Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2014 Salı

Chelsea - Galatasaray Maç Yazısı | Başka Bahara !

Chelsea'ye 2-0 kayberek Şampiyonlar Ligi'ne veda etmemiz, sahada gösterdiğimiz ruhsuz ve kötü futbol kadar üzmedi. Facia gibi bir Galatasaray izledik. Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya kalan bir takım, maçın en az 10 dakikasında "futbol" oynar. Maç içerisinde dönen topları alıp rakibi baskı altında tutar yada topun ayağında kalmasını sağlar. Dün gece ki Galatasaray, 90 dakika boyunca ne rakibi baskı altına alabildi, ne de topu ayağında tutabildi. Futbol oynamayı bir kenara bırakın, daha defanstan top çıkartamayan bir yapıyla Londra'dan turla dönmek zaten mucizelere kalmıştı.



Hatırlanacağı üzere Arena'da oynanan ilk maçın birinci devresinde de çok kötü oynamıştık. İlk maçta ki asıl sorun, sabit bir ön libero olmadan maça başlamamızdı. Defans ve orta saha arasında bıraktığımız boşluklar Willian, Torres, Hazard ve Schürrle tarafından maden gibi işlenmişti. Roberto Mancini, rövanşta bu hataya düşmedi. Daha net bir 11'le maça başladı. Felipe Melo'yu ön liberoya, Yekta'yı da sağ hafa yerleştirerek sahayı daha iyi parsellemeyi düşündü. Düşünce çok güzeldi fakat günlük veya dönemsel formsuz oyuncular, maçın kaderine direk etki etti. Özellikle uzun zamandır formsuz olan Selçuk İnan ilk yarıda hiç insiyatif almadı. Eto'o, Willian, Oscar ve Hazard ile takım savunmasının en güzel örneğini sergileyen Jose Mourinho'nun öğrencileri, Galatasaray savunmasına yaptıkları baskıyla topun orta sahayı geçmesine müsaade etmedi. Galatasaray defansında oynayan futbolcuların teknik becerisi herkesin malumu iken insiyatif almak isteyen oyuncu çıkmayınca, Galatasaray "stop" düğmesine bastı. Orta sahada Yekta ve Selçuk, Lampard ve Ramires ikilisi tarafından kilitlenince; bütün yük Semih Kaya ve Felipe Melo'nun omuzlarına kaldı. Defanstan Semih ve Melo ile çıkarılan toplar orta sahaya ulaştığı zamanlarda, Sneijder'in her topu kaybetmesiyle hüsranla sonuçlandı. Yapılan basit pas hataları istenilen set hücumlarının sergilenmesine de mani oldu. Erken yenilen golün ardından, her topun ileride kaybedilmesi ve Chelsea tarafından organize akınlarla kendi kalemize dönmesi; mental olarak da oyundan düşüren bir etkendi. Kornerden yediğimiz ikinci golle beraber teslim bayrağını çekmemiz de çok sürmedi. O nasıl adam paylaşımıydı öyle ? 



İlk yarı boyunca Selçuk İnan, Sneijder ve Yekta'dan hiç katkı alınamaması, Chelsea gibi bir takıma karşı 8 kişi ile mücadele etmemize neden oldu. Drogba ileride yalnızları oynarken, Burak Yılmaz'ın sağ kanada mahkum edilmesi de "futbola ihanet" isimli filmin devamıydı. Devre arasında sistemi değiştirmenin çare olmayacağını düşünüyordum. Malum futbolcuların form durumu ortada iken hangi sistemi oynarsan oyna çare etmeyecekti. Öyle de oldu. İkinci yarı da 3-5-2'ye dönen Galatasaray, bu sefer daha fazla pozisyon vermeye başladı. Ön libero Melo'nun stoperlerin arasına girmesi, orta saha da Wilian'a daha fazla boş alan bırakmaktan başka işe yaramadı. Kısaca Mourinho'nun "kompakt futbolu", Roberto Mancini'nin emekleme dönemlerini yaşayan "kompakt futbolunu" ezdi. 2 senedir Jose Mourinho'nun takımlarına elendiğimiz için seneye "bizden uzak Allah'a yakın" olmasını diliyorum...

Avrupa'da ki başarı sürdürülebilir olduğu zaman değer kazanır. Galatasaray iki senedir Mart ayını görüyor.Özellikle bu sene Real Madrid ve Juventus'un olduğu ölüm grubundan çıkması, Galatasaray'ın Avrupa karnesi için en olumlu taraftır. Yaşanılan Juventus zaferi de unutulmazlar arasına çoktan girmiştir. Seneye daha iyi bir yapılanma ve 90 dakika oyunun içinde olan bir santraforla en kötü Mart ayına ulaşacağımızı düşünüyorum.

Dün gecenin asıl kazananı ise Galatasaray tribünü olmuştur. 90 dakika boyunca hiç susmadılar.İngiliz rejisi sürekli Galatasaray tribünlerini gösterirken, Stamford Bridge'te ki Chelsea taraftarı 60. dakikada isyan etti. Kendi sahalarında deplasmanı yaşadıkları için ufaktan hareketlenmeye çalıştılar ama cevap üçlüyle gecikmedi. Dün gece Londra'da, Galatasaray tribünü resmen destan yazmıştır. Skor istenildiği gibi olmasa da hepsinin yüreklerine sağlık. 

via: Ali Sami Yen Sokak


Bir başka konuyla sonlandıralım. Bu tarz kötü skorlar iyi gün taraftarıyla, kötü gün taraftarını ortaya çıkartıyor. Böyle günlerde 2000 sonrası Galatasaraylı olanları çok net ayırt edebiliyoruz. Galatasaray futbolcusuna "ayağı kırılsın" diyeninden tutun, bir diğerine de bütün küfürleri edenine kadar ne ararsan var ! Bu arkadaşlara Xavi ve Falcao her sene şampiyonluk yaşattığı için kızmaları da normal ! Futbolcular kötü oynadıkları için eleştirilebilir ancak kendi takımının futbolcusuna küfür etmek, sağlığıyla ilgili beddualarda bulunmak hangi kalıba girer bunu çok merak ediyorum. Bir de güzel örnekle devam edelim. Hepimiz 2010-2011 sezonunu yaşadık. Yeni stadımızın açıldığı sezonda çok kötü maçlar çıkardık. Hatırlamak istemeyeceğimiz bir sezon geçirdik. Ancak kötü gün taraftarı yine Arena'da, olması gereken yerdeydi. Şu anda şampiyonluk yolunda yara almış olsak da matematiksel olarak hiçbir şey bitmiş değil. Sonuna kadar mücadele etmeye devam... Kayseri maçında yine aynı yerdeyiz. Biz yine omuz omuzayız... O yüzden "umutlarınızla beraber" sizi de bekleriz !


17 Mart 2014 Pazartesi

Çanakkale Geçilmez Londra Geçilir !

18 Mart 1915'de İngilizlere geçit vermeyen şehitlerimiz, bugün karşı taarruza geçiyor ! Kalemizde Hamdi Bey, defansta Hasip Bey ve Cemil Bey oynuyor. Sağ bek Nazmi Bey, sol bekte Mehmet Ali Bey var. Ön liberoyu Kürt Celal'e, sol hafı Refik Ata'ya, sağ hafı da Neş'et Bey'e emanet ediyoruz. Sağ açık Abdurrahman Efendi, sol açık Asım Bey ileride Hasnun Galib Bey var. 99 yıl önce şehadet şerbetini içen aziz şehitlerimiz, bugün Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final için Londra'da. Şehitlerimizin ruhları parçalı formayla hayat bulurken; sahada ki 11 aslan gerekeni yapacak ve "18 Mart 2014 Londra Zaferi" ile Türkiye'yi sevince boğacaktır.

Hasnun Galib Bey, valiliklerde bulunmuş Galib Paşanın oğlu. Galatasaray Kulübünün en iyi futbolcularındandı, gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu (1915). Kulüp binasının bulunduğu sokak onun adını taşımaktadır.



Ahmet Refik Bey, mektep numarası 119, mektebin 1911 yılı mezunlarından; Hammer mütercimi Mehmet Ata Beyin büyük oğlu, Dr. Galib Ataç ile yazar Nurullah Ataç'ın ağabeyleri, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Çanakkale Muharebelerinde 1914'de şehit oldu.

Halid Fuat Bey, mektep numarası 134; müşir Deli Fuat Paşanın oğlu, 1911'de gönüllü olarak Balkan Harbine katıldı, sonra orduda kaldı ve Çanakkale'de şehit oldu.Paşanın harpte şehit olan dördüncü oğludur.

Vecdi Bey, mektebi son sınıfta terk ederek önce gönüllü olarak Balkan Harbine katıldı, sonra orduda kaldı, Çanakkale'de şehit oldu.

Agop Elmasyan, askeri doktor olarak katıldığı Çanakkale Muharebelerinde 1915'de bombardıman altında yaralıları tedavi ederken vatanı yolunda öldü.

Neş'et Bey, mektep numarası 434, Bandırmalı Tevfik Paşanın oğludur, mektebin son sınıfında iken gönüllü olarak önce Balkan Harbine katılmış, 1. Cihan Harbinde şehit olmuştur.


Cemil Bey, mektep numarası 64, mektebin 1913 mezunlarından, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu.

Mehmet Ali Bey, Kadıköylü Enver Paşanın oğlu, talebe iken gönüllü olarak önce Balkan Harbine, sonra Birinci Cihan Harbine katıldı ve 1915'de şehit oldu.*

www.galatasaray.org 'dan alıntıdır.

Aziz şehitlerimizi andığımız bu özel günde, Galatasaray'dan büyük bir zafer bekliyoruz. "Hepiniz Hasnun Galib gibi oynayın, yenilmekten sakın korkmayın !"



Sol tarafta oturan Celal Bey, beyaz kazaklı Abdurrahman Bey, yanında Asım Bey ve aşağıda İdris Bey Çanakkale'de şehit düşen futbolcularımızdan. (Fotoğraflar: Ali Sami Alkış)

27 Şubat 2014 Perşembe

Galatasaray - Chelsea Maç Yazısı | Londra'da Görüşürüz !

Şampiyonlar Ligi 2.tur ilk maçında, geçmişten pek hoş hatırlamadığımız Chelsea'yi Arena'da ağırladık. Geçmişten ödenmemiş bir hesap vardı ve bu hesabı kapatabilmek de öyle kolay bir şey değildi. Gecenin sonunda hesabı kapatamasak da; 18 Mart 2014 tarihinde oynanacak rövanş maçına, kısa vadeli bir çek aldığımızı belirtelim. 20 Ekim 1999'un intikamı öyle veya böyle alınacak !


Yine ters köşe :(


Gelelim dün gece oynanan 90 dakikaya...

Roberto Mancini'nin tercihleri geceye damga vurdu. İlk 11 açıklandığında, fotoğrafta ki dizilişi kurmuştum. Gel gelelim sistem benim kurduğum kadrodan farklı çıktı. Anlayacağınız yine ters köşeye yattık ! Sahaya çıkan kadro da bir eksik vardı. O da haftalardır defansın önünde oynayan, Roberto Mancini sisteminin olmazsa olmazı olan ön libero... Bu bölgenin ne kadar önemli olduğunu Chelsea maçında daha iyi anladık. Öyle ki savunma ve defans bağlantısında ki eksiklikten tutun, takım savunmasında verilen boşlukların başlıca sebebi oldu. Bir de bu eksiklik, kendi evimizde yenilen 1 gole mal oldu. Yenilen golde Ebuoe'nin hatası var, kabul! Ancak orta sahada bir fazla oyuncuyla kademe oluşturulamaması ve Torres'in iki stoperle baş başa kalması da yadsınamaz bir gerçek. Zaman zaman stoperlerin arasına girecek, yeri gelecek beklerin kademesini oluşturacak bir ön libero, ilk yarım saatte ki en büyük eksiklikti. Neyse ki 30. dakikada maçın kaderini değiştirecek Yekta Kurtuluş oyuna girdi. Roberto Mancini'nin sihirli parmakları yine ortaya çıktı.Maçın seyri yapılan değişiklikle tamamen değişti.Özellikle eklenmesi gereken bir husus daha var. Oyundan çıkan Izet Hajrovic kötü oynadığı için oyundan alınmadı. Sistemin SOS vermesi, Izet Hajrovic'in oyundan alınmasına sebep oldu. Takım savunması açısından Burak Yılmaz - Drogba - Sneijder'e bir de Hajrovic'in eklenmesi zaten fazla lükstü. Süper Lig'de bile böyle bir şablonu oynamadığımızı göz önüne alırsak, ihalenin Hajrovic'e kalması yanlış olur. Performansa göre çıkması gereken bir kişi varsa o da ilk yarıda "tel tel dökülen" Ebuoe'dir. Neyse ki kaptırdığı 3 toptan sadece 1 tanesi kalemizde gol oldu. Yoksa tur umutları, "kaf dağının ardında" kalabilirdi.


 "Defanstan topla iyi çıkan stoper" mefhumu, Mancini'yi Hakan Balta tercihine yöneltmiş. Ancak o işlerin öyle olmadığını Semih Kaya'nın yokluğunda yine anladık. Semih Kaya'nın, Galatasaray omurgasında ki önemine değinmeye gerek bile yok. Roberto Mancini, bu hatayı da ikinci yarının başında düzeltti. Etti mi 2 ? Maçın ikinci yarısı, Galatasaraylıları Londra için ümitlendiren bir futbolla devam etti. Özellikle orta sahada fizik olarak yenilmedik.  İngilizlerin en büyük kulüplerinden bir tanesi olan Chelsea'ye karşı, fizik olarak ayakta kalabilmek bence gecenin en önemli çıkarımı idi. Defansta Semih Kaya ve Chedjou ikilisi Torres'i daha iyi marke ederken, müdahalelerde daha fazla güven verdi. Savunma kısmını da garantiye aldıktan sonra hücuma daha fazla öz güvenle çıkmaya başladık. Özellikle Sneijder - Alex Telles'ten oluşan sol kanat, bir ara İvanovic'in başını döndürdü. Herkes Alex Telles'i konuşurken, ben hala %50'sinde oynadığını düşünüyorum. Bu çocuk çok büyük oyuncu olacak ! Bekleyip görelim derim...Yekta Kurtuluş'un orta sahada çaldığı toplarla oyunu doğru kurması; rakip kalede baskıyı arttırdı. Yekta'nın varlığı, ikinci yarıda en çok Selçuk İnan'a yaradı. Daha ofansif oynamaya başladı.Attığımız golde, Drogba'nın kornerde bütün savunmayı üzerine çekmesi ve sezon başından beri etkisiz eleman Chedjou'nun golüyle umutları Londra'ya taşımamızı sağladı.Haydi hayırlısı...


John Terry'nin topu içeri atması ve 2.Donk Vakası !

"Tükenmez umudum varsa sarı kırmızı formasında" ne güzel bir bestedir.Bu beste sezonun özeti aslında.Süper Lig'de 11 puan farktan geri geliyoruz, Şampiyonlar Ligi'nde Real Madrid faciasından sonra, Juventus galibiyetiyle gruptan çıkıyoruz, Chelsea deplasmanına yine aynı ümitlerle gidiyoruz. Tüm bunlarda, rakip kim olursa olsun oyundan kopmayan, skor olarak geriye düşse de kalkmasını bilen bir takım halini almamızın etkisi büyük.Bu sayede Avrupa arenasında daha da büyüyoruz. Hiç kimseden çekinmiyoruz. Mağlubiyeti kabullenmiyoruz, inatla savaşıyoruz. Yükleniyoruz, yıkmaya çalışıyoruz. Olmasa da umudumuzu kaybetmiyoruz. Yine umutlarımızı tazeleyerek 18 Mart 2014'ü beklemeye başlıyoruz. Çanakkale Zaferi'nin hatırlanacağı o gün, yine İngilizlere geçit vermeyecek bir orduyla Londra'da olacağız. Anafartalar'dan Signore Mancini ile beraber yürüyeceğiz. Seddülbahir'den "İzmirli" Semih Kaya ve "Seyit Onbaşı" Felipe Melo ile olmaz denileni olur hale getireceğiz ! Yeter ki inanalım ! İngilizlerin Donanma Bakanı "Winston Churchill" Mourinho ve "Onbaşı" John Terry'nin defterini de o zaman düreceğiz. (Terry, seni yazdım oğlum,seni yazdım! 18 Mart'a kadar iyi bak kendine!)

Gecenin fotoğrafları...

Gecenin en özel pankartı !
Arena Kapalısı !

11 Aralık 2013 Çarşamba

Galatasaray - Juventus Maç Yazısı | Güneş Ufuktan Şimdi Doğar !


Güneş Ufuktan Şimdi Doğar 

Galatasaray,Şampiyonlar Ligi 6. haftasında konuk ettiği Juventus'u 1-0'la geçerek adını ikinci tura yazdırdı.Geçmişe dönüp bakıldığında, Galatasaray - Juventus maçlarının pek normal geçmediği bilinir.En son yazımda 1998'e değinmiştim.2003 yılında ki karşılaşma ise Hsbc'ye yapılan bombalı saldırı sebebiyle Almanya'ya taşınmıştı.İki maçı da yaşayanlar bilir ki Juventus maçları tam bir baş belasıdır.Yıl: 2013 değişen bir şey yok.Grubun kader maçı, hava muhalefeti nedeniyle iki günde tamamlandı.Final niteliğinde ki Juventus maçını kazanarak, geçmişten kalan hesapları gördük.Juventus'u Avrupa Ligi'ne gönderirken;Galatasaray ise Şampiyonlar Ligi'nde yoluna devam ediyor. Sene başından beri yaşanan mental sorunları bu maçla beraber geçmişte bıraktık.Gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki "güneş ufuktan şimdi doğar."

Roberto Mancini içinde ayrı bir parantez açalım.Geldiği günden beri "üvey evlat" muamelesi gördü.Artık, "Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmek" lazım. Roberto Mancini'ye futbolcuların fiziksel dayanıklılığına kattıkları için teşekkür ederiz.Galatasaray,ayakta durmanın bile zor olduğu zeminde, Juventus gibi fiziksel seviyesi üst düzey bir rakibe karşı boyun eğmeyerek büyük iş başardı.Koşu mesafelerinde ise gözle görülür bir artışın olduğunu söylemeliyiz. Ayrıca Juventus maçında ki "taktiksel disiplin" maçın kilit noktasıydı.Galatasaray, 90 dakikayı çok akıllı oynadı..En güzel notla bu kısmı bitirelim. Galatasaray, 2 maçtır gol yemiyor !

"Yen" dedi...

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o "ses" adını...
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi,
Ali Sami Yen dedi...
Sami Yen dedi...
Yen dedi...
Yen dedi yendin...
Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer...
Önce ümitsizliğimizi yendin...
"Galatasaray'ın olduğu yerde umut hep vardır" diyerek yendin...

"Ali Kırca'nın Ali Sami Yen'e veda mektubundan alıntıdır."

2 Aralık 1998'in rövanşında "sözde esas oğlan,özde büyük şikeci" Juventus'u yendin.
Sağlığına kavuşmak için desteğe ihtiyacı olan Ozan Bulduk ( #15AralıktaOzanİcinHannoverdeyiz ) ve ilik bekleyen tüm kardeşlerimiz için yendin.
70'li yaşlarına rağmen hala armanın peşinde olan Mustafa Amca ve armanın peşinde olan tüm büyüklerimiz için yendin.
İşten kovulma pahasına, saat 15:00'de yanında olan emekçi taraftarların için yendin.
Biriktirdiği harçlıklarla, armanın peşinde kilometrelerce yol gelen Sezer ve tüm öğrenciler için yendin.
Aylar sonra ait oldukları yere geri dönen, tüm tribün emekçileri için yendin.
15 sene önce üzüntüden ağlayan çocuklar için yendin.
Galibiyetin haricinde hiçbir sonucu aklından geçirmeyen ve zorlu hava koşullarında yanında olan taraftarların için yendin.
6-1 biten Real Madrid maçından sonra, sana olan inancını hiçbir zaman kaybetmeyen " Büyük Galatasaray Taraftarı " için yendin.
Ruhu sahada olan,"Taçsız Kral" Metin Oktay için yendin.
"Galatasaray bir his takımıdır" diyen Baba Gündüz için yendin.
"Futbol borsada değil arsada güzeldir" diyen Metin Kurt için yendin.
Yakın zamanda kaybettiğimiz Nelson Mandela için yendin.( Thank You Madiba ! )
"Allllaaahımmmmmm goooooollll" diye bağıran Ercan Taner için yendin.

ve ayrıca...


Uefa Kupası'na gitmeyi dile getirebilen yöneticilerini yendin.
Geçen sene ki başarılarını küçümseyip "kolay gruptu" diyenleri yendin.
Seni kaosa sürüklemek için hazırda bekleyen, medyada ki akbabaları yendin.
Şikenin üzerini örten gafilleri yendin.
Başarılarını engellemek için herşeyi yapan TFF'yi yendin. 
"Galatasaray finalleri kaybetmez" dediğimizde, bize inanmayanları yendin.
Avrupa'da ki rakiplerinin bayraklarını, kendi statlarında dalgalandıranları yendin.
Juventus'u otelden uğurlamaya giden, kendini bilmezleri yendin.
"Galatasaray gruptan çıksın, dansöz kıyafeti giyerim" diyenleri yendin.
"Handikap olur" diyenleri , Juventus'a "kardeşim" çekenleri, renkten renge giren bukalemunları yendin.

Yendin işte.



8 Aralık 2013 Pazar

2 Aralık 1998'de Yaşananlar ...

2 Aralık 1998 tarihinde yaşananlara dair...

O sezon Şampiyonlar Ligi'nde B grubundayız.Grupta, Galatasaray haricinde Rosenborg, Athletic Bilbao ve 1.torbadan gelen sözde "esas oğlanJuventus var. Dönemin Şampiyonlar Ligi formatına göre, sadece grubu ilk sırada bitiren takım çeyrek finale çıkıyor;sıralamada ise gol averajına bakılıyordu.

1998-99 ŞAMPİYONLAR LİGİ B GRUBU


Fatih Terim'le iki senede Lig şampiyonluğunu kazanan Galatasaray, bunlarla yetinmiyordu .Kuruluş amacına uygun olarak "Türk olmayan takımları yenmek" için büyük bir iştahla çıktı Avrupa arenasına...İlk rakip esas oğlandı! Kameralar Stadio Delle Alpi'de iken ben daha 10 yaşında bir çocuktum.Çoğu kimsenin şans tanımadığı Galatasaray, 2-2 ile İtalya'dan İstanbul'a döndü.Akıllarda Ümit Davala'nın gol sonrası sevinci kalmıştı.Avrupa'ya "ayağınızı denk alın!" mesajını vermiştik.Yetmezdi tabi ki. Yetmemeliydi...Sırada o dönem İspanya'da "çılgın atan takım" Athletic Bilbao vardı.Kadrolarında herkesin hatırlayacağı Urzaiz , Joseba Etxeberria ve Santiago Ezquerro gibi isimler bulunuyordu. Maç başladı 15. dakikada Okan'la golü bulduk.Daha golü babama anlatamadan, Urzaiz yapıştırdı bir tane. Skor 1-1 oldu. Bizimkiler yükleniyor Bask Bölgesi direniyordu. Dualarla 90.dakikaya girdik.90+1'de "El Comandante Hagi" sahneye çıktı. "Hançer görünümlü güdümlü  füze" ile Bask'ın "amatör ruhlu çocuklarını" evlerine eli boş yolladı.Bize de, üzerinden seneler geçmesine rağmen unutulmayan o golü armağan etti...Grubun 3.maçı Rosenborg ile Norveç'te idi. Maçı 3-0 kaybettik.Vedat kırmızı görmüş, takımı 10 kişi bırakmıştı.1-0 mağlup girdiğimiz son dakikalarda 2 dakikada 2 gol yemiştik.Moraller bozuk İstanbul'a döndük.Oysa Juventus ve Athletic Bilbao maçları "bu maçı rahat alırız" hissiyatı veriyordu.Elin Norveçlisinden 3 yemek bize koymuştu .Tabi ki altta kalmadık."Bize 3 atana, bizde 3 atarız" dedik ve Hakan Şükür'ün 2,Arif'in 1 golüyle "Norveç'e selam, B grubuna devam" dedik.Grupta oynanan 4 maç sonunda 7 puanla lider olarak Juventus maçını beklemeye başladık.

FUTBOLUN İÇİNDE Kİ SİYASET 

Buraya kadar sadece futbol vardı.4 haftada sadece oynadığımız güzel futbol,alınan başarılı sonuçlar, Avrupa'yı dize getiren bir Galatasaray izledik.Galatasaray-Juventus maçı öncesi öyle şeyler yaşanmaya başladı ki ülkenin üzerini siyaset bulutları kapladı.Abdullah Öcalan'ın İtalya'da olduğuna dair haberler çıkmış, iki ülke karşı karşıya gelmişti. Türkiye'de yaşayan genç-yaşlı herkes, haberlerde bu durumu izliyor, iki ülkenin birbirine yaptığı salvolara şahit oluyordu. Galatasaray maçına kadar grupta galibiyeti bulunmayan Juventus,  sözde "esas oğlan" olarak bu gergin ortamda Türkiye'ye gelmek istemediğini iletti. (Bu maçın Türkiye'de oynanmaması için resmen 40 takla attılar) İtalyanların Uefa'da ki lobisi, kendilerini destekleyerek maçı 1 hafta erteletti. Türkiye'de gergin olan ortam bu kararla daha da gerildi. Juventus'lu futbolcuların maç öncesi yaptığı yorumlarda (Zidane'ın "İstanbul'a ancak cesedim gider" açıklaması) buna eklenince grubun 5.maçı yalnızca bir spor müsabakası değildi artık...İki ülkenin çimler üzerinde ki savaşı halini aldı.Top,tüfek,tank yoktu...Futbolcular asker,futbol topu ve kalelerde silah olmuştu.Türkiye'de maç beklenirken basın yoluyla tarihin en büyük gazlamalarından biri yapılıyordu.Halk resmen savaşa hazırlanıyordu.Galatasaray taraftarının yanında diğer takım taraftarları da Galatasaray için tek yürek olmuştu.Artık renk ayrımı yoktu.Juventus maçı, "milli mesele" haline gelmişti.



MAÇ BAŞLADI...

2 Aralık sabahı uyanıp okula gittiğimde maçın havası bütün sınıfı kaplamıştı(bir sınıfta 60 öğrencinin olduğu zamanlar).Bütün sınıfa ders aralarında "cimbombom" diye bağırtıyorum.Bahçede arkadaşımla beraber bildiğimiz marşları söyleyerek dolaşıyoruz.Bir an önce akşam olmalıydı.İtalyanlarla görülecek hesabımız vardı.Buraya kadar herkesin unuttuğu bir durumda Galatasaray'ın bu maçı kazanması halinde gruptan çıkacağıydı. Kimse bunu düşünmüyordu.Akıllarda gruptan çıkmak yoktu.Hedefte İtalyanlara gereken dersi vermek vardı.Ortamın gerginliği tabiata bile sirayet etmişti.Öyle ki İstanbul'a yağmur/çamur karışımı bir şey yağıyor, hava ise "göt" kesen cinsinden soğuktu.Neyse maç saati geldi.İlk yarı fena oynamadık. Hagi'nin iki frikiğinden başka pozisyon hatırlamıyorum. Birde ilk yarının son dakikalarında verilmeyen penaltımız vardı. Hakem Gilles Veissiere maç boyu rezalet bir yönetim gösterdi.(Amacı gergin ortamı daha da germek olan Fransız Hakem hakkında, maç sonrasında dava bile açılmıştı).İkinci yarıya artan umutlarla girdik ancak Nicola Amoruso'nun iğne deliğinden vurduğu vole hayatı zindan etmeye yetti.Golden sonra yere oturup,sırtı çekyata vermiştim...Nasıl ağladığım hala gözümün önünde.Arada sobada ki ateşe bakıyordum.Dakikalar mum gibi erirken ümitlerde süreyle beraber azalıyordu.Kabul edilmez bir sonuca doğru giderken "kapalı tribün" yakınlarında Arif Erdem'i düşürdüler.Gilles Veissiere maçta ki tek doğru kararını o faulü vermekle yapmıştı.Dakikalar 90+1 'i gösterirken yerde oturup ağlamaya son sürat devam ediyordum.O sırada Fenerbahçeli olan Dayım,"yanıma gel gol atacaksınız" dedi.(Totemle tanıştığım ilk an).Neyse topun başına "El Comandante Hagi" geçti. Yaptı içeriye ortayı "Hugo Suat" vurdu kafayı 90+2'de skoru 1-1'e getirdi.Bütün Türkiye "goooooooollll" diye haykırırken 2 puanı Ali Sami Yen'de bıraktık.Gruptan çıkma ümitlerimizde San Mames'ten alınacak beraberliğe kaldı.



OLMAZSA OLMAZ !

Yarın yine kader maçımıza çıkıyoruz.Rakip yine Juventus.1998'de ki gerginlik olmasa da gruptan çıkabilmemiz için bu maçı kazanmamız gerekiyor.O zamanları hatırlayanlar için, gruptan çıkabilmenin de ötesinde bir maç...Üzüntüden döktüğümüz gözyaşlarının yerini sevinç gözyaşları alsın.15 sene öncesinde gruptan çıkmayı başaramamıştık.Fatih Akyel'in San Mames'te yaptığı hata bize pahalıya patlamıştı.Şimdi 1998'de ki hesapları toptan kapatma fırsatı...Çocukluğumuzda yaşadığımız o soğuk geceyi unutma fırsatı...Ünal Aysal veya Mancini için galibiyet "olmazsa olmaz" değilse de bizim için "olmazsa olmaz".2 Aralık 1998 tarihinde ki çocuk şimdi büyüdü.Bu maçı evde değil yine tribünde,yine takımının yanında izleyecek. O zaman haykıramadıklarını, Selçuk'un kullandığı frikikte Burak Yılmaz'ın vurduğu kafayla haykıracak...

Haydi oğlum göreyim sizi, göreyim sizi !!!

28 Kasım 2013 Perşembe

Real Madrid - Galatasaray Maç Yazısı | Ne Zaman Adam Oluruz ?

Real Madrid 'e 4-1 kaybedilen maçın arkasından tekniğe, taktiğe, analize,kritiğe gerek yok.Sezon başından beri yaşanılan süreç ortada.Galatasaray'da sorulacak soru basit ! Ne zaman adam oluruz ?

Ne zaman adam oluruz ?
-Terimspor'u ve Aysalspor'u bırakıp Galatasaray'ı tuttuğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Bülent Tulun isimli mikseri takımdan uzak tuttuğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Oyunu kuralına göre oynayıp,kadro yapılanmasını 6+0+4'e göre oluşturduğumuz zaman.(Seneye 5+0+3 olacaktır.)

Ne zaman adam oluruz ?
-Ülkede ki futbol ortamını bilen Sportif Direktör'le anlaştığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Mancini' ye sabretmeyi öğrendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Yabancı transferini, ihtiyaç duyulan mevkiye yaptığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Çilek peşinde koşmayı bıraktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Takımın yaş ortalamasını düşürdüğümüz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Devre arasında neşteri vurduğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Devre arasında başarıya aç futbolcuları kadroya katabildiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-2 hafta öncesinden, mağlubiyeti kabullenmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Kulübü kurumsallaştırıp, takım ruhunu "kurumsallaştırmadığımız" zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Geçmişte yaşanılan başarıları veya başarısızlıkları geçmişte bırakıp, geleceğe baktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Mental olarak kuvvetlenip gol yedikten sonra oyundan düşmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Fizik olarak kuvvetlendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Defans yapmayı öğrendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Sahada prim odaklı değil savaş odaklı oynadığımız zaman..

Ne zaman adam oluruz ?
-2 yıldır almadık kupa bırakmayan futbolcuları, bir anda hedef tahtasına koymadığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Basında ki akbabaların gazına gelmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Üzerimize oynanan oyunları görüp daha fazla kenetlendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-"Aslolan Galatasaray'dır" sözünü yalnızca duvarlara değil, beynimize ve kalbimize yazdığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-En ufak hatada futbolcu ıslıklamayı bıraktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Galatasaray'ın genleriyle oynayıp "Galatasaray bir his takımıdır" sözünü değersizleştirmediğimiz zaman.

Gerisini tamamlamak yönetime,Mancini'ye ve futbolculara kalmış.Bize düşen her koşulda takımı desteklemek. En kötü gün bugünse; şimdi daha yüksek sesle Galatasaray ! 



5 Kasım 2013 Salı

Fc Kopenhag - Galatasaray Maç Yazısı | Seninle Mutsuzluğa da Varım !

2000'DEN 2013'E, PARKEN'DE GALATASARAY

17 Mayıs 2000 tarihi, hepimizin hayatında çok önemli bir yere sahip. Uefa Kupası'nı kaldırdığımız Parken Stadı, dün gece yine Galatasaray'ı ağırladı.Bu kez karşımızda Henry'li , Viera'lı , Petit'li ,Suker'li Arsenal değil Nicolai Jörgensen'li , Daniel Braaten'li , Olof Mellberg'li Fc Kopenhag vardı.Aradan geçen 13 senede gelinen noktaya baktığımızda çok da fazla yol katettiğimiz söylenemez.Zihinlerde Taffarel'in Henry'nin kafa vuruşunu çıkardığı pozisyon, Arif Erdem'in ilk yarının sonunda kaçırdığı gol,Hagi'nin gördüğü kırmızı kart ve Popescu'nun son penaltısı...Aradan 13 sene geçmiş ve hatıralar eşliğinde grubun 4.torbadan gelen takımına karşı mücadele ediyoruz.13 sene öncesinde Uefa Finali , 13 sene sonrasında gruptan çıkabilmek adına en kritik maçlardan bir tanesi...

2000 Uefa Finali, Arsenal Karşısında ki Galatasaray'ın ilk 11'i.

2013 Şampiyonlar Ligi B Grubu 4.Hafta , Kopenhag karşısında ki Galatasaray'ın  ilk 11'i.

SAVUNMA NEDİR ? NİYE YAPILIR ?

Savunma krizini yazmaktan, konuşmaktan,analiz etmekten yorulduk artık.En basite indirgeyerek anlatalım belki faydasını görürüz.Savunma, saldırıya veya hücuma karşı koyabilmektir.Futbolda ki savunma ise, bütün oyuncuların bir araya gelerek (blok halinde), rakip hücumuna alan bırakmadan, gole karşı kalesini koruyabilmesidir. Burada en önemli etken 11 kişiyle, yani takım halinde savunmayı yapabilmek. Galatasaray'ın geçen sezondan beri yaşadığı kronik savunma probleminin özeti bu aslında.Takım halinde savunmaya yardım edebilmek...Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Bireysel bazda baktığınızda Bülent-Popescu ikilisinin halen yakalanamaması, bir Hakan Ünsal 'ın veya Ergün Penbe'nin takımda olmayışı, ileride presle rakibi bozacak Hakan Şükür'ün eksikliği, orta sahada basmadık yer bırakmayan Okan-Suat ve Ümit Davala'nın halen oluşturulamayışı...Son olarak bu sezon Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig'de oynanan toplam 14 maçta yenilen 20 gol herşeyi anlatıyor.

2 İLERİ 1 GERİ 

Her hafta düzelmesini ümit ettiğimiz oyun anlayışı yerinde saymaya devam ediyor.Sadece Kopenhag maçı için yazmıyorum.Yapılan bireysel hatalar, savunma zaafiyeti, kapanan takımlara karşı çözüm üretilemeyişi, takım halinde yardımlaşmanın olmayışı, yaratıcı oyuncu eksikliği, beklerden istenilen katkının alınamayışı, bireysel form düşüklüğü, girilen net pozisyonların kolayca harcanması vs. Galatasaray,Roberto Mancini ile çıktığı 7 resmi maçta 2 mağlubiyet,1 beraberlik,4 galibiyet elde etti.Fatih Terim 'in gönderilişine kadar toplanan puanlara ve oynanan maçlara göre iyi bir grafik sayılabilir. Mesele,toplanan puandan ziyade, ortaya koyulması beklenen güzel futbolun istikrarlı bir hal almaması. Oynanan 7 maç içerisinde umut veren tek maç ise Arena'da ki Kopenhag galibiyetiydi.3-1'lik maçta yapılan doğruları tekrardan göz önüne getirdiğimizde, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu, en uçta oynayan Drogba'dan , gol orucunda ki Burak Yılmaz'a kadar herkesin ön alanda pres yaptığı ve en önemlisi takım savunmasına yardımın ilk kez bu kadar gözle görülür bir hal aldığı Galatasaray'ı izlemiştik.Kabul etmek gerekir ki, uzun zamandır böyle iştahlı bir Galatasaray izlememiştik. Bu eksende bakarsak rakip aynı,sadece saha farklı. Kadroda iki önemli oyuncu yok , kabul ! Hep söylediğimiz gibi koşmamanın veya pres yapmamanın, adam kovalamamanın, rakip beki takip etmemenin bahanesi olmaz,olamaz! Yenilen golde, kademeye girdiği için bölgesini boş bırakan Riera'nın yerinde Aydın Yılmaz'ın olması gerekirken, pozisyonun başladığı sırada asisti yapan oyuncuya yakınlığı 10 metreden fazla. Galatasaray'ın sol tarafı o dakikalarda koridor olmuş vaziyette. Pozisyon esnasında, savunma olarak ceza sahasına yerleşim doğru fakat herkesin önünden geçen topu izlemesi ve Ebuoe'nin klasik adam kaçırmalarından bir tanesi ile yaşanan pozisyon Kopenhag lehine skorun değişmesini sağladı. Hatırlatmakta fayda var, Beşiktaş maçını 2-1 kabul edersek, en son gol yemediğimiz maç 30 Ağustos 2013 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçı...

Parken Stadı'nda Galatasaray Tribünü
Galatasaray, Kopenhag maçının son 70 dakikasında tartışmasız bir üstünlük kurdu.İlk 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenilen golün etkisini üzerinden atmayı başardı.İlk yarıda oyun üstünlüğünü ele aldıktan sonra sayısız fırsat yakaladı.İlk yarıda yakalanan pozisyonların rahatça harcanması mağlubiyeti kaçınılmaz kılarken, Burak Yılmaz'ın geçen yılı arattığı bir maçı daha yaşadık. Aydın Yılmaz, ilk yarıda hücum anlamında en etkili isimdi.İkinci yarıda baskı kurmasına rağmen pozisyon üretemeyen Galatasaray'da, adam eksilten oyuncu ihtiyacı yine ortaya çıktı. Bruma geldiği günden bu yana en etkisiz maçını oynadı. Muhtemelen kendisine iletilen "basit oyna" talimatı bunda etkiliydi. Galatasaray'ın dar alanda en etkili ismi olmasına rağmen yeteneklerini sergileyemedi.

PAZAR OLA HAYROLA !

1-0'lık Kopenhag mağlubiyeti,gruptan çıkma ümitlerini Arena'da oynanacak Juventus maçına erteledi.Şuanda ki futbola ve savunmada yapılan hatalara bakarsak, Juventus karşısında işimiz çok zor. Öncelikle Pazar günü oynanacak Fenerbahçe derbisi takımın lige tutunması açısından çok önemli. Kopenhag mağlubiyeti moralleri bozsa da, Pazar günü derbiden çıkartılacak galibiyet herşeyi düzene sokacaktır.Tekrarlamakta fayda görüyorum, bu futbol Juventus karşısında yetmeyeceği gibi Fenerbahçe karşısında da yetmeyecektir. Sneijder'in veya Muslera'nın olup olmamasının bir önemi yok.Yeter ki birbiri için mücadele eden 11 kişi sahaya çıksın. Fenerbahçe'nin tempolu futboluna karşılık verebilsin. Juventus maçında oynanan futbolu hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir.Bireysel hataların minumuma indiği,yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu,yediğinden fazla atacak Galatasaray'ı izlemek ümidiyle...



23 Ekim 2013 Çarşamba

Galatasaray - Kopenhag Maç Yazısı | Daha Yeni Başlıyoruz !

"YÜKSELİYOR KAVGAMIZ OMUZLARDA" 

İlk teşekkür taraftara gelsin.Ali Sami Yen kapalısından bir demet izlediniz dün gece...Seyrantepe semalarında muhteşem bir taraftar vardı.İlk dakikadan son dakikaya kadar, takımla beraber hücuma kalkan ve takımla beraber savunmaya çekilen bir taraftar performansı izledik.Bunda Galatasaray'ın bu sezon ilk kez oynadığı kompakt ve iştahlı futbol etkiliydi.Öyle bir iştah ki, önde oynayan Drogba-Burak-Sneijder-Bruma ile rakip defansa ; Melo ve Selçuk ile Kopenhag orta sahasına sahayı dar eden bir iştah...Bu arada bu istekli oyunu en son Arena'da 3-1 kazanılan Fenerbahçe maçında izlemiştik.2011-2012 sezonu özleyenlerden birisi olarak,ortaya konan mücadeleden fazlasıyla keyif aldım.

Galatasaray - Kopenhag maçı Pegasus Tribünü

Mancini 'nin Galatasaray'a bir ivme kazandırdığı bu maçta çok net görüldü.Galatasaray bu sezon ilk defa bu kadar arzulu bir maç çıkardı. Galatasaray'ın önde baskı ve pres düşüncesinin yanında, bloklar arası yardımlaşmayı da beraberinde izledik. Bir bütün halinde oynayan Galatasaray,dosta güven düşmana korku verdi.Özellikle Ebuoe ve Bruma'lı sağ kanat, ilk yarıda Kopenhag sol kanadını otobana çevirdi. Roberto Mancini bir arada hücum edip bir arada savunma yapmayı Galatasaray'a öğretmiş görünüyor. Antrenmanlarda topun arkasına on bir kişiyle geçip, hücuma da yine tek blok olarak çıkmayı futbolculara aktarmaya çalışıyordu.Meyveleri ise yavaş yavaş topluyor. Kopenhag maçı gösterdi ki, bu oyunun üzerine koyulduğunda kolay kolay maç kaybetmeyen ve oynadığı futbolla keyif veren bir Galatasaray karşımızda olacak.

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Sezon başından beri en büyük sıkıntı, formsuz oyuncuların takımda sayıca fazla olmasıydı.Geçen hafta itibariyle form düzeyini yükselten Wesley Sneijder 'i kazanan Galatasaray , Kopenhag maçı sonrasında ise Ebuoe 'yi kazandı.Yerden kalkmayan oyununu , Juventus maçında Chedjou'dan yediği ayarla bir kenara bırakan Ebuoe,ilk senesinde ki istekli oyunundan kesitler sundu.Galatasaray - Karabükspor maç yazısında takımın hücum opsiyonları ve beklerden en az bir tanesinin hücum karakteri yüksek Ebuoe veya Riera şeklinde tercih edilmesi gerektiği üzerinde durmuştuk.Dün ki Kopenhag maçı tamda bu ölçüde Ebuoe 'nin gecesi oldu.Hücum anlamında kaptığı toplarla ileriye çıkışları ve zamanında girdiği kademelerle savunmaya katkı konusunda fazlasıyla etkiliydi.Maçı iki asist ile tamamlarken , takımın sağ kanattan etkili ataklar yapmasını sağladı.Oyunun orta sahada sıkıştığı anlarda, gerekli bindirmelerle oyunun genişlemesine yardımcı oldu.

"Güzel futbolcu tekmeye kafa sokandır." Böyle öğrendik Bülent Korkmaz'dan.3 numaralı forma , yine bir cengaverin sırtında yükseldi. Galatasaray'ın "bayrak adamı" olan Felipe Melo , oyunun her iki bölümünde korkusuz mücadelesine bir yenisini daha ekledi. Futbolun sadece futbol olmadığını, taktik tahtasında yazılanların o tahtada kaldığını tekrardan hatırlattı."Büyük zaferler, yürekli komutanlarla kazanılır" sözünün vücut bulmuş haliydi.Attığı golden ziyade sahada ki mücadelesi takdiri haketti.



Semih - Chedjou uyumu ise beraber oynadıkça daha iyiye gidiyor.Yediğimiz gol konsantrasyon kaybından olsa da gole kadar çok başarılı hamlelerde bulundular. Dany 'yi ilk kez sol bek pozisyonunda izledik. Felipe Melo'nun attığı golün asistini yapmasının yanında, ilk kez oynadığı sol bekte sırıtmadı.Takımın maestrosu Selçuk İnan sonunda gerçek oyununu bizlere izletti.Sene başından beri istenileni veremese de Kopenhag maçında dümene geçti.Formunu gün geçtikçe yükselten Wesley Sneijder , bu maçta da oyunun her alanında yıldız vasfına yakışır şekilde mücadele etti.

R1 TUŞU AÇIK KALMIŞ "BURAK YILMAZ"

Gecenin asıl yıldızı Burak Yılmaz 'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Bırakalım kaçırdığı golleri , gol kralı olduğu zamanda dahi sahanın her yerinde pres yapan Burak Yılmaz'ı hiç hatırlamıyorum.Sol açıkta oynadığı Kopenhag maçında, savunmaya bu kadar yardım edip yorulmadan pres yapan Burak Yılmaz 'a şahitlik ettik.45+4'de topa yaptığı baskı ve takımın onunla beraber prese devam etmesi maçın özetiydi.Burak Yılmaz yine gollerini atar ama pres ve mücadele azmini futboluna eklerse, Türk futboluna en büyük katkıyı sağlar.Daha önce de yazmıştık, sahada koşmayan ve mücadele etmeyen futbolcuya taraftar sabır göstermez.Goller bir şekilde atılır ama esas olan sahada ki ruhu kaybetmemektir.Galatasaray taraftarı kaçan gollere inat Burak Yılmaz'ı bağrına basmayı bildi.Futbolcu asmayı kendisine adet edinmiş olan seyirci kisvesine selam olsun !


6 Ekim 2013 Pazar

Akhisar Belediyespor - Galatasaray Maç Yazısı | Bu Son Olsun !

Hafta içinde Juventus'tan istediğini alan Galatasaray , Juventus maçı sonrası Akhisar Belediyespor'a konuk oldu. Galatasaray'ın başında ilk lig maçına çıkan Roberto Mancini için zorlu bir sınav oldu.Skordan daha önemli olan bir konu vardı. Galatasaray'ın sahaya nasıl dizildiği ve sahada neler yapabileceğiydi. Juventus maçında orta sahada oynayan 4 oyuncu bugün ilk 11 'de değildi.Kadro olarak ciddi bir farklılaşma ile Akhisar karşısına çıktık.2 senedir orta sahanın yükünü sırtlayan Melo ve Selçuk'tan yoksun Galatasaray'da, takımı ileriye taşıyan tek isim olan Bruma'da yedek kulübesindeydi.Kadro bu şekilde farklılık gösterirken, birde oyun olarak isteksiz ve mücadele gücü düşük bir Galatasaray ile karşılaştık.34. ve 56. dakikalarda Niasse 'nin iki golüne , Drogba ile 67. dakikada cevap versek de skoru çevirmeyi başaramadık.

Maç boyu çok etkisiz bir Galatasaray izledik.Galatasaray adına ilk ciddi atak, 49.dakika içerisinde Ebuoe'nin sağ kanattan içeriye girmesi oldu.İlk tehlikeli pozisyon ise Drogba'nın çabalarıyla 52.dakikada geldi.Oyunun hiçbir evresinde rakip üzerinde istenilen baskıyı kuramadık.7.haftaya kadar oynadığımız deplasman maçlarında , zaman zaman bu baskıyı oluşturabiliyorduk. Ön alanda baskıyı kurabilmek için en önemli unsur ileride topu tutabilmektir.Yine orta sahanın dönen topları alarak, tekrardan ileriye servis etmesi gerekirken, Sabri-Ceyhun-Yekta-Sneijder bu görevden oldukça uzak kaldı.

Akhisar - Galatasaray Maçı ilk 11 (diziliş maç esnasında değişiklik göstermiştir.)


"Bu Forma Kutsaldır , Nasip Olmaz Herkese"

Sezon başından beri en önemli sorunumuz, koşu mesafeleri...Bu öyle bir hal aldı ki , bütün rakipler Galatasaray'dan fazla koşuyor. Real Madrid ile Arena'da oynarken katedilen mesafede gerideyiz, Juventus ile İtalya'da oynarken yine gerideyiz hatta Akhisar ile oynarken yine gerideyiz. Bizim iki senedir en önemli kozumuz takımın fizik olarak iyi durumda olmasıydı. Scott Piri bu konuda takıma çok fazla şey kattı.Bu sene başı yine aynı kamp programı çerçevesinde , aynı teknik kadro ile sezona hazırlanıldı.Buraya kadar herşey doğru gözükse de sezon açılınca bu acı gerçek ile karşılaşmak pek güzel olmadı. Galatasaray rakip ayırt ediyor desek "Real Madrid'i küçümsüyor da mı koşmuyor ? " demek lazım.Ligin 7. haftasında puan olarak geriye düşmüşsün , en yakın rakibin derbi oynayacak , buna rağmen sahada gezineceksin ! Bu kadar kolay değil !Rakibin kim olduğuna bakmıyoruz artık.Sahada canını dişine takıp , terini son damlasına kadar akıtacak futbolculara ihtiyacımız var.Sahada basmadık yer bırakmayan Johan Elmander bu takımdan kiralık gönderildi.Neden ? Yetenek olarak bu kadrodan çok mu düşüktü ? Fatih Terim'in meşhur bir vecizesi vardır "savunma ileriden başlar" diye.Hakan Şükür'ü savunmanın başlangıç noktası belirlemişti. Efsane kadro o şekilde oluşmuştu. Galatasaray 'da tepeden tırnağa kimse koşmuyor. Beşiktaş'ın yıldızı Manuel Fernandes , Galatasaray'da en çok koşan oyuncudan fazla koşuyor ise burada oturup düşünmemiz gerekiyor.Bu konuda takımın yeni kondisyoneri Ivan Carminati'ye büyük iş düşüyor.Eğer bu sorunu halledemezsek sezonun geri kalan 27 haftasında kabus dolu günler görebiliriz.Taraftar yaşanılan herşeyi sineye çeker ama sahada koşmayan , mücadele etmeyen adamı da gerektiği şekilde "tefe" koymasını da iyi bilir.Herkes üzerinde taşıdığı parçalı formanın hakkını vermek zorunda.

Akhisar-Galatasaray maçı , Galatasaray koşu mesafeleri



Roberto Mancini maç sonrası "takıma 1 aylık bir süre" verilmesini istedi.Daha attığı imza kurumamışken Juventus ve Akhisar deplasmanıyla karşılaştı.Öyle veya böyle bu iki maçı atlattı.Şimdi takımın eksiklerini az çok görmüştür.En başta fiziksel eksikliğin giderilmesi gerektiğini yukarıda belirttik.Bir diğer hususta Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının olmayışı. Roberto Mancini takımın başında çıktığı tüm antrenmanlarda pozisyon bilgisi ve alan savunması üzerinde durarak savunmada ki sıkıntıları çözmeye çalışıyor.Şampiyonlar Ligi için bu elzem bir durum iken Süper Lig'de Galatasaray'ın savunmayla maç kazanamayacağını da öğrenmesi gerekiyor.Akhisar maçında alan savunması için bütün takım topun arkasına geçti.Pozisyon yerleşimi gayet güzel ancak duran toptan golü yedikten sonra herhangi bir reaksiyon gösteremedik. Galatasaray'ın tek hücum varyasyonu "Drogba'ya şişirilen toplar"dan öteye geçemedi.Bu uzun bir süredir bu şekilde gidiyor.Takımda ki tüm oyuncular kafayı kaldırıp direk "Drogba'ya göndereyim" derdinde.Bir  dönem "Burak Yılmaz'a atılan uzun toplar" gibi şimdi de "Drogba'ya şişirilen toplar" olarak yeni bir sorunumuz var. Galatasaray'ın gerektiği şekilde hücum yerleşimi ve atak organizasyonlarında çeşitliliğe şiddetle ihtiyacı var. Roberto Mancini  milli maçlardan dolayı verilecek arada , takıma ivme kazandıracağı çalışmalara vakit kaybetmeden başlamalı.İstediği 1 aylık süre kendisine tanınacak olsa da puan kayıplarının artık önüne geçilmeli ve istenilen Galatasaray , taraftarlara sunulmalıdır.

Wesley Sneijder - Burak Yılmaz ve Değişen Formasyon 

Sezon öncesi kampının yıldızı meşhur "çilek" Wesley Sneijder yine yokları oynadı.Bu sezon Gaziantep maçı haricinde sahada istenileni bir türlü veremeyen yıldız oyuncu artık üzerinde taşıdığı formanın hakkını vermeye başlasa iyi olacak. Galatasaray'ın 2011-2012 senesinde oynadığı klasik 4-4-2 sistemi "Sneijder sevdasına"  çöpe atılırken , kendisine yer açabilmek için Fatih Terim döneminde 4-3-1-2 , Mancini döneminde 4-2-3-1 (zaman zaman 4-4-1-1) formasyonlarına dönüş yaptık.Takımın evrildiği bu dönemler içerisinde hala klasik   4-4-2 düzenini aradığımız çok bariz.Merkez orta saha orjinli 4 oyuncu ile neler yapılabileceğini Fatih Terim çok güzel izletmişti.Eğer Sneijder'den istenilen katkı alınamazsa fazla ısrar etmenin bir mantığı kalmıyor. Takımın fizik durumu yukarı çıktıktan sonra formasyonda değişiklikler olabilir. Devre arasında da gerekli "neşter operasyonu" yakın gözüküyor.

Burak Yılmaz bu maçta gerekli performansı gösteremese de , 4-2-3-1 'in sol kanadında kendisinden ne umduğumuzu veya ne beklediğimizi çok merak ediyorum.Burak Yılmaz'ın adam eksiltme yeteneği yok , çizgiye inip orta açma olayı zaten yok , defansa gelip rakip takımın bekini takip etmek gibi bir vasfı hiçbir zaman olmadı.İleride baskıya zaman zaman destek verir hepsi bu kadar.Bunu kenarda ki Taffarel 'de , Tugay Kerimoğlu 'da çok iyi biliyor.Peki Burak Yılmaz sol kanatta ne arıyor ? Takımda "Sneijder 'e yer arama" derdine bir de "Burak Yılmaz'a yer arama" derdi eklenmiş durumda. 20. dakika sonrası 4-4-2 'ye dönen Galatasaray formasyonu içerisinde Burak Yılmaz'ın durumu tamamen içler acısıydı.Rakip kaleye en yakın futbolcu olup , ofsayta düşmek için kendisini heba etti durdu.Ofsayta düşmesinden ziyade oyunun içinde olmaması ve "ileride top bekleyen santrafor yalnızlığı " gerçekten çok üzücüydü.Takım kendisine topu taşıyamazken kendisi de geriye bir adım atıp , takıma yardım etmeyi hiç düşündü mü ? Goller kaçar önemli değil.Ancak sahada gezinmek ne demektir ? Herşeye rağmen Burak Yılmaz takımın en önemli gol ayağıdır.Galatasaray'a katacağı çok şey , atacağı daha çok gol vardır.Bugünleri en yakın zamanda atlatacaktır.

Galatasaray kendisine bir çıkış yolu bulacaktır.Sahada birbiri için mücadele eden 11 aslan yürekli futbolcuya ihtiyacımız var.Onun için en başta gerekli "amatör ruha" ihtiyacımız var.Son söz " Umut Bulut 'a yazık edecekler matmazel !"


2 Ekim 2013 Çarşamba

Juventus - Galatasaray Maç Yazısı | Tükenmez Umut'um,Varsa Sarı Kırmızı Formasında

Real Madrid maçında yaşanılan hezimet sonrası , gördüğümüz rüyanın bittiğini yazmıştık.Rüya kabusa döndükten sonra , gerçek Galatasaray efsanesi Fatih Terim'i kaybettik.İmparator'un yerine bir dünya markası Roberto Mancini takımın başına getirildi.2 haftada yaşadığımız kaosun şaşkınlığını üzerimizden atmaya çalışırken, Torino deplasmanı geldi.


Mancini yönetiminde ilk maçımıza Juventus karşısında çıktık.Fatih Terim döneminde alıştığımız 4-3-1-2 'nin yerine 4-4-1-1  formasyonu ile oyuna başladık.Mancini'nin, beklendiği üzere daha defansif bir oyun planı çıkardığını söyleyebiliriz.Fatih Terim döneminde yaptığımız önde baskı yerine; Juventus hücumlarında, yarı alanımızda oyunu daraltmaya çalışan, bloklar arası mesafeyi minimuma indirip, kazandığı toplarla  Bruma ve Drogba'yı topla buluşturmaya çalışan bir Galatasaray vardı.Drogba'nın golüne kadar orta sahada ayağa iyi pas yaptık.Gerektiğinde oyunu iyi soğutup ileriye daha dengeli çıkışlarla gol aradık.Chedjou 'nun 36. dakikada uzun pasında, Drogba savunmanın hatasından faydalanarak Galatasaray'ı Torino'da öne geçiren golü attı.

Drogba 'dan "Metin Oktay" selamı 


Juventus, Pirlo'nun önderliğinde oyuna hükmeden bir takım.Oyunun yönünü hızlı bir şekilde değiştirip, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner'i topla buluşturduktan sonra Vucinic ve Tevez'e etkili ortalarla gol aradılar.Orta sahada Vidal ve Pogba, oyunun her iki yönünü de iyi oynayan orta saha oyuncuları.Kabul etmek gerekir ki Galatasaray'ın bu savunma hattı ile ilk yarıda çok net pozisyon vermeden , sadece alan daraltarak oyunu dengede götürmesi çok önemliydi.1-0 'dan sonra artan Juventus baskısına Chedjou ve Semih'in sakatlanmasıyla oyuna dahil olan Gökhan Zan ile karşı koyduk.Pirlo'nun, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner 'i topla buluşturmak için attığı 30 metrelik paslara fazla boşluk vermeden iyi karşı koyduk. Ters toplara, kanatlardan Riera ve Bruma ile zamanında yardım getirmemiz ve Melo-Selçuk ile kademeyi oluşturmamız çok önemliydi. Roberto Mancini , Juventus' un etkili yönlerini takıma iyi anlatmış.İlk yarıda oyuncular savunma anlamında güzel sinyaller verdi.

Galatasaray, ikinci yarının başlama düdüğüyle beraber tamamen kendi yarı sahasında oyunu kabul etti.11 kişi topun arkasına geçerek , Juventus'a boş alan bırakmamak ilk öncelikti.Galatasaray, Sneijder'den bu maçtada gerekli verimi alamazken,Pirlo ikinci yarıda da oyuna hükmetmeye devam etti.Galatasaray adına bekleneni veremeyen iki isimden Riera ve Sneijder'in yerlerine Amrabat(60.dk) ve Umut Bulut(73.dk) dahil oldu.Roberto Mancini, kontra ataklar yakalanabileceği düşüncesiyle Amrabat'ı oyuna alsa da istenilen olmazken;Umut Bulut hamlesi ile Pirlo'nun rahat pas yapmasının önüne kısmende olsa geçildi.Umut Bulut'un pres gücü ile Pirlo etkinliğine önlem alınırken,tamamen uzun topa dönen Galatasaray'a hava hakimiyeti kazandırma stratejisi yerinde bir karar oldu.

77.dakikanın içerisinde Amrabat'ın yaptığı müdahale sonrası hakem Viktor Kassai , penaltı noktasını gösterdi.Maç boyu ikili mücadelelerde ki sertliğe prim tanıyan ve bütün takdir haklarını Juventus lehine kullanan Kassai, Amrabat'ın müdahelesine penaltı yorumunda bulundu.Vidal'in kullandığı penaltı ile skora 1-1 'lik eşitlik gelirken , Juventus baskısı daha da arttı.Galatasaray savunması Juventus ataklarına direnmeye çalışırken 87. dakikada Pirlo'nun ortasında Quagliarella skoru 2-1 'e getirdi.Maç artık bitti derken,yine Drogba'ya gönderilen uzun topun Umut Bulut'a inmesiyle skor 2-2 'ye geldi.Böylelikle çok büyük sıkıntılar ile çıktığımız Juventus müsabakasından 1 puanı hanemize yazdırarak İstanbul'a döndük.

"Tükenmez Umut'um , varsa sarı kırmızı formasında"


Torino'dan kazanılan 1 puana birçoğumuz üzülsek de Kassai gibi bir faciaya rağmen kaybetmediğimize sevinmeliyiz. Ofansif olarak çok iyi şeyler yapamasak da takım savunması adına olumlu sinyaller verdik. Muslera her zamanki gibi muhteşemdi. Chedjou bugüne kadar en iyi performansını sergiledi.Ayrıca Ebuoe'nin yerden kalkmayan tavırlarına isyan etmesi maçın en önemli karesiydi.Yerden kalkmayan futbolcu profilinden ne zaman kurtulacağını çok merak ediyoruz.Futbolun bir erkek oyunu olduğunu ve her pozisyonda yere serilerek takıma kaybettirdiği puanları hatırlamasını kendisine öneriyorum.Semih Kaya'nın sakatlığı sonrası oyuna dahil olan Gökhan Zan, yine gerçek bir profesyonellik örneğiyle, kendisini nasıl hazır tuttuğunu tüm Galatasaraylılara gösterdi. Bruma ofansif olarak bekleneni veremese de takım savunmasına katkısıyla takdiri haketti.

Galatasaray adına maçın en önemli oyuncusu tartışmasız Drogba olurken, 1 gol ve 1 asist ile #ÇareDrogba lakabının hakkını verdi. Galatasaray'a kattıklarıyla gerçekten büyük bir teşekkürü hakediyor. Yazının başlığında vurguladığımız "tükenmez Umut'um varsa sarı kırmızı formasında" bestesinde ki umudumuz olan Umut Bulut'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Kendisine ne zaman ihtiyaç duysak yedekten gelip görevini layıkıyla yapıyor. Galatasaray'ın bugün kazandığı 1 puanı getiren golü attı.Oyuna girdikten sonra Pirlo'ya yaptığı baskıyla etkinliğini azalttı. Sorunsuz ve gerçek bir profesyonel olarak davranan Umut Bulut, bu gecenin kazananı oldu.

Önümüzde ki Kopenhag maçlarından çıkarabileceğimiz 6 puan , Şampiyonlar Ligi'nde yolumuza devam edebilmek için çok önemli. Torino deplasmanından alınan 1 puanın anlam kazanabilmesi için Kopenhag'ı iki maçta da kayıpsız geçmeliyiz. Juventus ile Arena'da son maçı oynayacağımızı da unutmayalım.Skor 2-1 olunca sevinmeye kalkan densizlere "Galatasaray, bitti demeden bitmez ! "

17 Eylül 2013 Salı

Galatasaray - R.Madrid Maç Yazısı | Haydi Dostum Rüya Bitti,Kalk Artık

Kalk hadi uyan.Ne var ? İlk kez mi yeniliyorsun ? Hani diğerleri Edirne'den öteye geçemezken sen getirmedin mi Uefa'yı Süper Kupa'yı.Bu ülke seninle görmedi mi Şampiyon Kulüpler Yarı Finali'ni.Ne çabuk unuttun Neuchatel XamaxMonaco'yu ? Hani Prekazi 35 metreden yapıştırdığında bu ülkede nasıl bir ateş yandığını ne çabuk unuttun ? Hezimet mi görmedin ? Dur ben sana hatırlatıyım 20 Ekim 1999 , Zola'lı , Flo'lu Chealsea , Ali Sami Yen'de hayatımızı zindan etmemiş miydi ? Kalemize gelen her top gol olurken ciğerimiz parçalanmadı mı ? Stat ışıkları söndüğünde oturup kalmadık mı ? Çökmedik mi olduğumuz yere ? Babalarımız 14 sene şampiyonluk göremezken sen şimdi hangi yüzle suratını asacaksın ? Dile kolay 14 sene ! Onlarda Galatasaray'a mı küstüler ? Maçı erken mi terkettiler ? Takımın kaptan Fatih Terim'e yüz mü çevirdiler ? Sevmediler mi parçalıyı ? Hiç aşkla tutulmadılar mı ? Sadece başarı mıydı onları Galatasaraylı yapan ? Metin Oktay'dan hiç mi örnek almadılar ? Karakterin , adamlığın , efendiliğin , sportmenliğin  ne demek olduğunu sadece kitaplarda mı okudular ? Metin Oktay rehber olmadı mı onlara ? Peki ya Jupp Derwall ? Galatasaray'ı "Avrupa Fatihi" olmasında ki temelleri atarken her maçı kazandı mı ? Hiç mi mağlup olmadı ?



Haydi dostum kalk hadi , uyan ! Gömme o kafanı kuma . Hani kötü gün taraftarıydın ? "Ölüm varmış , korku varmış , bu dünyanın sonu varmış , bizim için yoktur tasa , kalbimde sen yaşadıkça. Başarılar gelir geçer , asaletin bize yeter" diye boşuna mı statta bir taraflarını yırtıyordun ? Sadece başarı peşinde mi koşuyorsun yoksa ? Aşk'ın anlamını kavrayamamışsın o zaman . İnsan mutluluktan,sevgiden haz alırken üzüntüden ve acıdan da haz alır.Kavga da edersin sevdiğinle , yarinle , karınla , kocanla ... Komedi diye bir tiyatro türü varken trajedi (tragedya) diye de bir tür yok mu ? Ne var yani ilk kez mi fark yiyoruz.Çekindiğin arkadaşların mı ? Dalga mı geçerler diye korkuyorsun ? Neden onlar hiç fark yemedi mi ? Onların her biri Şampiyonlar Ligi'nde Final mi gördü ? Real Madrid'i her sene yeniyorlar da , bizim mi haberimiz yok ? Haydi dostum bırak bunları.Aşkın her anından tat almayı bil , kalk ayağa ve şimdi daha sıkı sarıl Galatasaray'a.Daha fazla bağır "İmparator Fatih Terim" diye.Burak Yılmaz'ın gollerine daha fazla sevin ama ne olursun futbolcunu en basit hatada ıslıklama.Kendi öz evladın Emre Çolak'ı bu kadar ucuz kaybetme,Amrabat ayağına her top aldığında homurdanma.Kadroda ki oyunculara , kötü oynadıklarında üvey evlat muamelesi yapma.2 senede almadığın kupa kalmadı bu kadroyla.Farkında değil misin ? En yakın rakibinle girdiğin her yarışı kazandın.Oynadığın bütün finallerden galip ayrıldın.Bu kadro vardı o zamanda.Ronaldo , Bale , Messi yoktu.Yine Sabri'nin ellerinde kalkacak o kupalar.Yine Emre Çolak dönecek etrafında 180 derece.Yine Burak Yılmaz kaçıracak golleri.Yine Amrabat topu sağa çekip ortalar yapacak.Seni sen yapan değerleri kaybettikten sonra hiçbir başarının anlamı kalmayacak ama...Haydi toparlan artık.Kalk elini yüzünü yıka.Yarın iş var.Arkadaşların seninle dalga geçerken onlara sadece gülümse.Dik dur ve sakın eğilme.

Rüya bitti dostum , herşey gerçek hayatta ve herşey bizim için.Şimdi mücadele zamanı !

29 Ağustos 2013 Perşembe

Analiz | Şampiyonlar Ligi Grup Maçları Öncesi

2013-2014 sezonu Şampiyonlar Ligi kuraları çekildi.Fatih Terim'in öğrencileri , Real Madrid,Juventus ve Kopenhag ile beraber B grubunda yer aldı.Kuruluş felsefesi "Türk olmayan takımları yenmek" olan 108 yıllık bir çınarın asıl hedefi yine bu felsefenin ışığında , göğsünde ki Türk bayrağını en iyi şekilde temsil etmek olacaktır.

REAL MADRİD "YARIM KALAN HESAP"






Bu sene ki grubun geçen seneye göre daha zor olduğu bir gerçek.Bu konuda birçoğumuzun ortak bir yanılgısı var.1.torbadan gelen Real Madrid'in süprizlere müsaade etmeden Juventus ve Kopenhag'ı içeride ve dışarıda yenmesi bizim lehimize olur.Bu çizgide R.Madrid'in 4 maçtan 12 puan alması Galatasaray'ın işini kolaylaştıracak bir etken olacaktır.1.torbadan "combo" bir takım olan R.Madrid eğer bizim haricimizde ki takımlara puan kaybederse grupta işleri karıştırıp , Galatasaray'ın bir üst tura çıkma şansını zora sokar.Bu sebeple 1. torbadan R.Madrid'in gelmesi bizim adımıza sevindirici.Geçen sene Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali ilk maçında karşılaştığımız R.Madrid'e ,hakemin de etkisiyle, çok fazla varlık gösteremeden yenilmiştik.Ancak rövanşta oynanan futbol ve 3-2'lik skor,Galatasaray'ın ne kadar büyük bir takım olduğunu Mourinho ve öğrencilerine göstermişti.Maç 3-1 olduktan sonra , ilk maçta verilmeyen penaltıya hepimiz hayıflanmış ve deplasmanda atabileceğimiz bir golün bu turu bize getirecek olmasını düşlemiştik.Ortada yarım bir hesap kalmış durumda.Bu hesabın görüleceği tarih belli.17 Eylül 2013 Salı akşamı geçen seneden kalan hesabın görülmesi gerekiyor.Geçen sene Arena'da bu maçı canlı izleyen şanslı insanlardan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki ; Galatasaray , taraftarıyla bütünleşip oynamaya başladığı zaman karşıda olan rakibin pek önemi kalmıyor.10 dakikada atılan 3 gol bunun en güzel örneğiydi.Yine maçı izleyenler hatırlar , 3-1 olduktan sonra Mourinho'nun Albiol'u apar topar oyuna alıp defansı 5'lemesi korkunun insana neler yaptırabileceğini gösterdi.Bütün dünyanın gıpta ile izlediği Real Madrid , meşhur "Los Galacticos" , Galatasaray karşısında 3-0'ın rövanşında skoru korumak için tamamen kendi sahasına çekildi.Drogba'nın ofsayttan sayılmayan golünü hakem vermiş olsa maç 4-1 olacak ve uzatmalar ile beraber son 15 dakikaya girilecekti.

Geçen seneden çıkardığımız birçok ders var.Elimizde ki kadro artık daha tecrübeli ve ayakları yere sağlam basan bir takım.Hücum varyasyonları daha zengin,fizik olarak daha hazır(özellikle Drogba ve Sneijder),savunma kurgusunda hala aksaklıklar olsa da takım olarak birbiri için mücadele eden isimlerden kurulu.Bu sebeplerden Arena'da alınabilecek bir R.Madrid zaferi daha hiçkimse için şaşırtıcı olmamalı.İsterseniz bu kısmı istatistiklere bırakalım.Bugüne dek iki takım arasında oynanan 5 resmi mücadele var.Bu maçların 3'ünü Galatasaray , 2'sini Real Madrid kazandı."İstatistikler mini etek gibidir,çoğu şeyi gösterir ama önemli olan şeyi göstermez"(Geçen sezondan F.Terim vecizesi)

JUVENTUS (TORİNO'DAN TEKRAR DOĞAN GÜNEŞ)



B grubuna 2.torbadan gelen tanıdık bir takımda Juventus.İki senedir Conte yönetiminde İtalya Ligi şampiyonluğunu kazandılar.Bu sezonun başında oynanan İtalya Süper Kupası'nı Lazio'yu 4-0 yenerek müzelerine götürdüler.Yeni transferlerden Carlos Tevez,Llorente,Ogbonna gibi isimlerle kadrolarını güçlendirdiler.Sistem olarak bize ters gelebilecek 3-5-2 oynuyorlar.Bu sistem zaman zaman 3-4-3'e de dönebiliyor.Oyun olarak herşey "Başbakan Pirlo"nun üzerine kurulu.Bizde ki Selçuk İnan'ın görevi Juventus'ta Pirlo üstleniyor.Asamoah ve Lichtsteiner 'in kanatlarda devamlılık sağlaması , orta sahada Vidal ve Pogba gibi fizik olarak çok kuvvetli iki ismin olması işimizi zorlaştıracak başlıca etmenler.İleride yeni transferlerden Carlos Tevez,Llorente ve Vucinic gibi isimler Juventus'un skor yükünü çekiyor.

Juventus karşısında Galatasaray'ın üzerinde duracağı başlıca husus orta saha olacaktır.Felipe Melo ve Selçuk İnan'a bu maçlarda Sneijder'in ve Hamit Altıntop'un çok daha fazla yardım etmesi gerekebilir.Fizik olarak ezilmemek için takım olarak topun arkasına geçip Pirlo'yu durdurmayı başarmalıyız.Topu kazandığımızda 3'lü savunmanın zaaflarından faydalabilmek adına Burak Yılmaz'ın defans arkası koşularına çok daha fazla ihtiyacımız olacak.Grubun en kritik maçları bu iki takım arasında oynanacak mücadeleler.İlk maç 2 Ekim tarihinde Torino'da oynanacak.Bu tarihe kadar Galatasaray'ın muhtemel kanat oyuncusu transferini sonlandırıp hazır hale gelmesi çok önemli.Grubun son maçı yine Juventus ile Arena'da oynanacak.Bu açıdan bizim için bir avantaj söz konusu.Düğümün çözülmesi son maça kalırsa taraftarında etkisiyle Arena'dan zaferle ayrılmak imkansız değil.

FC COPENHAGEN(PARKEN'İN SAHİPLERİ)


Yukarıda bahsedilen tezlerin gerçekleşmesi için Kopenhag'ın iki maçta da mağlup edilmesi ve iki maçtan alınacak 6 puanla Kopenhag'ı grubun son sırasına itilmesi gerekiyor.Kopenhag'a karşı olası bir puan kaybı durumunda , gruptan çıkmak Galatasaray için imkansıza yakın bir hal alıyor.Bu sebepten Galatasaray tarihinde önemli bir yeri olan Parken Stadı'nda grubun 4.maçı olan Kopenhag-Galatasaray maçının kayıpsız geçilerek yola devam edilmesi gerekiyor.

Grup ne kadar zor olursa olsun , Avrupa'da Türkiye'nin yüz akı olan Galatasaray yine destansı maçlara imza atarak unutulmazlar arasına girecek,tekrardan yüzümüz güldürecektir.

Son olarak tüm fikstürü paylaşarak Galatasaray'a başarılar diliyorum.

17 Eylül 2013 Salı
Galatasaray - Real Madrid
Kopenhag - Juventus

2 Ekim 2013 Çarşamba
Juventus - Galatasaray
Real Madrid - Kopenhag

23 Ekim 2013 Çarşamba
Galatasaray - Kopenhag
Real Madrid - Juventus

5 Kasım 2013 Salı
Juventus - Real Madrid
Kopenhag - Galatasaray

27 Kasım 2013 Çarşamba
Real Madrid - Galatasaray
Juventus - Kopenhag

10 Aralık 2013 Salı
Galatasaray - Juventus
Kopenhag - Real Madrid