"İnleyen nağmeler ruhumu sardı" bestesiyle girdiğimiz Arena'dan, Selçuk İnan'ın ayağından bulduğumuz penaltı golüyle 1-0 galip ayrıldık. Kim ne derse desin, bizim Beşiktaş'a karşı her zaman şansımız tutuyor. İyi de oynasak kötü de oynasak kazanıyoruz. Birisi "psikolojik üstünlük" mü dedi ? Tam da böyle bir şey olsa gerek. Stada giderken derbi maçına mı gidiyoruz, Elazığ maçına mı gidiyoruz belli değil! Taraftar kazanacağından %100 emin. Yapılan goygoyun haddi hesabı yok. Hal böyle olunca bu rahatlık sahada ki futbolculara da yansıyor. Oynanan futbola hiç girmiyorum. Malum ortada bir futbol yok."Taş dövüşü" gibi mücadele, oynamaktan çok oynatmamak isteyen iki takımın mücadelesi. Türk futbolunun klasikleşen bir derbi mücadelesi. Ülke futbolunun geldiği noktaya bakınca bir açıdan da üzülüyorum.Onca yatırıma yazık oluyor. Maçı izlerken, aklıma geçtiğimiz haftalarda İngiltere'de oynanan Liverpool - Arsenal maçı geliyor. Hafif bir "iç çekişin" ardından, sahada ki "taş dövüşüne" geri dönüyorum.
Hafta ortasında oynanan Juventus - Trabzonspor maçında İtalyanlar, Trabzonspor'u "yürüyerek" nasıl yendiyse, Galatasaray'da Beşiktaş'ı öyle yendi. İlk yarım saat boyunca sahada yürüyen bir Galatasaray vardı. 30. dakikaya kadar Selçuk İnan piyasada yok, Drogba oyunda bile değildi. Drogba, 30. dakikadan sonra varlığını hissettirmeye başladı. Onun top saklaması, takımı öne taşıdı. Devamında da Alex Telles ve Veysel Sarı daha rahat hücuma katılmaya başladı. Takım 30 ile 40. dk. arasında "biraz" futbol oynamak isteyince, el bombası Dany'nin pimi çekmesi gecikmedi. Ceza sahasında Veysel Sarı'ya bodoslama girişi, trafikte 6 ay ehliyete el konulmasına sebep olur. Beşiktaşlılar ve Fenerbahçeliler'in bu olay üzerinden polemik yaratma çabasını hoş görmek gerekiyor. "Şike kültürünün" iliklere kadar işlediği bir düzenden gelen camiaların, bu olaydan pay çıkartma çabası da normaldir. Burada unutulmaması gereken bir nokta var. Dany, çevik bir stoper olmasına rağmen, "mental" olarak kendisini geliştiremeyen bir oyuncudur. Dany, Galatasaray'ın sene başı oynadığı hazırlık maçlarında peş peşe penaltıların faili olmuş, dengesiz ve riskli oyun yapısıyla Galatasaray'dan uzaklaştırılmıştır. Beşiktaş taraftarının, Dany'yi değil, onu transfer eden Önder Özen'i suçlaması gerekiyor. Şampiyonluk yolunda ki en büyük rakibinin beğenmeyip gönderdiği futbolcuyu, kadrona takviye olarak katmak ne derece doğrudur? Bu transfer nasıl bir vizyonun ürünüdür? Lafa geldiği zaman "futbol uleması" kesilen Önder Özen, Dany transferiyle sınıfta kalmıştır. Net !
Galatasaray'ın Çarşamba günü oynayacağı Chelsea maçı mutlaka futbolcuları etkilemiştir. Yoksa bu kadar durgun ve isteksiz olmalarını açıklayamayız. Şampiyonlar Ligi, futbolcuların en güzel PR çalışmasını yaptıkları arena. Bu açıdan kendilerini saklamaları normal. Ancak can sıkan "maç seçme huyunu"da bir kenara bırakmak gerek! Neyse, önemli olan bu maçtan 3 puanı cebe koyarak yola kayıpsız devam etmekti. Suyun karşı yakasında ki takım, Pazartesi günü Elazığ deplasmanında 3 puan bırakırsa; o zaman buralar şenlik yerine döner. Bu arada Fenerbahçe'nin son 3 deplasman maçından da mağlup ayrıldığını hatırlatalım. Bu kayıpların arasına dördüncüsünü eklemeleri durumunda, Galatasaray'ın deplasmanlarda aldığı beraberlikler daha fazla anlam kazanır. Bilinen bir gerçek olan "kazanamıyorsan, kaybetme" mantalitesi, bu zamanlarda değer bulur. Ortada dolaşan spor yorumcuları, sabahtan akşama kadar anlatır dururlar "Galatasaray deplasmanda kazanamıyor ama kaybetmiyor(da)." Burada ki "da" çok önemli. Bunu söylettiğimiz zaman Galatasaray için "Mayıs" ayı geliyor demektir.
90 dakikanın en güzel fotoğrafına geldi sıra...Cüneyt Çakır'ın aut kararı verdiği pozisyona topun kendisinden çıktığını itiraf eden Semih Kaya, Türk futbolunda herkesin takdirini kazandı.Tribünde ki taraftar da, kendisini yine bağrına bastı. Semih Kaya, birçokları için "sadece" bir stoper olabilir. Ancak Galatasaray taraftarı için çok daha fazlasıdır. Son yıllarda altyapıdan çıkardığımız en büyük yetenektir. Hakemle, rakiple dalaştığını pek göremezsiniz.Her maç iyi oynar, parçalının hakkını verir. Bu yüzden kimse de Semih için yorum yapmaz. Çünkü Semih her zaman işini yapar, rakibe saygı duyar, çirkefliğe bulaşmaz ihtiyaç da duymaz. Lugano ile arasında ki fark da buradadır. Bariz hatasını pek kimse hatırlamaz. Dany ile arasında ki fark da burada yatar. Pozisyon bilgisini, Ujfalusi gibi bir eğitmenden aldığı için sahada fark yaratır. En nadide çiçektir Galatasaray'da, kıymetini bilmemiz icab eder. Yoluna taş koyacakların da karşısında dimdik durmak gerekir. Fatih Terim'in son gelişinde, Galatasaray'a en büyük armağanıdır Semih Kaya. Daha 23 yaşında, önünde uzun yıllar var. 23 yaşına kadar yaşadığı sakatlıklar herkesin atlatabileceği türden değildir. Beyin ameliyatından, çapraz bağ sakatlıklarına kadar her şeyi yaşamıştır. Dinginliği belki de bundandır. İzmir'de doğan efsanemiz Metin Oktay'dan sonra, yine İzmir'den başka bir güneş doğuyor.Önünde pırıl pırıl bir gelecek var. Adamlığıyla ışıl ışıl parlıyor sahada.Kim bilir belki de yeni Metin Oktay, Semih Kaya olacak...Yürüyedur Semih Kaya !
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Şubat 2014 Cumartesi
7 Aralık 2013 Cumartesi
Galatasaray - Elazığspor Maç Yazısı | Tanıdık Bir Nefes 3-5-2
Galatasaray, Süper Lig'in 14. haftasında Elazığspor'u Selçuk İnan ve Burak Yılmaz'ın golleriyle 2-0 mağlup etmeyi başardı. Galatasaray, 10 hafta aradan sonra bir Süper Lig maçında gol yemedi.Yine önemli bir not ise ; Galatasaray'ın 90 dakika boyunca 3-5-2 formasyonuyla mücadele etmesiydi.
Gelelim 3-5-2'nin en önemli mevkisine...İki kanat oyuncusu,yani "wing backler"... Beşiktaş'ın 100.yıl kadrosunu hatırlayanlar Kaan Dobra (Roman Dabrowski) ve İbrahim Üzülmez'i gözlerinin önüne getirebilir. Lucescu 3-5-2'sinde kanatlarda oynayan bu iki oyuncunun da en önemli özelliği devamlılıklarının yanı sıra dayanıklılıklarının da üst düzey oluşudur.Hücum performansları açısından Cafu ve R.Carlos (efsane Brezilya 3-5-2'sinin kilit oyuncuları) etkisi yaratmasa da 70 metrelik alanı tek başına kapatabilmek büyük efor gerektiriyor.Galatasaray'ın bu iki pozisyonu Riera ve Ebuoe gibi dayanıklılığı ve temposu düşük isimlerle doldurması çok zor. Ebuoe maçın belli dönemlerinde bu görevi zaman zaman yerine getirse de Riera'dan aynı performansı beklemek pek akıllıca bir hareket olmayacak.Özellikle büyük maçlarda etkili bir sağ kanat performansına karşı, nasıl yer tutacağı merak uyandırıyor.
Günümüz futbolunda 3-5-2'yi en iyi oynayan ekip olan Juventus üzerinden örneklerle devam edelim. Pirlo, Juventus sisteminde takımın beyni. Attığı 30-40 metrelik ters toplarla oyuna hükmediyor. Galatasaray'da Pirlo'nun mevkisinde Yekta Kurtuluş'u izledik.Tabi ki saha içinde ki görevi Pirlo gibi olmasa da, savunmaya yardım konusunda gayretliydi.Ancak hücuma çıkışlarda aynı etkiyi göremedik. İki yanında oynayan Melo ve Selçuk İnan'ın,Vidal ve Pogba'nın mevkilerini doldurduğunu gözlemledik. Galatasaray bu mevkide Selçuk ve Melo'dan maksimum katkı almaya devam ediyor. Takımı ayakta tutan bu ikili, Juventus maçında muhtemelen yanlarına Sneijder'i de ekleyecektir. Felipe Melo'nun Yekta'nın yerini almasıyla Sneijder ve Selçuk İnan'dan oluşacak orta saha ile hücum anlamında ekstra işler sunabilir.Elazığspor karşısında Drogba ve Burak yine ellerinden geleni yaptılar.Son paslarda ki şanssızlıklar ve Burak Yılmaz'ın ofsayttan kurtulamayışı, farkın açılmasını önledi.Drogba bir çok pozisyonda Elazığ savunmasını "tarumar" ederken,Burak Yılmaz'a da birçok kez boş alan hazırladı.
Roberto Mancini maç sonu açıklamalarında“Sistemden önce sahaya çıkan oyuncuların mantalitesi önemli. Bizim için gol yememek önemliydi ve başardık. Önümüzdeki maçlarda bu sistemle oynar mıyız? Bunu önümüzdeki maçlarda göreceğiz” diyerek önümüzde ki günlerde sistemin tekrardan farklılık gösterebileceğini belirtti. Juventus maçında farklı bir formasyon izleyebiliriz.10 Aralık 2013 tarihinde yeni bir destanla ülkeyi sokağa dökebilmek ümidiyle...
Galatasaray, geçen sezon Real Madrid deplasmanının ikinci yarısında 3-5-2 ile oyuna başlamış ancak maçı 3-0 kaybetmişti.Bu sezon Sivasspor karşısında, 3-4-3 formasyonuyla maça başlarken, ilk 10 dakikada Sivasspor'un orta saha üstünlüğünü ele geçirmesiyle 4-4-2'ye geri dönüş yapmak zorunda kalmıştı.Sivasspor'a oranla daha zayıf bir ekip olan Elazığspor karşısında 3-5-2 formasyonu için iyi bir sınav oldu. Meşhur 8-0'lık Ankaragücü maçının yaşandığı sezon (1992-1993 sezonu) Kalli Feldkamp'ın meşhur 3-5-2 'si ile 3 kupa kazanılmıştı . Elazığspor karşısında ki Galatasaray'ın, defansta Bülent-Falco Götz-Stumpf'u izleyen nesle güzel bir nostalji yaşattığını söyleyebiliriz.Fatih Terim,1996-1997 sezonunda 3-5-2 ile sezona başlamıştı. Bu formasyon daha sonra çok tercih edilmese de, Skibbe döneminde zaman zaman oynatıldı.Bu döneme ait Ali Sami Yen'de kaybedilen 5-2'lik Kocaelispor maçı hatırlanabilir.
Elazığ karşısında 2-0 ile istenilen sonuç alınsa da 3-5-2 dizilimini oynayabilmek için defans bloğunda ki 3'lü ve günümüz futbolunun olmazsa olmazı "wing back" kavramının önemini tekrardan hatırlatmakta fayda var. Öncelikle defans bloğunda ki 3'lünün birbirini çok iyi tanıması gerekiyor. 3'lünün ortasında oynayan Ceyhun Gülselam burada en kilit role sahip isim. Gerek arkaya seken topları süpürmesi, gerek oyunu defanstan başlatan isim olması gerekse orta sahaya kadar adamını markaj altında tutup kovalaması önemli.Yine Ceyhun'un sağında ve solunda oynayan Gökhan Zan ve Chedjou'nun kanat akınlarında yerlerini kaybetmemeleri,hızlı oyunculara karşı ağır kalmamaları ve kademe oluşturmaları büyük önem taşıyor.Bir çok maçta Ebuoe ve Riera'nın kademelerini kaybettiğine şahit olduğumuz için Gökhan Zan ve Chedjou'nun göstereceği performans çok daha önemli.
Falco-Bülent-Stumpf
|
Gelelim 3-5-2'nin en önemli mevkisine...İki kanat oyuncusu,yani "wing backler"... Beşiktaş'ın 100.yıl kadrosunu hatırlayanlar Kaan Dobra (Roman Dabrowski) ve İbrahim Üzülmez'i gözlerinin önüne getirebilir. Lucescu 3-5-2'sinde kanatlarda oynayan bu iki oyuncunun da en önemli özelliği devamlılıklarının yanı sıra dayanıklılıklarının da üst düzey oluşudur.Hücum performansları açısından Cafu ve R.Carlos (efsane Brezilya 3-5-2'sinin kilit oyuncuları) etkisi yaratmasa da 70 metrelik alanı tek başına kapatabilmek büyük efor gerektiriyor.Galatasaray'ın bu iki pozisyonu Riera ve Ebuoe gibi dayanıklılığı ve temposu düşük isimlerle doldurması çok zor. Ebuoe maçın belli dönemlerinde bu görevi zaman zaman yerine getirse de Riera'dan aynı performansı beklemek pek akıllıca bir hareket olmayacak.Özellikle büyük maçlarda etkili bir sağ kanat performansına karşı, nasıl yer tutacağı merak uyandırıyor.
Günümüz futbolunda 3-5-2'yi en iyi oynayan ekip olan Juventus üzerinden örneklerle devam edelim. Pirlo, Juventus sisteminde takımın beyni. Attığı 30-40 metrelik ters toplarla oyuna hükmediyor. Galatasaray'da Pirlo'nun mevkisinde Yekta Kurtuluş'u izledik.Tabi ki saha içinde ki görevi Pirlo gibi olmasa da, savunmaya yardım konusunda gayretliydi.Ancak hücuma çıkışlarda aynı etkiyi göremedik. İki yanında oynayan Melo ve Selçuk İnan'ın,Vidal ve Pogba'nın mevkilerini doldurduğunu gözlemledik. Galatasaray bu mevkide Selçuk ve Melo'dan maksimum katkı almaya devam ediyor. Takımı ayakta tutan bu ikili, Juventus maçında muhtemelen yanlarına Sneijder'i de ekleyecektir. Felipe Melo'nun Yekta'nın yerini almasıyla Sneijder ve Selçuk İnan'dan oluşacak orta saha ile hücum anlamında ekstra işler sunabilir.Elazığspor karşısında Drogba ve Burak yine ellerinden geleni yaptılar.Son paslarda ki şanssızlıklar ve Burak Yılmaz'ın ofsayttan kurtulamayışı, farkın açılmasını önledi.Drogba bir çok pozisyonda Elazığ savunmasını "tarumar" ederken,Burak Yılmaz'a da birçok kez boş alan hazırladı.
Roberto Mancini maç sonu açıklamalarında“Sistemden önce sahaya çıkan oyuncuların mantalitesi önemli. Bizim için gol yememek önemliydi ve başardık. Önümüzdeki maçlarda bu sistemle oynar mıyız? Bunu önümüzdeki maçlarda göreceğiz” diyerek önümüzde ki günlerde sistemin tekrardan farklılık gösterebileceğini belirtti. Juventus maçında farklı bir formasyon izleyebiliriz.10 Aralık 2013 tarihinde yeni bir destanla ülkeyi sokağa dökebilmek ümidiyle...
![]() |
| Kenetlenin Başka Galatasaray Yok ! |
22 Eylül 2013 Pazar
Beşiktaş - Galatasaray Maç Yazısı | "Bitsin Artık Bu Çile"
Hepimiz Suçluyuz Aslında...
Bütün takımların taraftarları aynı kültürde büyüyor da ondan.Konuyu biraz açalım isterseniz. İstanbul'da yaşayan 3 büyük takımın taraftarı belli bir "semt kültürü" alır.Bu ne demektir? İlkokulda veya lisede,3 büyük takım taraftarı yanyana oturur.Mahallede beraber futbol oynar.Kavga çıkarsa beraber "mevzu!"ya gider.Semtinin takımını da yine yanyana destekler.Karagümrük , Kasımpaşa , Beylerbeyi , Eyüpspor , Beykozspor , Zeytinburnuspor v.s. Bunlar belli bir "semt adabı" olan ve belli bir tribün kültürüne sahip , Amatör Küme'den 1.Lige kadar "tribün kovalayan taraftar" yetiştiren , yani Türk Futbolu'nun "taraftar ocaklarıdır".3 büyüklerin taraftar altyapısı da"semt takımları"ndan ileri gelir.Çocuk yaştan itibaren asabiyet oranı yüksek,kavgayı veya savaşmayı "Erkekliğe Giriş 1" dersi olarak alıp , kendisini "semt abilerine" ispat çabası içerisinde olma,yaşama olan bakış açısını "hayatta herkese gider" mottosu ile sürdürüp yoluna devam eden bir taraftar sosyolojisi aslında.
Çocukluğunu veya ergenliğini bu şekilde geçiren taraftarlar,futbolu "asabiyet oranını düşürme",çıkarılan kavgalarla "erkeklik egolarının tatmini" olarak görüyor.Rakip takım taraftarlarıyla dalga geçmek için , "envanter toplama" merakı da çıkan olaylarda itici güç oluyor.İstanbul tribün kültürü (Türkiye içinde geçerlidir) tamamen "semt kültürüne" paralel ilerliyor.Ben dahil hepimiz aynı psikoloji ile yetişiyoruz. Olaylara verdiğimiz tepkiler aynı.Bizleri savaşmaya veya kavgaya iten başlıca faktörler,semtimizde abilerimize veya arkadaşlarımıza anlatabileceğimiz "hikaye bulma" telaşından öteye geçmiyor.Beşiktaş ve Fenerbahçe belli bir semte hitap ederken Galatasaray bunların biraz olsun dışında kalıyor.Galatasaray kendi tribününde birçok farklı semti barındırıyor.Söylediğim gibi köken aynı,kültür aynı,birikimler aynı...
![]() |
| "Çocukken alıyoruz eğitimi" Örnek Resim 1 |
Böyle bir eğitimden geçtikten sonra 3 büyüklerin taraftar grupları içerisinde yer aranıyor.Bulunduktan sonra aynı kültürü "şehre olan göç" gibi devam ettiriyoruz.3 büyük taraftar grubu da hiçbir zaman "geri vitesi olmayan" , "burası ..... burdan çıkış yok" fikriyatında ilerliyor.Olaya spor gözüyle değil "erkekliğin varolma mücadelesi" olarak bakıyoruz.
İğneyi Kendimize Batıralım
Sevmiyoruz biz aslında,gerçekten tuttuğumuz takımı sevmiyoruz.Sevdiğimizi zannedip kendi egolarımızı tatmin ve kendi bencilliğimiz için kullanıyoruz.Bu 100 yılı aşkın çınarlar elimizde oyuncak gibi istediğimiz zaman çıkartabildiğimiz olaylarda zarar görürken,ondan nemalanıyoruz.Nasıl olsa bir ceza yok.Nasıl olsa kaosun orta yerindeyiz.Batmışız bir bataklığa,çıkartmaya çalışan yok.Eğitimi zaten mahalleden/semtten yanlış almışız.Alınan eğitimi değiştirmeye çalışan yok.Eğitimin ilk başta aileden,sokaktan ve hatta mahalleden verilmesi gerektiğini düşünen yok.Tribün olaylarını çıkartılan yasalarla,yapılan statlarla veya tesislerle çözebileceğimizi zannediyoruz.
Bütün bunlara rağmen hakkını verdiğimiz zaman tribün ve taraftarlık güzeldir.Ama olay sevdiğini zannettiğin takıma zarar verme veya vermeme konularına gelince işin rengi değişiyor.Herşeyi,kendi hikayemizi yaratmak uğruna biranda terkediyoruz.Pet şişelerinin havada uçuştuğu olaylı Galatasaray-Fenerbahçe derbisini birçoğunuz hatırlar.İşte o derbide çıkan olaylardan tutun da Fenerbahçe'nin kendi evinde kaybettiği şampiyonluk sonrası çıkan olaylara varana kadar bütün olaylarda hepimizin imzası var.Biz kendimiz için yaşıyoruz.Bencilliğimizle gurur duyuyoruz.Abilerimize hikayeler anlatıp böbürleniyoruz.Sahaya girmeyi marifet sayıyoruz.Sevmiyoruz aslında Galatasaray'ı,Beşiktaş'ı,Fenerbahçe'yi...Biz sadece kendi egolarımızı seviyor ve onlara tutuluyoruz.
![]() |
| "Kendi egolarımız için yaşıyoruz" Örnek Resim 2 |
Olmazsa Olmazımız "Siyaset"
1 gün önce Fenerbahçe-Elazığspor maçında "GFB" mensupları "Sol Açık" taraftar grubuna saldırıyor.Bugün de Akp Gençlik Kolları'nın tekeliyle kurulan "1453 Kartalları" ile "Çarşı" arasında yaşananlar.Herşeyin başında "spora siyaset bulaşmasın" diye bir taraflarını yırtan Hükümet,kendi eliyle Çarşı'nın karşısına bir taraftar grubu çıkartıyor.Hazırda olanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor.Bunun için neler veriliyor veya neler alınıyor ? Hep söylenen "vandalizm" nidalarını haklı çıkartmak için her yolu mübah sayıyor.Bütün bunlardan sonrada "spora siyaset bulaşmasın" diye ortaya çıkabiliyor.Fazla söylenebilecek söz yok aslında "Ok Cnm Kib By..."
Bugün ve dün rakip takım tribünlerinde yaşananlar yarın Galatasaray tribünlerinde de yaşanabilir.En başta olayı iyi görmemiz gerekiyor."ultrAslan" ve "Tekyumruk" bu durumu iyi analiz etmeli.Yaşanılanlar ortada iken birilerine maşa olunmamalıdır.Tribünde istenmeyen olayların çıkması engellemelidir.Akl-ı selim hareket edip birilerinin ekmeğine yağ sürülmemesi gerekmektedir.
Tabi ki Galatasaray
Hafta ortası yaşanılan hezimet sonrası takımın nasıl bir reaksiyon göstereceği büyük merak konusu idi.Galatasaray her zamanki gibi yine iyi reaksiyon gösterdi.Hafta ortası Fatih Terim'in takıma uyguladığı rehabilitasyon süreci olumlu işledi.Galatasaray düştüğü yerden kalkmayı başardı.4'de 4 yapan ve Olimpiyat Stadı'nda ki 76,127 kişinin önünde Beşiktaş'ı 1-0'dan gelerek 2-1 mağlup etmeyi başardı.Bu yazıldığı gibi kolay bir olay değil.Fatih Terim bu yüzden büyük hoca ve bu yüzden "İmparator".Slaven Bilic'i de kutlamak lazım gerçekten güzel bir takım yaratmış ancak Galatasaray karşısında bu futbol yetmez.Nasıl ki Real Madrid maçında Galatasaray'a yetmediyse,Beşiktaş'a da Galatasaray karşısında yetmez.Geçtiğimiz 2 yılda sezona topallayarak başlayan Galatasaray yine bir büyük maç sonrası kendini buldu.Bu maçtan sonra artık istenilen Galatasaray'ı izleyeceğimizi düşünüyorum.Sadece defans kurgumuzu doğru bir şekilde oturtmamız şart.Savunma olarak bu maçtada fazlasıyla hata yaptık.Her maç farklı defans kurgusu , faydadan çok zarar getiriyor.
1-0 geriye düştükten sonra oyunun hakimiyeti tamamen Galatasaray'a geçti.2.yarıda ki Bruma hamlesi ise takımın kanat organizasyonlarının artmasını sağladı.Orta sahada savaşmayı asla bırakmayan Melo yine isyan bayrağını elinde taşıyan "Braveheart"tı.Burak Yılmaz yine gol kaçırmaya devam ediyor ancak bu formu çok fazla sürmeyecektir.Önümüzde ki hafta yine gollerini atmaya başlayacaktır.Son sözümüz de "assolist" Drogba'ya."We have Drogba they don't".Maçı Galatasaray'a getiren adam oldu.35 yaşında,o kadar yaşadığı başarıya rağmen halen 18 yaşında ki genç futbolcu gibi başarıya aç.Gerçek bir lider gibi oynadı bugün.Drogba'yı hücumda pozisyon kovalarken,devamında duran toplarda savunmadan top çıkartıp defansı toparlarken görebiliyoruz.Gerçekten ona sahip olduğumuz için çok şanslıyız.Son olarak Fatih Terim'in önümüzde ki süreç içerisinde sözleşme tartışmalarına artık son vermesini bekliyoruz.Bu yaşananlardan Galatasaray fazlasıyla hasar görmeye başladı ve bir Galatasaray Efsanesi'ne yakışacak şekilde bunun önüne geçmesini bekliyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







