drogba ve Burak Yılmaz sprint atmış ve savunmanın arkasına sarkıyordu. Selçuk İnan bu ikiliye pas atmayınca, tribünde öyle abartılacak bir yuhalama olmasa da, homurdanmalar başladı. Selçuk İnan duygusal bir yapıya sahip. Geçtiğimiz günlerde GS TV'ye verdiği bir röportajda, Galatasaray taraftarına (yuhalandığı için) kırgın olduğunu ifade etmişti. Önceden gelen bu kırgınlık, iyi oynadığı bir maçta gördüğü haksız tepkinin etkisiyle birleşti. Roberto Mancini'nin saha içerisine girerek verdiği "sahada kal !" mesajı da sonun başlangıcı oldu. Sakatlığını bahane ederek oyundan çıkmak istemesi ve formayı çıkartması da kendisine yakışmadı. Çıkarttığı formanın değerini, taşıdığı kaptanlık pazubandını daha önceden kimlerin taşıdığını da unutmaması gerekiyor.Yaşanan süreçte Selçuk İnan'dan daha dik bir duruş beklerdim. Ancak kendisine gösterilen tepkiler altında ezildiğini ve bu baskıyı kaldıramadığını görüyorum. Selçuk İnan'ın formasını çıkartıp Tugay'a vermesi ve kaptanlık pazubandını atması sebebiyle Galatasaray taraftarına bir özür borcu vardır. 

Birde ısrarla futbolcu yuhalamayı marifet zanneden taraftar boyutu vardır ki asıl problem burada yatmaktadır. 2 sene boyunca yaşanılan bütün başarılarda katkısı olan bir futbolcu, bu kadar kolay gözden çıkartılamaz ! Bu kadar kolay yem edilemez ! Belli bir yerden sonra Galatasaray'da futbolcu tutamaz hale geliriz. Arda  Turan'ın gidişinde sevgilisine edilen küfürleri de hatırlıyoruz. Bu tip şeyler sadece Galatasaray'a zarar vermekten öteye geçmiyor. Bu yüzden her futbolcuyu yuhalayan taraftarın da Galatasaray'a bir özür borcu vardır.

Gate 417'de açılan "Roma bir günde inşa edilmedi" pankartı.

2 Mart 2014 Pazar

Ç.Rizespor-Galatasaray Maç Yazısı | Temiz Futbol İçin "Orada Dur !"

İnsan gerçekten üzülüyor...

Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği karşısında kazandığı iki uyduruk penaltıyla maçı kazanmasına mı ? Galatasaray'ın %100'lük golleri kaçırarak 2 puanı Rize'de bırakmasına mı ? Yoksa gırtlağına kadar kaosa batmış futbol düzenine mi üzülelim bilemiyorum...

Sonra bir düşünme hali alıyor...

Belki de sabahtan İstinye'de ki TFF binasına gidip; camlara iki taş atarak adalet (!) isteğimizi dile getirseydik farklı olurdu diyorum ! Malum, bu ülkede işler böyle yürüyor! "En çok ağlayan,en çok mağdur olandır !" En mağdur takımın yöneticilerinin hafta ortası yaptıkları basın toplantısında "hükümetimizin yanındayız" demeçlerini zamanlama açısından da manidar buluyorum ! Çok değil bir kaç hafta önce, Ali İsmail Korkmaz'ın ailesini yanlarına alarak Bağdat Caddesi'nde adalet(!) aradığını söyleyen güruh, bu hafta da Gezi'de can veren çocukların kemiklerini sızlatıyor. Uslu yöneticiler farkında değiller, hak ararken haksızlığa alet oluyorlar. Kendi pisliklerini temizlemek uğruna, masum insanların duygularını ve arma sevdalarını kullanıyorlar. İşlerine gelmeyen her kararda "ben oynamıyorum yeaa !" türünde ki açıklamaları ile 7 yaşında ki çocuktan farksız oluyorlar. Sadece Galatasaray veya diğer takımların gözünde ufalmıyorlar, kendi taraftarının da gözünde küçülüyorlar.

Lanet ediyorum...

Yaşananlar üzerinden çok geçmiyor, Ç.Rizespor - Galatasaray maçının ardından yeni bir tape ortaya çıkıyor. Başbakan ile oğlu arasında geçen görüşme kayıtlarında "Fenerbahçe'yi şike sürecinde ben kurtardım !" minvalinde söylemlere şahit oluyoruz. Sezon başından beri "spora siyaset bulaşmasın" diyenler haklılar ! Siyasiler spor dünyasında, istediği gibi at koşturmakta ve olaylara yön verme konularında özgürdürler ! Taraftarlar yaşananlara "orada dur !" demek istediğinde, hata yapmakta ve kanunları çiğnemektedirler !

Yersen...

Doğal olarak "tutarlı siyasilerimizin" taraftarlardan aldığı bu tepkiler işlerine gelmiyor. Olaylar devam ederken, taraftar her pankartta veyahut her tezahüratta, spor büro ile köşe kapmaca oynamak zorunda kalıyor. Kendi rantları için tribünleri bölmekten çekinmeyenler, taraftardan gelen "orada dur !" seslerine biber gazı ile cevap veriyorlar ! Daha sonra da "spora siyaset bulaşmasın yeaa!" sözlerini kendilerine hak görüyorlar. O kadar kolay değil beyler, orada duracaksınız ! Pis ellerinizi ve futbol dünyasına saldığınız kirli maşalarınızı da yanınıza alarak, yeşil sahaları sadece taraftarlara bırakarak terk edeceksiniz !





15 Aralık 2013 Pazar

Gençlerbirliği - Galatasaray Maç Yazısı | Bize Her Maç Final

BİZE HER MAÇ FİNAL 

Gençlerbirliği maçı, kafa olarak hiç hazır olmadığımız, facia gibi ilk yarı oynayıp,ikinci yarı biraz kımıldanıp 1-1 ile İstanbul'a döndüğümüz bir maç oldu.Futbolcuların maç seçme huyu, geçen yıldan beri süregelen bir alışkanlık. Juventus gibi bir devi yenip,Süper Lig'de kazanılacak bir galibiyet ile rüzgarı arkana alma fırsatını tepmek, kabul edilebilir bir sonuç değil ! Özellikle her koşulda yanında olan taraftarlar için, Gençlerbirliği maçının kazanılması gerekiyordu. Bu sezon oynanan 8 deplasman maçında 4.beraberliğini alan Galatasaray, ligin geri kalan haftalarında puan kaybetme lüksünü de ortadan kaldırdı.Şuanda lider ile olan puan farkı 11 ve bu haftadan sonra her maç final !

Sezon başı Muslera'yı yedeklemesi için kaleci adayları arasında yer alan Ramazan KöseGençlerbirliği - Galatasaray maçının kahramanı oldu.21 Nisan 2013 tarihinde Ankara'da oynanan Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçında muhteşem bir performans sergileyen Ramazan KöseGalatasaray'ın şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmasını sağlamıştı.Bu sezon ise Galatasaray'ın zirveden biraz daha uzaklaşmasında etkili oldu. Ramazan'ın ismi Galatasaray ile anılırken; bir çok kişi transferine karşı çıkmıştı. Ramazan Köse sezon başı transfer edilmiş olsaydı; Muslera'nın sakatlığında, Galatasaray kalesi için çıkan tartışmalara gerek kalmayacaktı. Her seferinde sezon başı kadro yapılanmasında ki yanlışlıklara dem vuruyoruz.Maalesef her hafta önümüze çıkan bir gerçek...


SÜPER LİG'E "ANGARYA" BAKIŞI

Juventus maçı sonrası fiziksel yorgunluk kabul edilebilecek bir sebeptir.Ancak maçın başında ki isteksiz ve ruhsuz futbolun açıklaması yorgunluk olmamalı.Yorgun olan takım maç boyunca 110 km koşamaz.Sezon başından beri fiziksel direncimizin arttığı ve koşu tempomuzun da yükseldiği bir gerçek.Yeterli mi ? Tabii ki değil. Sadece koşu mesafesi ile değerlendirmek de doğru bir tespit olmayacak.Üzülerek belirtmek gerekiyor ki takımda ki birçok futbolcu, Süper Lig'i angarya olarak görmeye başlamış.İlerleyen haftalarda olası bir puan kaybı, "lige havlu atmak" anlamına gelecek. Bu durumda "mental" açıdan sağlam kalmak ve ligi sonuna kadar kovalamak çok önemli.Suyun karşı yakasında ki takım,15 haftada sadece 4 maçını son dakikada bulduğu gollerle kazandı.8 puanlık fark tamamen buradan doğuyor.Galatasaray'ın ise çok iyi oynayıp berabere kaldığı Antalya ve Ç.Rizespor maçları,Eskişehir karşısında Felipe Melo'nun altı pastan dışarı attığı kafa vuruşuyla kaybedilen iki puan; ayrıca Kasımpaşa ve Gençlerbirliği maçlarının ikinci yarılarında kaçırılan pozisyonlarla bırakılan 4 puan, arada ki farkı oluşturuyor. Alınan beraberlikler, kazanma alışkanlığına da sekte vururken; suyun karşı yakasında ki ekibe moral olarak geri dönüyor.

YEDİĞİNDEN FAZLA ATABİLMEK !

Galatasaray,şampiyon olarak tamamladığı 2012-2013 sezonunda da gereksiz puan kayıpları yaşıyordu. Şampiyonlar Ligi bunda en başlıca etkendi. "Cuma sendromu" geçtiğimiz yıl baş gösteren ve puan kayıplarına yol açan hastalıktı. İlginç bir istatistikle devam edelim.Galatasaray 2012-2013 sezonu 15.hafta itibariyle 8 galibiyet, 5 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak 29 puanla liderdi. İkinci olan Fenerbahçe'nin 27 puanda olduğunu da ekleyelim.Galatasaray yine geçtiğimiz sezon 15. hafta sonunda,  32 gol atmış ve kalesinde 19 gol görmüştü.Bu sezon ise 23 gol atıp kalesinde 15 gol görmüş durumda.Gol yollarında ciddi bir sıkıntı olduğu açık.Sürekli bir şekilde yediğimiz gollerden bahsederken; gol yollarında ki formsuzluk puan kayıplarının asıl sebebi.Özellikle Gençlerbirliği maçının ikinci yarısında kaçırılan pozisyonlar iki puanı Ankara'da bırakmamıza neden oldu.Genele bakarsak, geçen yıla göre 1 galibiyet az almış Galatasaray ile karşı karşıyayız. Arada ki farkın doğduğu nokta ise geçtiğimiz yıl Fenerbahçe'nin Avrupa'da mücadele ediyor olması ve Galatasaray'ın puan kaybettiği haftalarda Fenerbahçe'nin de puan kaybetmesiydi. Şuanda 3 kulvarda mücadele eden Galatasaray'a karşı sadece Süper Lig'i kovalayan Fenerbahçe'nin rakip olarak varoluşudur.Gelecek günlerde neler olacağı bilinmez ancak Süper Lig'de devre arasına kadar 2 final maçımızın olduğu kesin.

2012-2013 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması

2013-2014 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması


11 Kasım 2013 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Maç Yazısı | "Yürekli Mağlubiyetler,Korkak Zaferlerden Daha İyidir"

"YÜREKLİ MAĞLUBİYETLER, KORKAK ZAFERLERDEN DAHA İYİDİR"

11.haftada karşılaştığımız "suyun karşı yakasında ki takıma" 2-0 kaybettik.14 senelik çile, bu senede son bulmazken, sezonun devamı için pek ışık gördüğümüz söylenemez. Galatasaray'ın 1 hafta içerisinde kaybettiği Kopenhag ve Fenerbahçe maçları iki kulvarda da geriye düşmemize sebep oldu. Kopenhag maçından sonra oynanan futbolun derbide yetmeyeceğini belirtmiştik.Öyle de oldu.Çok kötü oynayan rakibe karşı, sahada hiçbir varlık göstermeden, hediye ettiğimiz iki golle mağlup olduk.Goller penaltıdan Emre Belözoğlu ve Cristian'dan gelirken son dakikalarda Melo'nun penaltısı Volkan Demirel'e takıldı.



Sneijder ve Muslera'nın yokluğu, takımda güven problemi yaratmış durumda.Gereksiz bir ürkeklik var.Çok sık kullanılan bir demeç vardır "gerekli dersleri çıkartıp,önümüzde ki haftalara bakacağız" tamda bu noktadayız. Kopenhag maçında yenilen golün bir benzerini 2.golde yedik."Savunmada yaptığımız hatalar" diye başlayan Roberto Mancini açıklamaları, derbi sonrasında yine devam etti.Peki güzel hocam,yakışıklı hocam(!) bu takıma geldiğin günden beri savunma yapmayı öğretiyorsun(!)gol yemeden bitirdiğimiz maç yok! Hadi onu da geçtim, takım gol atmayı da unuttu. İki maçtır gol atamıyoruz. Golü de geçtim artık pozisyon üretemeyen bir takım olduk. Fenerbahçe maçında doğru düzgün pozisyonumuz yok."Kaş yapalım derken göz çıkartmak" diye buna denmiyor mu? "Yeni geldi","alışacak","zaman lazım" laflarını bir kenara bırakalım.8 maçta ortaya çıkan tablo budur! Düzelir mi ? Düzelebilir tabi ki ama şuanda tünelin ucunda bir ışık gözükmüyor. Kendisine bir Fatih Terim vecizesiyle seslenmek istiyorum." Yürekli mağlubiyetler, korkak zaferlerden daha iyidir ! "

Roberto Mancini'nin ısrarla yaptığı hatalardan vazgeçmesi gerekiyor.Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması, bırakın Galatasaray'ı,Türk futboluna ihanettir. En kısa zamanda kendi mevkisine geri dönmesi gerekiyor. Bruma bu sistem içerisinde ancak A2 takımında oynayabilir.Kendisine gerekli özgürlüğü tanıyıp ilk haftalarda izlediğimiz Bruma'yı bize sunması gerekiyor.Takım savunması ,sadece defansif oyuncularla yapılmaz. Defansif oyuncularla rakibi kilitlemek, küçük takımların işidir. Galatasaray'ın genlerinde hücum futbolu vardır.Bu Galatasaray anayasasının değiştirilemez maddelerinden bir tanesidir. Galatasaray'da takım savunması, forvetten başlayıp defansa kadar her futbolcu tarafından yapılır.Sahaya çıkan bir gruptan "sen hücum yap , sen sadece savunma yap " şeklinde fayda beklemek fiyaskodur.

MUTLU MUSUNUZ ?

Sadece Roberto Mancini'yi suçlamak  tabiki büyük haksızlık. Bu kadroyu o kurmadı.Yaşanan iç çekişmelerin, yanlış takım kurgusunun, sezon öncesinde yapılan yanlış transferlerle takımın bu noktalara gelmesinde etkili olan Fatih Terim'in ve bitip tükenmek bilmeyen Fatih Terim - Ünal Aysal ego savaşlarının, gelinen noktada baş aktörler olduğunu söylemeliyiz...Burada en büyük cezayı yine Galatasaray taraftarı çekiyor veya çektiriliyor.Kendilerine sormak lazım, " mutlu musunuz ?" 2 senedir işleyen çarkı bozmaktan, sizi sevenleri üzmekten dolayı mutlu musunuz ? Kendi egolarınız uğruna, Galatasaray'ı getirdiğiniz bu noktadan mutlu musunuz


NEŞTER OPERASYONU 

Devre arasında takıma bir neşter operasyonu şart. Bu futbolcu güruhu bu sezonu tamamlayamaz. Yedeklerden giren hiçbir yerli oyuncudan katkı alınamazken, ilk 11'de olanların ise geçtiğimiz yılları mumla arattığı bir gerçek.11.hafta sonunda hala istikrarı yakalayamayan, fizik olarak dibi görmüş, formsuzluklarının ise zirvede olduğu bir dönemi geride bırakıyoruz.Yüzlerine baktığımızda ise bu durumdan pek de şikayet eden bir halleri yok.Gayet mutlu bizim çocuklar! Öyle ki, maçtan sonra sevgilisiyle yatarken fotoğraf çekip instagrama yükleyebiliyorlar.Haklılar tabi ! Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finali garantilediler.Süper Lig'de 9 puanla öndeler.Her maçta iyi oynuyorlar ! Bir kısmı göbeği salıp sahaya çıkarken, bir kısmı yedekler arasında sarı kart görüp haftaya cezalı duruma düşebiliyor...Rahatlar yani ! Bu rahatlığın ceremesi yine taraftarda patlıyor.Nasıl mı ? Maç bitince centilmenlik görüntüleriyle birbirlerine sarıldıklarında sizin yüzünüzde ki üzgün ifadeyi hangisinde görebildiniz ? Hangisi sizin yaşadığınız üzüntüyü yaşadı ? Hangisi başını öne eğerek stadı terketti ? Bu maçta yaşadığımız kırgınlıklar, bir anda unutulacak kırgınlıklardan değil ! Bu gidişatın bir yerde son bulması gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi şuanda tünelin ucunda ışık gözükmüyor. Takım içerisinde birisinin çıkıp isyan bayrağını eline alması ve "braveheart" olması gerekiyor. Metin Oktay'ı mezarından kaldıramayacağımıza göre, yine bu kadroda birilerinin (zahmet olmazsa!) sorumluluk alması gerekiyor. Hatta zamanı geldi de geçiyor bile...

BAŞARILAR GELİR GEÇER , ASALETİN BİZE YETER 

Real Madrid maçı sonrasında yaşadığımız travma bunun yanında hiçbir şey.Bugün tekrardan bir araya gelip yaraları sarma günüdür. Hayatımızın rengi Galatasaray'ı düştüğü yerden kaldıracak olan futbolcular kadar yine bizleriz. İlk kez derbi kaybetmiyoruz, son da olmayacak. Galatasaray değerlerine sahip çıktığını zannedenlere inat bu değerlere nasıl sahip çıkıldığını gösterme günüdür. Armaya küsmeden, peşinde kilometrelerce yol katetmeye devam ! Nasıl olsa " başarılar gelir geçer , asaletin bize yeter!"


5 Kasım 2013 Salı

Fc Kopenhag - Galatasaray Maç Yazısı | Seninle Mutsuzluğa da Varım !

2000'DEN 2013'E, PARKEN'DE GALATASARAY

17 Mayıs 2000 tarihi, hepimizin hayatında çok önemli bir yere sahip. Uefa Kupası'nı kaldırdığımız Parken Stadı, dün gece yine Galatasaray'ı ağırladı.Bu kez karşımızda Henry'li , Viera'lı , Petit'li ,Suker'li Arsenal değil Nicolai Jörgensen'li , Daniel Braaten'li , Olof Mellberg'li Fc Kopenhag vardı.Aradan geçen 13 senede gelinen noktaya baktığımızda çok da fazla yol katettiğimiz söylenemez.Zihinlerde Taffarel'in Henry'nin kafa vuruşunu çıkardığı pozisyon, Arif Erdem'in ilk yarının sonunda kaçırdığı gol,Hagi'nin gördüğü kırmızı kart ve Popescu'nun son penaltısı...Aradan 13 sene geçmiş ve hatıralar eşliğinde grubun 4.torbadan gelen takımına karşı mücadele ediyoruz.13 sene öncesinde Uefa Finali , 13 sene sonrasında gruptan çıkabilmek adına en kritik maçlardan bir tanesi...

2000 Uefa Finali, Arsenal Karşısında ki Galatasaray'ın ilk 11'i.

2013 Şampiyonlar Ligi B Grubu 4.Hafta , Kopenhag karşısında ki Galatasaray'ın  ilk 11'i.

SAVUNMA NEDİR ? NİYE YAPILIR ?

Savunma krizini yazmaktan, konuşmaktan,analiz etmekten yorulduk artık.En basite indirgeyerek anlatalım belki faydasını görürüz.Savunma, saldırıya veya hücuma karşı koyabilmektir.Futbolda ki savunma ise, bütün oyuncuların bir araya gelerek (blok halinde), rakip hücumuna alan bırakmadan, gole karşı kalesini koruyabilmesidir. Burada en önemli etken 11 kişiyle, yani takım halinde savunmayı yapabilmek. Galatasaray'ın geçen sezondan beri yaşadığı kronik savunma probleminin özeti bu aslında.Takım halinde savunmaya yardım edebilmek...Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Bireysel bazda baktığınızda Bülent-Popescu ikilisinin halen yakalanamaması, bir Hakan Ünsal 'ın veya Ergün Penbe'nin takımda olmayışı, ileride presle rakibi bozacak Hakan Şükür'ün eksikliği, orta sahada basmadık yer bırakmayan Okan-Suat ve Ümit Davala'nın halen oluşturulamayışı...Son olarak bu sezon Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig'de oynanan toplam 14 maçta yenilen 20 gol herşeyi anlatıyor.

2 İLERİ 1 GERİ 

Her hafta düzelmesini ümit ettiğimiz oyun anlayışı yerinde saymaya devam ediyor.Sadece Kopenhag maçı için yazmıyorum.Yapılan bireysel hatalar, savunma zaafiyeti, kapanan takımlara karşı çözüm üretilemeyişi, takım halinde yardımlaşmanın olmayışı, yaratıcı oyuncu eksikliği, beklerden istenilen katkının alınamayışı, bireysel form düşüklüğü, girilen net pozisyonların kolayca harcanması vs. Galatasaray,Roberto Mancini ile çıktığı 7 resmi maçta 2 mağlubiyet,1 beraberlik,4 galibiyet elde etti.Fatih Terim 'in gönderilişine kadar toplanan puanlara ve oynanan maçlara göre iyi bir grafik sayılabilir. Mesele,toplanan puandan ziyade, ortaya koyulması beklenen güzel futbolun istikrarlı bir hal almaması. Oynanan 7 maç içerisinde umut veren tek maç ise Arena'da ki Kopenhag galibiyetiydi.3-1'lik maçta yapılan doğruları tekrardan göz önüne getirdiğimizde, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu, en uçta oynayan Drogba'dan , gol orucunda ki Burak Yılmaz'a kadar herkesin ön alanda pres yaptığı ve en önemlisi takım savunmasına yardımın ilk kez bu kadar gözle görülür bir hal aldığı Galatasaray'ı izlemiştik.Kabul etmek gerekir ki, uzun zamandır böyle iştahlı bir Galatasaray izlememiştik. Bu eksende bakarsak rakip aynı,sadece saha farklı. Kadroda iki önemli oyuncu yok , kabul ! Hep söylediğimiz gibi koşmamanın veya pres yapmamanın, adam kovalamamanın, rakip beki takip etmemenin bahanesi olmaz,olamaz! Yenilen golde, kademeye girdiği için bölgesini boş bırakan Riera'nın yerinde Aydın Yılmaz'ın olması gerekirken, pozisyonun başladığı sırada asisti yapan oyuncuya yakınlığı 10 metreden fazla. Galatasaray'ın sol tarafı o dakikalarda koridor olmuş vaziyette. Pozisyon esnasında, savunma olarak ceza sahasına yerleşim doğru fakat herkesin önünden geçen topu izlemesi ve Ebuoe'nin klasik adam kaçırmalarından bir tanesi ile yaşanan pozisyon Kopenhag lehine skorun değişmesini sağladı. Hatırlatmakta fayda var, Beşiktaş maçını 2-1 kabul edersek, en son gol yemediğimiz maç 30 Ağustos 2013 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçı...

Parken Stadı'nda Galatasaray Tribünü
Galatasaray, Kopenhag maçının son 70 dakikasında tartışmasız bir üstünlük kurdu.İlk 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenilen golün etkisini üzerinden atmayı başardı.İlk yarıda oyun üstünlüğünü ele aldıktan sonra sayısız fırsat yakaladı.İlk yarıda yakalanan pozisyonların rahatça harcanması mağlubiyeti kaçınılmaz kılarken, Burak Yılmaz'ın geçen yılı arattığı bir maçı daha yaşadık. Aydın Yılmaz, ilk yarıda hücum anlamında en etkili isimdi.İkinci yarıda baskı kurmasına rağmen pozisyon üretemeyen Galatasaray'da, adam eksilten oyuncu ihtiyacı yine ortaya çıktı. Bruma geldiği günden bu yana en etkisiz maçını oynadı. Muhtemelen kendisine iletilen "basit oyna" talimatı bunda etkiliydi. Galatasaray'ın dar alanda en etkili ismi olmasına rağmen yeteneklerini sergileyemedi.

PAZAR OLA HAYROLA !

1-0'lık Kopenhag mağlubiyeti,gruptan çıkma ümitlerini Arena'da oynanacak Juventus maçına erteledi.Şuanda ki futbola ve savunmada yapılan hatalara bakarsak, Juventus karşısında işimiz çok zor. Öncelikle Pazar günü oynanacak Fenerbahçe derbisi takımın lige tutunması açısından çok önemli. Kopenhag mağlubiyeti moralleri bozsa da, Pazar günü derbiden çıkartılacak galibiyet herşeyi düzene sokacaktır.Tekrarlamakta fayda görüyorum, bu futbol Juventus karşısında yetmeyeceği gibi Fenerbahçe karşısında da yetmeyecektir. Sneijder'in veya Muslera'nın olup olmamasının bir önemi yok.Yeter ki birbiri için mücadele eden 11 kişi sahaya çıksın. Fenerbahçe'nin tempolu futboluna karşılık verebilsin. Juventus maçında oynanan futbolu hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir.Bireysel hataların minumuma indiği,yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu,yediğinden fazla atacak Galatasaray'ı izlemek ümidiyle...



18 Ağustos 2013 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | "Before and After"

Süper Kupa Finali'ne Doğru

Geçen yıl Erzurum'un ev sahipliği yaptığı Süper Kupa Finali , bu sene Kayseri'de düzenlendi.Geçen senenin Süper Lig Şampiyonu Galatasaray ile Ziraat Türkiye Kupası sahibi Fenerbahçe , geçen yıl olduğu gibi bir kez daha Süper Kupa'da karşı karşıya geldi.




Fenerbahçe

Sezona hoca değişikliğine giderek başlayan Fenerbahçe , Aykut Kocaman'ın yerine Ersun Yanal'ı takımın başına getirdi.Ersun Yanal'ın eski öğrencisi Alper Potuk , İbb'nin orta sahadaki yıldızı Samuel Holmen , Zenit'ten Portekizli stoper Bruno Alves,Bayern Leverkusen'den sol bek Michal Kadlec ve Spartak Moskova'dan Emenike takıma katıldı.Kadro olarak yenilenen Fenerbahçe , hafta ortasında Salzburg'u elemesine rağmen ortaya koyduğu performansıyla eleştirilere maruz kalmıştı.Ersun Yanal'ın Fenerbahçe'si geçen seneye göre daha fazla önde basan , defansı orta sahaya yakın kurup , bloklar arası mesafeyi kısaltan bir mantaliteyle mücadele etmeye çalışıyordu.Salzburg'un hareketli ve genç oyuncuları pas bağlantılarını doğru kurduğu için baskıdan kolay kurtulup Fenerbahçe kalesinde birçok pozisyon bulmuştu ancak Fenerbahçe bu Avrupa sınavından başarıyla çıkmıştı.Fenerbahçe bu moralle 11 Ağustos'da oynanacak Süper Kupa Finali'ne odaklanmıştı.



Galatasaray

Geçtiğimiz yılın Süper Lig Şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi çeyrek finalisti Galatasaray , sezona geçtiğimiz yıl Fransa'da en iyi stoper seçilen Aurelien Chedjou ve Sivasspor'un başarılı orta sahası Erman Kılıç hamleleri ile başladı.Geçtiğimiz yıl kiralık olarak forma giyen Umut Bulut ve Felipe Melo takıma yeniden katıldı.Süper Kupa öncesi katıldığı Emirates Cup'ı kazanan Galatasaray , Londra'dan İstanbul'a büyük moralle döndü.Hazırlık kampı süresince en büyük sorun ise defans bölgesinde yapılan hatalar ve stoperlerin uyumsuzluğuydu.Emirates Cup'ta sakatlığı sebebiyle forma giyemeyen Burak Yılmaz'ın form durumu Fatih Terim'i düşündüren bir diğer husustu.

Şşşşşşşşşttttttt   1 2 3 ...

Süper Kupa Finali , Kayseri'nin ev sahipliğinde , dolu tribünler önünde güzel bir mücadeleye sahne oldu.Maçın başlama düdüğüyle beraber Fenerbahçe orta sahası, Galatasaray'ın orta sahasında ki Selçuk İnan ve Felipe Melo'ya yakın oynayarak pas alışverişini kesmeyi amaçladı.Fenerbahçe'nin önde basarak Galatasaray'ı çıkartmama düşüncesi ilk 20 dakikada etkili oldu.Galatasaray kendi yarı sahasında yaptığı pas alışverişiyle Fenerbahçe'nin baskısından kurtulmaya çalışırken pozisyon üretmekte oldukça zorlandı.Ancak Fenerbahçe'nin önde basıp rakibi bozma düşüncesi takımın kondisyonunun düşmesinden dolayı 20.dakikadan sonra azaldı.Galatasaray daha fazla hareket alanı bulmaya ve Mehmet Topuz'un kanadından Nordin Amrabat ile daha fazla pozisyonlar üretmeye başladı.Gökhan Gönül'ün yokluğunda sağ bek mevkisinde görev alan Mehmet Topuz kademe ve duruş hatalarıyla takımının savunma dengesini bozdu.20. dakika geçilirken Drogba'nın müsait pozisyonda Mert Günok'u geçememesi ilk tehlikeli pozisyon olarak hafızalara kazındı.24.dakikada Sow , Drogba'ya nazire yaparcasına ceza sahasında ayağına gelen fırsatı "ıska" geçerek değerlendiremedi.Galatasaray ilk yarım saat sonrası kalede genç Mert'in olmasından faydalanmak isteyen bir düşünceyle uzaktan şutlarla gol aradı.20.dakikada Drogba'nın pozisyonunu kurtaran Mert , daha özgüvenli bir şekilde kalesini gole kapattı ve ilk yarı başladığı gibi 0-0 bitti.


İkinci yarı Galatasaray'ın artan baskısı ile başladı.45 ila 60. dakikalar arası orta saha hakimiyetini ele alan Galatasaray , ceza sahası çevresinden çektiği şutlarla gol aradı.Kapalı tribün önünde , korner çizgisine yakın bir noktada Drogba'yı faulle durduran Bruno Alves , gördüğü sarı kartın ardından çok geçmeden Felipe Melo'ya yaptığı faul sonrası ikinci sarı kartla oyundan atıldı.63.dakikada 10 kişi kalan Fenerbahçe , Mehmet Topal'ı stopere çekerek orta sahada bir kişi eksik mücadele etmeyi göze aldı.Orta saha hakimiyetini tamamen eline alan Galatasaray baskısını arttırdı.Artan baskıyla birçok pozisyona girilse de , Galatasaray adına yanlış pas tercihleri veya son vuruşlarda ki beceriksizlik arzu edilen skoru getirmedi.Ersun Yanal , 81.dakikada Webo'yu kenara alıp Kadlec'i oyuna sokarak oyunu dengelemek istedi.Mehmet Topal tekrar orta sahada ki yerini aldı ve ileride tek forvet Sow olarak mücadelenin 90 dakikası tamamlandı.

90 +

Yorgunluğunda etkisiyle uzatma dakikalarında iki takım oyuna kontrollü başladı.Galatasaray'da oyuna 81.dakikada Amrabat'ın yerine dahil olan Erman Kılıç ve Hakan Balta ile sol kanattan etkili ataklar yarattı.Mehmet Topuz'un kanadından çok fazla açık veren Fenerbahçe , Hakan Balta'nın ortasında Drogba'nın kafasına engel olamayarak 99.dakikada 1-0 mağlup duruma düştü.Finallerin adamı Didier Drogba , Süper Kupa Finali'nde sahne alarak "Gerçek Galatasaraylı"oluyordu.Skorun 1-0 olmasından sonra Galatasaray oyunu geride kabul etmeye başladı.Bu dakikalarda Sow'un kafası direkten dönerken yine Sow'un vuruşunu Muslera kornere tokatladı.Uzatmanın ikinci yarısında Fenerbahçe'nin baskısı sonuç getirmezken , Kayseri'de düzenlenen Süper Kupa 'nın sahibi üstüste 2.kez Galatasaray oluyordu.


Süper Kupa'nın Ardından

Türkiye'de futbol sezonunun açılış maçı , iki takımın fizik olarak yetersiz olduğunun çok net bir şekilde gözler önüne serdi.İki kaliteli takımdan daha hazır ve daha oturmuş bir kadroya sahip olan Galatasaray bu büyük mücadeleden zaferle ayrıldı.

Türk Futbolu'na bugüne dek bir çok kaleci armağan eden Fenerbahçe , bunlara bir yenisini Mert Günok'u ekledi.99 dakika boyunca kalesinde yaşadığı pozisyonlara geçit vermezken , "Çare Drogba"nın nefis kafasında "çaresiz" kaldı.Fenerbahçe'nin Volkan Demirel'den sonra kalesini uzun yıllar emanet edeceği Mert , bu maçta ki performansı ile büyük saygı haketti.

Ersun Yanal'ın oynatmak istediği hücum futbolu ve önde basan ekip görüntüsü sadece yarım saat sürdü.Bu oyun felsefesinde olmazsa olmaz "kondisyon" olduğu için Fenerbahçe'nin hazır olmaması bunda büyük etken oldu.Fenerbahçe ligin ilk 6 haftasını minimum puan kaybı ile atlatırsa sezonun geri kalan kısmında zevk veren bir takım haline gelecektir.

Özellikle sağ bek Gökhan Gönül ve Raul Meireles'in sakatlığı Fenerbahçe'nin dengesini bozmakta.Gökhan Gönül'ün yokluğunda Mehmet Topuz'un savunma zaafları Süper Kupa Finali'nde çok net bir şekilde görüldü.Meireles'in Fenerbahçe orta sahası için ne kadar önemli bir oyuncu olduğu bu maçtaki eksikliğiyle çok net görüldü.Salzburg maçında oyundan çıktıktan sonra takımın hücuma çıkmakta oldukça zorlandığı görülmüştü.Bu maçta Emre'nin yeteri kadar hazır olmayışı ve Mehmet Topal'ın salt bir kesici olması , takımı ileriye taşımakta yetersiz hale getirdi.

Fenerbahçe'de Mert Günok'tan sonra maçın en iyi ismi Hasan Ali Kaldırım'dı.Bölgesini çok iyi savunurken , yer yer katıldığı ataklarla Sow ve Webo'yu ortalarıyla golle buluşturmaya çalıştı.İzlediğimiz Kadlec , Hasan Ali Kaldırım'dan iyi değil.Kadlec'ten stoper bölgesinde  faydalanılması Fenerbahçe'nin lehine olacaktır.Bruno Alves atılana kadar Fenerbahçe'de en etkili oyunculardan biriydi.Gerek savunmayı toparlaması gerekse pasla defanstan çıkan yapısıyla bu sezon Fenerbahçe'ye çok fazla şey katacaktır.

Sow , herzamanki azmi ve çalışkanlığı ile takdir toplarken , Webo ve Kuyt ise bu maçta pek ortalarda gözükmedi.Gerek istedikleri pozisyonlarda topla buluşamamaları gerekse hazır olmayışlarından bu maçta etkisiz bir görüntü çizdiler.

Geçtiğimiz 2 sezonun aksine 4-2-3-1 dizilişi ile sahaya çıkan Galatasaray bu maçta rakibine orta sahada ki isimleri ile üstünlük sağlarken , maçın başındaki en büyük tereddüt olan defansif zaafiyetlerini aşmayı bildi.Fatih Terim'in öğrencileri Süper Kupa Finali'nde kanatları etkin kullanarak tek forvet Drogba'yı golle buluşturmayı amaçladı.Maç boyu yapılan ortalarda Galatasaray 12/3 isabet sağlarken Fenerbahçe 5/0 'da kaldı.

Galatasaray cephesinde ilk 11'ler açıklandığında Gökhan - Semih ikilisi büyük süprizdi.Fatih Terim , Amrabat'ı oynatarak hakedene formayı teslim etmişti.Amrabat bu şansı iyi kullanırken , Galatasaray'ın bütün pozisyonlarında etkin rol aldı.Defans hattında ki ikili Gökhan ve Semih uyumlu gözükürken , senelerdir taraftarlar için üvey evlat muamelesi gören Hakan Balta çok iyi bir maç çıkardı.Savunmada ve hücumda çok efektik oynarken , Drogba'ya yaptığı orta "al da at" şeklindeydi.

Mondragon'dan sonra kaleci sorunuyla boğuşan Galatasaray , 2011-2012 sezonu başında Lazio'dan transfer ettiği Muslera , dünyanın sayılı eldivenlerinden olduğunu bu maçtada kanıtladı.Özellikle 1-0'dan sonra artan Fenerbahçe baskısında Sow'a karşı kalesinde devleşti.Muhtemelen bu sene son senesi olacak ama bu Galatasaray efsaneleri arasına adını çoktan yazdırdı.



Sistem gereği maça tek forvet olarak başlayan Didier Drogba , maç boyunca Fenerbahçe savunmacılarına zor anlar yaşattı.Gerek kafa toplarında ki hakimiyeti , gerekse arkadaşlarına açtığı boş alanlar Galatasaray'ın hücum varyasyonlarına zenginlik kattı.Birebirde ki tekniği ile adam eksiltmesi ve çevresinde ki futbolculara hazırladığı pozisyonlar Didier Drogba'nın Galatasaray için ne kadar önemli bir silah olduğunu gösterdi.Drogba'nın maç boyunca kaleye çektiği 8 şuttan 3'ü kaleyi bulurken , 99.dakikada vurduğu nefis kafa şutu Süper Kupa'yı Galatasaray'a getirdi.



Sezona çok iyi hazırlanan Wesley Sneijder ise ilk yarım saatte ki markajdan kurtulmasıyla kendisine daha geniş alanlar buldu.Bu sayede gerek attığı şutlar gerekse arkadaşlarına hazırladığı pozisyonlarla bu sezona ne kadar istekli başladığını gösterdi.Çektiği 5 şutun 4'ü kaleyi bulurken , takımın pas alışverişine katkısıyla Galatasaray'ın Fenerbahçe baskısından sıyrılmasında etkili oldu.

Her sezon başı olduğu gibi Selçuk İnan yine temposuz göründü.Sene başı yüklemelerinden ötürü form düşüklüğü gözlenen Selçuk , ilk 5 hafta sonrası kendini bulacaktır.Bu maçta Emre'nin uyguladığı markajdan kurtulmakta zorlanırken ikinci yarıda daha iyi bir görüntü çizdi.Çektiği şutlarla kaleyi sık sık yoklarken , ceza sahası içerisinde müsait bir pozisyonda sol ayak içi ile topu dışarı gönderdi.Geçtiğimiz 2 sene içerisinde Ebuoe'nin kanat akınlarında kendisini en çok besleyen isim olan Selçuk , bu maçta bir çok pozisyonda kendisini görmedi.Kampta yaşadıkları tartışmanın bunda rolü var mıdır bilinmez ama iki pozisyonda şut atmak yerine Ebuoe'ye oynasa %100'lük pozisyon hazırlayacaktı.

Her iki takım adına centilmence geçen bir derbi Galatasaray'ın üstünlüğü ile son bulurken Türk Futbolu adına güzel sahnelerde yaşandı.Bunlar arasında kupa töreni sırasında Fenerbahçe tribününde kupanın olaysız bir şekilde verilmesi ve Fenerbahçe taraftarlarının Başkan Ünal Aysal ile fotoğraf çektirmesi önemliydi.Geçen sezon seramoniye katılmayan Fenerbahçe bu sene seramonide ki yerini aldı.Maç başlamadan bir kaç saat evvel polisin Galatasaray tribününe saldırması üzücü olaylar arasındaydı.Futbolcuların maç sonrası birbirine sarılması ve dostça sohbetleri güzel görüntüler sundu.Kupa töreninde madalyaların karışması ve Şampiyon takıma ikincilik madalyası takılması TFF adına eksi bir not olarak hanelerine kaydedildi.Son bir notta kupa kaldırılmadan konfetileri patlatan görevlilere "erken öten horozun" akıbetini hepiniz biliyorsunuzdur.

*İstatistikler www.matchstudy.com