Wesley Sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wesley Sneijder etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | İçimiz Rahat Etti

Bütün haftayı medyanın gereksiz gazlamaları ve  Fenerbahçeli (ismi lazım değil) bir futbolcunun Arena'yı kuaför olarak görmesiyle geçirdik. Açıkçası maç öncesi en çok çekindiğim konu, tribünün erken yenilebilecek gol sonrası vereceği reaksiyondu. Uzun zamandır tek bir olay dahi çıkartmayan Galatasaray taraftarı, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonda; iç sahada ki Fenerbahçe mağlubiyetini kaldıramazdı. Ancak geçmiş yıllardan, tribün olarak ders çıkarttığımızı söyleyebilirim. Sahaya müdahale etmeden, 90 dakika oyunda olan bir Galatasaray taraftarı vardı. Islık, tezahürat, baskı, meşale, coşku vs. ne ararsanız vardı. Tribünün gerekli yerlerde müdahalesi ve hakemi baskı altına alması da çok önemliydi. Emre'nin ilk sarı kartında tribünün nasıl etkili olduğunu görebilirsiniz. Senelerdir, Galatasaray'ı kendi sahasında psikolojik savaşla yenen Fenerbahçe, bu sefer kendi silahıyla vuruldu. Galatasaray'da taraftarından futbolcusuna kadar herkes dersine çok iyi çalışmış. Çok kötü bir futbol izlediğimiz derbide, psikolojisi sağlam olan kazandı.

Maç öncesi gerek Nevizade, gerekse Ali Sami Yen Sokak bayram yeriydi. İstanbul'un güneşli bir güne uyanması, derbi atmosferini bütün İstanbul'a yaymıştı. 18:00 itibariyle Arena'da taraftar yerlerini almış, başta Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel olmak üzere, suyun karşı yakasında ikamet eden takımı (Khalkedon) beklemeye başlamıştı. Isınmaya çıkan malum şahıslara, muazzam bir baskı ortamı yaratıldı. 

Maçın ilk 10 dakikasında baskılı ve istekli bir Galatasaray izledik. O baskı sonucunu vermekte gecikmedi ve Sneijder tabelayı değiştiren isim oldu. İşin savunma kısmında ise (özellikle ilk yarıda) Sneijder ve Burak Yılmaz, Fenerbahçe'nin beklerini takip ederek savunmaya muazzam katkı verdiler. Her pozisyonda Caner ve Gökhan Gönül'ü ilk karşılayan isim oldular. Fenerbahçe'nin artık herkesçe ezberlenen 30-40 metrelik uzun ve ters topları, savunmada Hakan Balta ve Semih Kaya tarafından bertaraf edildi. Ersun Yanal'ın forvette Webo'yu tercih etmemesi, Fenerbahçe'nin aleyhine oldu. Özellikle kafa toplarında Emenike'nin etkisiz kaldığı bir maçta, Webo değişikliği çok daha önce olmalıydı. Ersun Yanal'ın sezon başından beri takımına ezberlettiği "iki beke ters top gönder, kenarlardan orta açsınlar; ileriye şişir ve orada prese başla !" mantalitesi, kompakt oynayan bir rakibe karşı sökmedi. "İlk yarıda ki derbiyi 2-0 nasıl kazandı?" diyenler olabilir. İlk 20 dakikayı tekrar izlerseniz (Chedjou'nun penaltısına kadar) , kendi evinde oynayan Fenerbahçe'nin pozisyon bulamayışına da iyi baksınlar ! Orta sahada top yapmak gibi bir derdi olmayan Fenerbahçe'nin, ileriye göndereceği uzun topların haricinde başka bir oyun planı olmaması da çok ilginç! Sadece kanat varyasyonlarıyla bir şeyler üretebilen bir takımın kilitlenmesi çok kolaydı. Öyle de oldu. Kenarlardan gelen Caner ve Gökhan Gönül'ü iyi durduran Galatasaray, haddinden fazla sert geçen derbiyi kazanmasını bildi. 

Burada Semih Kaya ve Hakan Balta'yı tebrik etmek gerekiyor. Maç boyu havadan gelen bütün topları indirip, doğru kullandılar. Özellikle Emenike'ye karşı bariz üstünlük kurdular. İkinci yarıda risk alıp, kaptırdıkları topları da es geçmemek lazım. Daha basit oynayıp daha az risk almaları gerekiyor. Gökhan Gönül'e karşı Alex Telles'in sürati ve doğru pozisyon alması da önemliydi. Hücumda etkili bindirmeleriyle, Galatasaray'ın devre arasında ne kadar doğru bir transfer yaptığını tekrar kanıtladı. Bu arada 90 dakika boyunca iyi ve formda bir Drogba'nın, takım için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu da hepimiz gördük. Rakip stoperlerle tek başına verdiği mücadele ve topu rakip sahada tutması, Galatasaray'ın ikinci yarıda nefes almasını sağladı. Bekir'e attığı jeneriklik çalımları da not etmek lazım... Maçın tek golünün sahibi Sneijder, büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Hollandalı, hücumda takımın en üretken ismiydi. Gerek isabetli pasları, gerekse sol kanattan yapılan set hücumlarını iyi yönlendirdi. 

Gol sonrası Sneijder'in sevinci


Gelelim gecenin iki ana başlığına. 

Birincisi çok tartışılan Felipe Melo olayı. Bugüne kadar Lugano'yu, Emre Belözoğlu'nu, Volkan Demirel'i bağrına basan Fenerbahçe camiası, mağlubiyeti geçiştirmenin yolunu Melo'nun dilinde aramaya başlamış. Kaybettikleri her derbi sonrası ya hakem suçlanır, ya Galatasaray'dan bir futbolcu... Artık bu muhabbetlere alıştığımız için gülüp geçiyoruz sadece. Her maç rakibe veya hakeme küfür eden, ırkçılık konusunda dünya markası olmuş Emre Belözoğlu suçsuz ilan edilirken; çift girdiği rakibi Felipe Melo suçlu oldu ! (Bu arada Emre'nin ikinci sarısı, direkt kırmızı olmalıydı. Tekrar izlerseniz daha net görürsünüz.Öyle bir müdahale sarıyla geçiştirilemez.) Ayrıca Emre'nin yaptığı çirkefliklerin cezasını, Melo'nun "get the fuck out" işaretinde bulabilirsiniz. 2 sezon önce Volkan'ın poposuyla tuttuğu topun cezasını kesen Felipe Melo, şimdide "süt oğlan" Emre'nin cezasını kesmiştir. Yürüyedur aslanım, çakallara yedirmeyiz seni !

Get the Fuck Out !


Gelelim kanayan yaramız Selçuk İnan'a... Öncelikle olaylar nasıl gelişti, açıklık getirelim. Galatasaray bir pozisyonda hızlı çıkmak isterken, top Selçuk İnan'a geldi. O sırada Drogba ve Burak Yılmaz sprint atmış ve savunmanın arkasına sarkıyordu. Selçuk İnan bu ikiliye pas atmayınca, tribünde öyle abartılacak bir yuhalama olmasa da, homurdanmalar başladı. Selçuk İnan duygusal bir yapıya sahip. Geçtiğimiz günlerde GS TV'ye verdiği bir röportajda, Galatasaray taraftarına (yuhalandığı için) kırgın olduğunu ifade etmişti. Önceden gelen bu kırgınlık, iyi oynadığı bir maçta gördüğü haksız tepkinin etkisiyle birleşti. Roberto Mancini'nin saha içerisine girerek verdiği "sahada kal !" mesajı da sonun başlangıcı oldu. Sakatlığını bahane ederek oyundan çıkmak istemesi ve formayı çıkartması da kendisine yakışmadı. Çıkarttığı formanın değerini, taşıdığı kaptanlık pazubandını daha önceden kimlerin taşıdığını da unutmaması gerekiyor.Yaşanan süreçte Selçuk İnan'dan daha dik bir duruş beklerdim. Ancak kendisine gösterilen tepkiler altında ezildiğini ve bu baskıyı kaldıramadığını görüyorum. Selçuk İnan'ın formasını çıkartıp Tugay'a vermesi ve kaptanlık pazubandını atması sebebiyle Galatasaray taraftarına bir özür borcu vardır. 

Birde ısrarla futbolcu yuhalamayı marifet zanneden taraftar boyutu vardır ki asıl problem burada yatmaktadır. 2 sene boyunca yaşanılan bütün başarılarda katkısı olan bir futbolcu, bu kadar kolay gözden çıkartılamaz ! Bu kadar kolay yem edilemez ! Belli bir yerden sonra Galatasaray'da futbolcu tutamaz hale geliriz. Arda  Turan'ın gidişinde sevgilisine edilen küfürleri de hatırlıyoruz. Bu tip şeyler sadece Galatasaray'a zarar vermekten öteye geçmiyor. Bu yüzden her futbolcuyu yuhalayan taraftarın da Galatasaray'a bir özür borcu vardır.

Gate 417'de açılan "Roma bir günde inşa edilmedi" pankartı.

8 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Akhisar Belediyespor Maç Yazısı | Arena'nın Efendisi

Tıpkı Bursaspor maçında olduğu gibi Arena'da yine 6 gol izledik. Alınan farklı galibiyetlerde iki rakibinde pozitif futbol oynamak isteyen, bu yüzden de geniş alanlar bırakan ekipler olması etkiliydi. Galatasaray'ın farklı galibiyetinde yine muhteşem bir iştah, kazanma arzusu ve yetenekli ayaklar vardı. Akhisar maçında formsuz Drogba'nın kendine gelmesi, Bursaspor maçının kahramanı Wesley Sniejder'in, Akhisar maçında da sahne alması ve sol bek Alex Telles'in "dosta güven,düşmana korku" vermesi gibi bir çok ayrıntı mevcuttu.

Sabahtan akşama kadar yağan yağmur, maç öncesi zemin konusunda tereddüte düşürse de, Arena her şeye hazırlıklıydı. Isıtıcılara değinmeden edemiyorum. Gerçekten medeniyet böyle bir şey. Dışarıda kopan fırtına stat içerisinde yerini meltem rüzgarlarına bırakmıştı. Tekrardan emeği geçen yöneticilerimize teşekkür ediyorum.

Akhisar maçında Selçuk İnan'ın yerine Ceyhun'u ilk 11'de izledik. Geçen hafta ön liberoda maça başlayan Yekta, bu hafta Selçuk İnan'ın pozisyonunda karşımıza çıktı. Ç.Rize maçında skor 1-0'a geldikten sonra Melo ön liberoya geçmiş, Yekta ise daha önde oynamaya başlamıştı. Yekta'nın önde oynaması Galatasaray'ın maçta ki üretkenliğini arttırmıştı. Süper Lig'in devre arasında Yekta'yı Trabzonspor'a göndermek isteyen zihniyet, ne kadar büyük bir hatadan döndüklerini umarım artık anlamıştır. Özellikle Chelsea ve  Akhisar maçında defans - orta saha bağlantısında, topu net bir şekilde (eveleyip gevelemeden) ileriye taşıdı. Kasımpaşa dönemlerini hatırlarsak, Yekta Kurtuluş'un ofansif orta saha oyuncusu olduğunu anımsarız. Top tekniği iyidir, basit ve sade oynar. Oyun görüşü ise Süper Lig ortalamasının üstündedir. Selçuk İnan takıma döndükten sonra ön liberoda yine kendisini izleyeceğimizi düşünüyorum. 




























"Elalem sol bek görsün !" diyerek Alex Telles'e geçelim. "Seni anan benim için doğurmuş" diye bir şarkı vardı. Senelerdir sol bek için kendimizi parçaladık. "Al sana sol bek !" diyerek Brezilya'dan kopan gelen bir ilaç! Muhteşem bir Alex Telles izledik dün akşam. Gerek defansta gerekse ofansta takıma büyük katkı sağladı. Özellikle önünde oynayan Sneijder ile yakaladıkları uyum harika. Atılan 2.golde Alex Telles'in ceza sahasına yaptığı koşu ve Sneider'in rakibin bacak arasından attığı pas bu uyumun en bariz göstergesi. Alex Telles'in hızı, temposu, tekniği ve ortaları çok can yakıyor. "Adam sol bek beyler !" İlk yarı Sneijder - Alex Telles uyumunu kullanmak yerine çoğu sefer oyunu sağ kanattan kurmaya çalıştık. Ebuoe'nin formsuzluğu ve önünde oynayan herhangi bir oyuncunun olmaması sağ kanat etkinliğini kısıtladı. İlk yarıda Akhisar'ın Ebuoe'nin kanadından etkili gelmesinde, Burak Yılmaz'ın geriye dönmemesi büyük etkendi. Ebuoe tek başına sağ kulvarı kapatabilecek seviyede değil. Akhisar maçını bir kenara bırakırsak ilerleyen haftalarda bu konu başımızı ağrıtabilir.

Roberto Mancini, son haftalarda sol stoperde Hakan Balta'ya şans tanıyor. Bu kararda sadece yabancı kontenjanı etkili değil. Hakan Balta'nın tekniğinin diğer stoperlere nazaran daha iyi olması ve Roberto Mancini'nin sol stoperde sol ayaklı bir futbolcu oynatmak istemesi Hakan Balta tercihine zemin hazırlıyor. Süper Lig'de iç saha maçlarında bu tercih kabul edilebilir. En azından bir yabancı hakkını diğer mevkiler için kullanabilirsin. Büyük maçlarda ise Semih - Chedjou ikilisi daha sağlam bir tandem olabilir.

"Maçın yıldızı kimdi ?" sorusuna verebileceğim cevap Wesley Sneijder olur. Oyundan çıkana kadar maça hükmetti. Bu sezon duran toplardan gol atamıyoruz diye çoğu kez sızlandık. 3 maçtır "altı pasa" attığı kornerlerle gol buluyoruz. Burada topa vuran oyuncuların etkinliği kadar korneri kullanan oyuncunun da etkisi büyük. Günümüz futbolunun en önemli silahı olan duran topları Galatasaray'a tekrar kazandıran Wesley Sneijder'e teşekkürler. Maç genelinde ise Wesley Sneijder'in doğru yerlerde topla buluşması üretkenliğini arttırdı. Bu noktada defanstan veya orta sahadan direk Sneijder'i arayan oyuncuların olması önemli. Doğru noktalarda topla buluşan Sneijder için takımı yönlendirmek çok daha kolay oldu. Attığı ters toplar veya Burak Yılmaz - Drogba ikilisine attığı derin toplar, Galatasaray'ın pozisyon üretebilmesi için hayati önem taşıyor. Burak Yılmaz için ayrı bir parantez açalım. Geçtiğimiz hafta yaşadığı olayın acısını bu hafta golle buluşarak çıkarttı. Arena'da kendisine hak ettiği değeri veren taraftarlara, maç sonrası teşekkür etmeyi de ihmal etmedi.















Uzun zamandır yokları oynayan Drogba kendisini hepimize tekrardan hatırlattı. Chelsea maçı öncesinde form tutması bizim için çok önemli. Akhisar maçında 2 gol ve 2 asistle yıldızlaştı. Oyunun her alanında takıma katkı sağlayan, adam eksilten, pozisyonlar bulan, arkadaşlarına asist yapan ve takımı oynatan Drogba'ya 40 yaşında da olsa ihtiyacımız var. Roberto Mancini'nin maç sonrası Drogba hakkında yaptığı yorum ise bir hayli ilginç."Eğer bu kadar çok gol atmaya devam ederse bir hafta da izin verebilirim. Bunların hepsi bir tarafa Drogba artık 36 yaşında, genç bir oyuncu değil. Dolayısıyla Çarşamba-Pazar maratonuna göre arada izin vermemiz gerekiyor."

Son olarak deplasmanda kazanmadığımız sürece iç sahada atılan 6 golün pek önemi yok. Karabük deplasmanından 3 puanla dönerek, şampiyonluk yolunda emin adımlarla yürümeye devam etmeliyiz. Ayrıca Fırat Aydınus'un Felipe Melo'ya ettiği küfürü de TFF'ye havale ediyorum. Haftaya puan farkını "yerle yeksan" etmiş bir şekilde görüşmek üzere...

Galatasaray'ın iç saha ve deplasman tablosu (Ntvspor)

2 Şubat 2014 Pazar

Galatasaray - Bursaspor Maç Yazısı | Kaldı 7 !

Süper Lig'in 19.haftasında Galatasaray,Arena'da konuk ettiği Bursaspor'u 6-0 gibi tarihi bir farkla geçerek, Fenerbahçe ile olan puan farkını 7'ye indirmeyi başardı. Gaziantep deplasmanında "ruhsuz futbol" sebebiyle eleştirilen Galatasaray, hafta boyunca dersine iyi çalışmış. Öncelikle Roberto Mancini'den başlayalım.Geçtiğimiz hafta sistemle çok fazla oynadığı için eleştirilen Roberto Mancini, Bursaspor maçında savunmada 4-1-4-1, hücumda 4-3-3 'ü tercih etti. 90 dakika boyunca bu sistemi disiplinli bir şekilde oynattı. Geçen hafta saha içinde yaşanılan kaos, Bursaspor maçında yaşanmazken; Galatasaray'ın maçı ilk yarım saatte koparması bunda etkiliydi.Galatasaray'ın iştahlı oyununda Mancini'nin emeği büyük.Geçen haftadan beri takıma gerekli uyarıları yapmış ve daha arzulu bir takım yaratmış.Çıkardığı kadro itibariyle daha fazla hücumu düşünen ve geçtiğimiz haftalara göre daha üretken bir yapı oluşturmuş.Bunda,yazının devamında da belirteceğim, iki bekin hücuma katkısı ve Felipe Melo'nun sağ iç pozisyonunda hücuma yönelik oynaması etkili oldu.Kadroya Alex Telles'in gireceği düşünüldüğünde, Roberto Mancini'nin daha alternatifli bir kadro ile yoluna devam edeceğini söylemeliyiz. 

Devre arası kampında takıma yapılan yüklemeler bu maçta etkisini göstermeye başladı. Kampta yapılan yüklemelerin etkisini gösterebilmesi için futbolcuların belli bir dinlenme periyodundan geçmesi gerekiyordu. Bu dönem içerisinde, kupa maçları ve Gaziantep maçı arada kaynamışa benziyor. Antalya ve Gaziantep beraberliği, Elazığ mağlubiyeti kondisyon yüklemelerinin ve ağır antrenmanların sonucunda ortaya çıkan yorgunluğa da bağlanabilir.


Hepiniz Metin Gibi Oynayın, Yenilmekten Sakın Korkmayın !
Galatasaray,son oynadığı Elazığspor ve Bursaspor maçlarında 9 gol atıp, kalesinde hiç gol görmedi. Bu noktada Roberto Mancini'nin 4'lü defans kurgusuyla iki maçta fark yarattığını görebiliyoruz.3-5-2 macerasına atılmanın gereği olmadığını bir çok kez anlattık. Bursaspor maçında Semih Kaya - Hakan Balta tandemi, gerek topu oyuna sokmada, gerek rakibi karşılamada iyi işler yaptı.Maç öncesi en çok çekindiğim Bursasporlu forvet Fernandao'ya bir pozisyon hariç göz açtırmadılar.Dikkatleri çeken bir hususta takımın ikili mücadelelerde rakiplerine sağladığı üstünlük.Galatasaray'ın fiziksel kalitesi artıyor.


Uzun zamandır bahsettiğimiz kanat problemi,Fatih Terim döneminden hatırlayacağımız, iki atak bekle sistemi 2-5-3'e çevirerek çözülmüşe benziyor. İlk olarak Ebuoe'den başlayalım. Bursaspor maçında oynadığı futbol, bütün izleyenleri 2011-2012 sezonuna geri götürmüştür.Özlenen "kara tren" iş başındaydı... Toplu veya topsuz müthiş bindirmeler yaptı. Oyun zekası ve pozisyon bilgisiyle, Galatasaray'ın oyunu genişletmesinde fark yarattı. Sol bek Sabri ise, Arena'da bir başka oynuyor. Arena'da gösterdiği performansı deplasman maçlarına taşıması en büyük temennim. Maç boyunca tempolu oyunu, savunmada ki kademeleri, hücumda ise çizgiye inerek ,kendisiyle dalga geçenlere inat, yaptığı ortalar etkiliydi.İki kanadın bu şekilde efektif çalışması orta saha ve forvet hattını rahatlatırken, Galatasaray'ın sahada fark yaratmasını kolaylaştırdı.İki bekini oyuna sokan Galatasaray, hücum opsiyonlarını fazlalaştırdı.Galatasaray bu yönünü geliştirdiğinde daha üretken bir takım halini alacaktır.

Sneijder'den geceye damga vuran "popo pası" !






















Bursaspor karşısında ön liberoda oynayan Ceyhun Gülselam,zaman zaman savunmanın arasına girerek stoper gibi oynadı. Kafa toplarında ki hakimiyeti, orta sahada bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Bursaspor orta sahasına kolay geçit vermedi. Orta sahaya getirdiği sertlik ve dinamizm, şüphesiz Mancini tarafından tercih edilmesinde ki en büyük sebep. Önünde oynayan Melo ve Selçuk gibi oyunu kurup yönlendiren isimler, Ceyhun için büyük şans. Kendisine "Mehmet Topal" rolü çizilmişe benziyor.Topu kazanıp en yakınında ki oyuncuya aktararak basit oynamak... Galatasaray'da görev adamlarına da ihtiyaç olduğu için Ceyhun Gülselam'ı kolay harcamamak gerekli...

Galatasaray formasıyla 100. maçına çıkan Felipe Melo, Galatasaray taraftarı için gerçek bir efsane olma yolunda koşarak ilerliyor. Tartışmasız Galatasaray'ın bu sezon en verimli ve en istikrarlı oyuncusu Felipe Melo. Roberto Mancini, Ceyhun'u ön liberoya monte ettikten sonra, Felipe Melo'nun daha fazla ofansif görev almasını istiyor.Ceyhun'un ön liberoya geçmesiyle,Felipe Melo'da sağ içte ofansif anlamda daha rahat oynadı. Rakibi daha önde karşılaması, takımın savunmaya dönmesi için zaman kazandırırken;yaptığı presle kaptığı topları doğru kullanması Galatasaray'ı ofansif anlamda da bir adım öne taşıdı. Felipe Melo'nun ilk golde Sneijder'e yaptığı asisti bunun en güzel örneği oldu. Güçlü fiziği, tekniği ve hırsıyla yine kendisini izleyenleri büyüledi. Bursaspor maçında takımın güzel futbolu, Selçuk İnan'ı da toparladı. Oyunun Galatasaray kontrolünde kalması, Selçuk İnan'ın "balans ayarı" modunda oynamasına bağlı.Zaman zaman attığı dikine paslar, Serdar Aziz'e ve Civelli'ye takılsa da maç boyunca iyi bir Selçuk İnan performansı izledik.

Gecenin kahramanı şüphesiz Wesley Sneijder oldu. Attığı 3 golle Arena'da ilk hat-trick yapan futbolcu olarak tarihe geçti. Oyunda kaldığı 57 dakika içerisinde, ileri 3'nün solunda, zaman zaman Drogba'nın boşalttığı alanlarda gezinerek oynadı. Wesley Sneijder'in gününde olması, skoru Galatasaray lehine çeviren en büyük faktör oldu. Öyle ki, ilk golde ceza sahasına yaptığı koşu,ikinci golde 30 metreden sol ayağıyla gönderdiği füze ve üçüncü golde ki fırsatçılığıyla sahada fark yarattı.Sergen Yalçın'ın kendisi hakkında söylediği "Sneijder'in bir maçta 3 gol atma ihtimali yok !" ifadesi de tarihte ki yerini aldı. Bursaspor maçından sonra Sniejder'den özür diler diye tahmin ediyorum...

Kanaltürk'te yayınlanan Top Bizde programından...
Galatasaraylı futbolcular, "Taçsız Kral" Metin Oktay'ın doğum gününde kendisine güzel bir hediye sundular.Atılan 6 golün sonrasında tribünler "Metin Oktay" sesleriyle inlerken, kendisinin giydiği 10 numara Wesley Sneijder'in sırtında terledi. Sneijder'de bu formaya layık olmak için 3 golle gecenin kahramanı oldu.Taçsız Kral'ın doğum gününde kendisini özlemle anarken, sezonun geriye kalan haftalarında aynı iştahı ve kazanma arzusunu sıklıkla izleyebilmeyi ümit ediyorum.

22 Aralık 2013 Pazar

Galatasaray - Trabzonspor Maç Yazısı | Kaldı 8 !

Galatasaray, Süper Lig'in 16.haftasında konuk ettiği Trabzonspor'u 2-1 ile geçmeyi başardı. Gençlerbirliği maçı sonrasında her maçımızın final olduğunu belirtmiştik.Maçın ehemmiyetinin yanında Fenerbahçe'nin K.Karabük'e yenilmesi ile puan farkını 8'e indirme şansı da doğmuştu.

TT Arena'nın yollarına koyulduğumuzda bir derbiden daha fazlası olacağı herkesin malumuydu.TT Arena demişken stat çatısına monte edilen ısıtıcılara doğalgaz bağlantısı hafta içerisinde tamamlanmıştı.İlk kez Trabzonspor maçında çalıştırıldı. Ali Sami Yen'in eski açık tribününden yetişmiş birisi olarak söylemem gerekiyor ki; medeniyete "merhaba" dedik.Stadın içerisine girince insanın yüzüne bir sıcaklık vuruyor ki sormayın gitsin.Yönetime bu konuda teşekkür etmek gerekiyor.Bazı konularda geç de olsa güzel adımlar atılıyor.Bu da onlardan bir tanesiydi.

TT Arena'nın çatısında ki ısıtıcılar.


Balıkesirspor ile hafta ortası oynanan Türkiye Kupası maçında 4-2-3-1 formasyonunu izlemiştik.Bu maçta ise 4-4-2'nin baklava şeklinde olan versiyonu ile sahadaydık.3-5-2' nin çok fazla sürmeyeceği kadro yapısı itibariyle Gençlerbirliği maçında görülmüştü. Gençlerbirliği maçında 35.dakikada Hakan Balta'nın oyundan çıkmasıyla tekrar 4'lü savunmaya geçiş olmuştu.O günden bugüne Galatasaray'ı 4'lü savunma ile izliyoruz.

MANCİNİ'NİN ARTILARI VE İLK YARI SENDROMU !

Roberto Mancini'nin geldiği günden beri taktiksel arayışı devam ediyor.Halen net bir sistemden veya ezbere sayılabilecek ilk 11'den söz edemiyoruz.Ancak takımı tanıma sürecini atlattığını söyleyebiliriz.Artıları arasına takımın fiziksel dayanıklılığına ve maç içerisinde ki devamlılığa kattıklarını söylemeliyiz.Takımın yerlerde gezinen kondisyonuna Ivan Carminati ile beraber olumlu etkisini de bu artılara ekleyebiliriz.Yine oyun içinde ki müdahaleleri ilk başta görenleri şaşırtsa da, olumlu sonuçlar doğuruyor.Oyunu çok iyi okuduğunu da söylememiz gerekli. Kasımpaşa maçının ikinci yarısında Sabri'nin sol beke geçip,Emre Çolak'ın sağ açık pozisyonuna geçmesiyle ilk yarıda sahada olmayan Galatasaray, ikinci yarıda galibiyeti kaçıran taraf olmuştu. Yine Gençlerbirliği maçında Hakan Balta - Burak Yılmaz değişikliği, ikinci yarıda farklı bir Galatasaray'ı izlememizi sağlamıştı.Bu iki maçında ortak özelliği,Galatasaray'ın ilk yarıları çok kötü oynayıp,ikinci yarılarda kendi kimliğini bulmasıydı.Bu aşamada Galatasaray'ın senelerdir süre gelen ilk yarılarda oyunu kopartma mantalitesi farklılık gösteriyor.Roberto Mancini döneminde ilk yarılarda istenilen performansı tam olarak göremesek de ikinci yarılarda "Mancini ayarı" etkili oluyor.Galatasaray,ilk devre sorununu da çözerse 90 dakika işleyen makine düzenine geçiş yapacaktır.

İLK 30 DAKİKA

Trabzonspor maçının ilk yarısına yine çok kötü başladık.Savunmada Gökhan Zan tarafından yapılan pas ve hamle hataları, ileride Drogba'nın top tutamaması, Sneijder'in paslarının adrese ulaşmaması, Yekta'nın gereksiz top kayıpları vs. tüm bunların yarım saat içerisinde gerçekleşmesi tribünlerde ki homurdanmaları yükseltti. İlk yarının bitimine 10 dakika kala, gerçek kimliğimize döndük.Bunda pas hatalarını azaltıp, dönen topları Selçuk-Yekta ve Melo ile kazanmamız etkili oldu.Böylece oyunu Trabzonspor sahasına yıkmayı başardık.Trabzonspor'un başarılı kalecisi Onur Kıvrak, Sneijder ve Selçuk İnan'a geçit vermezken, ikinci yarının nasıl geçeceğinin habercisiydi...

Phill Thomas'ın Liverpool maçı sonrası Onur Kıvrak için yazdığı yazı !
Galatasaray - Trabzonspor maçının ikinci yarısı mücadele ve oyun anlamında taraflı tarafsız herkesi tatmin etmiştir. Özellikle kalecilerin performansı yıllarca hatırlanacak türdendi.Önce "can" diyerek, Muslera'dan başlayalım.59. dakikada Henrique'nin kafa vuruşunu çıkarttığında,  kafamda golü yediğim için ofsayt ümidiyle yan hakeme bakıyordum. Yanımda ki arkadaşım pozisyonu kurtardığını söyleyince olaya uyandım...Kesinlikle 59. dakika maçın kırılma anıydı ! Hem oyun hem de tribün olarak düşmeye başlamıştık.Ne yapsak Onur Kıvrak'ı geçemediğimiz için Henrique'nin vuruşunun Muslera tarafından kurtarılması Galatasaray'ı tekrardan şaha kaldırdı. Devamında ise Burak Yılmaz'ın ilk golü geldi. 1-0'dan sonra oyunu bir türlü kontrol atına alamayınca, Riera'nın hamle hatası ve Olcan Adın'ın golüyle skor 1-1 oldu.Skorun eşitlenmesi kafalara "acaba" sorusunu getirse de Burak Yılmaz tekrar sahne aldı ve skoru 2-1'e getirdi.

Taklitlerimizden sakının !
WESLEY SNEİJDER - ONUR KIVRAK ÇARPIŞMASI

Galatasaray için maçın yıldızı Wesley Sneijder'di. Oyunda kaldığı süre boyunca çok istekliydi.İkinci yarı da sol kanatta muhteşem işlere imza attı.Sol kanattan içeri girip sağ ayağıyla kaleye gönderdiği füzeler Onur Kıvrak'a takıldı.Kalede Onur Kıvrak olmasa 3 tane jeneriklik golü vardı. İkinci yarıda Wesley Sneijder'in şutunu Onur Kıvrak 90'dan çıkarttığında,Galatasaray taraftarı Onur'u da alkışlamaktan kendini alamadı. Gerçekten futbolun güzelliği burada saklı...

HER YER RÜŞVET,HER YER YOLSUZLUK

Bir haftadır Türkiye'de yaşanılan rüşvet skandalı, Galatasaray tribünlerinde de ses buldu. Seramoni esnasında ve 34.dakikada başlayan "her yer rüşvet,her yer yolsuzluk" sloganlarına "neyleyim kutumda ki milyon doları,sen şampiyon olmayınca" bestesi de eklendi.Tribünlerden yükselen bu tezahüratlara yuhalamalar ve ıslıklar eşlik etse de ; Galatasaray taraftarı yaşananlara tepkisini göstermiştir.

Maçta ki olumsuz iki noktaya da değinelim.İlki Gustavo Colman'ın, Albert Riera'ya attığı tokat ve gördüğü kırmızı kart, güzel geceye gölge düşürdü.İkinci not ise, rakip 10 kişi kaldıktan sonra Galatasaray'ın laubali oyunuydu.Trabzonspor maçının son dakikalarını daha ciddi oynayarak maçı tamamlamak gerekliydi.Galatasaray'ın bu saatten sonra ihmale ve puan kaybına tahammülü yok. Yinelemekte fayda var " bize her maç final ! " Herşeye rağmen, maç öncesi 11 olan puan farkını 8'e indirerek ilk yarının son haftasına moralli girdik.Her maçın final olduğunu unutmadan "kaldı 8" diyoruz.

Galatasaray - Trabzonspor istatistikleri 
İlla ki kazanır doğruluk,sizindir hakettiğiniz şampiyonluk !

5 Kasım 2013 Salı

Fc Kopenhag - Galatasaray Maç Yazısı | Seninle Mutsuzluğa da Varım !

2000'DEN 2013'E, PARKEN'DE GALATASARAY

17 Mayıs 2000 tarihi, hepimizin hayatında çok önemli bir yere sahip. Uefa Kupası'nı kaldırdığımız Parken Stadı, dün gece yine Galatasaray'ı ağırladı.Bu kez karşımızda Henry'li , Viera'lı , Petit'li ,Suker'li Arsenal değil Nicolai Jörgensen'li , Daniel Braaten'li , Olof Mellberg'li Fc Kopenhag vardı.Aradan geçen 13 senede gelinen noktaya baktığımızda çok da fazla yol katettiğimiz söylenemez.Zihinlerde Taffarel'in Henry'nin kafa vuruşunu çıkardığı pozisyon, Arif Erdem'in ilk yarının sonunda kaçırdığı gol,Hagi'nin gördüğü kırmızı kart ve Popescu'nun son penaltısı...Aradan 13 sene geçmiş ve hatıralar eşliğinde grubun 4.torbadan gelen takımına karşı mücadele ediyoruz.13 sene öncesinde Uefa Finali , 13 sene sonrasında gruptan çıkabilmek adına en kritik maçlardan bir tanesi...

2000 Uefa Finali, Arsenal Karşısında ki Galatasaray'ın ilk 11'i.

2013 Şampiyonlar Ligi B Grubu 4.Hafta , Kopenhag karşısında ki Galatasaray'ın  ilk 11'i.

SAVUNMA NEDİR ? NİYE YAPILIR ?

Savunma krizini yazmaktan, konuşmaktan,analiz etmekten yorulduk artık.En basite indirgeyerek anlatalım belki faydasını görürüz.Savunma, saldırıya veya hücuma karşı koyabilmektir.Futbolda ki savunma ise, bütün oyuncuların bir araya gelerek (blok halinde), rakip hücumuna alan bırakmadan, gole karşı kalesini koruyabilmesidir. Burada en önemli etken 11 kişiyle, yani takım halinde savunmayı yapabilmek. Galatasaray'ın geçen sezondan beri yaşadığı kronik savunma probleminin özeti bu aslında.Takım halinde savunmaya yardım edebilmek...Sadece bununla kalmıyor tabi ki. Bireysel bazda baktığınızda Bülent-Popescu ikilisinin halen yakalanamaması, bir Hakan Ünsal 'ın veya Ergün Penbe'nin takımda olmayışı, ileride presle rakibi bozacak Hakan Şükür'ün eksikliği, orta sahada basmadık yer bırakmayan Okan-Suat ve Ümit Davala'nın halen oluşturulamayışı...Son olarak bu sezon Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig'de oynanan toplam 14 maçta yenilen 20 gol herşeyi anlatıyor.

2 İLERİ 1 GERİ 

Her hafta düzelmesini ümit ettiğimiz oyun anlayışı yerinde saymaya devam ediyor.Sadece Kopenhag maçı için yazmıyorum.Yapılan bireysel hatalar, savunma zaafiyeti, kapanan takımlara karşı çözüm üretilemeyişi, takım halinde yardımlaşmanın olmayışı, yaratıcı oyuncu eksikliği, beklerden istenilen katkının alınamayışı, bireysel form düşüklüğü, girilen net pozisyonların kolayca harcanması vs. Galatasaray,Roberto Mancini ile çıktığı 7 resmi maçta 2 mağlubiyet,1 beraberlik,4 galibiyet elde etti.Fatih Terim 'in gönderilişine kadar toplanan puanlara ve oynanan maçlara göre iyi bir grafik sayılabilir. Mesele,toplanan puandan ziyade, ortaya koyulması beklenen güzel futbolun istikrarlı bir hal almaması. Oynanan 7 maç içerisinde umut veren tek maç ise Arena'da ki Kopenhag galibiyetiydi.3-1'lik maçta yapılan doğruları tekrardan göz önüne getirdiğimizde, yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu, en uçta oynayan Drogba'dan , gol orucunda ki Burak Yılmaz'a kadar herkesin ön alanda pres yaptığı ve en önemlisi takım savunmasına yardımın ilk kez bu kadar gözle görülür bir hal aldığı Galatasaray'ı izlemiştik.Kabul etmek gerekir ki, uzun zamandır böyle iştahlı bir Galatasaray izlememiştik. Bu eksende bakarsak rakip aynı,sadece saha farklı. Kadroda iki önemli oyuncu yok , kabul ! Hep söylediğimiz gibi koşmamanın veya pres yapmamanın, adam kovalamamanın, rakip beki takip etmemenin bahanesi olmaz,olamaz! Yenilen golde, kademeye girdiği için bölgesini boş bırakan Riera'nın yerinde Aydın Yılmaz'ın olması gerekirken, pozisyonun başladığı sırada asisti yapan oyuncuya yakınlığı 10 metreden fazla. Galatasaray'ın sol tarafı o dakikalarda koridor olmuş vaziyette. Pozisyon esnasında, savunma olarak ceza sahasına yerleşim doğru fakat herkesin önünden geçen topu izlemesi ve Ebuoe'nin klasik adam kaçırmalarından bir tanesi ile yaşanan pozisyon Kopenhag lehine skorun değişmesini sağladı. Hatırlatmakta fayda var, Beşiktaş maçını 2-1 kabul edersek, en son gol yemediğimiz maç 30 Ağustos 2013 tarihinde oynanan Eskişehirspor - Galatasaray maçı...

Parken Stadı'nda Galatasaray Tribünü
Galatasaray, Kopenhag maçının son 70 dakikasında tartışmasız bir üstünlük kurdu.İlk 20 dakikada verilen pozisyonların ve yenilen golün etkisini üzerinden atmayı başardı.İlk yarıda oyun üstünlüğünü ele aldıktan sonra sayısız fırsat yakaladı.İlk yarıda yakalanan pozisyonların rahatça harcanması mağlubiyeti kaçınılmaz kılarken, Burak Yılmaz'ın geçen yılı arattığı bir maçı daha yaşadık. Aydın Yılmaz, ilk yarıda hücum anlamında en etkili isimdi.İkinci yarıda baskı kurmasına rağmen pozisyon üretemeyen Galatasaray'da, adam eksilten oyuncu ihtiyacı yine ortaya çıktı. Bruma geldiği günden bu yana en etkisiz maçını oynadı. Muhtemelen kendisine iletilen "basit oyna" talimatı bunda etkiliydi. Galatasaray'ın dar alanda en etkili ismi olmasına rağmen yeteneklerini sergileyemedi.

PAZAR OLA HAYROLA !

1-0'lık Kopenhag mağlubiyeti,gruptan çıkma ümitlerini Arena'da oynanacak Juventus maçına erteledi.Şuanda ki futbola ve savunmada yapılan hatalara bakarsak, Juventus karşısında işimiz çok zor. Öncelikle Pazar günü oynanacak Fenerbahçe derbisi takımın lige tutunması açısından çok önemli. Kopenhag mağlubiyeti moralleri bozsa da, Pazar günü derbiden çıkartılacak galibiyet herşeyi düzene sokacaktır.Tekrarlamakta fayda görüyorum, bu futbol Juventus karşısında yetmeyeceği gibi Fenerbahçe karşısında da yetmeyecektir. Sneijder'in veya Muslera'nın olup olmamasının bir önemi yok.Yeter ki birbiri için mücadele eden 11 kişi sahaya çıksın. Fenerbahçe'nin tempolu futboluna karşılık verebilsin. Juventus maçında oynanan futbolu hatırlarsak ne demek istediğim daha net anlaşılabilir.Bireysel hataların minumuma indiği,yardımlaşmanın üst düzeyde olduğu,yediğinden fazla atacak Galatasaray'ı izlemek ümidiyle...



1 Kasım 2013 Cuma

Galatasaray - Torku Konyaspor Maç Yazısı | İçim Rahat Etmiyor !

Galatasaray, Süper Lig'in 10. haftasında Torku Konyaspor'u kötü futbola rağmen 2-1 mağlup etmeyi başardı.Goller Drogba ve Burak Yılmaz'dan gelirken Aydın Yılmaz'ın 2.golde ki asisti görülmeye değerdi.Geçen sezon, cuma günleri oynanan 9 maçın 6'sında puan kaybeden sarı kırmızılılar,bu sezonda cuma günü oynanan Eskişehirspor ve Antalyaspor maçlarında berabere kalmıştı.Galatasaray, "cuma sendromunu" kötü futbola rağmen 3 puanla atlatmayı başardı.

GEÇMİŞ OLSUN "UĞUR TÜTÜNEKER"

Maç analizine geçmeden önce Torku Konyaspor'un teknik direktörü Uğur Tütüneker'e bir parantez açalım.Defansını bu kadar önde kurup , bu kadar az pozisyon vermek ve bunu Galatasaray gibi son 2 senenin şampiyonu bir takıma karşı sahaya yansıtmak...Gerçekten hayran kalmamak elde değil.Bir Galatasaray efsanesine yakışanda budur! Önde pres gücü ve iştahlı futbolunun neticelerini bu maçta alamasa da ilerleyen haftalarda mutlaka alacaktır.Ak düşen saçlarına rağmen hala hızından birşey kaybetmemiş. Maçtan önce tribüne çağırıldığında bütün tribünleri tek tek "koşarak" dolaşması bunu tekrar gösterdi.Futbolun "futbol"olduğu dönemlerde, Galatasaray'ın sağ kanadında lokomotifti.Maç sonrası kalbinde ki rahatsızlıktan dolayı basın toplantısına katılamamış.Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum!

Uğur Tütüneker'in jübilesinden...
MAÇ SEÇMEYE DEVAM !

Galatasaray, Torku Konyaspor karşısında "mental" açıdan, maça hazır değildi.Konsantrasyonu düşük,mücadele gücünün ve futbol iştahını kaybetmiş,sahada gezinen oyunculardan kurulu Galatasaray futbol takımı, zorda olsa 3 puanı aldı.Büyük takım olmak, kötü oynadığın maçları da kazanmayı gerektirir.Bu sezon ilk kez bu kadar silik bir oyunla maç kazandık.İyi oynanan ancak kazanılamayan Antalyaspor ve Ç.Rizespor maçlarının mükafatı diyebiliriz.Futbolda bu tip dönemler olur ama Galatasaray futbolcusunun maç seçme lüksü olmamalı.Futbolcunun olmadığı kadar taraftarında olmamalı...Cuma maçları klasikleşen "bitse de gitsek" türünde oynanıyor.Ortaya konan futbolun tatmin etmeyişi tribünleri de "bitse de gitsek" havasına sokuyor.Arena'da yine böyle bir cuma akşamı yaşanıyordu ki Aydın - Burak Yılmaz iş birliği imdada yetişti.Cuma sendromunun altında yatan farklı bir sebep ise ; iş çıkışı maça yorgun gelen taraftarın Arena'da yarattığı uyku modu. Devre arasında alınan kafeinle ikinci yarı daha canlı hale geliyor.Bu maçla birlikte taraftarında kendisine gerekli dersleri çıkartması gerekli.

Ne Ayaksınız Oğlum ?






































Galatasaray'ın defans hattı, saatli bomba kıvamında ilerlerken,Muslera'da bu kervana kapıldı.Yediğimiz ilk golde yaptığı pas hatası pek alıştığımız türden değildi."Nazar" diyerek geçelim. Muslera'nın tükenmez kredisi bu tip hataları geçiştirmeye yeterlidir. Sabri Sarıoğlu hakkında söylenecek çok fazla söz var.Bence Galatasaray taraftarının sabır sınavı kendisidir.Bu maçta kendisini ne hücumda ne defansta görebildik.Bir de 2010-2011 sezonunda ezberlediği geri pas hastalığı, Galatasaray kalesine gol olarak dönüyordu. Bireysel form durumu kazanılan 3 maç sonrası bir artış göstermişti.Ancak bu maç itibariyle yeni isimlerin bu ekibe katılmayışı , takımın tekrardan "stop" düğmesine basmasına sebep oldu.

Galatasaray adına ortaya koyulan kötü futbolda,Torku Konyaspor'un önde yaptığı pres ve defansını orta sahaya yakın kurarak oyunu önde kabul etmesi de etkiliydi.Uğur Tütüneker'in Torku Konyaspor'a kattığı en önemli özellik bu olsa gerek.Geçen sezon Yılmaz Vural'lı Elazığspor bu oyunu oynamak istemiş 3-1 ile boyunları bükük bir halde evlerine dönmüştü.İlk 9 hafta itibariyle "defansı en önde kuran takım" Torku Konyaspor olurken bunu felsefe halinde sahaya yansıtmaları Türk Futbolu için önemli bir gelişme.10.haftada ki Galatasaray müsabakasında dahi bu felsefeden vazgeçmediler.Yaptıkları presle, Galatasaray'ın rahat çıkmasına müsaade etmezken,kalelerinde de az pozisyon gördüler.

İÇİM RAHAT ETMİYOR !

Roberto Mancini açısından sıkıntılı bir maç geride kaldı.Maç sonrası yaptığı açıklamalarda "konsantrasyon eksikliği" üzerinde durması ve bunun üzerine çalışacaklarını iletmesi, eksiklerin farkında olduğunu gösterdi. Oyun içerisinde ki Aydın Yılmaz hamlesi ve ilk devrede ki Sabri - Ebuoe yer değişikliği, oyuna müdahale anlamında olumluydu.Ayrıca tarihe not düşmekte fayda var.Arena'da maç öncesi ilk kez "Roberto Mancini" sesleri duyuldu.Bir diğer önemli not ise maç sonrası stadı terketmeyen Galatasaray taraftarını selamlamak için soyunma odasından sahaya gelenlerin başında Roberto Mancini'nin olması...Bu enstantene, taraftarın hoca ile bağ kurabilmesinin ne kadar önemli olduğunu tekrardan bizlere gösterdi.Maç sonrasında tribünlere gelen futbolculara,Süper Lig'in 11.haftasında ki Fenerbahçe maçı öncesinde son uyarılar yapıldı. "İçim rahat etmiyor!" 


5K'lı dönemin son ayağı olan Kopenhag maçı akabinde güzel bir galibiyet yazısıyla buluşmak üzere !


27 Ekim 2013 Pazar

Kayserispor - Galatasaray Maç Yazısı | Şimdi Galatasaray Zamanı !

ÖNCELİK "HÜCUM"

Daha önceki yazılarda Galatasaray'ın hücum opsiyonlarının kısıtlı oluşu, formsuz oyuncu sayısının fazlalığı, yabancı kontenjanı ve kanat aksiyonlarının oyunda ki etkisi üzerinde durmuştuk. Galatasaray hücum anlamında kendisini geliştirmeye başladı. Öyle ki Karabükspor' a 2 , Kopenhag' a 3, Kayserispor' a 4 gol atarak toplamda 9 gol ile maç başı 3 gol ortalamasını yakaladı. Hücum opsiyonlarının çalışmayla zenginleşmesi, Wesley Sneijder 'in form tutması ve "kilidi açan oyuncu" rolüyle, daha efektif bir futbol ortaya koyması bunda etkili oldu.Galatasaray hücum performansının, Akhisar maçı sonrasında bu şekilde yükselmesi dikkat çekici. 

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Wesley Sneijder, sarı kırmızılı formayla oynadığı son 3 maçta 4 gol atarak takımın kazanma alışkanlığını yeniden elde etmesinde başrolü aldı. Drogba frikik sorunsalını Kayserispor maçında yıkarak, 2013-2014 sezonunun Galatasaray adına ilk frikik golüne imzasını attı.Oyun içerisinde ki varlığı, takımı saha içerisinde yönlendirmesi, kafa toplarında ki hakimiyeti ve fiziksel üstünlüğü ile takımın önde oynayabilmesine verdiği katkı herzaman olduğu gibi yine müthişti. Galatasaray'ın bundan önce ki 2 sezonda da geç form tutan maestrosu Selçuk İnan , Kopenhag maçı ile kendini bulmuştu.Kayserispor maçında takımın "balans ayarı" olarak yine dümene geçti. Kayserispor maçında hem savunmada hem hücumda oldukça etkiliydi. Maçın özetini tekrardan izlerseniz Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının hepsinde etkisi açık bir şekilde görülecektir.Ceza sahasına yaptığı koşular, Roberto Mancini ile beraber daha fazla ön plana çıkardığı bir özellik olarak dikkat çekiyor. Bu özelliğini daha fazla skora yansıtırsa çok farklı bir Selçuk İnan izleyebiliriz. Savunma anlamında da takımını yalnız bırakmaması ve ortaya koyduğu mücadele ile Galatasaray'ın son iki maçını kazanmasında büyük pay sahibiydi.


"BURAK YILMAZ" VE "BEYBLADE EMRE"

Formu yükselen oyunculardan bir diğeri ise Burak Yılmaz'dı. Ligde 63 gün sonra golle buluşan Burak Yılmaz , takımı 3-2 öne geçiren golün sahibi oldu. Maça sol çizgide başlayarak Kopenhag maçının bir tekrarını izletti.İyi niyetine şüphe yok fakat Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması "futbola ihanet".Gel gör ki mevcut yabancı kontenjanı ve takım şablonu bunu zorunlu hale getiriyor.Duygusal futbolcu sınıfının en bariz örneği olması bakımından Kopenhag maçında taraftarın kendisine gösterdiği destekle morallenmesi ve Kayserispor maçında attığı gol parallellik gösteriyor. Fenerbahçe maçına kadar Konyaspor ve Kopenhag maçlarında gollerine devam edeceğinden eminim.Günün bir diğer kazananı ise "Beyblade" Emre Çolak oldu. İkinci yarıda,Wesley Sneijder'in yerine oyuna dahil olan Emre Çolak , Galatasaray orta sahasına hareketlilik getirdi. Burak Yılmaz'ın attığı golde asisti yapan oyuncu olurken, kendisine yapılan faul sonucu kazanılan frikiği Drogba gole çevirdi. Eksik olan fiziksel yönlerini geliştirmesi ve son pasları daha akıllı kullanması gerektiği halen eksi yönleri.Son dakikalarda kaçırdığı pozisyon ise maçta ki tek olumsuz yönüydü.Oyuncu ıslıklayarak veya yuhalayarak hiçbir oyuncuyu takıma kazandıramayacağımızı daha önce de belirtmiştik.Bugün onlardan birini daha gördük.Türk Telekom Arena'da ki Antalyaspor maçında, sahadan yuhalamalarla ayrılan Emre Çolak, Kayserispor maçında skoru Galatasaray'a getiren golün hazırlayıcısı oldu. Futbolcuya sahip çıkmak bütün taraftarların görevi.Futbolun hatalar oyunu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Her hatada "futbolcu asmak" gerçek taraftara yakışan bir hareket olmasa gerek...

ROBERTO MANCİNİ ETKİSİ VE "SAVUNMA" HATALARI

Kayserispor galibiyeti , Roberto Mancini ile üstüste kazanılan 3. galibiyet oldu.Geldiği günden bugüne kadar takımın kaos içerisinde ve mental olarak düşük bir halde olması ; kondisyon olarak takımın istenilen seviyede olmayışı ve Ünal Aysal-Fatih Terim savaşından fazla yara almadan başarıyla çıkması önemliydi. Özellikle hücum anlamında Kopenhag ve Kayserispor maçlarında ortaya konulan iştahlı futbol hanesine yazdırdığı önemli bir not. İlk 11'de bugüne kadar hiç oynamayan Drogba-Umut-Burak üçlüsü kendisi için bir kumardı. Kayserispor maçında bu kumardan başarıyla ayrılsa da takımın savunma anlamında kötü sinyaller verdiğini de söylememiz gerekiyor. Galatasaray'ın Kopenhag maçında yediği gol konsantrasyon kaybı olarak nitelendireceğimiz türdendi. Kayserispor maçında ise rakibe verilen pozisyon sayısının fazla oluşu,sağ bek Sabri ve sağ stoper Chedjou'nun o bölgeyi iyi kapatamaması, yapılan bireysel hatalar ve kademede yaşanılan sorunlar takımın savunma hanesindeki eksileri.Mutlaka bu hatalarda,defans hattının üst üste iki maç oynamamasının etkisi büyük. Kopenhag maçının yıldızlarından olan Ebuoe yabancı kontenjanına takılarak tribüne gönderildi.Sol bekte Dany'nin yerine, Arsenal'da bir sezon sol bek oynayan Ebuoe' nin de düşünülebileceğini hatırlatmakta fayda var.Gökhan Zan ve Hakan Balta sakatlıktan dolayı kadroda bulunmuyor.Sol bek alternatifi Riera ise Mancini tarafından düşünülmüyor.Bu sebepten Ebuoe'nin sol bekte denenmesi akıllıca bir hamle olabilir.


ŞİMDİ GALATASARAY ZAMANI !

Kayserispor maçı bir çok açıdan, sezonun "ilklerine" sahne oldu.Bunlardan bir tanesi Süper Lig'de, hükmen kazanılan Beşiktaş maçını saymazsak, ilk kez iki farklı kazanılan bir maç olması,İstanbul dışında kazanılan ilk deplasman galibiyeti olması ,Selçuk İnan'ın sezonun ilk asistine imza atması, Drogba 'nın Galatasaray kariyerinde ki ilk frikik golünü kaydetmesi, 2013-2014 sezonu içerisinde 4 golle kazanılan ilk karşılaşma olması gibi birçok "ilkler" yaşandı.Bu "ilklerin" yanında bence en önemli husus, kazanma alışkanlığının geri kazanılıyor olması. Şampiyonluk yolunda yakalanan seriler, sezonun galibini belirliyor.Bu serilerin yanında 2 senedir lige ambargo koyan, maçlara psikolojik olarak 1-0 önde başlayan Galatasaray, yaşanılan sıkıntılı süreçlerde "winner" özelliğini yitirmeye başlamıştı.Bunun önüne geçilmesi bakımından çok önemli bir 3 maçlık periyot çizildi. Karabükspor karşısında ortaya konan futbol pek tatmin etmese de kötü oynanan maçları da kazanabilmek büyük takımlar için zorunluluk.Devamında yakalanan ivme ile Kopenhag ve Kayserispor galibiyetleri takımın moralini de yukarıya taşıdı.Kara bulutların yavaş yavaş dağıldığı, tekrardan güneşin açtığı günler başlıyor.Rüyadan uyandık, gerçeklerle tanıştık! Şimdi yeni zaferler, yeni kupalar kazanma zamanı ! Şimdi Galatasaray zamanı !


23 Ekim 2013 Çarşamba

Galatasaray - Kopenhag Maç Yazısı | Daha Yeni Başlıyoruz !

"YÜKSELİYOR KAVGAMIZ OMUZLARDA" 

İlk teşekkür taraftara gelsin.Ali Sami Yen kapalısından bir demet izlediniz dün gece...Seyrantepe semalarında muhteşem bir taraftar vardı.İlk dakikadan son dakikaya kadar, takımla beraber hücuma kalkan ve takımla beraber savunmaya çekilen bir taraftar performansı izledik.Bunda Galatasaray'ın bu sezon ilk kez oynadığı kompakt ve iştahlı futbol etkiliydi.Öyle bir iştah ki, önde oynayan Drogba-Burak-Sneijder-Bruma ile rakip defansa ; Melo ve Selçuk ile Kopenhag orta sahasına sahayı dar eden bir iştah...Bu arada bu istekli oyunu en son Arena'da 3-1 kazanılan Fenerbahçe maçında izlemiştik.2011-2012 sezonu özleyenlerden birisi olarak,ortaya konan mücadeleden fazlasıyla keyif aldım.

Galatasaray - Kopenhag maçı Pegasus Tribünü

Mancini 'nin Galatasaray'a bir ivme kazandırdığı bu maçta çok net görüldü.Galatasaray bu sezon ilk defa bu kadar arzulu bir maç çıkardı. Galatasaray'ın önde baskı ve pres düşüncesinin yanında, bloklar arası yardımlaşmayı da beraberinde izledik. Bir bütün halinde oynayan Galatasaray,dosta güven düşmana korku verdi.Özellikle Ebuoe ve Bruma'lı sağ kanat, ilk yarıda Kopenhag sol kanadını otobana çevirdi. Roberto Mancini bir arada hücum edip bir arada savunma yapmayı Galatasaray'a öğretmiş görünüyor. Antrenmanlarda topun arkasına on bir kişiyle geçip, hücuma da yine tek blok olarak çıkmayı futbolculara aktarmaya çalışıyordu.Meyveleri ise yavaş yavaş topluyor. Kopenhag maçı gösterdi ki, bu oyunun üzerine koyulduğunda kolay kolay maç kaybetmeyen ve oynadığı futbolla keyif veren bir Galatasaray karşımızda olacak.

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Sezon başından beri en büyük sıkıntı, formsuz oyuncuların takımda sayıca fazla olmasıydı.Geçen hafta itibariyle form düzeyini yükselten Wesley Sneijder 'i kazanan Galatasaray , Kopenhag maçı sonrasında ise Ebuoe 'yi kazandı.Yerden kalkmayan oyununu , Juventus maçında Chedjou'dan yediği ayarla bir kenara bırakan Ebuoe,ilk senesinde ki istekli oyunundan kesitler sundu.Galatasaray - Karabükspor maç yazısında takımın hücum opsiyonları ve beklerden en az bir tanesinin hücum karakteri yüksek Ebuoe veya Riera şeklinde tercih edilmesi gerektiği üzerinde durmuştuk.Dün ki Kopenhag maçı tamda bu ölçüde Ebuoe 'nin gecesi oldu.Hücum anlamında kaptığı toplarla ileriye çıkışları ve zamanında girdiği kademelerle savunmaya katkı konusunda fazlasıyla etkiliydi.Maçı iki asist ile tamamlarken , takımın sağ kanattan etkili ataklar yapmasını sağladı.Oyunun orta sahada sıkıştığı anlarda, gerekli bindirmelerle oyunun genişlemesine yardımcı oldu.

"Güzel futbolcu tekmeye kafa sokandır." Böyle öğrendik Bülent Korkmaz'dan.3 numaralı forma , yine bir cengaverin sırtında yükseldi. Galatasaray'ın "bayrak adamı" olan Felipe Melo , oyunun her iki bölümünde korkusuz mücadelesine bir yenisini daha ekledi. Futbolun sadece futbol olmadığını, taktik tahtasında yazılanların o tahtada kaldığını tekrardan hatırlattı."Büyük zaferler, yürekli komutanlarla kazanılır" sözünün vücut bulmuş haliydi.Attığı golden ziyade sahada ki mücadelesi takdiri haketti.



Semih - Chedjou uyumu ise beraber oynadıkça daha iyiye gidiyor.Yediğimiz gol konsantrasyon kaybından olsa da gole kadar çok başarılı hamlelerde bulundular. Dany 'yi ilk kez sol bek pozisyonunda izledik. Felipe Melo'nun attığı golün asistini yapmasının yanında, ilk kez oynadığı sol bekte sırıtmadı.Takımın maestrosu Selçuk İnan sonunda gerçek oyununu bizlere izletti.Sene başından beri istenileni veremese de Kopenhag maçında dümene geçti.Formunu gün geçtikçe yükselten Wesley Sneijder , bu maçta da oyunun her alanında yıldız vasfına yakışır şekilde mücadele etti.

R1 TUŞU AÇIK KALMIŞ "BURAK YILMAZ"

Gecenin asıl yıldızı Burak Yılmaz 'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Bırakalım kaçırdığı golleri , gol kralı olduğu zamanda dahi sahanın her yerinde pres yapan Burak Yılmaz'ı hiç hatırlamıyorum.Sol açıkta oynadığı Kopenhag maçında, savunmaya bu kadar yardım edip yorulmadan pres yapan Burak Yılmaz 'a şahitlik ettik.45+4'de topa yaptığı baskı ve takımın onunla beraber prese devam etmesi maçın özetiydi.Burak Yılmaz yine gollerini atar ama pres ve mücadele azmini futboluna eklerse, Türk futboluna en büyük katkıyı sağlar.Daha önce de yazmıştık, sahada koşmayan ve mücadele etmeyen futbolcuya taraftar sabır göstermez.Goller bir şekilde atılır ama esas olan sahada ki ruhu kaybetmemektir.Galatasaray taraftarı kaçan gollere inat Burak Yılmaz'ı bağrına basmayı bildi.Futbolcu asmayı kendisine adet edinmiş olan seyirci kisvesine selam olsun !


19 Ekim 2013 Cumartesi

Galatasaray - Kardemir Karabükspor Maç Yazısı | "Şınaydarıynan"

Milli maç arası Galatasaray'a uzak ama bir o kadar yakın olmamızı sağladı.Geçirdiğimiz sıkıntılı süreçte ilginin farklı bir noktaya kayması takımın biraz daha sakinleşmesini getirdi.Basın, ilgiyi Milli Takım'a yoğunlaştırınca  Galatasaray'a nefes alabilecek bir zemin oluştu. Florya'da gerçekleştirilen günde "çift idman" pek alıştığımız bir tarz değil. Mancini adına , gördüğü eksikliğin üzerine gidiyor olması olumlu not.Ağzından eksik olmayan "çalışmak" ve "zaman" kelimeleri herşeyi özetliyor.Her ne kadar takımın büyük bölümü Milli Takım maçları sebebiyle bu idmanlardan yırtsa da ; fiziksel açıdan toparlanmak için atılan ilk adımlar olarak kaydedilebilir.

Galatasaray 'ın K.Karabükspor karşısında ilk onbiri.

STRATEJİK DEĞİŞİM

K.Karabükspor maçı öncesi beklentiler, Akhisar maçına oranla, daha saldırgan bir takım izleyeceğimiz yönündeydi.İlk 11'e baktığımızda Ceyhun'un "sağ iç" veya "sağ haf" pozisyonunda başlaması büyük süprizdi. Kadronun geneline baktığımızda ise defansif karakterde Semih,Chedjou,Hakan Balta,Ceyhun,Melo gibi isimlerle daha dengeli bir 11'le karşılaştık.Bu kadro yapısı ile önde baskı veya ofansif futbol hayalden öteye geçemiyor. Galatasaray'ın en büyük başarıları yakaladığı dönemlerde dahi, oyunu "dengede götürme" felsefesi hiçbir zaman Galatasaray'ın genleriyle uyuşmadı. Derwall, Mustafa Denizli, Feldkamp,Fatih Terim, Eric Gerets gibi hocalar hep "hücum" stratejisi üzerine takımlarını oluşturdular.Tek farklı karakter Lucescu oldu.2001-2002 dönemi Galatasaray kadro yapısını düşündüğümüzde ise elde ki malzemeden daha fazlasını beklemenin hayalcilik olacağını da söylemeden geçmeyelim. Galatasaray gibi büyük takımlardan en büyük beklenti, kendi liglerinde hücum anlamında fark yaratmalarıdır. Lucescu 'nun Galatasaray'ı , tam bir denge takımıyken ; istenilen ofansif oyun bir türlü oynanmadığı için camianın tepkilerine maruz kalan bir ekipti.Akıbetini ise hepimiz biliyoruz...

"Galatasaray'a Başkan olarak seçilen Özhan Canaydın , ilk iş olarak  Lucescu' nun yerine Fatih Terim'e imza attırdı."


























"HÜCUM SETLERİ VE KENAR OYUNCULARI "

Galatasaray taraftarı, beklentilerini "denge" takımına doğru yöneltmesi gerekiyor."İlk 20 dakika şok pres akabinde bulunan goller" , skor istenildiği gibi değilse 2.yarıda görülen "kaos futbolu" , "coşkulu oyun" gibi terimler artık Galatasaray'dan uzak ifadeler.Bunda başlıca etken kondisyon olabilir ama unutulmaması gereken bir hususta takımın hücum setlerinin olmayışı.Oyun ikinci bölgeye taşıdığında, takımın ne yapacağı tam bir muamma...Bu konuda hücum setlerinin olmazsa olmazı , iki kenar oyuncusudur.K.Karabükspor maçında Galatasaray'ın sağ tarafını gözünüzün önüne getirdiğinizde , Sabri-Ceyhun-Burak(zaman zaman Drogba) kombinasyonuyla neler üretebileceğini tüm Türkiye iyi bilirken , Mancini'nin yardımcısı Tugay Kerimoğlu'nun daha iyi biliyor olması lazım. Mancini'nin takımı tanımadığını K.Karabükspor maçında Ceyhun Gülselam'ı sağ iç(sağ haf) pozisyonunda oynatarak anladık."Yeni geldi , zaman lazım "sözlerine de eyvallah ! Peki Galatasaray 'ın efsanesi Tugay Kerimoğlu'nun bu konuda kendisini uyarması gerekmez miydi ? Sol tarafta ise ileriye çıkışlarıyla (!) tanınan Hakan Balta 'ya , sol iç pozisyonunda Selçuk İnan eşlik ediyor.Yine o bölgeye yakın oynayan Sneijder bu ekibi destekliyor. Galatasaray'ın işlevsel olabileceği tek yer olan sol kanatta Hakan Balta'nın muhteşem (!) hücum performansı ile üretkenliğin yerlerde gezdiğini söylememiz lazım.Sahaya dizilişde, orta sahada iki kenar adamı kullanılmadığı için kanat varyasyonları tamamen iki bekin omuzlarında. Galatasaray'ın kadrosunda bulunan iki bekte maalesef bu üretkenliği gösterebilecek düzeyde değil.Galatasaray , oyunu kanatlara doğru genişletemediği için , merkezde sıkışıp kalırken ; pozisyon üretebileceği alanı bulmak "samanlıkta iğne aramaya" eşdeğer.Attığımız ilk gole bakarsak, savunmanın göbeğini verkaçlarla delerek pozisyonu hazırladığımızı söyleyebiliriz.Bu kadro yapısında , Bruma veya Amrabat bir şekilde kendisine yer bulması gerekirken ; iki kenar bekten en az birtanesini, ofansif yönü kuvvetli olan Riera veya Ebuoe şeklinde kadroya dahil edilmesi gerekiyor.



























"ŞINAYDARIYNAN"

Hafta ortasında Türkiye'ye karşı attığı golle yıldızlaşan Sneijder , milli maç arasını iyi değerlendiren isim olurken,K.Karabükspor maçını Galatasaray'a kazandıran isim oldu. Geldiği günden bu yana performansıyla eleştrilse de bu maçla birlikte istenilen Sneijder'i izlediğimizi söyleyebiliriz.Ayrıca Wesley Sneijder' in bizim alıştığımız 10 numaralardan olmadığını farkettiğimizi düşünüyorum.Dünyada Wesley Sneijder gibi pas oyununu ve tek topu bu kadar iyi oynayan sayılı adam var.Taraftarın kendisinden beklentisi, "üç kişiyi geçip topu doksana takması" ise daha çok beklenilecek bir hadisedir.Hollanda Milli Takımı'nı Türkiye karşısında izleyenler dikkat ettiyse, 4-3-3'ün sol içinde (sol hafında) ne kadar etkili olduğunu görmüştür.Orada etkili olabilmesi için oyunun kanatlara doğru genişlemesi ve etrafında pas atabileceği boş oyuncular olması gerekiyor. Attığımız ilk golde Drogba ile girdiği duvar pası kendi oyun zekasını gösterirken, ikinci golde ise ceza yayı çevresinde attığı şutlarla "Sniper" etkisi yarattığını yineleyelim. Daha önce ki maçlarda , kenarlardan kullanılan serbest vuruşları Selçuk İnan'ın içeri ortaladığını görüyorduk.K.Karabük maçında Sneijder'in , altı pasa etkili iki duran top kullandığını da hatırlatalım. Sorumluluktan kaçmayan Sneijder'in ,gerektiği zamanlarda sahne alarak Galatasaray'a kazandıracağı daha çok maç var.



6 Ekim 2013 Pazar

Akhisar Belediyespor - Galatasaray Maç Yazısı | Bu Son Olsun !

Hafta içinde Juventus'tan istediğini alan Galatasaray , Juventus maçı sonrası Akhisar Belediyespor'a konuk oldu. Galatasaray'ın başında ilk lig maçına çıkan Roberto Mancini için zorlu bir sınav oldu.Skordan daha önemli olan bir konu vardı. Galatasaray'ın sahaya nasıl dizildiği ve sahada neler yapabileceğiydi. Juventus maçında orta sahada oynayan 4 oyuncu bugün ilk 11 'de değildi.Kadro olarak ciddi bir farklılaşma ile Akhisar karşısına çıktık.2 senedir orta sahanın yükünü sırtlayan Melo ve Selçuk'tan yoksun Galatasaray'da, takımı ileriye taşıyan tek isim olan Bruma'da yedek kulübesindeydi.Kadro bu şekilde farklılık gösterirken, birde oyun olarak isteksiz ve mücadele gücü düşük bir Galatasaray ile karşılaştık.34. ve 56. dakikalarda Niasse 'nin iki golüne , Drogba ile 67. dakikada cevap versek de skoru çevirmeyi başaramadık.

Maç boyu çok etkisiz bir Galatasaray izledik.Galatasaray adına ilk ciddi atak, 49.dakika içerisinde Ebuoe'nin sağ kanattan içeriye girmesi oldu.İlk tehlikeli pozisyon ise Drogba'nın çabalarıyla 52.dakikada geldi.Oyunun hiçbir evresinde rakip üzerinde istenilen baskıyı kuramadık.7.haftaya kadar oynadığımız deplasman maçlarında , zaman zaman bu baskıyı oluşturabiliyorduk. Ön alanda baskıyı kurabilmek için en önemli unsur ileride topu tutabilmektir.Yine orta sahanın dönen topları alarak, tekrardan ileriye servis etmesi gerekirken, Sabri-Ceyhun-Yekta-Sneijder bu görevden oldukça uzak kaldı.

Akhisar - Galatasaray Maçı ilk 11 (diziliş maç esnasında değişiklik göstermiştir.)


"Bu Forma Kutsaldır , Nasip Olmaz Herkese"

Sezon başından beri en önemli sorunumuz, koşu mesafeleri...Bu öyle bir hal aldı ki , bütün rakipler Galatasaray'dan fazla koşuyor. Real Madrid ile Arena'da oynarken katedilen mesafede gerideyiz, Juventus ile İtalya'da oynarken yine gerideyiz hatta Akhisar ile oynarken yine gerideyiz. Bizim iki senedir en önemli kozumuz takımın fizik olarak iyi durumda olmasıydı. Scott Piri bu konuda takıma çok fazla şey kattı.Bu sene başı yine aynı kamp programı çerçevesinde , aynı teknik kadro ile sezona hazırlanıldı.Buraya kadar herşey doğru gözükse de sezon açılınca bu acı gerçek ile karşılaşmak pek güzel olmadı. Galatasaray rakip ayırt ediyor desek "Real Madrid'i küçümsüyor da mı koşmuyor ? " demek lazım.Ligin 7. haftasında puan olarak geriye düşmüşsün , en yakın rakibin derbi oynayacak , buna rağmen sahada gezineceksin ! Bu kadar kolay değil !Rakibin kim olduğuna bakmıyoruz artık.Sahada canını dişine takıp , terini son damlasına kadar akıtacak futbolculara ihtiyacımız var.Sahada basmadık yer bırakmayan Johan Elmander bu takımdan kiralık gönderildi.Neden ? Yetenek olarak bu kadrodan çok mu düşüktü ? Fatih Terim'in meşhur bir vecizesi vardır "savunma ileriden başlar" diye.Hakan Şükür'ü savunmanın başlangıç noktası belirlemişti. Efsane kadro o şekilde oluşmuştu. Galatasaray 'da tepeden tırnağa kimse koşmuyor. Beşiktaş'ın yıldızı Manuel Fernandes , Galatasaray'da en çok koşan oyuncudan fazla koşuyor ise burada oturup düşünmemiz gerekiyor.Bu konuda takımın yeni kondisyoneri Ivan Carminati'ye büyük iş düşüyor.Eğer bu sorunu halledemezsek sezonun geri kalan 27 haftasında kabus dolu günler görebiliriz.Taraftar yaşanılan herşeyi sineye çeker ama sahada koşmayan , mücadele etmeyen adamı da gerektiği şekilde "tefe" koymasını da iyi bilir.Herkes üzerinde taşıdığı parçalı formanın hakkını vermek zorunda.

Akhisar-Galatasaray maçı , Galatasaray koşu mesafeleri



Roberto Mancini maç sonrası "takıma 1 aylık bir süre" verilmesini istedi.Daha attığı imza kurumamışken Juventus ve Akhisar deplasmanıyla karşılaştı.Öyle veya böyle bu iki maçı atlattı.Şimdi takımın eksiklerini az çok görmüştür.En başta fiziksel eksikliğin giderilmesi gerektiğini yukarıda belirttik.Bir diğer hususta Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının olmayışı. Roberto Mancini takımın başında çıktığı tüm antrenmanlarda pozisyon bilgisi ve alan savunması üzerinde durarak savunmada ki sıkıntıları çözmeye çalışıyor.Şampiyonlar Ligi için bu elzem bir durum iken Süper Lig'de Galatasaray'ın savunmayla maç kazanamayacağını da öğrenmesi gerekiyor.Akhisar maçında alan savunması için bütün takım topun arkasına geçti.Pozisyon yerleşimi gayet güzel ancak duran toptan golü yedikten sonra herhangi bir reaksiyon gösteremedik. Galatasaray'ın tek hücum varyasyonu "Drogba'ya şişirilen toplar"dan öteye geçemedi.Bu uzun bir süredir bu şekilde gidiyor.Takımda ki tüm oyuncular kafayı kaldırıp direk "Drogba'ya göndereyim" derdinde.Bir  dönem "Burak Yılmaz'a atılan uzun toplar" gibi şimdi de "Drogba'ya şişirilen toplar" olarak yeni bir sorunumuz var. Galatasaray'ın gerektiği şekilde hücum yerleşimi ve atak organizasyonlarında çeşitliliğe şiddetle ihtiyacı var. Roberto Mancini  milli maçlardan dolayı verilecek arada , takıma ivme kazandıracağı çalışmalara vakit kaybetmeden başlamalı.İstediği 1 aylık süre kendisine tanınacak olsa da puan kayıplarının artık önüne geçilmeli ve istenilen Galatasaray , taraftarlara sunulmalıdır.

Wesley Sneijder - Burak Yılmaz ve Değişen Formasyon 

Sezon öncesi kampının yıldızı meşhur "çilek" Wesley Sneijder yine yokları oynadı.Bu sezon Gaziantep maçı haricinde sahada istenileni bir türlü veremeyen yıldız oyuncu artık üzerinde taşıdığı formanın hakkını vermeye başlasa iyi olacak. Galatasaray'ın 2011-2012 senesinde oynadığı klasik 4-4-2 sistemi "Sneijder sevdasına"  çöpe atılırken , kendisine yer açabilmek için Fatih Terim döneminde 4-3-1-2 , Mancini döneminde 4-2-3-1 (zaman zaman 4-4-1-1) formasyonlarına dönüş yaptık.Takımın evrildiği bu dönemler içerisinde hala klasik   4-4-2 düzenini aradığımız çok bariz.Merkez orta saha orjinli 4 oyuncu ile neler yapılabileceğini Fatih Terim çok güzel izletmişti.Eğer Sneijder'den istenilen katkı alınamazsa fazla ısrar etmenin bir mantığı kalmıyor. Takımın fizik durumu yukarı çıktıktan sonra formasyonda değişiklikler olabilir. Devre arasında da gerekli "neşter operasyonu" yakın gözüküyor.

Burak Yılmaz bu maçta gerekli performansı gösteremese de , 4-2-3-1 'in sol kanadında kendisinden ne umduğumuzu veya ne beklediğimizi çok merak ediyorum.Burak Yılmaz'ın adam eksiltme yeteneği yok , çizgiye inip orta açma olayı zaten yok , defansa gelip rakip takımın bekini takip etmek gibi bir vasfı hiçbir zaman olmadı.İleride baskıya zaman zaman destek verir hepsi bu kadar.Bunu kenarda ki Taffarel 'de , Tugay Kerimoğlu 'da çok iyi biliyor.Peki Burak Yılmaz sol kanatta ne arıyor ? Takımda "Sneijder 'e yer arama" derdine bir de "Burak Yılmaz'a yer arama" derdi eklenmiş durumda. 20. dakika sonrası 4-4-2 'ye dönen Galatasaray formasyonu içerisinde Burak Yılmaz'ın durumu tamamen içler acısıydı.Rakip kaleye en yakın futbolcu olup , ofsayta düşmek için kendisini heba etti durdu.Ofsayta düşmesinden ziyade oyunun içinde olmaması ve "ileride top bekleyen santrafor yalnızlığı " gerçekten çok üzücüydü.Takım kendisine topu taşıyamazken kendisi de geriye bir adım atıp , takıma yardım etmeyi hiç düşündü mü ? Goller kaçar önemli değil.Ancak sahada gezinmek ne demektir ? Herşeye rağmen Burak Yılmaz takımın en önemli gol ayağıdır.Galatasaray'a katacağı çok şey , atacağı daha çok gol vardır.Bugünleri en yakın zamanda atlatacaktır.

Galatasaray kendisine bir çıkış yolu bulacaktır.Sahada birbiri için mücadele eden 11 aslan yürekli futbolcuya ihtiyacımız var.Onun için en başta gerekli "amatör ruha" ihtiyacımız var.Son söz " Umut Bulut 'a yazık edecekler matmazel !"