Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2014 Salı

Chelsea - Galatasaray Maç Yazısı | Başka Bahara !

Chelsea'ye 2-0 kayberek Şampiyonlar Ligi'ne veda etmemiz, sahada gösterdiğimiz ruhsuz ve kötü futbol kadar üzmedi. Facia gibi bir Galatasaray izledik. Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya kalan bir takım, maçın en az 10 dakikasında "futbol" oynar. Maç içerisinde dönen topları alıp rakibi baskı altında tutar yada topun ayağında kalmasını sağlar. Dün gece ki Galatasaray, 90 dakika boyunca ne rakibi baskı altına alabildi, ne de topu ayağında tutabildi. Futbol oynamayı bir kenara bırakın, daha defanstan top çıkartamayan bir yapıyla Londra'dan turla dönmek zaten mucizelere kalmıştı.



Hatırlanacağı üzere Arena'da oynanan ilk maçın birinci devresinde de çok kötü oynamıştık. İlk maçta ki asıl sorun, sabit bir ön libero olmadan maça başlamamızdı. Defans ve orta saha arasında bıraktığımız boşluklar Willian, Torres, Hazard ve Schürrle tarafından maden gibi işlenmişti. Roberto Mancini, rövanşta bu hataya düşmedi. Daha net bir 11'le maça başladı. Felipe Melo'yu ön liberoya, Yekta'yı da sağ hafa yerleştirerek sahayı daha iyi parsellemeyi düşündü. Düşünce çok güzeldi fakat günlük veya dönemsel formsuz oyuncular, maçın kaderine direk etki etti. Özellikle uzun zamandır formsuz olan Selçuk İnan ilk yarıda hiç insiyatif almadı. Eto'o, Willian, Oscar ve Hazard ile takım savunmasının en güzel örneğini sergileyen Jose Mourinho'nun öğrencileri, Galatasaray savunmasına yaptıkları baskıyla topun orta sahayı geçmesine müsaade etmedi. Galatasaray defansında oynayan futbolcuların teknik becerisi herkesin malumu iken insiyatif almak isteyen oyuncu çıkmayınca, Galatasaray "stop" düğmesine bastı. Orta sahada Yekta ve Selçuk, Lampard ve Ramires ikilisi tarafından kilitlenince; bütün yük Semih Kaya ve Felipe Melo'nun omuzlarına kaldı. Defanstan Semih ve Melo ile çıkarılan toplar orta sahaya ulaştığı zamanlarda, Sneijder'in her topu kaybetmesiyle hüsranla sonuçlandı. Yapılan basit pas hataları istenilen set hücumlarının sergilenmesine de mani oldu. Erken yenilen golün ardından, her topun ileride kaybedilmesi ve Chelsea tarafından organize akınlarla kendi kalemize dönmesi; mental olarak da oyundan düşüren bir etkendi. Kornerden yediğimiz ikinci golle beraber teslim bayrağını çekmemiz de çok sürmedi. O nasıl adam paylaşımıydı öyle ? 



İlk yarı boyunca Selçuk İnan, Sneijder ve Yekta'dan hiç katkı alınamaması, Chelsea gibi bir takıma karşı 8 kişi ile mücadele etmemize neden oldu. Drogba ileride yalnızları oynarken, Burak Yılmaz'ın sağ kanada mahkum edilmesi de "futbola ihanet" isimli filmin devamıydı. Devre arasında sistemi değiştirmenin çare olmayacağını düşünüyordum. Malum futbolcuların form durumu ortada iken hangi sistemi oynarsan oyna çare etmeyecekti. Öyle de oldu. İkinci yarı da 3-5-2'ye dönen Galatasaray, bu sefer daha fazla pozisyon vermeye başladı. Ön libero Melo'nun stoperlerin arasına girmesi, orta saha da Wilian'a daha fazla boş alan bırakmaktan başka işe yaramadı. Kısaca Mourinho'nun "kompakt futbolu", Roberto Mancini'nin emekleme dönemlerini yaşayan "kompakt futbolunu" ezdi. 2 senedir Jose Mourinho'nun takımlarına elendiğimiz için seneye "bizden uzak Allah'a yakın" olmasını diliyorum...

Avrupa'da ki başarı sürdürülebilir olduğu zaman değer kazanır. Galatasaray iki senedir Mart ayını görüyor.Özellikle bu sene Real Madrid ve Juventus'un olduğu ölüm grubundan çıkması, Galatasaray'ın Avrupa karnesi için en olumlu taraftır. Yaşanılan Juventus zaferi de unutulmazlar arasına çoktan girmiştir. Seneye daha iyi bir yapılanma ve 90 dakika oyunun içinde olan bir santraforla en kötü Mart ayına ulaşacağımızı düşünüyorum.

Dün gecenin asıl kazananı ise Galatasaray tribünü olmuştur. 90 dakika boyunca hiç susmadılar.İngiliz rejisi sürekli Galatasaray tribünlerini gösterirken, Stamford Bridge'te ki Chelsea taraftarı 60. dakikada isyan etti. Kendi sahalarında deplasmanı yaşadıkları için ufaktan hareketlenmeye çalıştılar ama cevap üçlüyle gecikmedi. Dün gece Londra'da, Galatasaray tribünü resmen destan yazmıştır. Skor istenildiği gibi olmasa da hepsinin yüreklerine sağlık. 

via: Ali Sami Yen Sokak


Bir başka konuyla sonlandıralım. Bu tarz kötü skorlar iyi gün taraftarıyla, kötü gün taraftarını ortaya çıkartıyor. Böyle günlerde 2000 sonrası Galatasaraylı olanları çok net ayırt edebiliyoruz. Galatasaray futbolcusuna "ayağı kırılsın" diyeninden tutun, bir diğerine de bütün küfürleri edenine kadar ne ararsan var ! Bu arkadaşlara Xavi ve Falcao her sene şampiyonluk yaşattığı için kızmaları da normal ! Futbolcular kötü oynadıkları için eleştirilebilir ancak kendi takımının futbolcusuna küfür etmek, sağlığıyla ilgili beddualarda bulunmak hangi kalıba girer bunu çok merak ediyorum. Bir de güzel örnekle devam edelim. Hepimiz 2010-2011 sezonunu yaşadık. Yeni stadımızın açıldığı sezonda çok kötü maçlar çıkardık. Hatırlamak istemeyeceğimiz bir sezon geçirdik. Ancak kötü gün taraftarı yine Arena'da, olması gereken yerdeydi. Şu anda şampiyonluk yolunda yara almış olsak da matematiksel olarak hiçbir şey bitmiş değil. Sonuna kadar mücadele etmeye devam... Kayseri maçında yine aynı yerdeyiz. Biz yine omuz omuzayız... O yüzden "umutlarınızla beraber" sizi de bekleriz !


14 Mart 2014 Cuma

K.Karabükspor - Galatasaray Maç Yazısı | Biz Zor Günlerin Adamıyız

Evet, yine deplasmanda iki puanı bıraktık.
Evet, yine ruhsuzduk.
Evet, yine altı pastan üç tane pozisyonu harcadık.
Evet, yine Roberto Mancini'nin Ceyhun Gülselam aşkı alev aldı.
Evet, yine Arena'da oynanan futboldan eser yoktu.
Evet, yine Selçuk İnan formsuzdu.
Evet, yine Burak Yılmaz gol kaçırdı.
Evet, yine , evet , yine , evet , yine vs...

Büyük Kaptan, Fenerbahçe maçına çıkmadan önce "biz zor günlerin adamıyız,bunu her zaman bir kenara yazın !" diyordu. Bu cümle Büyük Kaptan'a çok yakışmıştı. Bu yüzden kaptanlığı da yüreği gibi büyüktü.



Bu zor günlerde gerçek taraftarlar da ortaya çıkacak. Gösterecek gücünü. Takımın arkasında dimdik duracak ! Bu sebeple tekrardan silkelenme ve kendimize gelme vakti. Önümüzde sezonun en önemli maçı var. 18 Mart'ta Chelsea ile oynuyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kalabilmek için rövanş maçına çıkıyoruz. Türkiye'yi sadece yine biz temsil ediyoruz. Unutuyoruz Karabük maçını, sadece önümüze bakıyoruz !

İki senedir Selçuk İnan'ın önderliğinde Türkiye'de bütün kupaları alan Galatasaray, bu sene üç kulvarda birden mücadele ediyor. Süper Lig'de durumlar zora girmiş olabilir, kabul ! Ancak iki sene boyunca Selçuk İnan'ın sahada akıttığı teri, attığı golleri, yaptığı asistleri ne çabuk unutuyoruz ? Burak Yılmaz'ın Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerle Çeyrek Final'e kadar gittiğimizi ne çabuk siliyoruz hafızalardan ? Bu kadar basit değil beyler ! Vefa, İstanbul'da bir semt adı olarak kalmamalı. Gayette kötü oynama ve formsuzluk gibi kredileri olmalı.Varsın şampiyonluğa mal olsun. Son iki seneyi gözümüzün önüne getirdiğimizde, her maçta Selçuk İnan'ın veya Burak Yılmaz'ın imzası vardır. Allah aşkına, Selçuk İnan'ın Volkan Demirel'i yerine çaktığı o frikiğinde mi hatırı yok ? Ayıptır ! Burak Yılmaz'ın bu sezon gol krallığında yine zirvede olduğunu da mı görmüyoruz ? Hemde sağ kanatta oynayarak !

Uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bir konu daha var. Maç sonrası Twitter'dan da paylaştım aslında. Roberto Mancini'ye yapılan "üvey evlat" muamelesi ne zaman bitecek ? Bu sezon Torku Konyaspor maçında Uğur Tütüneker, Elazığspor maçında Okan Buruk ve Akhisar Belediyespor maçında Hamza Hamzaoğlu taraftarlarca tribüne çağrılarak hak ettikleri şekilde onurlandırılmıştır. Güzel de bir düşünceyle eski futbolcularımızı bağrımıza bastık. Peki buraya kadar her şey güzel. Galatasaray'ın teknik direktörü bu sahneyi gördüğünde ne düşünüyordur ? Taraftar olarak biraz empati kurduğumuzda, ne demek istediğimi daha net anlarsınız. GS Store'da satılan bir tişört var. "Biz bir aileyiz, kenetlendikçe daha da büyüyen" yazıyor üzerinde. Koskoca Galatasaray taraftarı kendi hocasını sahiplenemezken; hangi aile olgusundan bahsedilebilir ? Nasıl bir kenetlenmeden söz edilebilir ? Mayıs'a iki ay kala, hala yönetim/futbolcu/taraftar üçlemesinde bir şeyler eksik. Bu eksikliği giderebilmek için hala zamanımız var. En büyük görev Galatasaray taraftarına düşüyor. "Herkesin gelip geçici olduğu kurumsal aile düzeninde, büyüklüğü yine kalıcı olan Galatasaray taraftarı gösterecektir." Bütün futbolcularını, hocasını tribüne çağırarak bağrına basacaktır. Ailesine sahip çıkacaktır. Bu yüzden de Büyük Kaptan'ın sözünü unutmayalım "biz zor günlerin adamıyız, bunu her zaman bir kenara yazın !"


2 Mart 2014 Pazar

Ç.Rizespor-Galatasaray Maç Yazısı | Temiz Futbol İçin "Orada Dur !"

İnsan gerçekten üzülüyor...

Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği karşısında kazandığı iki uyduruk penaltıyla maçı kazanmasına mı ? Galatasaray'ın %100'lük golleri kaçırarak 2 puanı Rize'de bırakmasına mı ? Yoksa gırtlağına kadar kaosa batmış futbol düzenine mi üzülelim bilemiyorum...

Sonra bir düşünme hali alıyor...

Belki de sabahtan İstinye'de ki TFF binasına gidip; camlara iki taş atarak adalet (!) isteğimizi dile getirseydik farklı olurdu diyorum ! Malum, bu ülkede işler böyle yürüyor! "En çok ağlayan,en çok mağdur olandır !" En mağdur takımın yöneticilerinin hafta ortası yaptıkları basın toplantısında "hükümetimizin yanındayız" demeçlerini zamanlama açısından da manidar buluyorum ! Çok değil bir kaç hafta önce, Ali İsmail Korkmaz'ın ailesini yanlarına alarak Bağdat Caddesi'nde adalet(!) aradığını söyleyen güruh, bu hafta da Gezi'de can veren çocukların kemiklerini sızlatıyor. Uslu yöneticiler farkında değiller, hak ararken haksızlığa alet oluyorlar. Kendi pisliklerini temizlemek uğruna, masum insanların duygularını ve arma sevdalarını kullanıyorlar. İşlerine gelmeyen her kararda "ben oynamıyorum yeaa !" türünde ki açıklamaları ile 7 yaşında ki çocuktan farksız oluyorlar. Sadece Galatasaray veya diğer takımların gözünde ufalmıyorlar, kendi taraftarının da gözünde küçülüyorlar.

Lanet ediyorum...

Yaşananlar üzerinden çok geçmiyor, Ç.Rizespor - Galatasaray maçının ardından yeni bir tape ortaya çıkıyor. Başbakan ile oğlu arasında geçen görüşme kayıtlarında "Fenerbahçe'yi şike sürecinde ben kurtardım !" minvalinde söylemlere şahit oluyoruz. Sezon başından beri "spora siyaset bulaşmasın" diyenler haklılar ! Siyasiler spor dünyasında, istediği gibi at koşturmakta ve olaylara yön verme konularında özgürdürler ! Taraftarlar yaşananlara "orada dur !" demek istediğinde, hata yapmakta ve kanunları çiğnemektedirler !

Yersen...

Doğal olarak "tutarlı siyasilerimizin" taraftarlardan aldığı bu tepkiler işlerine gelmiyor. Olaylar devam ederken, taraftar her pankartta veyahut her tezahüratta, spor büro ile köşe kapmaca oynamak zorunda kalıyor. Kendi rantları için tribünleri bölmekten çekinmeyenler, taraftardan gelen "orada dur !" seslerine biber gazı ile cevap veriyorlar ! Daha sonra da "spora siyaset bulaşmasın yeaa!" sözlerini kendilerine hak görüyorlar. O kadar kolay değil beyler, orada duracaksınız ! Pis ellerinizi ve futbol dünyasına saldığınız kirli maşalarınızı da yanınıza alarak, yeşil sahaları sadece taraftarlara bırakarak terk edeceksiniz !





11 Aralık 2013 Çarşamba

Galatasaray - Juventus Maç Yazısı | Güneş Ufuktan Şimdi Doğar !


Güneş Ufuktan Şimdi Doğar 

Galatasaray,Şampiyonlar Ligi 6. haftasında konuk ettiği Juventus'u 1-0'la geçerek adını ikinci tura yazdırdı.Geçmişe dönüp bakıldığında, Galatasaray - Juventus maçlarının pek normal geçmediği bilinir.En son yazımda 1998'e değinmiştim.2003 yılında ki karşılaşma ise Hsbc'ye yapılan bombalı saldırı sebebiyle Almanya'ya taşınmıştı.İki maçı da yaşayanlar bilir ki Juventus maçları tam bir baş belasıdır.Yıl: 2013 değişen bir şey yok.Grubun kader maçı, hava muhalefeti nedeniyle iki günde tamamlandı.Final niteliğinde ki Juventus maçını kazanarak, geçmişten kalan hesapları gördük.Juventus'u Avrupa Ligi'ne gönderirken;Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi'nde yoluna devam ediyor. Sene başından beri yaşanan mental sorunları bu maçla beraber geçmişte bıraktık.Gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki "güneş ufuktan şimdi doğar."

Roberto Mancini içinde ayrı bir parantez açalım.Geldiği günden beri "üvey evlat" muamelesi gördü.Artık, "Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek" lazım. Roberto Mancini'ye futbolcuların fiziksel dayanıklılığına kattıkları için teşekkür ederiz.Galatasaray,ayakta durmanın bile zor olduğu zeminde, Juventus gibi fiziksel seviyesi üst düzey bir rakibe karşı boyun eğmeyerek büyük iş başardı.Koşu mesafelerinde ise gözle görülür bir artışın olduğunu söylemeliyiz. Ayrıca Juventus maçında ki "taktiksel disiplin" maçın kilit noktasıydı.Galatasaray, 90 dakikayı çok akıllı oynadı..En güzel notla bu kısmı bitirelim. Galatasaray, 2 maçtır gol yemiyor !

"Yen" dedi...

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o "ses" adını...
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi,
Ali Sami Yen dedi...
Sami Yen dedi...
Yen dedi...
Yen dedi yendin...
Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer...
Önce ümitsizliğimizi yendin...
"Galatasaray'ın olduğu yerde umut hep vardır" diyerek yendin...

"Ali Kırca'nın Ali Sami Yen'e veda mektubundan alıntıdır."

2 Aralık 1998'in rövanşında "sözde esas oğlan,özde büyük şikeci" Juventus'u yendin.
Sağlığına kavuşmak için desteğe ihtiyacı olan Ozan Bulduk ( #15AralıktaOzanİcinHannoverdeyiz ) ve ilik bekleyen tüm kardeşlerimiz için yendin.
70'li yaşlarına rağmen hala armanın peşinde olan Mustafa Amca ve armanın peşinde olan tüm büyüklerimiz için yendin.
İşten kovulma pahasına, saat 15:00'de yanında olan emekçi taraftarların için yendin.
Biriktirdiği harçlıklarla, armanın peşinde kilometrelerce yol gelen Sezer ve tüm öğrenciler için yendin.
Aylar sonra ait oldukları yere geri dönen, tüm tribün emekçileri için yendin.
15 sene önce üzüntüden ağlayan çocuklar için yendin.
Galibiyetin haricinde hiçbir sonucu aklından geçirmeyen ve zorlu hava koşullarında yanında olan taraftarların için yendin.
6-1 biten Real Madrid maçından sonra, sana olan inancını hiçbir zaman kaybetmeyen " Büyük Galatasaray Taraftarı " için yendin.
Ruhu sahada olan,"Taçsız Kral" Metin Oktay için yendin.
"Galatasaray bir his takımıdır" diyen Baba Gündüz için yendin.
"Futbol borsada değil arsada güzeldir" diyen Metin Kurt için yendin.
Yakın zamanda kaybettiğimiz Nelson Mandela için yendin.( Thank You Madiba ! )
"Allllaaahımmmmmm goooooollll" diye bağıran Ercan Taner için yendin.

ve ayrıca...


Uefa Kupası'na gitmeyi dile getirebilen yöneticilerini yendin.
Geçen sene ki başarılarını küçümseyip "kolay gruptu" diyenleri yendin.
Seni kaosa sürüklemek için hazırda bekleyen, medyada ki akbabaları yendin.
Şikenin üzerini örten gafilleri yendin.
Başarılarını engellemek için herşeyi yapan TFF'yi yendin. 
"Galatasaray finalleri kaybetmez" dediğimizde, bize inanmayanları yendin.
Avrupa'da ki rakiplerinin bayraklarını, kendi statlarında dalgalandıranları yendin.
Juventus'u otelden uğurlamaya giden, kendini bilmezleri yendin.
"Galatasaray gruptan çıksın, dansöz kıyafeti giyerim" diyenleri yendin.
"Handikap olur" diyenleri , Juventus'a "kardeşim" çekenleri, renkten renge giren bukalemunları yendin.

Yendin işte.



11 Kasım 2013 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Maç Yazısı | "Yürekli Mağlubiyetler,Korkak Zaferlerden Daha İyidir"

"YÜREKLİ MAĞLUBİYETLER, KORKAK ZAFERLERDEN DAHA İYİDİR"

11.haftada karşılaştığımız "suyun karşı yakasında ki takıma" 2-0 kaybettik.14 senelik çile, bu senede son bulmazken, sezonun devamı için pek ışık gördüğümüz söylenemez. Galatasaray'ın 1 hafta içerisinde kaybettiği Kopenhag ve Fenerbahçe maçları iki kulvarda da geriye düşmemize sebep oldu. Kopenhag maçından sonra oynanan futbolun derbide yetmeyeceğini belirtmiştik.Öyle de oldu.Çok kötü oynayan rakibe karşı, sahada hiçbir varlık göstermeden, hediye ettiğimiz iki golle mağlup olduk.Goller penaltıdan Emre Belözoğlu ve Cristian'dan gelirken son dakikalarda Melo'nun penaltısı Volkan Demirel'e takıldı.



Sneijder ve Muslera'nın yokluğu, takımda güven problemi yaratmış durumda.Gereksiz bir ürkeklik var.Çok sık kullanılan bir demeç vardır "gerekli dersleri çıkartıp,önümüzde ki haftalara bakacağız" tamda bu noktadayız. Kopenhag maçında yenilen golün bir benzerini 2.golde yedik."Savunmada yaptığımız hatalar" diye başlayan Roberto Mancini açıklamaları, derbi sonrasında yine devam etti.Peki güzel hocam,yakışıklı hocam(!) bu takıma geldiğin günden beri savunma yapmayı öğretiyorsun(!)gol yemeden bitirdiğimiz maç yok! Hadi onu da geçtim, takım gol atmayı da unuttu. İki maçtır gol atamıyoruz. Golü de geçtim artık pozisyon üretemeyen bir takım olduk. Fenerbahçe maçında doğru düzgün pozisyonumuz yok."Kaş yapalım derken göz çıkartmak" diye buna denmiyor mu? "Yeni geldi","alışacak","zaman lazım" laflarını bir kenara bırakalım.8 maçta ortaya çıkan tablo budur! Düzelir mi ? Düzelebilir tabi ki ama şuanda tünelin ucunda bir ışık gözükmüyor. Kendisine bir Fatih Terim vecizesiyle seslenmek istiyorum." Yürekli mağlubiyetler, korkak zaferlerden daha iyidir ! "

Roberto Mancini'nin ısrarla yaptığı hatalardan vazgeçmesi gerekiyor.Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması, bırakın Galatasaray'ı,Türk futboluna ihanettir. En kısa zamanda kendi mevkisine geri dönmesi gerekiyor. Bruma bu sistem içerisinde ancak A2 takımında oynayabilir.Kendisine gerekli özgürlüğü tanıyıp ilk haftalarda izlediğimiz Bruma'yı bize sunması gerekiyor.Takım savunması ,sadece defansif oyuncularla yapılmaz. Defansif oyuncularla rakibi kilitlemek, küçük takımların işidir. Galatasaray'ın genlerinde hücum futbolu vardır.Bu Galatasaray anayasasının değiştirilemez maddelerinden bir tanesidir. Galatasaray'da takım savunması, forvetten başlayıp defansa kadar her futbolcu tarafından yapılır.Sahaya çıkan bir gruptan "sen hücum yap , sen sadece savunma yap " şeklinde fayda beklemek fiyaskodur.

MUTLU MUSUNUZ ?

Sadece Roberto Mancini'yi suçlamak  tabiki büyük haksızlık. Bu kadroyu o kurmadı.Yaşanan iç çekişmelerin, yanlış takım kurgusunun, sezon öncesinde yapılan yanlış transferlerle takımın bu noktalara gelmesinde etkili olan Fatih Terim'in ve bitip tükenmek bilmeyen Fatih Terim - Ünal Aysal ego savaşlarının, gelinen noktada baş aktörler olduğunu söylemeliyiz...Burada en büyük cezayı yine Galatasaray taraftarı çekiyor veya çektiriliyor.Kendilerine sormak lazım, " mutlu musunuz ?" 2 senedir işleyen çarkı bozmaktan, sizi sevenleri üzmekten dolayı mutlu musunuz ? Kendi egolarınız uğruna, Galatasaray'ı getirdiğiniz bu noktadan mutlu musunuz


NEŞTER OPERASYONU 

Devre arasında takıma bir neşter operasyonu şart. Bu futbolcu güruhu bu sezonu tamamlayamaz. Yedeklerden giren hiçbir yerli oyuncudan katkı alınamazken, ilk 11'de olanların ise geçtiğimiz yılları mumla arattığı bir gerçek.11.hafta sonunda hala istikrarı yakalayamayan, fizik olarak dibi görmüş, formsuzluklarının ise zirvede olduğu bir dönemi geride bırakıyoruz.Yüzlerine baktığımızda ise bu durumdan pek de şikayet eden bir halleri yok.Gayet mutlu bizim çocuklar! Öyle ki, maçtan sonra sevgilisiyle yatarken fotoğraf çekip instagrama yükleyebiliyorlar.Haklılar tabi ! Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finali garantilediler.Süper Lig'de 9 puanla öndeler.Her maçta iyi oynuyorlar ! Bir kısmı göbeği salıp sahaya çıkarken, bir kısmı yedekler arasında sarı kart görüp haftaya cezalı duruma düşebiliyor...Rahatlar yani ! Bu rahatlığın ceremesi yine taraftarda patlıyor.Nasıl mı ? Maç bitince centilmenlik görüntüleriyle birbirlerine sarıldıklarında sizin yüzünüzde ki üzgün ifadeyi hangisinde görebildiniz ? Hangisi sizin yaşadığınız üzüntüyü yaşadı ? Hangisi başını öne eğerek stadı terketti ? Bu maçta yaşadığımız kırgınlıklar, bir anda unutulacak kırgınlıklardan değil ! Bu gidişatın bir yerde son bulması gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi şuanda tünelin ucunda ışık gözükmüyor. Takım içerisinde birisinin çıkıp isyan bayrağını eline alması ve "braveheart" olması gerekiyor. Metin Oktay'ı mezarından kaldıramayacağımıza göre, yine bu kadroda birilerinin (zahmet olmazsa!) sorumluluk alması gerekiyor. Hatta zamanı geldi de geçiyor bile...

BAŞARILAR GELİR GEÇER , ASALETİN BİZE YETER 

Real Madrid maçı sonrasında yaşadığımız travma bunun yanında hiçbir şey.Bugün tekrardan bir araya gelip yaraları sarma günüdür. Hayatımızın rengi Galatasaray'ı düştüğü yerden kaldıracak olan futbolcular kadar yine bizleriz. İlk kez derbi kaybetmiyoruz, son da olmayacak. Galatasaray değerlerine sahip çıktığını zannedenlere inat bu değerlere nasıl sahip çıkıldığını gösterme günüdür. Armaya küsmeden, peşinde kilometrelerce yol katetmeye devam ! Nasıl olsa " başarılar gelir geçer , asaletin bize yeter!"


27 Ekim 2013 Pazar

Kayserispor - Galatasaray Maç Yazısı | Şimdi Galatasaray Zamanı !

ÖNCELİK "HÜCUM"

Daha önceki yazılarda Galatasaray'ın hücum opsiyonlarının kısıtlı oluşu, formsuz oyuncu sayısının fazlalığı, yabancı kontenjanı ve kanat aksiyonlarının oyunda ki etkisi üzerinde durmuştuk. Galatasaray hücum anlamında kendisini geliştirmeye başladı. Öyle ki Karabükspor' a 2 , Kopenhag' a 3, Kayserispor' a 4 gol atarak toplamda 9 gol ile maç başı 3 gol ortalamasını yakaladı. Hücum opsiyonlarının çalışmayla zenginleşmesi, Wesley Sneijder 'in form tutması ve "kilidi açan oyuncu" rolüyle, daha efektif bir futbol ortaya koyması bunda etkili oldu.Galatasaray hücum performansının, Akhisar maçı sonrasında bu şekilde yükselmesi dikkat çekici. 

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Wesley Sneijder, sarı kırmızılı formayla oynadığı son 3 maçta 4 gol atarak takımın kazanma alışkanlığını yeniden elde etmesinde başrolü aldı. Drogba frikik sorunsalını Kayserispor maçında yıkarak, 2013-2014 sezonunun Galatasaray adına ilk frikik golüne imzasını attı.Oyun içerisinde ki varlığı, takımı saha içerisinde yönlendirmesi, kafa toplarında ki hakimiyeti ve fiziksel üstünlüğü ile takımın önde oynayabilmesine verdiği katkı herzaman olduğu gibi yine müthişti. Galatasaray'ın bundan önce ki 2 sezonda da geç form tutan maestrosu Selçuk İnan , Kopenhag maçı ile kendini bulmuştu.Kayserispor maçında takımın "balans ayarı" olarak yine dümene geçti. Kayserispor maçında hem savunmada hem hücumda oldukça etkiliydi. Maçın özetini tekrardan izlerseniz Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının hepsinde etkisi açık bir şekilde görülecektir.Ceza sahasına yaptığı koşular, Roberto Mancini ile beraber daha fazla ön plana çıkardığı bir özellik olarak dikkat çekiyor. Bu özelliğini daha fazla skora yansıtırsa çok farklı bir Selçuk İnan izleyebiliriz. Savunma anlamında da takımını yalnız bırakmaması ve ortaya koyduğu mücadele ile Galatasaray'ın son iki maçını kazanmasında büyük pay sahibiydi.


"BURAK YILMAZ" VE "BEYBLADE EMRE"

Formu yükselen oyunculardan bir diğeri ise Burak Yılmaz'dı. Ligde 63 gün sonra golle buluşan Burak Yılmaz , takımı 3-2 öne geçiren golün sahibi oldu. Maça sol çizgide başlayarak Kopenhag maçının bir tekrarını izletti.İyi niyetine şüphe yok fakat Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması "futbola ihanet".Gel gör ki mevcut yabancı kontenjanı ve takım şablonu bunu zorunlu hale getiriyor.Duygusal futbolcu sınıfının en bariz örneği olması bakımından Kopenhag maçında taraftarın kendisine gösterdiği destekle morallenmesi ve Kayserispor maçında attığı gol parallellik gösteriyor. Fenerbahçe maçına kadar Konyaspor ve Kopenhag maçlarında gollerine devam edeceğinden eminim.Günün bir diğer kazananı ise "Beyblade" Emre Çolak oldu. İkinci yarıda,Wesley Sneijder'in yerine oyuna dahil olan Emre Çolak , Galatasaray orta sahasına hareketlilik getirdi. Burak Yılmaz'ın attığı golde asisti yapan oyuncu olurken, kendisine yapılan faul sonucu kazanılan frikiği Drogba gole çevirdi. Eksik olan fiziksel yönlerini geliştirmesi ve son pasları daha akıllı kullanması gerektiği halen eksi yönleri.Son dakikalarda kaçırdığı pozisyon ise maçta ki tek olumsuz yönüydü.Oyuncu ıslıklayarak veya yuhalayarak hiçbir oyuncuyu takıma kazandıramayacağımızı daha önce de belirtmiştik.Bugün onlardan birini daha gördük.Türk Telekom Arena'da ki Antalyaspor maçında, sahadan yuhalamalarla ayrılan Emre Çolak, Kayserispor maçında skoru Galatasaray'a getiren golün hazırlayıcısı oldu. Futbolcuya sahip çıkmak bütün taraftarların görevi.Futbolun hatalar oyunu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Her hatada "futbolcu asmak" gerçek taraftara yakışan bir hareket olmasa gerek...

ROBERTO MANCİNİ ETKİSİ VE "SAVUNMA" HATALARI

Kayserispor galibiyeti , Roberto Mancini ile üstüste kazanılan 3. galibiyet oldu.Geldiği günden bugüne kadar takımın kaos içerisinde ve mental olarak düşük bir halde olması ; kondisyon olarak takımın istenilen seviyede olmayışı ve Ünal Aysal-Fatih Terim savaşından fazla yara almadan başarıyla çıkması önemliydi. Özellikle hücum anlamında Kopenhag ve Kayserispor maçlarında ortaya konulan iştahlı futbol hanesine yazdırdığı önemli bir not. İlk 11'de bugüne kadar hiç oynamayan Drogba-Umut-Burak üçlüsü kendisi için bir kumardı. Kayserispor maçında bu kumardan başarıyla ayrılsa da takımın savunma anlamında kötü sinyaller verdiğini de söylememiz gerekiyor. Galatasaray'ın Kopenhag maçında yediği gol konsantrasyon kaybı olarak nitelendireceğimiz türdendi. Kayserispor maçında ise rakibe verilen pozisyon sayısının fazla oluşu,sağ bek Sabri ve sağ stoper Chedjou'nun o bölgeyi iyi kapatamaması, yapılan bireysel hatalar ve kademede yaşanılan sorunlar takımın savunma hanesindeki eksileri.Mutlaka bu hatalarda,defans hattının üst üste iki maç oynamamasının etkisi büyük. Kopenhag maçının yıldızlarından olan Ebuoe yabancı kontenjanına takılarak tribüne gönderildi.Sol bekte Dany'nin yerine, Arsenal'da bir sezon sol bek oynayan Ebuoe' nin de düşünülebileceğini hatırlatmakta fayda var.Gökhan Zan ve Hakan Balta sakatlıktan dolayı kadroda bulunmuyor.Sol bek alternatifi Riera ise Mancini tarafından düşünülmüyor.Bu sebepten Ebuoe'nin sol bekte denenmesi akıllıca bir hamle olabilir.


ŞİMDİ GALATASARAY ZAMANI !

Kayserispor maçı bir çok açıdan, sezonun "ilklerine" sahne oldu.Bunlardan bir tanesi Süper Lig'de, hükmen kazanılan Beşiktaş maçını saymazsak, ilk kez iki farklı kazanılan bir maç olması,İstanbul dışında kazanılan ilk deplasman galibiyeti olması ,Selçuk İnan'ın sezonun ilk asistine imza atması, Drogba 'nın Galatasaray kariyerinde ki ilk frikik golünü kaydetmesi, 2013-2014 sezonu içerisinde 4 golle kazanılan ilk karşılaşma olması gibi birçok "ilkler" yaşandı.Bu "ilklerin" yanında bence en önemli husus, kazanma alışkanlığının geri kazanılıyor olması. Şampiyonluk yolunda yakalanan seriler, sezonun galibini belirliyor.Bu serilerin yanında 2 senedir lige ambargo koyan, maçlara psikolojik olarak 1-0 önde başlayan Galatasaray, yaşanılan sıkıntılı süreçlerde "winner" özelliğini yitirmeye başlamıştı.Bunun önüne geçilmesi bakımından çok önemli bir 3 maçlık periyot çizildi. Karabükspor karşısında ortaya konan futbol pek tatmin etmese de kötü oynanan maçları da kazanabilmek büyük takımlar için zorunluluk.Devamında yakalanan ivme ile Kopenhag ve Kayserispor galibiyetleri takımın moralini de yukarıya taşıdı.Kara bulutların yavaş yavaş dağıldığı, tekrardan güneşin açtığı günler başlıyor.Rüyadan uyandık, gerçeklerle tanıştık! Şimdi yeni zaferler, yeni kupalar kazanma zamanı ! Şimdi Galatasaray zamanı !


6 Ekim 2013 Pazar

Akhisar Belediyespor - Galatasaray Maç Yazısı | Bu Son Olsun !

Hafta içinde Juventus'tan istediğini alan Galatasaray , Juventus maçı sonrası Akhisar Belediyespor'a konuk oldu. Galatasaray'ın başında ilk lig maçına çıkan Roberto Mancini için zorlu bir sınav oldu.Skordan daha önemli olan bir konu vardı. Galatasaray'ın sahaya nasıl dizildiği ve sahada neler yapabileceğiydi. Juventus maçında orta sahada oynayan 4 oyuncu bugün ilk 11 'de değildi.Kadro olarak ciddi bir farklılaşma ile Akhisar karşısına çıktık.2 senedir orta sahanın yükünü sırtlayan Melo ve Selçuk'tan yoksun Galatasaray'da, takımı ileriye taşıyan tek isim olan Bruma'da yedek kulübesindeydi.Kadro bu şekilde farklılık gösterirken, birde oyun olarak isteksiz ve mücadele gücü düşük bir Galatasaray ile karşılaştık.34. ve 56. dakikalarda Niasse 'nin iki golüne , Drogba ile 67. dakikada cevap versek de skoru çevirmeyi başaramadık.

Maç boyu çok etkisiz bir Galatasaray izledik.Galatasaray adına ilk ciddi atak, 49.dakika içerisinde Ebuoe'nin sağ kanattan içeriye girmesi oldu.İlk tehlikeli pozisyon ise Drogba'nın çabalarıyla 52.dakikada geldi.Oyunun hiçbir evresinde rakip üzerinde istenilen baskıyı kuramadık.7.haftaya kadar oynadığımız deplasman maçlarında , zaman zaman bu baskıyı oluşturabiliyorduk. Ön alanda baskıyı kurabilmek için en önemli unsur ileride topu tutabilmektir.Yine orta sahanın dönen topları alarak, tekrardan ileriye servis etmesi gerekirken, Sabri-Ceyhun-Yekta-Sneijder bu görevden oldukça uzak kaldı.

Akhisar - Galatasaray Maçı ilk 11 (diziliş maç esnasında değişiklik göstermiştir.)


"Bu Forma Kutsaldır , Nasip Olmaz Herkese"

Sezon başından beri en önemli sorunumuz, koşu mesafeleri...Bu öyle bir hal aldı ki , bütün rakipler Galatasaray'dan fazla koşuyor. Real Madrid ile Arena'da oynarken katedilen mesafede gerideyiz, Juventus ile İtalya'da oynarken yine gerideyiz hatta Akhisar ile oynarken yine gerideyiz. Bizim iki senedir en önemli kozumuz takımın fizik olarak iyi durumda olmasıydı. Scott Piri bu konuda takıma çok fazla şey kattı.Bu sene başı yine aynı kamp programı çerçevesinde , aynı teknik kadro ile sezona hazırlanıldı.Buraya kadar herşey doğru gözükse de sezon açılınca bu acı gerçek ile karşılaşmak pek güzel olmadı. Galatasaray rakip ayırt ediyor desek "Real Madrid'i küçümsüyor da mı koşmuyor ? " demek lazım.Ligin 7. haftasında puan olarak geriye düşmüşsün , en yakın rakibin derbi oynayacak , buna rağmen sahada gezineceksin ! Bu kadar kolay değil !Rakibin kim olduğuna bakmıyoruz artık.Sahada canını dişine takıp , terini son damlasına kadar akıtacak futbolculara ihtiyacımız var.Sahada basmadık yer bırakmayan Johan Elmander bu takımdan kiralık gönderildi.Neden ? Yetenek olarak bu kadrodan çok mu düşüktü ? Fatih Terim'in meşhur bir vecizesi vardır "savunma ileriden başlar" diye.Hakan Şükür'ü savunmanın başlangıç noktası belirlemişti. Efsane kadro o şekilde oluşmuştu. Galatasaray 'da tepeden tırnağa kimse koşmuyor. Beşiktaş'ın yıldızı Manuel Fernandes , Galatasaray'da en çok koşan oyuncudan fazla koşuyor ise burada oturup düşünmemiz gerekiyor.Bu konuda takımın yeni kondisyoneri Ivan Carminati'ye büyük iş düşüyor.Eğer bu sorunu halledemezsek sezonun geri kalan 27 haftasında kabus dolu günler görebiliriz.Taraftar yaşanılan herşeyi sineye çeker ama sahada koşmayan , mücadele etmeyen adamı da gerektiği şekilde "tefe" koymasını da iyi bilir.Herkes üzerinde taşıdığı parçalı formanın hakkını vermek zorunda.

Akhisar-Galatasaray maçı , Galatasaray koşu mesafeleri



Roberto Mancini maç sonrası "takıma 1 aylık bir süre" verilmesini istedi.Daha attığı imza kurumamışken Juventus ve Akhisar deplasmanıyla karşılaştı.Öyle veya böyle bu iki maçı atlattı.Şimdi takımın eksiklerini az çok görmüştür.En başta fiziksel eksikliğin giderilmesi gerektiğini yukarıda belirttik.Bir diğer hususta Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının olmayışı. Roberto Mancini takımın başında çıktığı tüm antrenmanlarda pozisyon bilgisi ve alan savunması üzerinde durarak savunmada ki sıkıntıları çözmeye çalışıyor.Şampiyonlar Ligi için bu elzem bir durum iken Süper Lig'de Galatasaray'ın savunmayla maç kazanamayacağını da öğrenmesi gerekiyor.Akhisar maçında alan savunması için bütün takım topun arkasına geçti.Pozisyon yerleşimi gayet güzel ancak duran toptan golü yedikten sonra herhangi bir reaksiyon gösteremedik. Galatasaray'ın tek hücum varyasyonu "Drogba'ya şişirilen toplar"dan öteye geçemedi.Bu uzun bir süredir bu şekilde gidiyor.Takımda ki tüm oyuncular kafayı kaldırıp direk "Drogba'ya göndereyim" derdinde.Bir  dönem "Burak Yılmaz'a atılan uzun toplar" gibi şimdi de "Drogba'ya şişirilen toplar" olarak yeni bir sorunumuz var. Galatasaray'ın gerektiği şekilde hücum yerleşimi ve atak organizasyonlarında çeşitliliğe şiddetle ihtiyacı var. Roberto Mancini  milli maçlardan dolayı verilecek arada , takıma ivme kazandıracağı çalışmalara vakit kaybetmeden başlamalı.İstediği 1 aylık süre kendisine tanınacak olsa da puan kayıplarının artık önüne geçilmeli ve istenilen Galatasaray , taraftarlara sunulmalıdır.

Wesley Sneijder - Burak Yılmaz ve Değişen Formasyon 

Sezon öncesi kampının yıldızı meşhur "çilek" Wesley Sneijder yine yokları oynadı.Bu sezon Gaziantep maçı haricinde sahada istenileni bir türlü veremeyen yıldız oyuncu artık üzerinde taşıdığı formanın hakkını vermeye başlasa iyi olacak. Galatasaray'ın 2011-2012 senesinde oynadığı klasik 4-4-2 sistemi "Sneijder sevdasına"  çöpe atılırken , kendisine yer açabilmek için Fatih Terim döneminde 4-3-1-2 , Mancini döneminde 4-2-3-1 (zaman zaman 4-4-1-1) formasyonlarına dönüş yaptık.Takımın evrildiği bu dönemler içerisinde hala klasik   4-4-2 düzenini aradığımız çok bariz.Merkez orta saha orjinli 4 oyuncu ile neler yapılabileceğini Fatih Terim çok güzel izletmişti.Eğer Sneijder'den istenilen katkı alınamazsa fazla ısrar etmenin bir mantığı kalmıyor. Takımın fizik durumu yukarı çıktıktan sonra formasyonda değişiklikler olabilir. Devre arasında da gerekli "neşter operasyonu" yakın gözüküyor.

Burak Yılmaz bu maçta gerekli performansı gösteremese de , 4-2-3-1 'in sol kanadında kendisinden ne umduğumuzu veya ne beklediğimizi çok merak ediyorum.Burak Yılmaz'ın adam eksiltme yeteneği yok , çizgiye inip orta açma olayı zaten yok , defansa gelip rakip takımın bekini takip etmek gibi bir vasfı hiçbir zaman olmadı.İleride baskıya zaman zaman destek verir hepsi bu kadar.Bunu kenarda ki Taffarel 'de , Tugay Kerimoğlu 'da çok iyi biliyor.Peki Burak Yılmaz sol kanatta ne arıyor ? Takımda "Sneijder 'e yer arama" derdine bir de "Burak Yılmaz'a yer arama" derdi eklenmiş durumda. 20. dakika sonrası 4-4-2 'ye dönen Galatasaray formasyonu içerisinde Burak Yılmaz'ın durumu tamamen içler acısıydı.Rakip kaleye en yakın futbolcu olup , ofsayta düşmek için kendisini heba etti durdu.Ofsayta düşmesinden ziyade oyunun içinde olmaması ve "ileride top bekleyen santrafor yalnızlığı " gerçekten çok üzücüydü.Takım kendisine topu taşıyamazken kendisi de geriye bir adım atıp , takıma yardım etmeyi hiç düşündü mü ? Goller kaçar önemli değil.Ancak sahada gezinmek ne demektir ? Herşeye rağmen Burak Yılmaz takımın en önemli gol ayağıdır.Galatasaray'a katacağı çok şey , atacağı daha çok gol vardır.Bugünleri en yakın zamanda atlatacaktır.

Galatasaray kendisine bir çıkış yolu bulacaktır.Sahada birbiri için mücadele eden 11 aslan yürekli futbolcuya ihtiyacımız var.Onun için en başta gerekli "amatör ruha" ihtiyacımız var.Son söz " Umut Bulut 'a yazık edecekler matmazel !"


22 Eylül 2013 Pazar

Beşiktaş - Galatasaray Maç Yazısı | "Bitsin Artık Bu Çile"

Hepimiz Suçluyuz Aslında...

Konuşulacak o kadar şey var ki...Yaşananların hepsinden bizler,yani hepimiz suçluyuz.Yaşananlar sadece Beşiktaş'a,Çarşı'ya veya 1453 Kartallar grubuna özgü değil.Neden mi?

Bütün takımların taraftarları aynı kültürde büyüyor da ondan.Konuyu biraz açalım isterseniz. İstanbul'da yaşayan 3 büyük takımın taraftarı belli bir "semt kültürü" alır.Bu ne demektir? İlkokulda veya lisede,3 büyük takım taraftarı yanyana oturur.Mahallede beraber futbol oynar.Kavga çıkarsa beraber "mevzu!"ya gider.Semtinin takımını da yine yanyana destekler.Karagümrük , Kasımpaşa , Beylerbeyi , Eyüpspor , Beykozspor , Zeytinburnuspor v.s. Bunlar belli bir "semt adabı" olan ve belli bir tribün kültürüne sahip , Amatör Küme'den 1.Lige kadar "tribün kovalayan taraftar" yetiştiren , yani Türk Futbolu'nun "taraftar ocaklarıdır".3 büyüklerin taraftar altyapısı da"semt takımları"ndan ileri gelir.Çocuk yaştan itibaren asabiyet oranı yüksek,kavgayı veya savaşmayı "Erkekliğe Giriş 1" dersi olarak alıp , kendisini "semt abilerine" ispat çabası içerisinde olma,yaşama olan bakış açısını "hayatta herkese gider" mottosu ile sürdürüp yoluna devam eden bir taraftar sosyolojisi aslında.

Çocukluğunu veya ergenliğini bu şekilde geçiren taraftarlar,futbolu "asabiyet oranını düşürme",çıkarılan kavgalarla "erkeklik egolarının tatmini" olarak görüyor.Rakip takım taraftarlarıyla dalga geçmek için , "envanter toplama" merakı da çıkan olaylarda itici güç oluyor.İstanbul tribün kültürü (Türkiye içinde geçerlidir) tamamen "semt kültürüne" paralel ilerliyor.Ben dahil hepimiz aynı psikoloji ile yetişiyoruz. Olaylara verdiğimiz tepkiler aynı.Bizleri savaşmaya veya kavgaya iten başlıca faktörler,semtimizde abilerimize veya arkadaşlarımıza anlatabileceğimiz "hikaye bulma" telaşından öteye geçmiyor.Beşiktaş ve Fenerbahçe belli bir semte hitap ederken Galatasaray bunların biraz olsun dışında kalıyor.Galatasaray kendi tribününde birçok farklı semti barındırıyor.Söylediğim gibi köken aynı,kültür aynı,birikimler aynı...

"Çocukken alıyoruz eğitimi" Örnek Resim 1


Böyle bir eğitimden geçtikten sonra 3 büyüklerin taraftar grupları içerisinde yer aranıyor.Bulunduktan sonra aynı kültürü "şehre olan göç" gibi devam ettiriyoruz.3 büyük taraftar grubu da hiçbir zaman "geri vitesi olmayan" , "burası ..... burdan çıkış yok" fikriyatında ilerliyor.Olaya spor gözüyle değil "erkekliğin varolma mücadelesi" olarak bakıyoruz.

İğneyi Kendimize Batıralım

Sevmiyoruz biz aslında,gerçekten tuttuğumuz takımı sevmiyoruz.Sevdiğimizi zannedip kendi egolarımızı tatmin ve kendi bencilliğimiz için kullanıyoruz.Bu 100 yılı aşkın çınarlar elimizde oyuncak gibi istediğimiz zaman çıkartabildiğimiz olaylarda zarar görürken,ondan nemalanıyoruz.Nasıl olsa bir ceza yok.Nasıl olsa kaosun orta yerindeyiz.Batmışız bir bataklığa,çıkartmaya çalışan yok.Eğitimi zaten mahalleden/semtten yanlış almışız.Alınan eğitimi değiştirmeye çalışan yok.Eğitimin ilk başta aileden,sokaktan ve hatta mahalleden   verilmesi gerektiğini düşünen yok.Tribün olaylarını çıkartılan yasalarla,yapılan statlarla veya tesislerle çözebileceğimizi zannediyoruz.

Bütün bunlara rağmen hakkını verdiğimiz zaman tribün ve taraftarlık güzeldir.Ama olay sevdiğini zannettiğin takıma zarar verme veya vermeme konularına gelince işin rengi değişiyor.Herşeyi,kendi hikayemizi yaratmak uğruna biranda terkediyoruz.Pet şişelerinin havada uçuştuğu olaylı Galatasaray-Fenerbahçe derbisini birçoğunuz hatırlar.İşte o derbide çıkan olaylardan tutun da Fenerbahçe'nin kendi evinde kaybettiği şampiyonluk sonrası çıkan olaylara varana kadar bütün olaylarda hepimizin imzası var.Biz kendimiz için yaşıyoruz.Bencilliğimizle gurur duyuyoruz.Abilerimize hikayeler anlatıp böbürleniyoruz.Sahaya girmeyi marifet sayıyoruz.Sevmiyoruz aslında Galatasaray'ı,Beşiktaş'ı,Fenerbahçe'yi...Biz sadece kendi egolarımızı seviyor ve onlara tutuluyoruz.

"Kendi egolarımız için yaşıyoruz" Örnek Resim 2

Olmazsa Olmazımız "Siyaset"

1 gün önce Fenerbahçe-Elazığspor maçında "GFB" mensupları "Sol Açık" taraftar grubuna saldırıyor.Bugün de Akp Gençlik Kolları'nın tekeliyle kurulan "1453 Kartalları" ile "Çarşı" arasında yaşananlar.Herşeyin başında "spora siyaset bulaşmasın" diye bir taraflarını yırtan Hükümet,kendi eliyle Çarşı'nın karşısına bir taraftar grubu çıkartıyor.Hazırda olanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor.Bunun için neler veriliyor veya neler alınıyor ? Hep söylenen "vandalizm" nidalarını haklı çıkartmak için her yolu mübah sayıyor.Bütün bunlardan sonrada "spora siyaset bulaşmasın" diye ortaya çıkabiliyor.Fazla söylenebilecek söz yok aslında "Ok Cnm Kib By..."

Bugün ve dün rakip takım tribünlerinde yaşananlar yarın Galatasaray tribünlerinde de yaşanabilir.En başta olayı iyi görmemiz gerekiyor."ultrAslan" ve "Tekyumruk" bu durumu iyi analiz etmeli.Yaşanılanlar ortada iken birilerine maşa olunmamalıdır.Tribünde istenmeyen olayların çıkması engellemelidir.Akl-ı selim hareket edip birilerinin ekmeğine yağ sürülmemesi gerekmektedir.

Tabi ki Galatasaray

Hafta ortası yaşanılan hezimet sonrası takımın nasıl bir reaksiyon göstereceği büyük merak konusu idi.Galatasaray her zamanki gibi yine iyi reaksiyon gösterdi.Hafta ortası Fatih Terim'in takıma uyguladığı rehabilitasyon süreci olumlu işledi.Galatasaray düştüğü yerden kalkmayı başardı.4'de 4 yapan ve Olimpiyat Stadı'nda ki 76,127 kişinin önünde Beşiktaş'ı 1-0'dan gelerek 2-1 mağlup etmeyi başardı.Bu yazıldığı gibi kolay bir olay değil.Fatih Terim bu yüzden büyük hoca ve bu yüzden "İmparator".Slaven Bilic'i de kutlamak lazım gerçekten güzel bir takım yaratmış ancak Galatasaray karşısında bu futbol yetmez.Nasıl ki Real Madrid maçında Galatasaray'a yetmediyse,Beşiktaş'a da Galatasaray karşısında yetmez.Geçtiğimiz 2 yılda sezona topallayarak başlayan Galatasaray yine bir büyük maç sonrası kendini buldu.Bu maçtan sonra artık istenilen Galatasaray'ı izleyeceğimizi düşünüyorum.Sadece defans kurgumuzu doğru bir şekilde oturtmamız şart.Savunma olarak bu maçtada fazlasıyla hata yaptık.Her maç farklı defans kurgusu , faydadan çok zarar getiriyor.

1-0 geriye düştükten sonra oyunun hakimiyeti tamamen Galatasaray'a geçti.2.yarıda ki Bruma hamlesi ise takımın kanat organizasyonlarının artmasını sağladı.Orta sahada savaşmayı asla bırakmayan Melo yine isyan bayrağını elinde taşıyan "Braveheart"tı.Burak Yılmaz yine gol kaçırmaya devam ediyor ancak bu formu çok fazla sürmeyecektir.Önümüzde ki hafta yine gollerini atmaya başlayacaktır.Son sözümüz de "assolist" Drogba'ya."We have Drogba they don't".Maçı Galatasaray'a getiren adam oldu.35 yaşında,o kadar yaşadığı başarıya rağmen halen 18 yaşında ki genç futbolcu gibi başarıya aç.Gerçek bir lider gibi oynadı bugün.Drogba'yı hücumda pozisyon kovalarken,devamında duran toplarda savunmadan top çıkartıp defansı toparlarken görebiliyoruz.Gerçekten ona sahip olduğumuz için çok şanslıyız.Son olarak Fatih Terim'in önümüzde ki süreç içerisinde sözleşme tartışmalarına artık son vermesini bekliyoruz.Bu yaşananlardan Galatasaray fazlasıyla hasar görmeye başladı ve bir Galatasaray Efsanesi'ne yakışacak şekilde bunun önüne geçmesini bekliyoruz.