Selçuk İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selçuk İnan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | İçimiz Rahat Etti

Bütün haftayı medyanın gereksiz gazlamaları ve  Fenerbahçeli (ismi lazım değil) bir futbolcunun Arena'yı kuaför olarak görmesiyle geçirdik. Açıkçası maç öncesi en çok çekindiğim konu, tribünün erken yenilebilecek gol sonrası vereceği reaksiyondu. Uzun zamandır tek bir olay dahi çıkartmayan Galatasaray taraftarı, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonda; iç sahada ki Fenerbahçe mağlubiyetini kaldıramazdı. Ancak geçmiş yıllardan, tribün olarak ders çıkarttığımızı söyleyebilirim. Sahaya müdahale etmeden, 90 dakika oyunda olan bir Galatasaray taraftarı vardı. Islık, tezahürat, baskı, meşale, coşku vs. ne ararsanız vardı. Tribünün gerekli yerlerde müdahalesi ve hakemi baskı altına alması da çok önemliydi. Emre'nin ilk sarı kartında tribünün nasıl etkili olduğunu görebilirsiniz. Senelerdir, Galatasaray'ı kendi sahasında psikolojik savaşla yenen Fenerbahçe, bu sefer kendi silahıyla vuruldu. Galatasaray'da taraftarından futbolcusuna kadar herkes dersine çok iyi çalışmış. Çok kötü bir futbol izlediğimiz derbide, psikolojisi sağlam olan kazandı.

Maç öncesi gerek Nevizade, gerekse Ali Sami Yen Sokak bayram yeriydi. İstanbul'un güneşli bir güne uyanması, derbi atmosferini bütün İstanbul'a yaymıştı. 18:00 itibariyle Arena'da taraftar yerlerini almış, başta Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel olmak üzere, suyun karşı yakasında ikamet eden takımı (Khalkedon) beklemeye başlamıştı. Isınmaya çıkan malum şahıslara, muazzam bir baskı ortamı yaratıldı. 

Maçın ilk 10 dakikasında baskılı ve istekli bir Galatasaray izledik. O baskı sonucunu vermekte gecikmedi ve Sneijder tabelayı değiştiren isim oldu. İşin savunma kısmında ise (özellikle ilk yarıda) Sneijder ve Burak Yılmaz, Fenerbahçe'nin beklerini takip ederek savunmaya muazzam katkı verdiler. Her pozisyonda Caner ve Gökhan Gönül'ü ilk karşılayan isim oldular. Fenerbahçe'nin artık herkesçe ezberlenen 30-40 metrelik uzun ve ters topları, savunmada Hakan Balta ve Semih Kaya tarafından bertaraf edildi. Ersun Yanal'ın forvette Webo'yu tercih etmemesi, Fenerbahçe'nin aleyhine oldu. Özellikle kafa toplarında Emenike'nin etkisiz kaldığı bir maçta, Webo değişikliği çok daha önce olmalıydı. Ersun Yanal'ın sezon başından beri takımına ezberlettiği "iki beke ters top gönder, kenarlardan orta açsınlar; ileriye şişir ve orada prese başla !" mantalitesi, kompakt oynayan bir rakibe karşı sökmedi. "İlk yarıda ki derbiyi 2-0 nasıl kazandı?" diyenler olabilir. İlk 20 dakikayı tekrar izlerseniz (Chedjou'nun penaltısına kadar) , kendi evinde oynayan Fenerbahçe'nin pozisyon bulamayışına da iyi baksınlar ! Orta sahada top yapmak gibi bir derdi olmayan Fenerbahçe'nin, ileriye göndereceği uzun topların haricinde başka bir oyun planı olmaması da çok ilginç! Sadece kanat varyasyonlarıyla bir şeyler üretebilen bir takımın kilitlenmesi çok kolaydı. Öyle de oldu. Kenarlardan gelen Caner ve Gökhan Gönül'ü iyi durduran Galatasaray, haddinden fazla sert geçen derbiyi kazanmasını bildi. 

Burada Semih Kaya ve Hakan Balta'yı tebrik etmek gerekiyor. Maç boyu havadan gelen bütün topları indirip, doğru kullandılar. Özellikle Emenike'ye karşı bariz üstünlük kurdular. İkinci yarıda risk alıp, kaptırdıkları topları da es geçmemek lazım. Daha basit oynayıp daha az risk almaları gerekiyor. Gökhan Gönül'e karşı Alex Telles'in sürati ve doğru pozisyon alması da önemliydi. Hücumda etkili bindirmeleriyle, Galatasaray'ın devre arasında ne kadar doğru bir transfer yaptığını tekrar kanıtladı. Bu arada 90 dakika boyunca iyi ve formda bir Drogba'nın, takım için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu da hepimiz gördük. Rakip stoperlerle tek başına verdiği mücadele ve topu rakip sahada tutması, Galatasaray'ın ikinci yarıda nefes almasını sağladı. Bekir'e attığı jeneriklik çalımları da not etmek lazım... Maçın tek golünün sahibi Sneijder, büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Hollandalı, hücumda takımın en üretken ismiydi. Gerek isabetli pasları, gerekse sol kanattan yapılan set hücumlarını iyi yönlendirdi. 

Gol sonrası Sneijder'in sevinci


Gelelim gecenin iki ana başlığına. 

Birincisi çok tartışılan Felipe Melo olayı. Bugüne kadar Lugano'yu, Emre Belözoğlu'nu, Volkan Demirel'i bağrına basan Fenerbahçe camiası, mağlubiyeti geçiştirmenin yolunu Melo'nun dilinde aramaya başlamış. Kaybettikleri her derbi sonrası ya hakem suçlanır, ya Galatasaray'dan bir futbolcu... Artık bu muhabbetlere alıştığımız için gülüp geçiyoruz sadece. Her maç rakibe veya hakeme küfür eden, ırkçılık konusunda dünya markası olmuş Emre Belözoğlu suçsuz ilan edilirken; çift girdiği rakibi Felipe Melo suçlu oldu ! (Bu arada Emre'nin ikinci sarısı, direkt kırmızı olmalıydı. Tekrar izlerseniz daha net görürsünüz.Öyle bir müdahale sarıyla geçiştirilemez.) Ayrıca Emre'nin yaptığı çirkefliklerin cezasını, Melo'nun "get the fuck out" işaretinde bulabilirsiniz. 2 sezon önce Volkan'ın poposuyla tuttuğu topun cezasını kesen Felipe Melo, şimdide "süt oğlan" Emre'nin cezasını kesmiştir. Yürüyedur aslanım, çakallara yedirmeyiz seni !

Get the Fuck Out !


Gelelim kanayan yaramız Selçuk İnan'a... Öncelikle olaylar nasıl gelişti, açıklık getirelim. Galatasaray bir pozisyonda hızlı çıkmak isterken, top Selçuk İnan'a geldi. O sırada Drogba ve Burak Yılmaz sprint atmış ve savunmanın arkasına sarkıyordu. Selçuk İnan bu ikiliye pas atmayınca, tribünde öyle abartılacak bir yuhalama olmasa da, homurdanmalar başladı. Selçuk İnan duygusal bir yapıya sahip. Geçtiğimiz günlerde GS TV'ye verdiği bir röportajda, Galatasaray taraftarına (yuhalandığı için) kırgın olduğunu ifade etmişti. Önceden gelen bu kırgınlık, iyi oynadığı bir maçta gördüğü haksız tepkinin etkisiyle birleşti. Roberto Mancini'nin saha içerisine girerek verdiği "sahada kal !" mesajı da sonun başlangıcı oldu. Sakatlığını bahane ederek oyundan çıkmak istemesi ve formayı çıkartması da kendisine yakışmadı. Çıkarttığı formanın değerini, taşıdığı kaptanlık pazubandını daha önceden kimlerin taşıdığını da unutmaması gerekiyor.Yaşanan süreçte Selçuk İnan'dan daha dik bir duruş beklerdim. Ancak kendisine gösterilen tepkiler altında ezildiğini ve bu baskıyı kaldıramadığını görüyorum. Selçuk İnan'ın formasını çıkartıp Tugay'a vermesi ve kaptanlık pazubandını atması sebebiyle Galatasaray taraftarına bir özür borcu vardır. 

Birde ısrarla futbolcu yuhalamayı marifet zanneden taraftar boyutu vardır ki asıl problem burada yatmaktadır. 2 sene boyunca yaşanılan bütün başarılarda katkısı olan bir futbolcu, bu kadar kolay gözden çıkartılamaz ! Bu kadar kolay yem edilemez ! Belli bir yerden sonra Galatasaray'da futbolcu tutamaz hale geliriz. Arda  Turan'ın gidişinde sevgilisine edilen küfürleri de hatırlıyoruz. Bu tip şeyler sadece Galatasaray'a zarar vermekten öteye geçmiyor. Bu yüzden her futbolcuyu yuhalayan taraftarın da Galatasaray'a bir özür borcu vardır.

Gate 417'de açılan "Roma bir günde inşa edilmedi" pankartı.

18 Mart 2014 Salı

Chelsea - Galatasaray Maç Yazısı | Başka Bahara !

Chelsea'ye 2-0 kayberek Şampiyonlar Ligi'ne veda etmemiz, sahada gösterdiğimiz ruhsuz ve kötü futbol kadar üzmedi. Facia gibi bir Galatasaray izledik. Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya kalan bir takım, maçın en az 10 dakikasında "futbol" oynar. Maç içerisinde dönen topları alıp rakibi baskı altında tutar yada topun ayağında kalmasını sağlar. Dün gece ki Galatasaray, 90 dakika boyunca ne rakibi baskı altına alabildi, ne de topu ayağında tutabildi. Futbol oynamayı bir kenara bırakın, daha defanstan top çıkartamayan bir yapıyla Londra'dan turla dönmek zaten mucizelere kalmıştı.



Hatırlanacağı üzere Arena'da oynanan ilk maçın birinci devresinde de çok kötü oynamıştık. İlk maçta ki asıl sorun, sabit bir ön libero olmadan maça başlamamızdı. Defans ve orta saha arasında bıraktığımız boşluklar Willian, Torres, Hazard ve Schürrle tarafından maden gibi işlenmişti. Roberto Mancini, rövanşta bu hataya düşmedi. Daha net bir 11'le maça başladı. Felipe Melo'yu ön liberoya, Yekta'yı da sağ hafa yerleştirerek sahayı daha iyi parsellemeyi düşündü. Düşünce çok güzeldi fakat günlük veya dönemsel formsuz oyuncular, maçın kaderine direk etki etti. Özellikle uzun zamandır formsuz olan Selçuk İnan ilk yarıda hiç insiyatif almadı. Eto'o, Willian, Oscar ve Hazard ile takım savunmasının en güzel örneğini sergileyen Jose Mourinho'nun öğrencileri, Galatasaray savunmasına yaptıkları baskıyla topun orta sahayı geçmesine müsaade etmedi. Galatasaray defansında oynayan futbolcuların teknik becerisi herkesin malumu iken insiyatif almak isteyen oyuncu çıkmayınca, Galatasaray "stop" düğmesine bastı. Orta sahada Yekta ve Selçuk, Lampard ve Ramires ikilisi tarafından kilitlenince; bütün yük Semih Kaya ve Felipe Melo'nun omuzlarına kaldı. Defanstan Semih ve Melo ile çıkarılan toplar orta sahaya ulaştığı zamanlarda, Sneijder'in her topu kaybetmesiyle hüsranla sonuçlandı. Yapılan basit pas hataları istenilen set hücumlarının sergilenmesine de mani oldu. Erken yenilen golün ardından, her topun ileride kaybedilmesi ve Chelsea tarafından organize akınlarla kendi kalemize dönmesi; mental olarak da oyundan düşüren bir etkendi. Kornerden yediğimiz ikinci golle beraber teslim bayrağını çekmemiz de çok sürmedi. O nasıl adam paylaşımıydı öyle ? 



İlk yarı boyunca Selçuk İnan, Sneijder ve Yekta'dan hiç katkı alınamaması, Chelsea gibi bir takıma karşı 8 kişi ile mücadele etmemize neden oldu. Drogba ileride yalnızları oynarken, Burak Yılmaz'ın sağ kanada mahkum edilmesi de "futbola ihanet" isimli filmin devamıydı. Devre arasında sistemi değiştirmenin çare olmayacağını düşünüyordum. Malum futbolcuların form durumu ortada iken hangi sistemi oynarsan oyna çare etmeyecekti. Öyle de oldu. İkinci yarı da 3-5-2'ye dönen Galatasaray, bu sefer daha fazla pozisyon vermeye başladı. Ön libero Melo'nun stoperlerin arasına girmesi, orta saha da Wilian'a daha fazla boş alan bırakmaktan başka işe yaramadı. Kısaca Mourinho'nun "kompakt futbolu", Roberto Mancini'nin emekleme dönemlerini yaşayan "kompakt futbolunu" ezdi. 2 senedir Jose Mourinho'nun takımlarına elendiğimiz için seneye "bizden uzak Allah'a yakın" olmasını diliyorum...

Avrupa'da ki başarı sürdürülebilir olduğu zaman değer kazanır. Galatasaray iki senedir Mart ayını görüyor.Özellikle bu sene Real Madrid ve Juventus'un olduğu ölüm grubundan çıkması, Galatasaray'ın Avrupa karnesi için en olumlu taraftır. Yaşanılan Juventus zaferi de unutulmazlar arasına çoktan girmiştir. Seneye daha iyi bir yapılanma ve 90 dakika oyunun içinde olan bir santraforla en kötü Mart ayına ulaşacağımızı düşünüyorum.

Dün gecenin asıl kazananı ise Galatasaray tribünü olmuştur. 90 dakika boyunca hiç susmadılar.İngiliz rejisi sürekli Galatasaray tribünlerini gösterirken, Stamford Bridge'te ki Chelsea taraftarı 60. dakikada isyan etti. Kendi sahalarında deplasmanı yaşadıkları için ufaktan hareketlenmeye çalıştılar ama cevap üçlüyle gecikmedi. Dün gece Londra'da, Galatasaray tribünü resmen destan yazmıştır. Skor istenildiği gibi olmasa da hepsinin yüreklerine sağlık. 

via: Ali Sami Yen Sokak


Bir başka konuyla sonlandıralım. Bu tarz kötü skorlar iyi gün taraftarıyla, kötü gün taraftarını ortaya çıkartıyor. Böyle günlerde 2000 sonrası Galatasaraylı olanları çok net ayırt edebiliyoruz. Galatasaray futbolcusuna "ayağı kırılsın" diyeninden tutun, bir diğerine de bütün küfürleri edenine kadar ne ararsan var ! Bu arkadaşlara Xavi ve Falcao her sene şampiyonluk yaşattığı için kızmaları da normal ! Futbolcular kötü oynadıkları için eleştirilebilir ancak kendi takımının futbolcusuna küfür etmek, sağlığıyla ilgili beddualarda bulunmak hangi kalıba girer bunu çok merak ediyorum. Bir de güzel örnekle devam edelim. Hepimiz 2010-2011 sezonunu yaşadık. Yeni stadımızın açıldığı sezonda çok kötü maçlar çıkardık. Hatırlamak istemeyeceğimiz bir sezon geçirdik. Ancak kötü gün taraftarı yine Arena'da, olması gereken yerdeydi. Şu anda şampiyonluk yolunda yara almış olsak da matematiksel olarak hiçbir şey bitmiş değil. Sonuna kadar mücadele etmeye devam... Kayseri maçında yine aynı yerdeyiz. Biz yine omuz omuzayız... O yüzden "umutlarınızla beraber" sizi de bekleriz !


28 Aralık 2013 Cumartesi

Kayseri Erciyesspor - Galatasaray Maç Yazısı | Daha Yeni Başlamıştık

ROBERTO MANCİNİ'Yİ İÇSELLEŞTİRMEK

Kayseri Erciyesspor'a karşı alınan 3-1'lik galibiyetin mimarı Roberto Mancini ile başlayalım. Galatasaray'a geldiğinde yaşanılan kaos herkesin malumu.Sözleşme imzaladığında Fatih Terim - Ünal Aysal çekişmesinde "masum olan Roberto Mancini" olarak yazmıştım. Burada ki en büyük talihsizliği, Fatih Terim gibi bir efsanenin ardından göreve geliyor olmasıydı. Roberto Mancini'ye olan ön yargılar yavaş yavaş değişmeye başlasa da kendisini yeterince içselleştiremediğimizi düşünüyorum.

Taraftarın Roberto Mancini'yi içselleştirememesinde, 24 Eylül 2013 (öyle şeyler yaşattın ki, uğruna ölmeye değer !) tarihinde yaşanan Fatih Terim ayrılığının taraftarda bıraktığı kırgınlık, "Fatih Terim'e ihanet ediyorum" hissiyatı (ki büyük çoğunluk böyle düşünüyor.), Roberto Mancini'nin göreve gelmesinden sonra takımın aldığı istikrarsız sonuçlar ve Türkiye'de ki taraftar yapısına aykırı olan "cool" tarzının etkisi var.

Galatasaray'ın, 30 Eylül 2013'den (R.Mancini'nin resmen göreve başladığı tarih) bugüne kadar yaşadığı zorlu sürece bakarsak; üç kulvarda yoluna devam eden, her geçen gün başarı grafiğini yükselten, oynadığı futbolla da keyif veren bir takım halini aldığını görüyoruz.Bu başarının arkasında ki isme baktığımızda, bizim "cool" İtalyan'ı görüyoruz.Peki, çok mu zor "cool" İtalyan'ı kabullenmek veya içselleştirmek ? Tabii ki değil ! Sorunun cevabı, bir Fatih Terim vecizesinde saklı."Aslolan Galatasaray !" Sadece bu vecizenin manasına baktığımızda bile sorunun cevabını bulabiliriz.




























DAHA YENİ BAŞLAMIŞTIK !

Galatasaraylı futbolcular, Arena'da kazanılan Kopenhag maçından sonra ilk kez bu kadar keyif aldıkları bir oyun oynadılar.Futbolcuların keyif alması, izleyenlere de keyif verdi.Maçın başlama düdüğüyle beraber yalandan 4-2-3-1 gerçekte 4-2-4 dizilişiyle, Drogba - Sneijder - Burak Yılmaz üçlüsü, sık sık yer değiştirdi.Bu üçlü, K.Erciyesspor savunmasının dengesini sıklıkla bozarken, orta sahada ki Melo - Selçuk ikilisi, defans - forvet bağlantısında istasyon görevi gördü. Melo'nun özellikle ilk yarıda attığı 30 metrelik ters topları, alt yapılarda ders olarak gösterilecek türdendi. Melo'nun kanatlara yolladığı uzun paslar, K.Erciyesspor savunmasının dengesini bozarken; Galatasaray'ın bir çok pozisyon yakalamasını sağladı.

Sezon genelinde hücum organizasyonları ve "Drogba'ya şişirilen toplar" sıklıkla eleştirilmişti. Roberto Mancini bu durumu K.Erciyesspor maçında çözmüşe benziyor. Bunun en güzel örneği, Hakan Balta'nın verkaçlarla ceza sahasında bulduğu pozisyondur.(Hakan Balta en son ceza sahasına girdiğinde,ligin 1.haftasında rakip Gaziantepspor'du.) K.Erciyesspor maçında sıklıkla gördüğümüz verkaçlar maçın en güzel görüntüleriydi. Galatasaray'da Hakan Balta,Sabri ve Chedjou'nun verkaçlarla pozisyona girmesi; hücum organizasyonu açısından Galatasaray'a çeşitlilik sağladı.Galatasaray, hücum organizasyonlarını çeşitlendirdiğinde daha rahat pozisyona girip, daha fazla keyif verecektir.



Galatasaray'da iki seneden beri, sürekliliği yüksek bir kanat oyuncusunun bulunamayışı, oynanan futbolun merkeze yığılmasına neden oluyordu.Amrabat transferi bu sorunu çözmek için yapılmış fakat istenilen katkı alınamamıştı.Sezon başı 12 milyon Euro bonservis bedeli ile alınan Bruma, yabancı kontenjanından dolayı kadroda yer bulamıyordu. Roberto ManciniK.Erciyes karşısında Ebuoe ve Riera'yı tribüne göndererek Bruma'ya ilk 11'de şans verdi. Genç yıldızın 4-2-4 'ün sağ kanadında bu şansı iyi değerlendirdiğini söyleyebiliriz.Burak Yılmaz'a yaptığı orta, asist olarak hanesine yazıldı.Oynadığı süre boyunca Galatasaray'ın oyun yapısına sağladığı genişlik ve adam eksiltme yeteneği maçın daha rahat kazanılmasında etkili oldu.Oyunun savunma kısmında ise rakip sol bek Ekrem Ekşioğlu'nu takip ederek, kimi zaman da oyuna sokmayarak, takım savunmasına verdiği katkı alınan galibiyette etkiliydi.Yenilen golde,tecrübesizliğinin kurbanı olarak adamını arkaya kaçırdı.Olumlu tarafından bakarsak, pozisyon esnasında Sabri'nin kademesinde olduğunu da görebiliriz.

Galatasaray'ın sümen altı edilen bir diğer sorunu ise önde basan takımlara karşı top çıkarmada zorlanması.Maçın 45 ve 60. dakikaları arasında, K.Erciyessporlu futbolcuların önde yaptığı pres, bir türlü aşılamadı.Oynanan 15 dakikalık bölümde, Selçuk ve Melo'nun top almayışı bu baskının oluşmasına sebep oldu.Akıllardan geçen "3-0'ın getirdiği rahatlık" bahanesi etkili olmuştur ancak defanstan çıkarken kaptırılan toplar önemli maçlarda baş ağrıtabilir.Dikkat etmekte fayda var.

Süper Lig'de iki haftadır sergilenen güzel futbol ve alınan 3 puan moralleri yükseltirken, devrenin bitmesi şanssızlık oldu.Galatasaray adına kötü başlayan sezonun ilk devresi, tazelenen umutlar ve oynanan güzel futbolla sonlanırken; ikinci devre, bıraktığımız yerden devam etmek üzere...

Melo "Kaburga ağrısı beni durdurmaya yetmez,onun üstüne giderim,savaşırım,golümü de atarım"

Wesley Sneijder'in gol vuruşu !


Maç sonu istatistikleri

7 Aralık 2013 Cumartesi

Galatasaray - Elazığspor Maç Yazısı | Tanıdık Bir Nefes 3-5-2

Galatasaray, Süper Lig'in 14. haftasında Elazığspor'u Selçuk İnan ve Burak Yılmaz'ın golleriyle 2-0 mağlup etmeyi başardı. Galatasaray, 10 hafta aradan sonra bir Süper Lig maçında gol yemedi.Yine önemli bir not ise ; Galatasaray'ın 90 dakika boyunca 3-5-2 formasyonuyla mücadele etmesiydi.


Galatasaray, geçen sezon Real Madrid deplasmanının ikinci yarısında 3-5-2 ile oyuna başlamış ancak maçı 3-0 kaybetmişti.Bu sezon Sivasspor karşısında, 3-4-3 formasyonuyla maça başlarken, ilk 10 dakikada Sivasspor'un orta saha üstünlüğünü ele geçirmesiyle 4-4-2'ye geri dönüş yapmak zorunda kalmıştı.Sivasspor'a oranla daha zayıf bir ekip olan Elazığspor karşısında 3-5-2 formasyonu için iyi bir sınav oldu. Meşhur 8-0'lık Ankaragücü maçının yaşandığı sezon (1992-1993 sezonu) Kalli Feldkamp'ın meşhur 3-5-2 'si ile 3 kupa kazanılmıştı . Elazığspor karşısında ki Galatasaray'ın, defansta Bülent-Falco Götz-Stumpf'u izleyen nesle güzel bir nostalji yaşattığını söyleyebiliriz.Fatih Terim,1996-1997 sezonunda 3-5-2 ile sezona başlamıştı. Bu formasyon daha sonra çok tercih edilmese de, Skibbe döneminde zaman zaman oynatıldı.Bu döneme ait Ali Sami Yen'de kaybedilen 5-2'lik Kocaelispor maçı hatırlanabilir.

Elazığ karşısında 2-0 ile istenilen sonuç alınsa da 3-5-2 dizilimini oynayabilmek için defans bloğunda ki 3'lü ve günümüz futbolunun olmazsa olmazı "wing back" kavramının önemini tekrardan hatırlatmakta fayda var. Öncelikle defans bloğunda ki 3'lünün birbirini çok iyi tanıması gerekiyor. 3'lünün ortasında oynayan Ceyhun Gülselam burada en kilit role sahip isim. Gerek arkaya seken topları süpürmesi, gerek oyunu defanstan başlatan isim olması gerekse orta sahaya kadar adamını markaj altında tutup kovalaması önemli.Yine Ceyhun'un sağında ve solunda oynayan Gökhan Zan ve Chedjou'nun kanat akınlarında yerlerini kaybetmemeleri,hızlı oyunculara karşı ağır kalmamaları ve kademe oluşturmaları büyük önem taşıyor.Bir çok maçta Ebuoe ve Riera'nın kademelerini kaybettiğine şahit olduğumuz için Gökhan Zan ve Chedjou'nun göstereceği performans çok daha önemli.

Falco-Bülent-Stumpf



Gelelim 3-5-2'nin en önemli mevkisine...İki kanat oyuncusu,yani "wing backler"... Beşiktaş'ın 100.yıl kadrosunu hatırlayanlar Kaan Dobra (Roman Dabrowski) ve İbrahim Üzülmez'i gözlerinin önüne getirebilir. Lucescu 3-5-2'sinde kanatlarda oynayan bu iki oyuncunun da en önemli özelliği devamlılıklarının yanı sıra dayanıklılıklarının da üst düzey oluşudur.Hücum performansları açısından Cafu ve R.Carlos (efsane Brezilya 3-5-2'sinin kilit oyuncuları) etkisi yaratmasa da 70 metrelik alanı tek başına kapatabilmek büyük efor gerektiriyor.Galatasaray'ın bu iki pozisyonu Riera ve Ebuoe gibi dayanıklılığı ve temposu düşük isimlerle doldurması çok zor. Ebuoe maçın belli dönemlerinde bu görevi zaman zaman yerine getirse de Riera'dan aynı performansı beklemek pek akıllıca bir hareket olmayacak.Özellikle büyük maçlarda etkili bir sağ kanat performansına karşı, nasıl yer tutacağı merak uyandırıyor.

Günümüz futbolunda 3-5-2'yi en iyi oynayan ekip olan Juventus üzerinden örneklerle devam edelim. Pirlo, Juventus sisteminde takımın beyni. Attığı 30-40 metrelik ters toplarla oyuna hükmediyor. Galatasaray'da Pirlo'nun mevkisinde Yekta Kurtuluş'u izledik.Tabi ki saha içinde ki görevi Pirlo gibi olmasa da, savunmaya yardım konusunda gayretliydi.Ancak hücuma çıkışlarda aynı etkiyi göremedik. İki yanında oynayan Melo ve Selçuk İnan'ın,Vidal ve Pogba'nın mevkilerini doldurduğunu gözlemledik. Galatasaray bu mevkide Selçuk ve Melo'dan maksimum katkı almaya devam ediyor. Takımı ayakta tutan bu ikili, Juventus maçında muhtemelen yanlarına Sneijder'i de ekleyecektir. Felipe Melo'nun Yekta'nın yerini almasıyla Sneijder ve Selçuk İnan'dan oluşacak orta saha ile hücum anlamında ekstra işler sunabilir.Elazığspor karşısında Drogba ve Burak yine ellerinden geleni yaptılar.Son paslarda ki şanssızlıklar ve Burak Yılmaz'ın ofsayttan kurtulamayışı, farkın açılmasını önledi.Drogba bir çok pozisyonda Elazığ savunmasını "tarumar" ederken,Burak Yılmaz'a da birçok kez boş alan hazırladı.

Roberto Mancini maç sonu açıklamalarında“Sistemden önce sahaya çıkan oyuncuların mantalitesi önemli. Bizim için gol yememek önemliydi ve başardık. Önümüzdeki maçlarda bu sistemle oynar mıyız? Bunu önümüzdeki maçlarda göreceğiz” diyerek önümüzde ki günlerde sistemin tekrardan farklılık gösterebileceğini belirtti. Juventus maçında farklı bir formasyon izleyebiliriz.10 Aralık 2013 tarihinde yeni bir destanla ülkeyi sokağa dökebilmek ümidiyle...

Kenetlenin Başka Galatasaray Yok !

1 Aralık 2013 Pazar

Kasımpaşa - Galatasaray Maç Yazısı | Bana Bir Masal Anlat Baba !

Galatasaray, Süper Lig'in 13. haftasında Kasımpaşa ile 1-1 beraber kaldı.İlk yarıda oynanan ruhsuz futbolu, ikinci yarıda telafi etse de; yakalanan fırsatlar cömertçe harcandı ve 2 puan Recep Tayyip Erdoğan Stadı'nda çimlere gömüldü.

Bir gün önce Fenerbahçe-Beşiktaş maçında 3-3' lük skor ve güzel futbol herkesin beğenisini kazanırken, maçın oynandığı esnada Fenerbahçeli bir arkadaşım bana dönerek " 2 yıl önce ki Galatasaray'ı hatırladın değil mi ? " diye bir sordu. Soruya sadece gülümseyerek cevap verebildim.İki takımda o kadar istekli ve mücadele azmini sahaya yansıtıyordu ki gözümün önüne Engin Baytar'ın bütün maç boyunca pres yapıp, 70. dakikada dalağı şişerek oyunu terk ettiği zamanlar geldi. Sonra "Ulu" Johan Elmander'in sahada ki bütün futbolculardan daha fazla koştuğu, Melo'nun takımı devamlı ileri taşıdığı, savunmada Big Chef'in komutanlığı, sağ bekte Ebuoe'nin rakip sol kanadını otoban yaptığı, Selçuk İnan'ın takımı ayakta tuttuğu zamanları hatırladım. O isimlerin bir kısmı yine kadroda. Yüzlerine baktığımızda o dönemden eser kalmadığını görüyoruz. Psikolojik olarak çöküntü yaşadıkları bariz." Beyin düşünüp emreder, ayaklar uygular" sözünün güzel bir örneğini yaşıyoruz.Kafalar rahat olmadığında ayaklar da çaresiz kalıyor ve bireysel hataların bir türlü önüne geçilemiyor. Geçtiğimiz iki yılda, takımda bulunan 26 futbolcuyu ve 26 farklı karakteri bir arada tutan Fatih Terim, Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak'ın bu takıma verdikleri en önemli şey, dışarıdan gelen saldırılara karşı oyuncuları koruyor olmalarıydı. Şuanda eksikliğin temel kaynağı burada yatıyor.Yalnızlık hissiyatı, okyanusta kürek çekmeye benziyor...

Kondisyonu, taktiği, defansı, kadro yapılanmasını bir kenara bırakırsak; Galatasaray'ın şuanda ki en önemli sorunu mental problemler. Baba Gündüz'ün zamanında bahsettiği konuda tam olarak bu aslında."Galatasaray bir his takımıdır" diye boşuna söylemiyordu. Galatasaray'da ki motivasyon ve özgüven eksikliği futbolcuları ruhsuzluğa itiyor.



Tüm bunlara medyada ki akbabaların bilinçli faaliyetleri de eklenince, Galatasaray'da ki çöküşün önüne geçilemiyor. Galatasaray her hafta yeni bir kaosla baş başa bırakılıyor. Hafta boyu yazılan yalan haberleri, sadece resmi site aracılığıyla yalanlamaktan başka bir yol üretilemiyor. Bunun altında, bilinçli bir yıldırma politikası ve taraftarlar ile futbolcuları karşı karşıya getirip, Galatasaray'ı 2010-2011 sezonuna döndürme çabası var. Durumu, medyada ki akbabalara gerekli ayarları verecek "Adnan Öztürk" eksikliği olarak da özetleyebiliriz. Medya ayağının haricinde takımda ki yalnızlık ve kimsesizlik halini çözmeden bu sene başarı beklemek hayalcilik. Fatih Terim'in 2011 yılında, Galatasaray'a imza attığı basın toplantısında ifade ettiği bir gerçek vardı. "Florya'yı tekrardan aslan yuvası haline getireceğiz !" Başarının sırrı da bu cümlede yatıyor. Florya'da yüzler gülmeye başladığı zaman tekrardan Galatasaray'ın dirilişini izleyeceğiz. Bende yukarıda bahsettiğim arkadaşıma gerekli cevabı o zaman vereceğim !



24 Kasım 2013 Pazar

Galatasaray - Sivasspor Maç Yazısı | Arena Meydan Muharebesi

ARENA MEYDAN MUHAREBESİ


Süper Lig'in 12.haftasında, zirveyle arada ki 9 puanı kapatabilmek için kazanılması gereken bir mücadeleye çıktık.İlk olarak konuk takımdan başlayalım. Kasımpaşa ile beraber ligin flaş ekiplerinden olan Sivasspor, R.Carlos ile kanatları etkin kullanan, hücumu ilk planda düşünen bir takım. Djebbour ve Chahechouhe' nun forvet hattında ki hareketliliğine, sağ bek Cicinho' nun etkili bindirmeleri eklenince lig sıralamasında ki yerlerinin tesadüf olmadığı bir kez daha görüldü.


Gelelim Galatasaray'a...Sivasspor karşısına hem hücum hem savunma yapabilecek bir 11'le çıktık.Asıl süpriz ise maça 3-4-3 'le başlayıp 10.dakikadan sonra 4-4-2 'ye geçilmesi oldu. Real Madrid maçının provası olarak yorumlayabileceğimiz 3'lü savunma kurgusunu, Ebuoe ve Riera ile destekleme düşüncesi  çok fazla sonuç vermedi.Bu sistemle geçilen ilk 10 dakikada, oyun üstünlüğünün bir türlü ele alınamaması sistemin 4-4-2'ye geçişini mecbur bıraktı. Formasyonun değişmesiyle takım yapısı defansta Dany-Gökhan-Chedjou-Riera , orta sahada Ebuoe-Selçuk-Melo-Aydın Yılmaz ileride ise Burak-Umut şeklinde oldu. Maça başlayan 11'e baktığımızda , Roberto Mancini 'nin dersine iyi çalıştığını söyleyebiliriz. Sivasspor 'un kanat etkinliğini durdurabilmek için Aydın ve Ebuoe hamleleri yerinde bir karardı. Ayrıca haftalardır yaptığı "ihanetten" de vazgeçerek Burak Yılmaz'ı asıl mevkisine yani forvete çekmesi olumlu.3-4-3 'ün verdiği acemilikle, atılan ilk gole kadar oyunda pek varlık gösterdiğimiz söylenemez.İlk 10 dakikada oyunu yönlendiren ve hücumda efektif bir görüntü çizen Sivasspor vardı.Galatasaray,4-4-2'ye döndükten sonra oyun dengelendi.Maçın kilidi ise Sivasspor'un oyunu önde oynama düşüncesiyle defansının arkasında geniş alanlar bırakması oldu.Selçuk İnan'ın pasıyla, defans arkasına alıştığımız koşularından birisini yapan Burak Yılmaz, 13.dakikada dalya diyerek bu fırsatı iyi değerlendirdi.

Galatasaray'ın kanayan yarası olan defans hattı, Sivasspor maçında yine hortladı.Altı dakika içerisinde iki sarı kartla oyundan atılan Dany, takımı 10 kişi bıraktı.Devre arasında gönderilecekler listesine en başta isminin yazılması gerekiyor.Transfer dönemi açıldığında üçe beşe bakmadan satılmalı.Eksik oynayan Galatasaray,sağ tarafı Ebuoe-Umut Bulut ile kapatırken bu seferde sol taraftan açık verdi.Maç boyunca hücumda iyi savunmada vasat oynayan Riera, adamını kaçırınca Djebbour jeneriklik bir gole imza attı.Skor 1-1'e geldikten sonra "Allah'ını seven üzerime sol bek atsın" diyecek hale geldik. Gönderilecekler listesine, yüksek maaşı ve yabancı kontenjanı sebebiyle Riera'yı da ekleyebiliriz.

Galatasaray, 1-1'in sonrasında daha fazla risk alarak oynamaya başladı.36.dakikada Cicinho'nun elle müdahalesi sonrasında kazanılan penaltıyı, maçın kahramanlarından olan Selçuk İnan'la gole çevirdi. 
39.dakikada Burak Yılmaz'ı düşüren Ümit Kurt ikinci sarı karttan kırmızıyı görürken ilk devre 2-1'le tamamlandı.İkinci yarıda Galatasaray oyunu dengede götürüp kontra ataklarla Burak Yılmaz'ı topla buluşturmaya çalıştı. Bunlardan bir tanesinde Aydın'ın pasına ceza sahası içerisinde iyi vuran Burak Yılmaz bu sefer direği geçemedi. Maçın son dakikalarında ise kartlar yine havada uçuştu.82.dakikada oyuna dahil olan Drogba, önce Manuel da Costa'yı daha sonra Cicinho'yu sahanın dışına,kazanılan penaltıyı da tribüne  gönderdi. Ligin zirvesinden kopmamak ve R.Madrid maçı öncesi moral kazanabilmek için kritik bir 3 puan kazanıldı.




Roberto Mancini'nin oyun planında yarattığı farklılık, Selçuk İnan ve Felipe Melo'nun performanslarını da arttırdı.Oyunun her iki yönünü de iyi oynayan bu ikili, Galatasaray'ı orta sahada ayakta tutan isimlerdi. Felipe Melo, geçtiğimiz yıla sezon başı kampı geçirmediği için formsuz başlamıştı.Sezonun devamında kendisini bulmuş ve takımın şampiyonluğa ulaşmasında ki baş aktörlerden birisi olmuştu. Bu sezon ise sezonun en iyi oyuncusu olarak Felipe Melo'yu gösterebiliriz. Her maç aynı ciddiyet ve istikrarla mücadele ediyor. Sivasspor maçında savunmaya verdiği katkının yanı sıra hücumda ki isabetli pas oranıyla muhteşem bir oyun sergiledi.Sene başından beri istenileni veremeyen Selçuk İnanSivasspor maçında dizginleri tekrardan ele aldığını gösterdi.Oyun içerisinde sorumluluğu arttıkça, liderlik vasıflarını da sergileme fırsatı buluyor.Oyunu yönlendirmesi ve takımın denge unsuru olması bakımından, Selçuk İnan'ın form durumu Galatasaray'ın kaderine direk etki ediyor. Hücumda ve savunmada özverili mücadelesiyle hem oynadığı oyundan zevk alıyor hemde izleyenlere keyif veriyor.Dinlendirilen Drogba'nın yerine sahada olan Umut Bulut, Galatasaray'ın 10 kişi kalmasından sonra sol kanatta görev aldı. Bu bölümde Sivasspor' un etkili sağ beki Cicinho'yu ilk karşılayan isim olurken, savunmada Riera'nın kademelerinde yine Umut Bulut'u izledik.Hücumda yaptığı pres ve kafa toplarında ki etkinliğiyle, sahaya ruhunu koyan, gerçek bir profesyonel olduğunu tekrar kanıtladı.Yedek kaldığı zamanlarda sorun çıkartmayıp, oynadığı zamanlarda da takıma maksimum katkıyı vermeye çalışıyor.

 "BİZ BİR AİLEYİZ,KENETLENDİKÇE DAHA DA BÜYÜYEN"

Hakem Halis Özkahya için söylenebilecek çok fazla şey var.Maçın ilk dakikalarında Ebuoe'ye yapılan müdahaleyi es geçmesi, Dany'nin kırmızı kart pozisyonu, Burak Yılmaz'ın ilk golünden önce Selçuk'un yaptığı faule devam kararı vermesi, Cicinho'nun maç boyunca 2 kere atılması gerekirken ancak uzatmalarda kırmızıyı görmesi ve Ümit Kurt'a gösterdiği kırmızı kartta Burak Yılmaz'ın kendisini yere bırakması vs. Kabul etmek gerekir ki bunların hepsi ciddi hakem hatalarıdır.Bunlardan daha önemlisi Halis Özkahya' nın 5.dakikadan sonra maçın kontrolünü tamamen kaybetmesidir.Sadece Galatasaray lehine değil, Sivasspor lehine de verdiği kararlarda kontrolsüzlük etkili olmuştur. Galatasaray adına unutulmaması gereken bir hususta 10 kişi kalmasına rağmen skoru 2-1'e getirmesidir. Maç 11'e 10 oynansa da Galatasaray yine kazanırdı. Bazı şeyleri görmek için müneccim olmaya gerek yok. Akbaba gibi Galatasaray'ın üzerine çökmeye çalışanların önce şikeden aklanmaları ve karşımıza öyle gelmeleri gerekmektedir. Gırtlağına kadar suça batmış kaotik futbol düzeninde, başı dik bir şekilde yürüyen Galatasaray'a yapılmak istenen operasyonun bilincindeyiz. Galatasaray'ın kaybettiği maçlar sonrasında, mantar gibi türeyen medyada ki maşaların nasıl Galatasaray'a saldırdığının da farkındayız...Galatasaray futbol takımı gerekeni sahada yapacaktır. Galatasaray'ın yükselişi tekrardan başlayacak ve ağızlarından salyalarını akıtan akbabalara gereken cevap en güzel şekilde sahada verilecektir. Yaşanılan sıkıntılı günlerde daha da anlam kazanan bir sözle bitirelim " biz bir aileyiz, kenetlendikçe daha da büyüyen ! "  


27 Ekim 2013 Pazar

Kayserispor - Galatasaray Maç Yazısı | Şimdi Galatasaray Zamanı !

ÖNCELİK "HÜCUM"

Daha önceki yazılarda Galatasaray'ın hücum opsiyonlarının kısıtlı oluşu, formsuz oyuncu sayısının fazlalığı, yabancı kontenjanı ve kanat aksiyonlarının oyunda ki etkisi üzerinde durmuştuk. Galatasaray hücum anlamında kendisini geliştirmeye başladı. Öyle ki Karabükspor' a 2 , Kopenhag' a 3, Kayserispor' a 4 gol atarak toplamda 9 gol ile maç başı 3 gol ortalamasını yakaladı. Hücum opsiyonlarının çalışmayla zenginleşmesi, Wesley Sneijder 'in form tutması ve "kilidi açan oyuncu" rolüyle, daha efektif bir futbol ortaya koyması bunda etkili oldu.Galatasaray hücum performansının, Akhisar maçı sonrasında bu şekilde yükselmesi dikkat çekici. 

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Wesley Sneijder, sarı kırmızılı formayla oynadığı son 3 maçta 4 gol atarak takımın kazanma alışkanlığını yeniden elde etmesinde başrolü aldı. Drogba frikik sorunsalını Kayserispor maçında yıkarak, 2013-2014 sezonunun Galatasaray adına ilk frikik golüne imzasını attı.Oyun içerisinde ki varlığı, takımı saha içerisinde yönlendirmesi, kafa toplarında ki hakimiyeti ve fiziksel üstünlüğü ile takımın önde oynayabilmesine verdiği katkı herzaman olduğu gibi yine müthişti. Galatasaray'ın bundan önce ki 2 sezonda da geç form tutan maestrosu Selçuk İnan , Kopenhag maçı ile kendini bulmuştu.Kayserispor maçında takımın "balans ayarı" olarak yine dümene geçti. Kayserispor maçında hem savunmada hem hücumda oldukça etkiliydi. Maçın özetini tekrardan izlerseniz Galatasaray'ın hücum varyasyonlarının hepsinde etkisi açık bir şekilde görülecektir.Ceza sahasına yaptığı koşular, Roberto Mancini ile beraber daha fazla ön plana çıkardığı bir özellik olarak dikkat çekiyor. Bu özelliğini daha fazla skora yansıtırsa çok farklı bir Selçuk İnan izleyebiliriz. Savunma anlamında da takımını yalnız bırakmaması ve ortaya koyduğu mücadele ile Galatasaray'ın son iki maçını kazanmasında büyük pay sahibiydi.


"BURAK YILMAZ" VE "BEYBLADE EMRE"

Formu yükselen oyunculardan bir diğeri ise Burak Yılmaz'dı. Ligde 63 gün sonra golle buluşan Burak Yılmaz , takımı 3-2 öne geçiren golün sahibi oldu. Maça sol çizgide başlayarak Kopenhag maçının bir tekrarını izletti.İyi niyetine şüphe yok fakat Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması "futbola ihanet".Gel gör ki mevcut yabancı kontenjanı ve takım şablonu bunu zorunlu hale getiriyor.Duygusal futbolcu sınıfının en bariz örneği olması bakımından Kopenhag maçında taraftarın kendisine gösterdiği destekle morallenmesi ve Kayserispor maçında attığı gol parallellik gösteriyor. Fenerbahçe maçına kadar Konyaspor ve Kopenhag maçlarında gollerine devam edeceğinden eminim.Günün bir diğer kazananı ise "Beyblade" Emre Çolak oldu. İkinci yarıda,Wesley Sneijder'in yerine oyuna dahil olan Emre Çolak , Galatasaray orta sahasına hareketlilik getirdi. Burak Yılmaz'ın attığı golde asisti yapan oyuncu olurken, kendisine yapılan faul sonucu kazanılan frikiği Drogba gole çevirdi. Eksik olan fiziksel yönlerini geliştirmesi ve son pasları daha akıllı kullanması gerektiği halen eksi yönleri.Son dakikalarda kaçırdığı pozisyon ise maçta ki tek olumsuz yönüydü.Oyuncu ıslıklayarak veya yuhalayarak hiçbir oyuncuyu takıma kazandıramayacağımızı daha önce de belirtmiştik.Bugün onlardan birini daha gördük.Türk Telekom Arena'da ki Antalyaspor maçında, sahadan yuhalamalarla ayrılan Emre Çolak, Kayserispor maçında skoru Galatasaray'a getiren golün hazırlayıcısı oldu. Futbolcuya sahip çıkmak bütün taraftarların görevi.Futbolun hatalar oyunu olduğunu da unutmamak gerekiyor. Her hatada "futbolcu asmak" gerçek taraftara yakışan bir hareket olmasa gerek...

ROBERTO MANCİNİ ETKİSİ VE "SAVUNMA" HATALARI

Kayserispor galibiyeti , Roberto Mancini ile üstüste kazanılan 3. galibiyet oldu.Geldiği günden bugüne kadar takımın kaos içerisinde ve mental olarak düşük bir halde olması ; kondisyon olarak takımın istenilen seviyede olmayışı ve Ünal Aysal-Fatih Terim savaşından fazla yara almadan başarıyla çıkması önemliydi. Özellikle hücum anlamında Kopenhag ve Kayserispor maçlarında ortaya konulan iştahlı futbol hanesine yazdırdığı önemli bir not. İlk 11'de bugüne kadar hiç oynamayan Drogba-Umut-Burak üçlüsü kendisi için bir kumardı. Kayserispor maçında bu kumardan başarıyla ayrılsa da takımın savunma anlamında kötü sinyaller verdiğini de söylememiz gerekiyor. Galatasaray'ın Kopenhag maçında yediği gol konsantrasyon kaybı olarak nitelendireceğimiz türdendi. Kayserispor maçında ise rakibe verilen pozisyon sayısının fazla oluşu,sağ bek Sabri ve sağ stoper Chedjou'nun o bölgeyi iyi kapatamaması, yapılan bireysel hatalar ve kademede yaşanılan sorunlar takımın savunma hanesindeki eksileri.Mutlaka bu hatalarda,defans hattının üst üste iki maç oynamamasının etkisi büyük. Kopenhag maçının yıldızlarından olan Ebuoe yabancı kontenjanına takılarak tribüne gönderildi.Sol bekte Dany'nin yerine, Arsenal'da bir sezon sol bek oynayan Ebuoe' nin de düşünülebileceğini hatırlatmakta fayda var.Gökhan Zan ve Hakan Balta sakatlıktan dolayı kadroda bulunmuyor.Sol bek alternatifi Riera ise Mancini tarafından düşünülmüyor.Bu sebepten Ebuoe'nin sol bekte denenmesi akıllıca bir hamle olabilir.


ŞİMDİ GALATASARAY ZAMANI !

Kayserispor maçı bir çok açıdan, sezonun "ilklerine" sahne oldu.Bunlardan bir tanesi Süper Lig'de, hükmen kazanılan Beşiktaş maçını saymazsak, ilk kez iki farklı kazanılan bir maç olması,İstanbul dışında kazanılan ilk deplasman galibiyeti olması ,Selçuk İnan'ın sezonun ilk asistine imza atması, Drogba 'nın Galatasaray kariyerinde ki ilk frikik golünü kaydetmesi, 2013-2014 sezonu içerisinde 4 golle kazanılan ilk karşılaşma olması gibi birçok "ilkler" yaşandı.Bu "ilklerin" yanında bence en önemli husus, kazanma alışkanlığının geri kazanılıyor olması. Şampiyonluk yolunda yakalanan seriler, sezonun galibini belirliyor.Bu serilerin yanında 2 senedir lige ambargo koyan, maçlara psikolojik olarak 1-0 önde başlayan Galatasaray, yaşanılan sıkıntılı süreçlerde "winner" özelliğini yitirmeye başlamıştı.Bunun önüne geçilmesi bakımından çok önemli bir 3 maçlık periyot çizildi. Karabükspor karşısında ortaya konan futbol pek tatmin etmese de kötü oynanan maçları da kazanabilmek büyük takımlar için zorunluluk.Devamında yakalanan ivme ile Kopenhag ve Kayserispor galibiyetleri takımın moralini de yukarıya taşıdı.Kara bulutların yavaş yavaş dağıldığı, tekrardan güneşin açtığı günler başlıyor.Rüyadan uyandık, gerçeklerle tanıştık! Şimdi yeni zaferler, yeni kupalar kazanma zamanı ! Şimdi Galatasaray zamanı !


23 Ekim 2013 Çarşamba

Galatasaray - Kopenhag Maç Yazısı | Daha Yeni Başlıyoruz !

"YÜKSELİYOR KAVGAMIZ OMUZLARDA" 

İlk teşekkür taraftara gelsin.Ali Sami Yen kapalısından bir demet izlediniz dün gece...Seyrantepe semalarında muhteşem bir taraftar vardı.İlk dakikadan son dakikaya kadar, takımla beraber hücuma kalkan ve takımla beraber savunmaya çekilen bir taraftar performansı izledik.Bunda Galatasaray'ın bu sezon ilk kez oynadığı kompakt ve iştahlı futbol etkiliydi.Öyle bir iştah ki, önde oynayan Drogba-Burak-Sneijder-Bruma ile rakip defansa ; Melo ve Selçuk ile Kopenhag orta sahasına sahayı dar eden bir iştah...Bu arada bu istekli oyunu en son Arena'da 3-1 kazanılan Fenerbahçe maçında izlemiştik.2011-2012 sezonu özleyenlerden birisi olarak,ortaya konan mücadeleden fazlasıyla keyif aldım.

Galatasaray - Kopenhag maçı Pegasus Tribünü

Mancini 'nin Galatasaray'a bir ivme kazandırdığı bu maçta çok net görüldü.Galatasaray bu sezon ilk defa bu kadar arzulu bir maç çıkardı. Galatasaray'ın önde baskı ve pres düşüncesinin yanında, bloklar arası yardımlaşmayı da beraberinde izledik. Bir bütün halinde oynayan Galatasaray,dosta güven düşmana korku verdi.Özellikle Ebuoe ve Bruma'lı sağ kanat, ilk yarıda Kopenhag sol kanadını otobana çevirdi. Roberto Mancini bir arada hücum edip bir arada savunma yapmayı Galatasaray'a öğretmiş görünüyor. Antrenmanlarda topun arkasına on bir kişiyle geçip, hücuma da yine tek blok olarak çıkmayı futbolculara aktarmaya çalışıyordu.Meyveleri ise yavaş yavaş topluyor. Kopenhag maçı gösterdi ki, bu oyunun üzerine koyulduğunda kolay kolay maç kaybetmeyen ve oynadığı futbolla keyif veren bir Galatasaray karşımızda olacak.

YÜKSELEN FORM DÜZEYİ

Sezon başından beri en büyük sıkıntı, formsuz oyuncuların takımda sayıca fazla olmasıydı.Geçen hafta itibariyle form düzeyini yükselten Wesley Sneijder 'i kazanan Galatasaray , Kopenhag maçı sonrasında ise Ebuoe 'yi kazandı.Yerden kalkmayan oyununu , Juventus maçında Chedjou'dan yediği ayarla bir kenara bırakan Ebuoe,ilk senesinde ki istekli oyunundan kesitler sundu.Galatasaray - Karabükspor maç yazısında takımın hücum opsiyonları ve beklerden en az bir tanesinin hücum karakteri yüksek Ebuoe veya Riera şeklinde tercih edilmesi gerektiği üzerinde durmuştuk.Dün ki Kopenhag maçı tamda bu ölçüde Ebuoe 'nin gecesi oldu.Hücum anlamında kaptığı toplarla ileriye çıkışları ve zamanında girdiği kademelerle savunmaya katkı konusunda fazlasıyla etkiliydi.Maçı iki asist ile tamamlarken , takımın sağ kanattan etkili ataklar yapmasını sağladı.Oyunun orta sahada sıkıştığı anlarda, gerekli bindirmelerle oyunun genişlemesine yardımcı oldu.

"Güzel futbolcu tekmeye kafa sokandır." Böyle öğrendik Bülent Korkmaz'dan.3 numaralı forma , yine bir cengaverin sırtında yükseldi. Galatasaray'ın "bayrak adamı" olan Felipe Melo , oyunun her iki bölümünde korkusuz mücadelesine bir yenisini daha ekledi. Futbolun sadece futbol olmadığını, taktik tahtasında yazılanların o tahtada kaldığını tekrardan hatırlattı."Büyük zaferler, yürekli komutanlarla kazanılır" sözünün vücut bulmuş haliydi.Attığı golden ziyade sahada ki mücadelesi takdiri haketti.



Semih - Chedjou uyumu ise beraber oynadıkça daha iyiye gidiyor.Yediğimiz gol konsantrasyon kaybından olsa da gole kadar çok başarılı hamlelerde bulundular. Dany 'yi ilk kez sol bek pozisyonunda izledik. Felipe Melo'nun attığı golün asistini yapmasının yanında, ilk kez oynadığı sol bekte sırıtmadı.Takımın maestrosu Selçuk İnan sonunda gerçek oyununu bizlere izletti.Sene başından beri istenileni veremese de Kopenhag maçında dümene geçti.Formunu gün geçtikçe yükselten Wesley Sneijder , bu maçta da oyunun her alanında yıldız vasfına yakışır şekilde mücadele etti.

R1 TUŞU AÇIK KALMIŞ "BURAK YILMAZ"

Gecenin asıl yıldızı Burak Yılmaz 'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Bırakalım kaçırdığı golleri , gol kralı olduğu zamanda dahi sahanın her yerinde pres yapan Burak Yılmaz'ı hiç hatırlamıyorum.Sol açıkta oynadığı Kopenhag maçında, savunmaya bu kadar yardım edip yorulmadan pres yapan Burak Yılmaz 'a şahitlik ettik.45+4'de topa yaptığı baskı ve takımın onunla beraber prese devam etmesi maçın özetiydi.Burak Yılmaz yine gollerini atar ama pres ve mücadele azmini futboluna eklerse, Türk futboluna en büyük katkıyı sağlar.Daha önce de yazmıştık, sahada koşmayan ve mücadele etmeyen futbolcuya taraftar sabır göstermez.Goller bir şekilde atılır ama esas olan sahada ki ruhu kaybetmemektir.Galatasaray taraftarı kaçan gollere inat Burak Yılmaz'ı bağrına basmayı bildi.Futbolcu asmayı kendisine adet edinmiş olan seyirci kisvesine selam olsun !


31 Ağustos 2013 Cumartesi

Eskişehir - Galatasaray Maç Yazısı | "Dejavu"

Ligin 3.haftasında kronikleşen "Eskişehir sendromu" geride kaldı.Skor yine 0-0.Fatih Terim'in Eskişehir'de kazanamama sendromu 3.sezonda da tam gaz devam ediyor.Maç öncesi Galatasaray taraftarlarına  maçın skorunu sorsanız "0-0" şeklinde yanıtlardı..

Süper Lig'de Eskişehir ve Bursa deplasmanları en zor deplasmanlardır.Şanssızlığımız bu iki maçında peş peşe oluşu.Bu maçlar ilk devreye yayılmış olsa kimse ağzını açmaz ama gel gör ki üstüste oynanınca kaybedilen 4 puan olarak göze batıyor.

Oyuna geçmeden önce saha zeminine değinmeden olmaz.Kış şartlarında veya yağmurlu zeminlerde oyuncuların kaymasına ve ayakta duramamasına hepimiz alışkınız ancak yaz aylarında , sezonun ilk haftalarında böyle zemini hiç hatırlamıyorum.Tek tek pozisyon anlatmayacağım çünkü maçın her anında yere düşen oyuncu sayısı oldukça fazlaydı.Futbolun gelişmesi için o kadar kafa yoran (!)  insanlar bu zemin problemini halledemeden hiçbir şey başaramayacaklar.Üst yapıdan önce alt yapının gerçekleşmesi tüm ülke için elzemken 2013 Türkiye'sinde hala zemini tartışıyor olmamız fazlasıyla ironik.



Galatasaray'ın lige düşük tempoda başlamasına 2 senedir alıştık.Bu sezonda aynı şekilde devam ediyoruz.İlk haftalar tökezlesede 6 ve 7. haftadan itibaren takım kendini buluyor.Önemli olan bu haftaları en az kayıpla atlatmak.Eskişehir maçıda bu şekilde değerlendirilmesi gereken bir müsabaka oldu.Maçın ilk yarısı fazlasıyla sıkıcıydı.İki takımda orta saha mücadelesini "zeminin elverdiği ölçüde" kazanmaya çalışarak oyuna hükmetmeye çalıştı.İlk devrede göze batan tek isim Eskişehir'in sol beki Tarık Çamdal'dı.Sol taraftan etkili ataklarla Ebuoe'yi çok zor durumda bıraktı.Birçok pozisyonda faulle durduruldu.Ülke olarak sol bek problemi yaşadığımız dönemlerde Tarık Çamdal "umut"olarak göze battı.Drogba-Burak Yılmaz-Sneijder'li ileri üçlü etkisiz bir görüntü çizdiler.İlk yarıda Drogba'nın kafa şutu ve Burak Yılmaz'ın zeminin azizliğine uğrayıp kaçırdığı pozisyon haricinde çok fazla varlık gösteremedik.Eskişehir'de Kamara ve Erkan Zengin beklenenden uzak bir görüntüyle ilk yarıyı tamamladılar.Galatasaray'da Selçuk İnan'ın form düşüklüğü son sürat devam ederken, stoperler arasında ki sorun hala göze batıyor.Bu maçta görev alan Gökhan-Semih ikilisi fazlaca pozisyon hatası yaptı.Uzun bir süre sonra ilk 11'de başlayan Engin Baytar , Hamit'in yokluğunda kendisini gösteremedi.İlk yarı Galatasaray'da en iyi diyebileceğimiz isim Felipe Melo oldu öyle ki kendisinin olmadığı Galatasaray orta sahası , direnç kaybını fazlasıyla hisseder.

İkinci yarı daha arzulu bir mücadeleye sahne oldu.6+0+4'ün mağduru Amrabat ve cezasının ardından tekrar takıma dönen Sabri , Burak ve Engin'in yerinde ikinci yarıda oyuna dahil oldu.4-4-1-1'e dönen Galatasaray kanatları daha etkin kullanmaya başladı.Futbolcu olmak için herşeyi bünyesinde barındıran ancak en önemli şeyi (futbol zekası) futboluna dahil edemeyen Amrabat , oyuna hareket getirdi.Sneijder'in Drogba ve Amrabat'a attığı paslar zeminden dolayı başlamadan son bulan ataklar oldu.Galatasaray adına maçın en önemli pozisyonları ikinci yarıda gerçekleşti.Melo'nun boş kaleye 2 metreden auta yolladığı poziyon ve Drogba'nın direğe takılan şutunun haricinde Sneijder'in vuruşunda Boffin'in mükemmel kurtarışına şahit olduk.Eskişehir adına maçın en net pozisyonu ise savunmanın hatasından faydalanan Necati'nin vuruşuydu.Bu pozisyonda Galatasaray savunmasının anlaşmazlığını Muslera telafi etti.

17 Eylül'de ki Real Madrid maçına kadar çok daha fazla yol almamız gerekli.Fazlasıyla rahat oynayan Galatasaray bu konsantrasyonla devam ederse sezonun sonunda ki 4.yıldızı anca havada görür!Uzun bir süreden sonra ilk kez rakip takım bizden fazla pas yapmış durumda.Galatasaray'ın topa sahip olamadığı zamanlarda ileride ki 3'lünün savunmaya katkısının durumu malum.Selçuk-Melo-Hamit(bu maçta Engin Baytar)'in üzerine binen yük daha fazla oluyor.Orta üçlüden form olarak sadece  Melo'nun beklentileri karşılaması ve Selçuk'un geçen seneki formunda uzak oluşu oyunu rakip sahaya yıkmada sorun teşkil ediyor.Galatasaray kanatsız oynadığı için iki bekin oyuna katılması çok önemli.Ebuoe ve Hakan Balta'dan bu maçta da istenilen katkı alınamadı.Kanatların işlemeyeşi Galatasaray'ı orta sahaya mahkum ediyor.Oyunu geniş alana yayamadığımız için pozisyon üretmekte ilk yarı oldukça zorlandık.İkinci yarı Amrabat ve Sabri ile daha iyi bir görüntü sergiledik.Sene başından beri düşüncem değişmedi.Sneijder oynayacak ise 4-2-3-1 veya 4-4-1-1 Galatasaray'ın oynaması gereken sistem olarak gözükmekte.En azından Selçuk ve Hamit form tutana kadar 4-4-2'den vazgeçilebilir.Sistem sorununu kenara bırakacak olursak takımın mücadele ve fizik gücü fena değil.En azından rakibe diş geçirip savaşmaya devam ediyor.Eskişehir deplasmanı her zaman sıkıntılı olmuştur.Bu deplasmanı 1 puan ile atlattık.Karalar bağlamaya gerek yok , ne demişler "Allah Kerim , Fatih Terim "

İki haftalık milli maç arasından sonra görüşmek üzere...