Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Juventus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2013 Pazar

Gençlerbirliği - Galatasaray Maç Yazısı | Bize Her Maç Final

BİZE HER MAÇ FİNAL 

Gençlerbirliği maçı, kafa olarak hiç hazır olmadığımız, facia gibi ilk yarı oynayıp,ikinci yarı biraz kımıldanıp 1-1 ile İstanbul'a döndüğümüz bir maç oldu.Futbolcuların maç seçme huyu, geçen yıldan beri süregelen bir alışkanlık. Juventus gibi bir devi yenip,Süper Lig'de kazanılacak bir galibiyet ile rüzgarı arkana alma fırsatını tepmek, kabul edilebilir bir sonuç değil ! Özellikle her koşulda yanında olan taraftarlar için, Gençlerbirliği maçının kazanılması gerekiyordu. Bu sezon oynanan 8 deplasman maçında 4.beraberliğini alan Galatasaray, ligin geri kalan haftalarında puan kaybetme lüksünü de ortadan kaldırdı.Şuanda lider ile olan puan farkı 11 ve bu haftadan sonra her maç final !

Sezon başı Muslera'yı yedeklemesi için kaleci adayları arasında yer alan Ramazan KöseGençlerbirliği - Galatasaray maçının kahramanı oldu.21 Nisan 2013 tarihinde Ankara'da oynanan Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçında muhteşem bir performans sergileyen Ramazan KöseGalatasaray'ın şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmasını sağlamıştı.Bu sezon ise Galatasaray'ın zirveden biraz daha uzaklaşmasında etkili oldu. Ramazan'ın ismi Galatasaray ile anılırken; bir çok kişi transferine karşı çıkmıştı. Ramazan Köse sezon başı transfer edilmiş olsaydı; Muslera'nın sakatlığında, Galatasaray kalesi için çıkan tartışmalara gerek kalmayacaktı. Her seferinde sezon başı kadro yapılanmasında ki yanlışlıklara dem vuruyoruz.Maalesef her hafta önümüze çıkan bir gerçek...


SÜPER LİG'E "ANGARYA" BAKIŞI

Juventus maçı sonrası fiziksel yorgunluk kabul edilebilecek bir sebeptir.Ancak maçın başında ki isteksiz ve ruhsuz futbolun açıklaması yorgunluk olmamalı.Yorgun olan takım maç boyunca 110 km koşamaz.Sezon başından beri fiziksel direncimizin arttığı ve koşu tempomuzun da yükseldiği bir gerçek.Yeterli mi ? Tabii ki değil. Sadece koşu mesafesi ile değerlendirmek de doğru bir tespit olmayacak.Üzülerek belirtmek gerekiyor ki takımda ki birçok futbolcu, Süper Lig'i angarya olarak görmeye başlamış.İlerleyen haftalarda olası bir puan kaybı, "lige havlu atmak" anlamına gelecek. Bu durumda "mental" açıdan sağlam kalmak ve ligi sonuna kadar kovalamak çok önemli.Suyun karşı yakasında ki takım,15 haftada sadece 4 maçını son dakikada bulduğu gollerle kazandı.8 puanlık fark tamamen buradan doğuyor.Galatasaray'ın ise çok iyi oynayıp berabere kaldığı Antalya ve Ç.Rizespor maçları,Eskişehir karşısında Felipe Melo'nun altı pastan dışarı attığı kafa vuruşuyla kaybedilen iki puan; ayrıca Kasımpaşa ve Gençlerbirliği maçlarının ikinci yarılarında kaçırılan pozisyonlarla bırakılan 4 puan, arada ki farkı oluşturuyor. Alınan beraberlikler, kazanma alışkanlığına da sekte vururken; suyun karşı yakasında ki ekibe moral olarak geri dönüyor.

YEDİĞİNDEN FAZLA ATABİLMEK !

Galatasaray,şampiyon olarak tamamladığı 2012-2013 sezonunda da gereksiz puan kayıpları yaşıyordu. Şampiyonlar Ligi bunda en başlıca etkendi. "Cuma sendromu" geçtiğimiz yıl baş gösteren ve puan kayıplarına yol açan hastalıktı. İlginç bir istatistikle devam edelim.Galatasaray 2012-2013 sezonu 15.hafta itibariyle 8 galibiyet, 5 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak 29 puanla liderdi. İkinci olan Fenerbahçe'nin 27 puanda olduğunu da ekleyelim.Galatasaray yine geçtiğimiz sezon 15. hafta sonunda,  32 gol atmış ve kalesinde 19 gol görmüştü.Bu sezon ise 23 gol atıp kalesinde 15 gol görmüş durumda.Gol yollarında ciddi bir sıkıntı olduğu açık.Sürekli bir şekilde yediğimiz gollerden bahsederken; gol yollarında ki formsuzluk puan kayıplarının asıl sebebi.Özellikle Gençlerbirliği maçının ikinci yarısında kaçırılan pozisyonlar iki puanı Ankara'da bırakmamıza neden oldu.Genele bakarsak, geçen yıla göre 1 galibiyet az almış Galatasaray ile karşı karşıyayız. Arada ki farkın doğduğu nokta ise geçtiğimiz yıl Fenerbahçe'nin Avrupa'da mücadele ediyor olması ve Galatasaray'ın puan kaybettiği haftalarda Fenerbahçe'nin de puan kaybetmesiydi. Şuanda 3 kulvarda mücadele eden Galatasaray'a karşı sadece Süper Lig'i kovalayan Fenerbahçe'nin rakip olarak varoluşudur.Gelecek günlerde neler olacağı bilinmez ancak Süper Lig'de devre arasına kadar 2 final maçımızın olduğu kesin.

2012-2013 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması

2013-2014 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması


11 Aralık 2013 Çarşamba

Galatasaray - Juventus Maç Yazısı | Güneş Ufuktan Şimdi Doğar !


Güneş Ufuktan Şimdi Doğar 

Galatasaray,Şampiyonlar Ligi 6. haftasında konuk ettiği Juventus'u 1-0'la geçerek adını ikinci tura yazdırdı.Geçmişe dönüp bakıldığında, Galatasaray - Juventus maçlarının pek normal geçmediği bilinir.En son yazımda 1998'e değinmiştim.2003 yılında ki karşılaşma ise Hsbc'ye yapılan bombalı saldırı sebebiyle Almanya'ya taşınmıştı.İki maçı da yaşayanlar bilir ki Juventus maçları tam bir baş belasıdır.Yıl: 2013 değişen bir şey yok.Grubun kader maçı, hava muhalefeti nedeniyle iki günde tamamlandı.Final niteliğinde ki Juventus maçını kazanarak, geçmişten kalan hesapları gördük.Juventus'u Avrupa Ligi'ne gönderirken;Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi'nde yoluna devam ediyor. Sene başından beri yaşanan mental sorunları bu maçla beraber geçmişte bıraktık.Gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki "güneş ufuktan şimdi doğar."

Roberto Mancini içinde ayrı bir parantez açalım.Geldiği günden beri "üvey evlat" muamelesi gördü.Artık, "Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek" lazım. Roberto Mancini'ye futbolcuların fiziksel dayanıklılığına kattıkları için teşekkür ederiz.Galatasaray,ayakta durmanın bile zor olduğu zeminde, Juventus gibi fiziksel seviyesi üst düzey bir rakibe karşı boyun eğmeyerek büyük iş başardı.Koşu mesafelerinde ise gözle görülür bir artışın olduğunu söylemeliyiz. Ayrıca Juventus maçında ki "taktiksel disiplin" maçın kilit noktasıydı.Galatasaray, 90 dakikayı çok akıllı oynadı..En güzel notla bu kısmı bitirelim. Galatasaray, 2 maçtır gol yemiyor !

"Yen" dedi...

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o "ses" adını...
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi,
Ali Sami Yen dedi...
Sami Yen dedi...
Yen dedi...
Yen dedi yendin...
Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer...
Önce ümitsizliğimizi yendin...
"Galatasaray'ın olduğu yerde umut hep vardır" diyerek yendin...

"Ali Kırca'nın Ali Sami Yen'e veda mektubundan alıntıdır."

2 Aralık 1998'in rövanşında "sözde esas oğlan,özde büyük şikeci" Juventus'u yendin.
Sağlığına kavuşmak için desteğe ihtiyacı olan Ozan Bulduk ( #15AralıktaOzanİcinHannoverdeyiz ) ve ilik bekleyen tüm kardeşlerimiz için yendin.
70'li yaşlarına rağmen hala armanın peşinde olan Mustafa Amca ve armanın peşinde olan tüm büyüklerimiz için yendin.
İşten kovulma pahasına, saat 15:00'de yanında olan emekçi taraftarların için yendin.
Biriktirdiği harçlıklarla, armanın peşinde kilometrelerce yol gelen Sezer ve tüm öğrenciler için yendin.
Aylar sonra ait oldukları yere geri dönen, tüm tribün emekçileri için yendin.
15 sene önce üzüntüden ağlayan çocuklar için yendin.
Galibiyetin haricinde hiçbir sonucu aklından geçirmeyen ve zorlu hava koşullarında yanında olan taraftarların için yendin.
6-1 biten Real Madrid maçından sonra, sana olan inancını hiçbir zaman kaybetmeyen " Büyük Galatasaray Taraftarı " için yendin.
Ruhu sahada olan,"Taçsız Kral" Metin Oktay için yendin.
"Galatasaray bir his takımıdır" diyen Baba Gündüz için yendin.
"Futbol borsada değil arsada güzeldir" diyen Metin Kurt için yendin.
Yakın zamanda kaybettiğimiz Nelson Mandela için yendin.( Thank You Madiba ! )
"Allllaaahımmmmmm goooooollll" diye bağıran Ercan Taner için yendin.

ve ayrıca...


Uefa Kupası'na gitmeyi dile getirebilen yöneticilerini yendin.
Geçen sene ki başarılarını küçümseyip "kolay gruptu" diyenleri yendin.
Seni kaosa sürüklemek için hazırda bekleyen, medyada ki akbabaları yendin.
Şikenin üzerini örten gafilleri yendin.
Başarılarını engellemek için herşeyi yapan TFF'yi yendin. 
"Galatasaray finalleri kaybetmez" dediğimizde, bize inanmayanları yendin.
Avrupa'da ki rakiplerinin bayraklarını, kendi statlarında dalgalandıranları yendin.
Juventus'u otelden uğurlamaya giden, kendini bilmezleri yendin.
"Galatasaray gruptan çıksın, dansöz kıyafeti giyerim" diyenleri yendin.
"Handikap olur" diyenleri , Juventus'a "kardeşim" çekenleri, renkten renge giren bukalemunları yendin.

Yendin işte.



8 Aralık 2013 Pazar

2 Aralık 1998'de Yaşananlar ...

2 Aralık 1998 tarihinde yaşananlara dair...

O sezon Şampiyonlar Ligi'nde B grubundayız.Grupta, Galatasaray haricinde Rosenborg, Athletic Bilbao ve 1.torbadan gelen sözde "esas oğlanJuventus var. Dönemin Şampiyonlar Ligi formatına göre, sadece grubu ilk sırada bitiren takım çeyrek finale çıkıyor;sıralamada ise gol averajına bakılıyordu.

1998-99 ŞAMPİYONLAR LİGİ B GRUBU


Fatih Terim'le iki senede Lig şampiyonluğunu kazanan Galatasaray, bunlarla yetinmiyordu .Kuruluş amacına uygun olarak "Türk olmayan takımları yenmek" için büyük bir iştahla çıktı Avrupa arenasına...İlk rakip esas oğlandı! Kameralar Stadio Delle Alpi'de iken ben daha 10 yaşında bir çocuktum.Çoğu kimsenin şans tanımadığı Galatasaray, 2-2 ile İtalya'dan İstanbul'a döndü.Akıllarda Ümit Davala'nın gol sonrası sevinci kalmıştı.Avrupa'ya "ayağınızı denk alın!" mesajını vermiştik.Yetmezdi tabi ki. Yetmemeliydi...Sırada o dönem İspanya'da "çılgın atan takım" Athletic Bilbao vardı.Kadrolarında herkesin hatırlayacağı Urzaiz , Joseba Etxeberria ve Santiago Ezquerro gibi isimler bulunuyordu. Maç başladı 15. dakikada Okan'la golü bulduk.Daha golü babama anlatamadan, Urzaiz yapıştırdı bir tane. Skor 1-1 oldu. Bizimkiler yükleniyor Bask Bölgesi direniyordu. Dualarla 90.dakikaya girdik.90+1'de "El Comandante Hagi" sahneye çıktı. "Hançer görünümlü güdümlü  füze" ile Bask'ın "amatör ruhlu çocuklarını" evlerine eli boş yolladı.Bize de, üzerinden seneler geçmesine rağmen unutulmayan o golü armağan etti...Grubun 3.maçı Rosenborg ile Norveç'te idi. Maçı 3-0 kaybettik.Vedat kırmızı görmüş, takımı 10 kişi bırakmıştı.1-0 mağlup girdiğimiz son dakikalarda 2 dakikada 2 gol yemiştik.Moraller bozuk İstanbul'a döndük.Oysa Juventus ve Athletic Bilbao maçları "bu maçı rahat alırız" hissiyatı veriyordu.Elin Norveçlisinden 3 yemek bize koymuştu .Tabi ki altta kalmadık."Bize 3 atana, bizde 3 atarız" dedik ve Hakan Şükür'ün 2,Arif'in 1 golüyle "Norveç'e selam, B grubuna devam" dedik.Grupta oynanan 4 maç sonunda 7 puanla lider olarak Juventus maçını beklemeye başladık.

FUTBOLUN İÇİNDE Kİ SİYASET 

Buraya kadar sadece futbol vardı.4 haftada sadece oynadığımız güzel futbol,alınan başarılı sonuçlar, Avrupa'yı dize getiren bir Galatasaray izledik.Galatasaray-Juventus maçı öncesi öyle şeyler yaşanmaya başladı ki ülkenin üzerini siyaset bulutları kapladı.Abdullah Öcalan'ın İtalya'da olduğuna dair haberler çıkmış, iki ülke karşı karşıya gelmişti. Türkiye'de yaşayan genç-yaşlı herkes, haberlerde bu durumu izliyor, iki ülkenin birbirine yaptığı salvolara şahit oluyordu. Galatasaray maçına kadar grupta galibiyeti bulunmayan Juventus,  sözde "esas oğlan" olarak bu gergin ortamda Türkiye'ye gelmek istemediğini iletti. (Bu maçın Türkiye'de oynanmaması için resmen 40 takla attılar) İtalyanların Uefa'da ki lobisi, kendilerini destekleyerek maçı 1 hafta erteletti. Türkiye'de gergin olan ortam bu kararla daha da gerildi. Juventus'lu futbolcuların maç öncesi yaptığı yorumlarda (Zidane'ın "İstanbul'a ancak cesedim gider" açıklaması) buna eklenince grubun 5.maçı yalnızca bir spor müsabakası değildi artık...İki ülkenin çimler üzerinde ki savaşı halini aldı.Top,tüfek,tank yoktu...Futbolcular asker,futbol topu ve kalelerde silah olmuştu.Türkiye'de maç beklenirken basın yoluyla tarihin en büyük gazlamalarından biri yapılıyordu.Halk resmen savaşa hazırlanıyordu.Galatasaray taraftarının yanında diğer takım taraftarları da Galatasaray için tek yürek olmuştu.Artık renk ayrımı yoktu.Juventus maçı, "milli mesele" haline gelmişti.



MAÇ BAŞLADI...

2 Aralık sabahı uyanıp okula gittiğimde maçın havası bütün sınıfı kaplamıştı(bir sınıfta 60 öğrencinin olduğu zamanlar).Bütün sınıfa ders aralarında "cimbombom" diye bağırtıyorum.Bahçede arkadaşımla beraber bildiğimiz marşları söyleyerek dolaşıyoruz.Bir an önce akşam olmalıydı.İtalyanlarla görülecek hesabımız vardı.Buraya kadar herkesin unuttuğu bir durumda Galatasaray'ın bu maçı kazanması halinde gruptan çıkacağıydı. Kimse bunu düşünmüyordu.Akıllarda gruptan çıkmak yoktu.Hedefte İtalyanlara gereken dersi vermek vardı.Ortamın gerginliği tabiata bile sirayet etmişti.Öyle ki İstanbul'a yağmur/çamur karışımı bir şey yağıyor, hava ise "göt" kesen cinsinden soğuktu.Neyse maç saati geldi.İlk yarı fena oynamadık. Hagi'nin iki frikiğinden başka pozisyon hatırlamıyorum. Birde ilk yarının son dakikalarında verilmeyen penaltımız vardı. Hakem Gilles Veissiere maç boyu rezalet bir yönetim gösterdi.(Amacı gergin ortamı daha da germek olan Fransız Hakem hakkında, maç sonrasında dava bile açılmıştı).İkinci yarıya artan umutlarla girdik ancak Nicola Amoruso'nun iğne deliğinden vurduğu vole hayatı zindan etmeye yetti.Golden sonra yere oturup,sırtı çekyata vermiştim...Nasıl ağladığım hala gözümün önünde.Arada sobada ki ateşe bakıyordum.Dakikalar mum gibi erirken ümitlerde süreyle beraber azalıyordu.Kabul edilmez bir sonuca doğru giderken "kapalı tribün" yakınlarında Arif Erdem'i düşürdüler.Gilles Veissiere maçta ki tek doğru kararını o faulü vermekle yapmıştı.Dakikalar 90+1 'i gösterirken yerde oturup ağlamaya son sürat devam ediyordum.O sırada Fenerbahçeli olan Dayım,"yanıma gel gol atacaksınız" dedi.(Totemle tanıştığım ilk an).Neyse topun başına "El Comandante Hagi" geçti. Yaptı içeriye ortayı "Hugo Suat" vurdu kafayı 90+2'de skoru 1-1'e getirdi.Bütün Türkiye "goooooooollll" diye haykırırken 2 puanı Ali Sami Yen'de bıraktık.Gruptan çıkma ümitlerimizde San Mames'ten alınacak beraberliğe kaldı.



OLMAZSA OLMAZ !

Yarın yine kader maçımıza çıkıyoruz.Rakip yine Juventus.1998'de ki gerginlik olmasa da gruptan çıkabilmemiz için bu maçı kazanmamız gerekiyor.O zamanları hatırlayanlar için, gruptan çıkabilmenin de ötesinde bir maç...Üzüntüden döktüğümüz gözyaşlarının yerini sevinç gözyaşları alsın.15 sene öncesinde gruptan çıkmayı başaramamıştık.Fatih Akyel'in San Mames'te yaptığı hata bize pahalıya patlamıştı.Şimdi 1998'de ki hesapları toptan kapatma fırsatı...Çocukluğumuzda yaşadığımız o soğuk geceyi unutma fırsatı...Ünal Aysal veya Mancini için galibiyet "olmazsa olmaz" değilse de bizim için "olmazsa olmaz".2 Aralık 1998 tarihinde ki çocuk şimdi büyüdü.Bu maçı evde değil yine tribünde,yine takımının yanında izleyecek. O zaman haykıramadıklarını, Selçuk'un kullandığı frikikte Burak Yılmaz'ın vurduğu kafayla haykıracak...

Haydi oğlum göreyim sizi, göreyim sizi !!!

7 Aralık 2013 Cumartesi

Galatasaray - Elazığspor Maç Yazısı | Tanıdık Bir Nefes 3-5-2

Galatasaray, Süper Lig'in 14. haftasında Elazığspor'u Selçuk İnan ve Burak Yılmaz'ın golleriyle 2-0 mağlup etmeyi başardı. Galatasaray, 10 hafta aradan sonra bir Süper Lig maçında gol yemedi.Yine önemli bir not ise ; Galatasaray'ın 90 dakika boyunca 3-5-2 formasyonuyla mücadele etmesiydi.


Galatasaray, geçen sezon Real Madrid deplasmanının ikinci yarısında 3-5-2 ile oyuna başlamış ancak maçı 3-0 kaybetmişti.Bu sezon Sivasspor karşısında, 3-4-3 formasyonuyla maça başlarken, ilk 10 dakikada Sivasspor'un orta saha üstünlüğünü ele geçirmesiyle 4-4-2'ye geri dönüş yapmak zorunda kalmıştı.Sivasspor'a oranla daha zayıf bir ekip olan Elazığspor karşısında 3-5-2 formasyonu için iyi bir sınav oldu. Meşhur 8-0'lık Ankaragücü maçının yaşandığı sezon (1992-1993 sezonu) Kalli Feldkamp'ın meşhur 3-5-2 'si ile 3 kupa kazanılmıştı . Elazığspor karşısında ki Galatasaray'ın, defansta Bülent-Falco Götz-Stumpf'u izleyen nesle güzel bir nostalji yaşattığını söyleyebiliriz.Fatih Terim,1996-1997 sezonunda 3-5-2 ile sezona başlamıştı. Bu formasyon daha sonra çok tercih edilmese de, Skibbe döneminde zaman zaman oynatıldı.Bu döneme ait Ali Sami Yen'de kaybedilen 5-2'lik Kocaelispor maçı hatırlanabilir.

Elazığ karşısında 2-0 ile istenilen sonuç alınsa da 3-5-2 dizilimini oynayabilmek için defans bloğunda ki 3'lü ve günümüz futbolunun olmazsa olmazı "wing back" kavramının önemini tekrardan hatırlatmakta fayda var. Öncelikle defans bloğunda ki 3'lünün birbirini çok iyi tanıması gerekiyor. 3'lünün ortasında oynayan Ceyhun Gülselam burada en kilit role sahip isim. Gerek arkaya seken topları süpürmesi, gerek oyunu defanstan başlatan isim olması gerekse orta sahaya kadar adamını markaj altında tutup kovalaması önemli.Yine Ceyhun'un sağında ve solunda oynayan Gökhan Zan ve Chedjou'nun kanat akınlarında yerlerini kaybetmemeleri,hızlı oyunculara karşı ağır kalmamaları ve kademe oluşturmaları büyük önem taşıyor.Bir çok maçta Ebuoe ve Riera'nın kademelerini kaybettiğine şahit olduğumuz için Gökhan Zan ve Chedjou'nun göstereceği performans çok daha önemli.

Falco-Bülent-Stumpf



Gelelim 3-5-2'nin en önemli mevkisine...İki kanat oyuncusu,yani "wing backler"... Beşiktaş'ın 100.yıl kadrosunu hatırlayanlar Kaan Dobra (Roman Dabrowski) ve İbrahim Üzülmez'i gözlerinin önüne getirebilir. Lucescu 3-5-2'sinde kanatlarda oynayan bu iki oyuncunun da en önemli özelliği devamlılıklarının yanı sıra dayanıklılıklarının da üst düzey oluşudur.Hücum performansları açısından Cafu ve R.Carlos (efsane Brezilya 3-5-2'sinin kilit oyuncuları) etkisi yaratmasa da 70 metrelik alanı tek başına kapatabilmek büyük efor gerektiriyor.Galatasaray'ın bu iki pozisyonu Riera ve Ebuoe gibi dayanıklılığı ve temposu düşük isimlerle doldurması çok zor. Ebuoe maçın belli dönemlerinde bu görevi zaman zaman yerine getirse de Riera'dan aynı performansı beklemek pek akıllıca bir hareket olmayacak.Özellikle büyük maçlarda etkili bir sağ kanat performansına karşı, nasıl yer tutacağı merak uyandırıyor.

Günümüz futbolunda 3-5-2'yi en iyi oynayan ekip olan Juventus üzerinden örneklerle devam edelim. Pirlo, Juventus sisteminde takımın beyni. Attığı 30-40 metrelik ters toplarla oyuna hükmediyor. Galatasaray'da Pirlo'nun mevkisinde Yekta Kurtuluş'u izledik.Tabi ki saha içinde ki görevi Pirlo gibi olmasa da, savunmaya yardım konusunda gayretliydi.Ancak hücuma çıkışlarda aynı etkiyi göremedik. İki yanında oynayan Melo ve Selçuk İnan'ın,Vidal ve Pogba'nın mevkilerini doldurduğunu gözlemledik. Galatasaray bu mevkide Selçuk ve Melo'dan maksimum katkı almaya devam ediyor. Takımı ayakta tutan bu ikili, Juventus maçında muhtemelen yanlarına Sneijder'i de ekleyecektir. Felipe Melo'nun Yekta'nın yerini almasıyla Sneijder ve Selçuk İnan'dan oluşacak orta saha ile hücum anlamında ekstra işler sunabilir.Elazığspor karşısında Drogba ve Burak yine ellerinden geleni yaptılar.Son paslarda ki şanssızlıklar ve Burak Yılmaz'ın ofsayttan kurtulamayışı, farkın açılmasını önledi.Drogba bir çok pozisyonda Elazığ savunmasını "tarumar" ederken,Burak Yılmaz'a da birçok kez boş alan hazırladı.

Roberto Mancini maç sonu açıklamalarında“Sistemden önce sahaya çıkan oyuncuların mantalitesi önemli. Bizim için gol yememek önemliydi ve başardık. Önümüzdeki maçlarda bu sistemle oynar mıyız? Bunu önümüzdeki maçlarda göreceğiz” diyerek önümüzde ki günlerde sistemin tekrardan farklılık gösterebileceğini belirtti. Juventus maçında farklı bir formasyon izleyebiliriz.10 Aralık 2013 tarihinde yeni bir destanla ülkeyi sokağa dökebilmek ümidiyle...

Kenetlenin Başka Galatasaray Yok !

5 Kasım 2013 Salı

Fc Kopenhag - Galatasaray Maç Yazısı | Seninle Mutsuzluğa da Varım !

2000'DEN 2013'E, PARKEN'DE GALATASARAY

17 Mayıs 2000 tarihi, hepimizin hayatında çok önemli bir yere sahip. Uefa Kupası'nı kaldırdığımız Parken Stadı, dün gece yine Galatasaray'ı ağırladı.Bu kez karşımızda Henry'li , Viera'lı , Petit'li ,Suker'li Arsenal değil Nicolai Jörgensen'li , Daniel Braaten'li , Olof Mellberg'li Fc Kopenhag vardı.Aradan geçen 13 senede gelinen noktaya baktığımızda çok da fazla yol katettiğimiz söylenemez.Zihinlerde Taffarel'in Henry'nin kafa vuruşunu çıkardığı pozisyon, Arif Erdem'in ilk yarının sonunda kaçırdığı gol,Hagi'nin gördüğü kırmızı kart ve Popescu'nun son penaltısı...Aradan 13 sene geçmiş ve hatıralar eşliğinde grubun 4.torbadan gelen takımına karşı mücadele ediyoruz.13 sene öncesinde Uefa Finali , 13 sene sonrasında gruptan çıkabilmek adına en kritik maçlardan bir tanesi...

2000 Uefa Finali, Arsenal Karşısında ki Galatasaray'ın ilk 11'i.

2013 Şampiyonlar Ligi B Grubu 4.Hafta , Kopenhag karşısında ki Galatasaray'ın  ilk 11'i.

SAVUNMA NEDİR ? NİYE YAPILIR ?

Savunma krizini yazmaktan, konuşmaktan,analiz etmekten yorulduk artık.En basite indirgeyerek anlatalım belki faydasını görürüz.Savunma, saldırıya veya hücuma karşı koyabilmektir.Futbolda ki savunma ise, bütün oyuncuların bir araya gelerek (blok halinde), rakip hücumuna alan bırakmadan, gole karşı kalesini koruyabilmesidir. Burada en önemli etken 11 kişiyle, yani takım halinde savunmayı yapabilmek. Galatasaray'ın geçen sezondan beri yaşadığı kronik savunma probleminin özeti bu aslında.Takım halinde savunmaya yardım edebilmek...Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Bireysel bazda baktığınızda Bülent-Popescu ikilisinin halen yakalanamaması, bir Hakan Ünsal 'ın veya Ergün Penbe'nin takımda olmayışı, ileride presle rakibi bozacak Hakan Şükür'ün eksikliği, orta sahada basmadık yer bırakmayan Okan-Suat ve Ümit Davala'nın halen oluşturulamayışı...Son olarak bu sezon Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig'de oynanan toplam 14 maçta yenilen 20 gol herşeyi anlatıyor.

2 İLERİ 1 GERİ 

Her hafta düzelmesini ümit ettiğimiz oyun anlayışı yerinde saymaya devam ediyor.Sadece Kopenhag maçı için yazmıyorum.Yapılan bireysel hatalar, savunma zaafiyeti, kapanan takımlara karşı çözüm üretilemeyişi, takım halinde yardımlaşmanın olmayışı, yaratıcı oyuncu eksikliği, beklerden istenilen katkının alınamayışı, bireysel form düşüklüğü, girilen net pozisyonların kolayca harcanması vs. Galatasaray,Roberto Mancini ile çıktığı 7 resmi maçta 2 mağlubiyet,1 beraberlik,4 galibiyet elde etti.Fatih Terim 'in gönderilişine kadar toplanan puanlara ve oynanan maçlara göre iyi bir grafik sayılabilir. Mesele,toplanan puandan ziyade, ortaya koyulması beklenen güzel futbolun istikrarlı bir hal almaması. Oynanan 7 maç içerisinde umut veren tek maç ise Arena'da ki Kopenhag galibiyetiydi.3-1'lik maçta yapılan doğruları tekrardan göz önüne getirdiğimizde, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu, en uçta oynayan Drogba'dan , gol orucunda ki Burak Yılmaz'a kadar herkesin ön alanda pres yaptığı ve en önemlisi takım savunmasına yardımın ilk kez bu kadar gözle görülür bir hal aldığı Galatasaray'ı izlemiştik.Kabul etmek gerekir ki, uzun zamandır böyle iştahlı bir Galatasaray izlememiştik. Bu eksende bakarsak rakip aynı,sadece saha farklı. Kadroda iki önemli oyuncu yok , kabul ! Hep söylediğimiz gibi koşmamanın veya pres yapmamanın, adam kovalamamanın, rakip beki takip etmemenin bahanesi olmaz,olamaz! Yenilen golde, kademeye girdiği için bölgesini boş bırakan Riera'nın yerinde Aydın Yılmaz'ın olması gerekirken, pozisyonun başladığı sırada asisti yapan oyuncuya yakınlığı 10 metreden fazla. Galatasaray'ın sol tarafı o dakikalarda koridor olmuş vaziyette. Pozisyon esnasında, savunma olarak ceza sahasına yerleşim doğru fakat herkesin önünden geçen topu izlemesi ve Ebuoe'nin klasik adam kaçırmalarından bir tanesi ile yaşanan pozisyon Kopenhag lehine skorun değişmesini sağladı. Hatırlatmakta fayda var, Beşiktaş maçını 2-1 kabul edersek, en son gol yemediğimiz maç 30 Ağustos 2013 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçı...

Parken Stadı'nda Galatasaray Tribünü
Galatasaray, Kopenhag maçının son 70 dakikasında tartışmasız bir üstünlük kurdu.İlk 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenilen golün etkisini üzerinden atmayı başardı.İlk yarıda oyun üstünlüğünü ele aldıktan sonra sayısız fırsat yakaladı.İlk yarıda yakalanan pozisyonların rahatça harcanması mağlubiyeti kaçınılmaz kılarken, Burak Yılmaz'ın geçen yılı arattığı bir maçı daha yaşadık. Aydın Yılmaz, ilk yarıda hücum anlamında en etkili isimdi.İkinci yarıda baskı kurmasına rağmen pozisyon üretemeyen Galatasaray'da, adam eksilten oyuncu ihtiyacı yine ortaya çıktı. Bruma geldiği günden bu yana en etkisiz maçını oynadı. Muhtemelen kendisine iletilen "basit oyna" talimatı bunda etkiliydi. Galatasaray'ın dar alanda en etkili ismi olmasına rağmen yeteneklerini sergileyemedi.

PAZAR OLA HAYROLA !

1-0'lık Kopenhag mağlubiyeti,gruptan çıkma ümitlerini Arena'da oynanacak Juventus maçına erteledi.Şuanda ki futbola ve savunmada yapılan hatalara bakarsak, Juventus karşısında işimiz çok zor. Öncelikle Pazar günü oynanacak Fenerbahçe derbisi takımın lige tutunması açısından çok önemli. Kopenhag mağlubiyeti moralleri bozsa da, Pazar günü derbiden çıkartılacak galibiyet herşeyi düzene sokacaktır.Tekrarlamakta fayda görüyorum, bu futbol Juventus karşısında yetmeyeceği gibi Fenerbahçe karşısında da yetmeyecektir. Sneijder'in veya Muslera'nın olup olmamasının bir önemi yok.Yeter ki birbiri için mücadele eden 11 kişi sahaya çıksın. Fenerbahçe'nin tempolu futboluna karşılık verebilsin. Juventus maçında oynanan futbolu hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir.Bireysel hataların minumuma indiği,yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu,yediğinden fazla atacak Galatasaray'ı izlemek ümidiyle...



6 Ekim 2013 Pazar

Akhisar Belediyespor - Galatasaray Maç Yazısı | Bu Son Olsun !

Hafta içinde Juventus'tan istediğini alan Galatasaray , Juventus maçı sonrası Akhisar Belediyespor'a konuk oldu. Galatasaray'ın başında ilk lig maçına çıkan Roberto Mancini için zorlu bir sınav oldu.Skordan daha önemli olan bir konu vardı. Galatasaray'ın sahaya nasıl dizildiği ve sahada neler yapabileceğiydi. Juventus maçında orta sahada oynayan 4 oyuncu bugün ilk 11 'de değildi.Kadro olarak ciddi bir farklılaşma ile Akhisar karşısına çıktık.2 senedir orta sahanın yükünü sırtlayan Melo ve Selçuk'tan yoksun Galatasaray'da, takımı ileriye taşıyan tek isim olan Bruma'da yedek kulübesindeydi.Kadro bu şekilde farklılık gösterirken, birde oyun olarak isteksiz ve mücadele gücü düşük bir Galatasaray ile karşılaştık.34. ve 56. dakikalarda Niasse 'nin iki golüne , Drogba ile 67. dakikada cevap versek de skoru çevirmeyi başaramadık.

Maç boyu çok etkisiz bir Galatasaray izledik.Galatasaray adına ilk ciddi atak, 49.dakika içerisinde Ebuoe'nin sağ kanattan içeriye girmesi oldu.İlk tehlikeli pozisyon ise Drogba'nın çabalarıyla 52.dakikada geldi.Oyunun hiçbir evresinde rakip üzerinde istenilen baskıyı kuramadık.7.haftaya kadar oynadığımız deplasman maçlarında , zaman zaman bu baskıyı oluşturabiliyorduk. Ön alanda baskıyı kurabilmek için en önemli unsur ileride topu tutabilmektir.Yine orta sahanın dönen topları alarak, tekrardan ileriye servis etmesi gerekirken, Sabri-Ceyhun-Yekta-Sneijder bu görevden oldukça uzak kaldı.

Akhisar - Galatasaray Maçı ilk 11 (diziliş maç esnasında değişiklik göstermiştir.)


"Bu Forma Kutsaldır , Nasip Olmaz Herkese"

Sezon başından beri en önemli sorunumuz, koşu mesafeleri...Bu öyle bir hal aldı ki , bütün rakipler Galatasaray'dan fazla koşuyor. Real Madrid ile Arena'da oynarken katedilen mesafede gerideyiz, Juventus ile İtalya'da oynarken yine gerideyiz hatta Akhisar ile oynarken yine gerideyiz. Bizim iki senedir en önemli kozumuz takımın fizik olarak iyi durumda olmasıydı. Scott Piri bu konuda takıma çok fazla şey kattı.Bu sene başı yine aynı kamp programı çerçevesinde , aynı teknik kadro ile sezona hazırlanıldı.Buraya kadar herşey doğru gözükse de sezon açılınca bu acı gerçek ile karşılaşmak pek güzel olmadı. Galatasaray rakip ayırt ediyor desek "Real Madrid'i küçümsüyor da mı koşmuyor ? " demek lazım.Ligin 7. haftasında puan olarak geriye düşmüşsün , en yakın rakibin derbi oynayacak , buna rağmen sahada gezineceksin ! Bu kadar kolay değil !Rakibin kim olduğuna bakmıyoruz artık.Sahada canını dişine takıp , terini son damlasına kadar akıtacak futbolculara ihtiyacımız var.Sahada basmadık yer bırakmayan Johan Elmander bu takımdan kiralık gönderildi.Neden ? Yetenek olarak bu kadrodan çok mu düşüktü ? Fatih Terim'in meşhur bir vecizesi vardır "savunma ileriden başlar" diye.Hakan Şükür'ü savunmanın başlangıç noktası belirlemişti. Efsane kadro o şekilde oluşmuştu. Galatasaray 'da tepeden tırnağa kimse koşmuyor. Beşiktaş'ın yıldızı Manuel Fernandes , Galatasaray'da en çok koşan oyuncudan fazla koşuyor ise burada oturup düşünmemiz gerekiyor.Bu konuda takımın yeni kondisyoneri Ivan Carminati'ye büyük iş düşüyor.Eğer bu sorunu halledemezsek sezonun geri kalan 27 haftasında kabus dolu günler görebiliriz.Taraftar yaşanılan herşeyi sineye çeker ama sahada koşmayan , mücadele etmeyen adamı da gerektiği şekilde "tefe" koymasını da iyi bilir.Herkes üzerinde taşıdığı parçalı formanın hakkını vermek zorunda.

Akhisar-Galatasaray maçı , Galatasaray koşu mesafeleri



Roberto Mancini maç sonrası "takıma 1 aylık bir süre" verilmesini istedi.Daha attığı imza kurumamışken Juventus ve Akhisar deplasmanıyla karşılaştı.Öyle veya böyle bu iki maçı atlattı.Şimdi takımın eksiklerini az çok görmüştür.En başta fiziksel eksikliğin giderilmesi gerektiğini yukarıda belirttik.Bir diğer hususta Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının olmayışı. Roberto Mancini takımın başında çıktığı tüm antrenmanlarda pozisyon bilgisi ve alan savunması üzerinde durarak savunmada ki sıkıntıları çözmeye çalışıyor.Şampiyonlar Ligi için bu elzem bir durum iken Süper Lig'de Galatasaray'ın savunmayla maç kazanamayacağını da öğrenmesi gerekiyor.Akhisar maçında alan savunması için bütün takım topun arkasına geçti.Pozisyon yerleşimi gayet güzel ancak duran toptan golü yedikten sonra herhangi bir reaksiyon gösteremedik. Galatasaray'ın tek hücum varyasyonu "Drogba'ya şişirilen toplar"dan öteye geçemedi.Bu uzun bir süredir bu şekilde gidiyor.Takımda ki tüm oyuncular kafayı kaldırıp direk "Drogba'ya göndereyim" derdinde.Bir  dönem "Burak Yılmaz'a atılan uzun toplar" gibi şimdi de "Drogba'ya şişirilen toplar" olarak yeni bir sorunumuz var. Galatasaray'ın gerektiği şekilde hücum yerleşimi ve atak organizasyonlarında çeşitliliğe şiddetle ihtiyacı var. Roberto Mancini  milli maçlardan dolayı verilecek arada , takıma ivme kazandıracağı çalışmalara vakit kaybetmeden başlamalı.İstediği 1 aylık süre kendisine tanınacak olsa da puan kayıplarının artık önüne geçilmeli ve istenilen Galatasaray , taraftarlara sunulmalıdır.

Wesley Sneijder - Burak Yılmaz ve Değişen Formasyon 

Sezon öncesi kampının yıldızı meşhur "çilek" Wesley Sneijder yine yokları oynadı.Bu sezon Gaziantep maçı haricinde sahada istenileni bir türlü veremeyen yıldız oyuncu artık üzerinde taşıdığı formanın hakkını vermeye başlasa iyi olacak. Galatasaray'ın 2011-2012 senesinde oynadığı klasik 4-4-2 sistemi "Sneijder sevdasına"  çöpe atılırken , kendisine yer açabilmek için Fatih Terim döneminde 4-3-1-2 , Mancini döneminde 4-2-3-1 (zaman zaman 4-4-1-1) formasyonlarına dönüş yaptık.Takımın evrildiği bu dönemler içerisinde hala klasik   4-4-2 düzenini aradığımız çok bariz.Merkez orta saha orjinli 4 oyuncu ile neler yapılabileceğini Fatih Terim çok güzel izletmişti.Eğer Sneijder'den istenilen katkı alınamazsa fazla ısrar etmenin bir mantığı kalmıyor. Takımın fizik durumu yukarı çıktıktan sonra formasyonda değişiklikler olabilir. Devre arasında da gerekli "neşter operasyonu" yakın gözüküyor.

Burak Yılmaz bu maçta gerekli performansı gösteremese de , 4-2-3-1 'in sol kanadında kendisinden ne umduğumuzu veya ne beklediğimizi çok merak ediyorum.Burak Yılmaz'ın adam eksiltme yeteneği yok , çizgiye inip orta açma olayı zaten yok , defansa gelip rakip takımın bekini takip etmek gibi bir vasfı hiçbir zaman olmadı.İleride baskıya zaman zaman destek verir hepsi bu kadar.Bunu kenarda ki Taffarel 'de , Tugay Kerimoğlu 'da çok iyi biliyor.Peki Burak Yılmaz sol kanatta ne arıyor ? Takımda "Sneijder 'e yer arama" derdine bir de "Burak Yılmaz'a yer arama" derdi eklenmiş durumda. 20. dakika sonrası 4-4-2 'ye dönen Galatasaray formasyonu içerisinde Burak Yılmaz'ın durumu tamamen içler acısıydı.Rakip kaleye en yakın futbolcu olup , ofsayta düşmek için kendisini heba etti durdu.Ofsayta düşmesinden ziyade oyunun içinde olmaması ve "ileride top bekleyen santrafor yalnızlığı " gerçekten çok üzücüydü.Takım kendisine topu taşıyamazken kendisi de geriye bir adım atıp , takıma yardım etmeyi hiç düşündü mü ? Goller kaçar önemli değil.Ancak sahada gezinmek ne demektir ? Herşeye rağmen Burak Yılmaz takımın en önemli gol ayağıdır.Galatasaray'a katacağı çok şey , atacağı daha çok gol vardır.Bugünleri en yakın zamanda atlatacaktır.

Galatasaray kendisine bir çıkış yolu bulacaktır.Sahada birbiri için mücadele eden 11 aslan yürekli futbolcuya ihtiyacımız var.Onun için en başta gerekli "amatör ruha" ihtiyacımız var.Son söz " Umut Bulut 'a yazık edecekler matmazel !"


2 Ekim 2013 Çarşamba

Juventus - Galatasaray Maç Yazısı | Tükenmez Umut'um,Varsa Sarı Kırmızı Formasında

Real Madrid maçında yaşanılan hezimet sonrası , gördüğümüz rüyanın bittiğini yazmıştık.Rüya kabusa döndükten sonra , gerçek Galatasaray efsanesi Fatih Terim'i kaybettik.İmparator'un yerine bir dünya markası Roberto Mancini takımın başına getirildi.2 haftada yaşadığımız kaosun şaşkınlığını üzerimizden atmaya çalışırken, Torino deplasmanı geldi.


Mancini yönetiminde ilk maçımıza Juventus karşısında çıktık.Fatih Terim döneminde alıştığımız 4-3-1-2 'nin yerine 4-4-1-1  formasyonu ile oyuna başladık.Mancini'nin, beklendiği üzere daha defansif bir oyun planı çıkardığını söyleyebiliriz.Fatih Terim döneminde yaptığımız önde baskı yerine; Juventus hücumlarında, yarı alanımızda oyunu daraltmaya çalışan, bloklar arası mesafeyi minimuma indirip, kazandığı toplarla  Bruma ve Drogba'yı topla buluşturmaya çalışan bir Galatasaray vardı.Drogba'nın golüne kadar orta sahada ayağa iyi pas yaptık.Gerektiğinde oyunu iyi soğutup ileriye daha dengeli çıkışlarla gol aradık.Chedjou 'nun 36. dakikada uzun pasında, Drogba savunmanın hatasından faydalanarak Galatasaray'ı Torino'da öne geçiren golü attı.

Drogba 'dan "Metin Oktay" selamı 


Juventus, Pirlo'nun önderliğinde oyuna hükmeden bir takım.Oyunun yönünü hızlı bir şekilde değiştirip, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner'i topla buluşturduktan sonra Vucinic ve Tevez'e etkili ortalarla gol aradılar.Orta sahada Vidal ve Pogba, oyunun her iki yönünü de iyi oynayan orta saha oyuncuları.Kabul etmek gerekir ki Galatasaray'ın bu savunma hattı ile ilk yarıda çok net pozisyon vermeden , sadece alan daraltarak oyunu dengede götürmesi çok önemliydi.1-0 'dan sonra artan Juventus baskısına Chedjou ve Semih'in sakatlanmasıyla oyuna dahil olan Gökhan Zan ile karşı koyduk.Pirlo'nun, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner 'i topla buluşturmak için attığı 30 metrelik paslara fazla boşluk vermeden iyi karşı koyduk. Ters toplara, kanatlardan Riera ve Bruma ile zamanında yardım getirmemiz ve Melo-Selçuk ile kademeyi oluşturmamız çok önemliydi. Roberto Mancini , Juventus' un etkili yönlerini takıma iyi anlatmış.İlk yarıda oyuncular savunma anlamında güzel sinyaller verdi.

Galatasaray, ikinci yarının başlama düdüğüyle beraber tamamen kendi yarı sahasında oyunu kabul etti.11 kişi topun arkasına geçerek , Juventus'a boş alan bırakmamak ilk öncelikti.Galatasaray, Sneijder'den bu maçtada gerekli verimi alamazken,Pirlo ikinci yarıda da oyuna hükmetmeye devam etti.Galatasaray adına bekleneni veremeyen iki isimden Riera ve Sneijder'in yerlerine Amrabat(60.dk) ve Umut Bulut(73.dk) dahil oldu.Roberto Mancini, kontra ataklar yakalanabileceği düşüncesiyle Amrabat'ı oyuna alsa da istenilen olmazken;Umut Bulut hamlesi ile Pirlo'nun rahat pas yapmasının önüne kısmende olsa geçildi.Umut Bulut'un pres gücü ile Pirlo etkinliğine önlem alınırken,tamamen uzun topa dönen Galatasaray'a hava hakimiyeti kazandırma stratejisi yerinde bir karar oldu.

77.dakikanın içerisinde Amrabat'ın yaptığı müdahale sonrası hakem Viktor Kassai , penaltı noktasını gösterdi.Maç boyu ikili mücadelelerde ki sertliğe prim tanıyan ve bütün takdir haklarını Juventus lehine kullanan Kassai, Amrabat'ın müdahelesine penaltı yorumunda bulundu.Vidal'in kullandığı penaltı ile skora 1-1 'lik eşitlik gelirken , Juventus baskısı daha da arttı.Galatasaray savunması Juventus ataklarına direnmeye çalışırken 87. dakikada Pirlo'nun ortasında Quagliarella skoru 2-1 'e getirdi.Maç artık bitti derken,yine Drogba'ya gönderilen uzun topun Umut Bulut'a inmesiyle skor 2-2 'ye geldi.Böylelikle çok büyük sıkıntılar ile çıktığımız Juventus müsabakasından 1 puanı hanemize yazdırarak İstanbul'a döndük.

"Tükenmez Umut'um , varsa sarı kırmızı formasında"


Torino'dan kazanılan 1 puana birçoğumuz üzülsek de Kassai gibi bir faciaya rağmen kaybetmediğimize sevinmeliyiz. Ofansif olarak çok iyi şeyler yapamasak da takım savunması adına olumlu sinyaller verdik. Muslera her zamanki gibi muhteşemdi. Chedjou bugüne kadar en iyi performansını sergiledi.Ayrıca Ebuoe'nin yerden kalkmayan tavırlarına isyan etmesi maçın en önemli karesiydi.Yerden kalkmayan futbolcu profilinden ne zaman kurtulacağını çok merak ediyoruz.Futbolun bir erkek oyunu olduğunu ve her pozisyonda yere serilerek takıma kaybettirdiği puanları hatırlamasını kendisine öneriyorum.Semih Kaya'nın sakatlığı sonrası oyuna dahil olan Gökhan Zan, yine gerçek bir profesyonellik örneğiyle, kendisini nasıl hazır tuttuğunu tüm Galatasaraylılara gösterdi. Bruma ofansif olarak bekleneni veremese de takım savunmasına katkısıyla takdiri haketti.

Galatasaray adına maçın en önemli oyuncusu tartışmasız Drogba olurken, 1 gol ve 1 asist ile #ÇareDrogba lakabının hakkını verdi. Galatasaray'a kattıklarıyla gerçekten büyük bir teşekkürü hakediyor. Yazının başlığında vurguladığımız "tükenmez Umut'um varsa sarı kırmızı formasında" bestesinde ki umudumuz olan Umut Bulut'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Kendisine ne zaman ihtiyaç duysak yedekten gelip görevini layıkıyla yapıyor. Galatasaray'ın bugün kazandığı 1 puanı getiren golü attı.Oyuna girdikten sonra Pirlo'ya yaptığı baskıyla etkinliğini azalttı. Sorunsuz ve gerçek bir profesyonel olarak davranan Umut Bulut, bu gecenin kazananı oldu.

Önümüzde ki Kopenhag maçlarından çıkarabileceğimiz 6 puan , Şampiyonlar Ligi'nde yolumuza devam edebilmek için çok önemli. Torino deplasmanından alınan 1 puanın anlam kazanabilmesi için Kopenhag'ı iki maçta da kayıpsız geçmeliyiz. Juventus ile Arena'da son maçı oynayacağımızı da unutmayalım.Skor 2-1 olunca sevinmeye kalkan densizlere "Galatasaray, bitti demeden bitmez ! "

29 Ağustos 2013 Perşembe

Analiz | Şampiyonlar Ligi Grup Maçları Öncesi

2013-2014 sezonu Şampiyonlar Ligi kuraları çekildi.Fatih Terim'in öğrencileri , Real Madrid,Juventus ve Kopenhag ile beraber B grubunda yer aldı.Kuruluş felsefesi "Türk olmayan takımları yenmek" olan 108 yıllık bir çınarın asıl hedefi yine bu felsefenin ışığında , göğsünde ki Türk bayrağını en iyi şekilde temsil etmek olacaktır.

REAL MADRİD "YARIM KALAN HESAP"






Bu sene ki grubun geçen seneye göre daha zor olduğu bir gerçek.Bu konuda birçoğumuzun ortak bir yanılgısı var.1.torbadan gelen Real Madrid'in süprizlere müsaade etmeden Juventus ve Kopenhag'ı içeride ve dışarıda yenmesi bizim lehimize olur.Bu çizgide R.Madrid'in 4 maçtan 12 puan alması Galatasaray'ın işini kolaylaştıracak bir etken olacaktır.1.torbadan "combo" bir takım olan R.Madrid eğer bizim haricimizde ki takımlara puan kaybederse grupta işleri karıştırıp , Galatasaray'ın bir üst tura çıkma şansını zora sokar.Bu sebeple 1. torbadan R.Madrid'in gelmesi bizim adımıza sevindirici.Geçen sene Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali ilk maçında karşılaştığımız R.Madrid'e ,hakemin de etkisiyle, çok fazla varlık gösteremeden yenilmiştik.Ancak rövanşta oynanan futbol ve 3-2'lik skor,Galatasaray'ın ne kadar büyük bir takım olduğunu Mourinho ve öğrencilerine göstermişti.Maç 3-1 olduktan sonra , ilk maçta verilmeyen penaltıya hepimiz hayıflanmış ve deplasmanda atabileceğimiz bir golün bu turu bize getirecek olmasını düşlemiştik.Ortada yarım bir hesap kalmış durumda.Bu hesabın görüleceği tarih belli.17 Eylül 2013 Salı akşamı geçen seneden kalan hesabın görülmesi gerekiyor.Geçen sene Arena'da bu maçı canlı izleyen şanslı insanlardan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki ; Galatasaray , taraftarıyla bütünleşip oynamaya başladığı zaman karşıda olan rakibin pek önemi kalmıyor.10 dakikada atılan 3 gol bunun en güzel örneğiydi.Yine maçı izleyenler hatırlar , 3-1 olduktan sonra Mourinho'nun Albiol'u apar topar oyuna alıp defansı 5'lemesi korkunun insana neler yaptırabileceğini gösterdi.Bütün dünyanın gıpta ile izlediği Real Madrid , meşhur "Los Galacticos" , Galatasaray karşısında 3-0'ın rövanşında skoru korumak için tamamen kendi sahasına çekildi.Drogba'nın ofsayttan sayılmayan golünü hakem vermiş olsa maç 4-1 olacak ve uzatmalar ile beraber son 15 dakikaya girilecekti.

Geçen seneden çıkardığımız birçok ders var.Elimizde ki kadro artık daha tecrübeli ve ayakları yere sağlam basan bir takım.Hücum varyasyonları daha zengin,fizik olarak daha hazır(özellikle Drogba ve Sneijder),savunma kurgusunda hala aksaklıklar olsa da takım olarak birbiri için mücadele eden isimlerden kurulu.Bu sebeplerden Arena'da alınabilecek bir R.Madrid zaferi daha hiçkimse için şaşırtıcı olmamalı.İsterseniz bu kısmı istatistiklere bırakalım.Bugüne dek iki takım arasında oynanan 5 resmi mücadele var.Bu maçların 3'ünü Galatasaray , 2'sini Real Madrid kazandı."İstatistikler mini etek gibidir,çoğu şeyi gösterir ama önemli olan şeyi göstermez"(Geçen sezondan F.Terim vecizesi)

JUVENTUS (TORİNO'DAN TEKRAR DOĞAN GÜNEŞ)



B grubuna 2.torbadan gelen tanıdık bir takımda Juventus.İki senedir Conte yönetiminde İtalya Ligi şampiyonluğunu kazandılar.Bu sezonun başında oynanan İtalya Süper Kupası'nı Lazio'yu 4-0 yenerek müzelerine götürdüler.Yeni transferlerden Carlos Tevez,Llorente,Ogbonna gibi isimlerle kadrolarını güçlendirdiler.Sistem olarak bize ters gelebilecek 3-5-2 oynuyorlar.Bu sistem zaman zaman 3-4-3'e de dönebiliyor.Oyun olarak herşey "Başbakan Pirlo"nun üzerine kurulu.Bizde ki Selçuk İnan'ın görevi Juventus'ta Pirlo üstleniyor.Asamoah ve Lichtsteiner 'in kanatlarda devamlılık sağlaması , orta sahada Vidal ve Pogba gibi fizik olarak çok kuvvetli iki ismin olması işimizi zorlaştıracak başlıca etmenler.İleride yeni transferlerden Carlos Tevez,Llorente ve Vucinic gibi isimler Juventus'un skor yükünü çekiyor.

Juventus karşısında Galatasaray'ın üzerinde duracağı başlıca husus orta saha olacaktır.Felipe Melo ve Selçuk İnan'a bu maçlarda Sneijder'in ve Hamit Altıntop'un çok daha fazla yardım etmesi gerekebilir.Fizik olarak ezilmemek için takım olarak topun arkasına geçip Pirlo'yu durdurmayı başarmalıyız.Topu kazandığımızda 3'lü savunmanın zaaflarından faydalabilmek adına Burak Yılmaz'ın defans arkası koşularına çok daha fazla ihtiyacımız olacak.Grubun en kritik maçları bu iki takım arasında oynanacak mücadeleler.İlk maç 2 Ekim tarihinde Torino'da oynanacak.Bu tarihe kadar Galatasaray'ın muhtemel kanat oyuncusu transferini sonlandırıp hazır hale gelmesi çok önemli.Grubun son maçı yine Juventus ile Arena'da oynanacak.Bu açıdan bizim için bir avantaj söz konusu.Düğümün çözülmesi son maça kalırsa taraftarında etkisiyle Arena'dan zaferle ayrılmak imkansız değil.

FC COPENHAGEN(PARKEN'İN SAHİPLERİ)


Yukarıda bahsedilen tezlerin gerçekleşmesi için Kopenhag'ın iki maçta da mağlup edilmesi ve iki maçtan alınacak 6 puanla Kopenhag'ı grubun son sırasına itilmesi gerekiyor.Kopenhag'a karşı olası bir puan kaybı durumunda , gruptan çıkmak Galatasaray için imkansıza yakın bir hal alıyor.Bu sebepten Galatasaray tarihinde önemli bir yeri olan Parken Stadı'nda grubun 4.maçı olan Kopenhag-Galatasaray maçının kayıpsız geçilerek yola devam edilmesi gerekiyor.

Grup ne kadar zor olursa olsun , Avrupa'da Türkiye'nin yüz akı olan Galatasaray yine destansı maçlara imza atarak unutulmazlar arasına girecek,tekrardan yüzümüz güldürecektir.

Son olarak tüm fikstürü paylaşarak Galatasaray'a başarılar diliyorum.

17 Eylül 2013 Salı
Galatasaray - Real Madrid
Kopenhag - Juventus

2 Ekim 2013 Çarşamba
Juventus - Galatasaray
Real Madrid - Kopenhag

23 Ekim 2013 Çarşamba
Galatasaray - Kopenhag
Real Madrid - Juventus

5 Kasım 2013 Salı
Juventus - Real Madrid
Kopenhag - Galatasaray

27 Kasım 2013 Çarşamba
Real Madrid - Galatasaray
Juventus - Kopenhag

10 Aralık 2013 Salı
Galatasaray - Juventus
Kopenhag - Real Madrid