Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

Galatasaray - Fenerbahçe Maç Yazısı | İçimiz Rahat Etti

Bütün haftayı medyanın gereksiz gazlamaları ve  Fenerbahçeli (ismi lazım değil) bir futbolcunun Arena'yı kuaför olarak görmesiyle geçirdik. Açıkçası maç öncesi en çok çekindiğim konu, tribünün erken yenilebilecek gol sonrası vereceği reaksiyondu. Uzun zamandır tek bir olay dahi çıkartmayan Galatasaray taraftarı, hayal kırıklığıyla dolu bir sezonda; iç sahada ki Fenerbahçe mağlubiyetini kaldıramazdı. Ancak geçmiş yıllardan, tribün olarak ders çıkarttığımızı söyleyebilirim. Sahaya müdahale etmeden, 90 dakika oyunda olan bir Galatasaray taraftarı vardı. Islık, tezahürat, baskı, meşale, coşku vs. ne ararsanız vardı. Tribünün gerekli yerlerde müdahalesi ve hakemi baskı altına alması da çok önemliydi. Emre'nin ilk sarı kartında tribünün nasıl etkili olduğunu görebilirsiniz. Senelerdir, Galatasaray'ı kendi sahasında psikolojik savaşla yenen Fenerbahçe, bu sefer kendi silahıyla vuruldu. Galatasaray'da taraftarından futbolcusuna kadar herkes dersine çok iyi çalışmış. Çok kötü bir futbol izlediğimiz derbide, psikolojisi sağlam olan kazandı.

Maç öncesi gerek Nevizade, gerekse Ali Sami Yen Sokak bayram yeriydi. İstanbul'un güneşli bir güne uyanması, derbi atmosferini bütün İstanbul'a yaymıştı. 18:00 itibariyle Arena'da taraftar yerlerini almış, başta Emre Belözoğlu ve Volkan Demirel olmak üzere, suyun karşı yakasında ikamet eden takımı (Khalkedon) beklemeye başlamıştı. Isınmaya çıkan malum şahıslara, muazzam bir baskı ortamı yaratıldı. 

Maçın ilk 10 dakikasında baskılı ve istekli bir Galatasaray izledik. O baskı sonucunu vermekte gecikmedi ve Sneijder tabelayı değiştiren isim oldu. İşin savunma kısmında ise (özellikle ilk yarıda) Sneijder ve Burak Yılmaz, Fenerbahçe'nin beklerini takip ederek savunmaya muazzam katkı verdiler. Her pozisyonda Caner ve Gökhan Gönül'ü ilk karşılayan isim oldular. Fenerbahçe'nin artık herkesçe ezberlenen 30-40 metrelik uzun ve ters topları, savunmada Hakan Balta ve Semih Kaya tarafından bertaraf edildi. Ersun Yanal'ın forvette Webo'yu tercih etmemesi, Fenerbahçe'nin aleyhine oldu. Özellikle kafa toplarında Emenike'nin etkisiz kaldığı bir maçta, Webo değişikliği çok daha önce olmalıydı. Ersun Yanal'ın sezon başından beri takımına ezberlettiği "iki beke ters top gönder, kenarlardan orta açsınlar; ileriye şişir ve orada prese başla !" mantalitesi, kompakt oynayan bir rakibe karşı sökmedi. "İlk yarıda ki derbiyi 2-0 nasıl kazandı?" diyenler olabilir. İlk 20 dakikayı tekrar izlerseniz (Chedjou'nun penaltısına kadar) , kendi evinde oynayan Fenerbahçe'nin pozisyon bulamayışına da iyi baksınlar ! Orta sahada top yapmak gibi bir derdi olmayan Fenerbahçe'nin, ileriye göndereceği uzun topların haricinde başka bir oyun planı olmaması da çok ilginç! Sadece kanat varyasyonlarıyla bir şeyler üretebilen bir takımın kilitlenmesi çok kolaydı. Öyle de oldu. Kenarlardan gelen Caner ve Gökhan Gönül'ü iyi durduran Galatasaray, haddinden fazla sert geçen derbiyi kazanmasını bildi. 

Burada Semih Kaya ve Hakan Balta'yı tebrik etmek gerekiyor. Maç boyu havadan gelen bütün topları indirip, doğru kullandılar. Özellikle Emenike'ye karşı bariz üstünlük kurdular. İkinci yarıda risk alıp, kaptırdıkları topları da es geçmemek lazım. Daha basit oynayıp daha az risk almaları gerekiyor. Gökhan Gönül'e karşı Alex Telles'in sürati ve doğru pozisyon alması da önemliydi. Hücumda etkili bindirmeleriyle, Galatasaray'ın devre arasında ne kadar doğru bir transfer yaptığını tekrar kanıtladı. Bu arada 90 dakika boyunca iyi ve formda bir Drogba'nın, takım için ne kadar önemli bir futbolcu olduğunu da hepimiz gördük. Rakip stoperlerle tek başına verdiği mücadele ve topu rakip sahada tutması, Galatasaray'ın ikinci yarıda nefes almasını sağladı. Bekir'e attığı jeneriklik çalımları da not etmek lazım... Maçın tek golünün sahibi Sneijder, büyük maçların oyuncusu olduğunu yine gösterdi. Hollandalı, hücumda takımın en üretken ismiydi. Gerek isabetli pasları, gerekse sol kanattan yapılan set hücumlarını iyi yönlendirdi. 

Gol sonrası Sneijder'in sevinci


Gelelim gecenin iki ana başlığına. 

Birincisi çok tartışılan Felipe Melo olayı. Bugüne kadar Lugano'yu, Emre Belözoğlu'nu, Volkan Demirel'i bağrına basan Fenerbahçe camiası, mağlubiyeti geçiştirmenin yolunu Melo'nun dilinde aramaya başlamış. Kaybettikleri her derbi sonrası ya hakem suçlanır, ya Galatasaray'dan bir futbolcu... Artık bu muhabbetlere alıştığımız için gülüp geçiyoruz sadece. Her maç rakibe veya hakeme küfür eden, ırkçılık konusunda dünya markası olmuş Emre Belözoğlu suçsuz ilan edilirken; çift girdiği rakibi Felipe Melo suçlu oldu ! (Bu arada Emre'nin ikinci sarısı, direkt kırmızı olmalıydı. Tekrar izlerseniz daha net görürsünüz.Öyle bir müdahale sarıyla geçiştirilemez.) Ayrıca Emre'nin yaptığı çirkefliklerin cezasını, Melo'nun "get the fuck out" işaretinde bulabilirsiniz. 2 sezon önce Volkan'ın poposuyla tuttuğu topun cezasını kesen Felipe Melo, şimdide "süt oğlan" Emre'nin cezasını kesmiştir. Yürüyedur aslanım, çakallara yedirmeyiz seni !

Get the Fuck Out !


Gelelim kanayan yaramız Selçuk İnan'a... Öncelikle olaylar nasıl gelişti, açıklık getirelim. Galatasaray bir pozisyonda hızlı çıkmak isterken, top Selçuk İnan'a geldi. O sırada Drogba ve Burak Yılmaz sprint atmış ve savunmanın arkasına sarkıyordu. Selçuk İnan bu ikiliye pas atmayınca, tribünde öyle abartılacak bir yuhalama olmasa da, homurdanmalar başladı. Selçuk İnan duygusal bir yapıya sahip. Geçtiğimiz günlerde GS TV'ye verdiği bir röportajda, Galatasaray taraftarına (yuhalandığı için) kırgın olduğunu ifade etmişti. Önceden gelen bu kırgınlık, iyi oynadığı bir maçta gördüğü haksız tepkinin etkisiyle birleşti. Roberto Mancini'nin saha içerisine girerek verdiği "sahada kal !" mesajı da sonun başlangıcı oldu. Sakatlığını bahane ederek oyundan çıkmak istemesi ve formayı çıkartması da kendisine yakışmadı. Çıkarttığı formanın değerini, taşıdığı kaptanlık pazubandını daha önceden kimlerin taşıdığını da unutmaması gerekiyor.Yaşanan süreçte Selçuk İnan'dan daha dik bir duruş beklerdim. Ancak kendisine gösterilen tepkiler altında ezildiğini ve bu baskıyı kaldıramadığını görüyorum. Selçuk İnan'ın formasını çıkartıp Tugay'a vermesi ve kaptanlık pazubandını atması sebebiyle Galatasaray taraftarına bir özür borcu vardır. 

Birde ısrarla futbolcu yuhalamayı marifet zanneden taraftar boyutu vardır ki asıl problem burada yatmaktadır. 2 sene boyunca yaşanılan bütün başarılarda katkısı olan bir futbolcu, bu kadar kolay gözden çıkartılamaz ! Bu kadar kolay yem edilemez ! Belli bir yerden sonra Galatasaray'da futbolcu tutamaz hale geliriz. Arda  Turan'ın gidişinde sevgilisine edilen küfürleri de hatırlıyoruz. Bu tip şeyler sadece Galatasaray'a zarar vermekten öteye geçmiyor. Bu yüzden her futbolcuyu yuhalayan taraftarın da Galatasaray'a bir özür borcu vardır.

Gate 417'de açılan "Roma bir günde inşa edilmedi" pankartı.

14 Mart 2014 Cuma

K.Karabükspor - Galatasaray Maç Yazısı | Biz Zor Günlerin Adamıyız

Evet, yine deplasmanda iki puanı bıraktık.
Evet, yine ruhsuzduk.
Evet, yine altı pastan üç tane pozisyonu harcadık.
Evet, yine Roberto Mancini'nin Ceyhun Gülselam aşkı alev aldı.
Evet, yine Arena'da oynanan futboldan eser yoktu.
Evet, yine Selçuk İnan formsuzdu.
Evet, yine Burak Yılmaz gol kaçırdı.
Evet, yine , evet , yine , evet , yine vs...

Büyük Kaptan, Fenerbahçe maçına çıkmadan önce "biz zor günlerin adamıyız,bunu her zaman bir kenara yazın !" diyordu. Bu cümle Büyük Kaptan'a çok yakışmıştı. Bu yüzden kaptanlığı da yüreği gibi büyüktü.



Bu zor günlerde gerçek taraftarlar da ortaya çıkacak. Gösterecek gücünü. Takımın arkasında dimdik duracak ! Bu sebeple tekrardan silkelenme ve kendimize gelme vakti. Önümüzde sezonun en önemli maçı var. 18 Mart'ta Chelsea ile oynuyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kalabilmek için rövanş maçına çıkıyoruz. Türkiye'yi sadece yine biz temsil ediyoruz. Unutuyoruz Karabük maçını, sadece önümüze bakıyoruz !

İki senedir Selçuk İnan'ın önderliğinde Türkiye'de bütün kupaları alan Galatasaray, bu sene üç kulvarda birden mücadele ediyor. Süper Lig'de durumlar zora girmiş olabilir, kabul ! Ancak iki sene boyunca Selçuk İnan'ın sahada akıttığı teri, attığı golleri, yaptığı asistleri ne çabuk unutuyoruz ? Burak Yılmaz'ın Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerle Çeyrek Final'e kadar gittiğimizi ne çabuk siliyoruz hafızalardan ? Bu kadar basit değil beyler ! Vefa, İstanbul'da bir semt adı olarak kalmamalı. Gayette kötü oynama ve formsuzluk gibi kredileri olmalı.Varsın şampiyonluğa mal olsun. Son iki seneyi gözümüzün önüne getirdiğimizde, her maçta Selçuk İnan'ın veya Burak Yılmaz'ın imzası vardır. Allah aşkına, Selçuk İnan'ın Volkan Demirel'i yerine çaktığı o frikiğinde mi hatırı yok ? Ayıptır ! Burak Yılmaz'ın bu sezon gol krallığında yine zirvede olduğunu da mı görmüyoruz ? Hemde sağ kanatta oynayarak !

Uzun zamandır düşündüğüm ama bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bir konu daha var. Maç sonrası Twitter'dan da paylaştım aslında. Roberto Mancini'ye yapılan "üvey evlat" muamelesi ne zaman bitecek ? Bu sezon Torku Konyaspor maçında Uğur Tütüneker, Elazığspor maçında Okan Buruk ve Akhisar Belediyespor maçında Hamza Hamzaoğlu taraftarlarca tribüne çağrılarak hak ettikleri şekilde onurlandırılmıştır. Güzel de bir düşünceyle eski futbolcularımızı bağrımıza bastık. Peki buraya kadar her şey güzel. Galatasaray'ın teknik direktörü bu sahneyi gördüğünde ne düşünüyordur ? Taraftar olarak biraz empati kurduğumuzda, ne demek istediğimi daha net anlarsınız. GS Store'da satılan bir tişört var. "Biz bir aileyiz, kenetlendikçe daha da büyüyen" yazıyor üzerinde. Koskoca Galatasaray taraftarı kendi hocasını sahiplenemezken; hangi aile olgusundan bahsedilebilir ? Nasıl bir kenetlenmeden söz edilebilir ? Mayıs'a iki ay kala, hala yönetim/futbolcu/taraftar üçlemesinde bir şeyler eksik. Bu eksikliği giderebilmek için hala zamanımız var. En büyük görev Galatasaray taraftarına düşüyor. "Herkesin gelip geçici olduğu kurumsal aile düzeninde, büyüklüğü yine kalıcı olan Galatasaray taraftarı gösterecektir." Bütün futbolcularını, hocasını tribüne çağırarak bağrına basacaktır. Ailesine sahip çıkacaktır. Bu yüzden de Büyük Kaptan'ın sözünü unutmayalım "biz zor günlerin adamıyız, bunu her zaman bir kenara yazın !"


8 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Akhisar Belediyespor Maç Yazısı | Arena'nın Efendisi

Tıpkı Bursaspor maçında olduğu gibi Arena'da yine 6 gol izledik. Alınan farklı galibiyetlerde iki rakibinde pozitif futbol oynamak isteyen, bu yüzden de geniş alanlar bırakan ekipler olması etkiliydi. Galatasaray'ın farklı galibiyetinde yine muhteşem bir iştah, kazanma arzusu ve yetenekli ayaklar vardı. Akhisar maçında formsuz Drogba'nın kendine gelmesi, Bursaspor maçının kahramanı Wesley Sniejder'in, Akhisar maçında da sahne alması ve sol bek Alex Telles'in "dosta güven,düşmana korku" vermesi gibi bir çok ayrıntı mevcuttu.

Sabahtan akşama kadar yağan yağmur, maç öncesi zemin konusunda tereddüte düşürse de, Arena her şeye hazırlıklıydı. Isıtıcılara değinmeden edemiyorum. Gerçekten medeniyet böyle bir şey. Dışarıda kopan fırtına stat içerisinde yerini meltem rüzgarlarına bırakmıştı. Tekrardan emeği geçen yöneticilerimize teşekkür ediyorum.

Akhisar maçında Selçuk İnan'ın yerine Ceyhun'u ilk 11'de izledik. Geçen hafta ön liberoda maça başlayan Yekta, bu hafta Selçuk İnan'ın pozisyonunda karşımıza çıktı. Ç.Rize maçında skor 1-0'a geldikten sonra Melo ön liberoya geçmiş, Yekta ise daha önde oynamaya başlamıştı. Yekta'nın önde oynaması Galatasaray'ın maçta ki üretkenliğini arttırmıştı. Süper Lig'in devre arasında Yekta'yı Trabzonspor'a göndermek isteyen zihniyet, ne kadar büyük bir hatadan döndüklerini umarım artık anlamıştır. Özellikle Chelsea ve  Akhisar maçında defans - orta saha bağlantısında, topu net bir şekilde (eveleyip gevelemeden) ileriye taşıdı. Kasımpaşa dönemlerini hatırlarsak, Yekta Kurtuluş'un ofansif orta saha oyuncusu olduğunu anımsarız. Top tekniği iyidir, basit ve sade oynar. Oyun görüşü ise Süper Lig ortalamasının üstündedir. Selçuk İnan takıma döndükten sonra ön liberoda yine kendisini izleyeceğimizi düşünüyorum. 




























"Elalem sol bek görsün !" diyerek Alex Telles'e geçelim. "Seni anan benim için doğurmuş" diye bir şarkı vardı. Senelerdir sol bek için kendimizi parçaladık. "Al sana sol bek !" diyerek Brezilya'dan kopan gelen bir ilaç! Muhteşem bir Alex Telles izledik dün akşam. Gerek defansta gerekse ofansta takıma büyük katkı sağladı. Özellikle önünde oynayan Sneijder ile yakaladıkları uyum harika. Atılan 2.golde Alex Telles'in ceza sahasına yaptığı koşu ve Sneider'in rakibin bacak arasından attığı pas bu uyumun en bariz göstergesi. Alex Telles'in hızı, temposu, tekniği ve ortaları çok can yakıyor. "Adam sol bek beyler !" İlk yarı Sneijder - Alex Telles uyumunu kullanmak yerine çoğu sefer oyunu sağ kanattan kurmaya çalıştık. Ebuoe'nin formsuzluğu ve önünde oynayan herhangi bir oyuncunun olmaması sağ kanat etkinliğini kısıtladı. İlk yarıda Akhisar'ın Ebuoe'nin kanadından etkili gelmesinde, Burak Yılmaz'ın geriye dönmemesi büyük etkendi. Ebuoe tek başına sağ kulvarı kapatabilecek seviyede değil. Akhisar maçını bir kenara bırakırsak ilerleyen haftalarda bu konu başımızı ağrıtabilir.

Roberto Mancini, son haftalarda sol stoperde Hakan Balta'ya şans tanıyor. Bu kararda sadece yabancı kontenjanı etkili değil. Hakan Balta'nın tekniğinin diğer stoperlere nazaran daha iyi olması ve Roberto Mancini'nin sol stoperde sol ayaklı bir futbolcu oynatmak istemesi Hakan Balta tercihine zemin hazırlıyor. Süper Lig'de iç saha maçlarında bu tercih kabul edilebilir. En azından bir yabancı hakkını diğer mevkiler için kullanabilirsin. Büyük maçlarda ise Semih - Chedjou ikilisi daha sağlam bir tandem olabilir.

"Maçın yıldızı kimdi ?" sorusuna verebileceğim cevap Wesley Sneijder olur. Oyundan çıkana kadar maça hükmetti. Bu sezon duran toplardan gol atamıyoruz diye çoğu kez sızlandık. 3 maçtır "altı pasa" attığı kornerlerle gol buluyoruz. Burada topa vuran oyuncuların etkinliği kadar korneri kullanan oyuncunun da etkisi büyük. Günümüz futbolunun en önemli silahı olan duran topları Galatasaray'a tekrar kazandıran Wesley Sneijder'e teşekkürler. Maç genelinde ise Wesley Sneijder'in doğru yerlerde topla buluşması üretkenliğini arttırdı. Bu noktada defanstan veya orta sahadan direk Sneijder'i arayan oyuncuların olması önemli. Doğru noktalarda topla buluşan Sneijder için takımı yönlendirmek çok daha kolay oldu. Attığı ters toplar veya Burak Yılmaz - Drogba ikilisine attığı derin toplar, Galatasaray'ın pozisyon üretebilmesi için hayati önem taşıyor. Burak Yılmaz için ayrı bir parantez açalım. Geçtiğimiz hafta yaşadığı olayın acısını bu hafta golle buluşarak çıkarttı. Arena'da kendisine hak ettiği değeri veren taraftarlara, maç sonrası teşekkür etmeyi de ihmal etmedi.















Uzun zamandır yokları oynayan Drogba kendisini hepimize tekrardan hatırlattı. Chelsea maçı öncesinde form tutması bizim için çok önemli. Akhisar maçında 2 gol ve 2 asistle yıldızlaştı. Oyunun her alanında takıma katkı sağlayan, adam eksilten, pozisyonlar bulan, arkadaşlarına asist yapan ve takımı oynatan Drogba'ya 40 yaşında da olsa ihtiyacımız var. Roberto Mancini'nin maç sonrası Drogba hakkında yaptığı yorum ise bir hayli ilginç."Eğer bu kadar çok gol atmaya devam ederse bir hafta da izin verebilirim. Bunların hepsi bir tarafa Drogba artık 36 yaşında, genç bir oyuncu değil. Dolayısıyla Çarşamba-Pazar maratonuna göre arada izin vermemiz gerekiyor."

Son olarak deplasmanda kazanmadığımız sürece iç sahada atılan 6 golün pek önemi yok. Karabük deplasmanından 3 puanla dönerek, şampiyonluk yolunda emin adımlarla yürümeye devam etmeliyiz. Ayrıca Fırat Aydınus'un Felipe Melo'ya ettiği küfürü de TFF'ye havale ediyorum. Haftaya puan farkını "yerle yeksan" etmiş bir şekilde görüşmek üzere...

Galatasaray'ın iç saha ve deplasman tablosu (Ntvspor)

22 Şubat 2014 Cumartesi

Galatasaray - Beşiktaş Maç Yazısı | Yürüyedur Semih Kaya !

"İnleyen nağmeler ruhumu sardı" bestesiyle girdiğimiz Arena'dan, Selçuk İnan'ın ayağından bulduğumuz penaltı golüyle 1-0 galip ayrıldık. Kim ne derse desin, bizim Beşiktaş'a karşı her zaman şansımız tutuyor. İyi de oynasak kötü de oynasak kazanıyoruz. Birisi "psikolojik üstünlük" mü dedi ? Tam da böyle bir şey olsa gerek. Stada giderken derbi maçına mı gidiyoruz, Elazığ maçına mı gidiyoruz belli değil! Taraftar kazanacağından %100 emin. Yapılan goygoyun haddi hesabı yok. Hal böyle olunca bu rahatlık sahada ki futbolculara da yansıyor. Oynanan futbola hiç girmiyorum. Malum ortada bir futbol yok."Taş dövüşü" gibi mücadele, oynamaktan çok oynatmamak isteyen iki takımın mücadelesi. Türk futbolunun klasikleşen bir derbi mücadelesi. Ülke futbolunun geldiği noktaya bakınca bir açıdan da üzülüyorum.Onca yatırıma yazık oluyor. Maçı izlerken, aklıma geçtiğimiz haftalarda İngiltere'de oynanan  Liverpool - Arsenal maçı geliyor. Hafif bir "iç çekişin" ardından, sahada ki "taş dövüşüne" geri dönüyorum.

Hafta ortasında oynanan Juventus - Trabzonspor maçında İtalyanlar, Trabzonspor'u "yürüyerek" nasıl yendiyse, Galatasaray'da Beşiktaş'ı öyle yendi. İlk yarım saat boyunca sahada yürüyen bir Galatasaray vardı. 30. dakikaya kadar Selçuk İnan piyasada yok, Drogba oyunda bile değildi. Drogba, 30. dakikadan sonra varlığını hissettirmeye başladı. Onun top saklaması, takımı öne taşıdı. Devamında da Alex Telles ve Veysel Sarı daha rahat hücuma katılmaya başladı.  Takım 30 ile 40. dk. arasında "biraz" futbol oynamak isteyince, el bombası Dany'nin pimi çekmesi gecikmedi. Ceza sahasında Veysel Sarı'ya bodoslama girişi, trafikte 6 ay ehliyete el konulmasına sebep olur. Beşiktaşlılar ve Fenerbahçeliler'in bu olay üzerinden polemik yaratma çabasını hoş görmek gerekiyor. "Şike kültürünün" iliklere kadar işlediği bir düzenden gelen camiaların, bu olaydan pay çıkartma çabası da normaldir. Burada unutulmaması gereken bir nokta var. Dany, çevik bir stoper olmasına rağmen, "mental" olarak kendisini geliştiremeyen bir oyuncudur. Dany, Galatasaray'ın sene başı oynadığı hazırlık maçlarında peş peşe penaltıların faili olmuş, dengesiz ve riskli oyun yapısıyla Galatasaray'dan uzaklaştırılmıştır. Beşiktaş taraftarının, Dany'yi değil, onu transfer eden Önder Özen'i suçlaması gerekiyor. Şampiyonluk yolunda ki en büyük rakibinin beğenmeyip gönderdiği futbolcuyu, kadrona takviye olarak katmak ne derece doğrudur? Bu transfer nasıl bir vizyonun ürünüdür? Lafa geldiği zaman "futbol uleması" kesilen Önder Özen, Dany transferiyle sınıfta kalmıştır. Net !





Galatasaray'ın Çarşamba günü oynayacağı Chelsea maçı mutlaka futbolcuları etkilemiştir. Yoksa bu kadar durgun ve isteksiz olmalarını açıklayamayız. Şampiyonlar Ligi, futbolcuların en güzel PR çalışmasını yaptıkları arena. Bu açıdan kendilerini saklamaları normal. Ancak can sıkan "maç seçme huyunu"da bir kenara bırakmak gerek! Neyse, önemli olan bu maçtan 3 puanı cebe koyarak yola kayıpsız devam etmekti. Suyun karşı yakasında ki takım, Pazartesi günü Elazığ deplasmanında 3 puan bırakırsa; o zaman buralar şenlik yerine döner. Bu arada Fenerbahçe'nin son 3 deplasman maçından da mağlup ayrıldığını hatırlatalım. Bu kayıpların arasına dördüncüsünü eklemeleri durumunda, Galatasaray'ın deplasmanlarda aldığı beraberlikler daha fazla anlam kazanır. Bilinen bir gerçek olan "kazanamıyorsan, kaybetme" mantalitesi, bu zamanlarda değer bulur. Ortada dolaşan spor yorumcuları, sabahtan akşama kadar anlatır dururlar "Galatasaray deplasmanda kazanamıyor ama kaybetmiyor(da)." Burada ki "da" çok önemli. Bunu söylettiğimiz zaman Galatasaray için "Mayıs" ayı geliyor demektir.

90 dakikanın en güzel fotoğrafına geldi sıra...Cüneyt Çakır'ın aut kararı verdiği pozisyona topun kendisinden çıktığını itiraf eden Semih Kaya, Türk futbolunda herkesin takdirini kazandı.Tribünde ki taraftar da, kendisini yine bağrına bastı. Semih Kaya, birçokları için "sadece" bir stoper olabilir. Ancak Galatasaray taraftarı için çok daha fazlasıdır. Son yıllarda altyapıdan çıkardığımız en büyük yetenektir. Hakemle, rakiple dalaştığını pek göremezsiniz.Her maç iyi oynar, parçalının hakkını verir. Bu yüzden kimse de Semih için yorum yapmaz. Çünkü Semih her zaman işini yapar, rakibe saygı duyar, çirkefliğe bulaşmaz ihtiyaç da duymaz. Lugano ile arasında ki fark da buradadır. Bariz hatasını pek kimse hatırlamaz. Dany ile arasında ki fark da burada yatar. Pozisyon bilgisini, Ujfalusi gibi bir eğitmenden aldığı için sahada fark yaratır. En nadide çiçektir Galatasaray'da, kıymetini bilmemiz icab eder. Yoluna taş koyacakların da karşısında dimdik durmak gerekir. Fatih Terim'in son gelişinde, Galatasaray'a en büyük armağanıdır Semih Kaya. Daha 23 yaşında, önünde uzun yıllar var. 23 yaşına kadar yaşadığı sakatlıklar herkesin atlatabileceği türden değildir. Beyin ameliyatından, çapraz bağ sakatlıklarına kadar her şeyi yaşamıştır. Dinginliği belki de bundandır. İzmir'de doğan efsanemiz Metin Oktay'dan sonra, yine İzmir'den başka bir güneş doğuyor.Önünde pırıl pırıl bir gelecek var. Adamlığıyla ışıl ışıl parlıyor sahada.Kim bilir belki de yeni Metin Oktay, Semih Kaya olacak...Yürüyedur Semih Kaya !


17 Şubat 2014 Pazartesi

Antalyaspor - Galatasaray Maç Yazısı | Deplasman Fobisi

Galatasaray, Süper Lig'in 21.haftasında Antalya'dan 2-2'lik beraberlikle İstanbul'a döndü. Deplasmanlarda kazanamama alışkanlığı tüm hızıyla devam ediyor.Galatasaray, Süper Lig'de şuana kadar oynadığı 11 deplasman maçında 6 beraberlik,2 mağlubiyet,3 galibiyet almış durumda. Şampiyonluğa oynayan bir takım için pek de iyi bir tablo olduğu söylenemez.Deplasman karnesi en iyi olan takıma bakınca Beşiktaş'ı görüyoruz. Beşiktaş, Süper Lig'de çıktığı 11 deplasman maçından 6 galibiyet,3 beraberlik ve 2 mağlubiyetle ligin lideri konumunda. Deplasman maçları baz alındığında Galatasaray ve Beşiktaş arasında 6 puanlık bir fark olduğunu görüyoruz.Galatasaray sadece iç saha maçlarını kazanarak, Fenerbahçe ile arasında ki 6 puanlık farkı kapatması çok zor.Özellikle son haftalarda yaşanan skandal hakem hataları, devamında basılan soyunma odaları, pervasızca dile getirilen "mağdur" takım portresi karşısında çok daha güçlü bir Galatasaray'ın olmasını gerektiriyor.





























Roberto Mancini kazanan sistemi bozmadan yoluna devam ederken, Antalya karşısına da sakat Hakan Balta ve cezalı Aurelien Chedjou yerine yeni transfer Burdisso ile başladı.Geçtiğimiz hafta cezalı olan DrogbaAntalya karşısında ilk 11'de ki yerini aldı. Geçen haftanın iyilerinden Izet Hajrovic yabancı kontenjanına takılırken, Burak Yılmaz yine sağ kanada mahkum oldu. Roberto Mancini'nin oluşturduğu 4-3-3 sistemi içerisinde alanı iyi daraltıp, topun arkasına 11 kişi ile geçmek ve rakibi bir bütün halinde karşılamak olmazsa olmaz.Galatasaray ilk 25 dakika bu felsefeyi iyi uyguladı. Burak Yılmaz ve Sneijder rakip beki takip ederek savunmaya yardım etti. Orta sahada Ceyhun,Melo,Selçuk üçlüsü, Antalya'ya bariz bir üstünlük kurdu. Oyunun hücum kısmında ise Alex Telles ve Sneijder iş birliği vardı. O iş birliğinden Alex Telles'in sıfıra inip hazırladığı pozisyonu, Burak Yılmaz'ın muhteşem plasesi takip etti ve skor 1-0'a geldi. Alex Telles için ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Galatasaray'da uzun yıllardır böyle etkili bir sol bek performansı izlememiştim. Çabukluğu, top tekniği, pas alışverişi ve hırslı yapısıyla "nokta" transfer olduğunu kanıtladı.Özellikle önünde oynayan Sneijder ile çok iyi anlaşması, Galatasaray'ın gelecek maçlara daha güvenle bakmasını sağlıyor. 

25.dakikadan sonra takım "stop" düğmesine basmış olacak ki; Serkan Balcı,Enoh gibi isimlerle Antalya, orta saha hakimiyetini ele geçirdi. Burada önemli bir diğer faktör Drogba'nın oyunun hiçbir alanında takıma fayda sağlamaması. İleride pres yapmasını zaten beklemiyoruz ancak ileride top tutamaması ve hücuma hareketlilik getirememesi takımın iyice geriye çekilmesine yol açtı. Selçuk İnan'ın ilk yarıda ki durgun futbolu da Drogba'ya eklenince takım bir anda durdu. Yenilen ilk golde Semih orta sahada rakibi karşılamak için öne çıkınca Burdisso, Tita ile baş başa kaldı. Burada alanı boş bırakan Semih Kaya kadar, rakibi bozma konusunda ürkek kalan Burdisso'nun payı çok büyük. Burdisso'ya da bir parantez açalım. Boca Juniors kariyerinde pek parlak günler geçirmediği, Boca Juniors taraftar forumlarından da anlaşılıyor. Hava toplarında ki hakimiyetine diyecek bir şey yok ancak; topu oyuna sokma konusunda maalesef Galatasaray standardında değil. Özellikle Semih Kaya, Burdisso'nun yanında Pique etkisi yaratıyor. Antalyaspor ile hafta ortası oynanan Türkiye Kupası maçında, Koray Günter'i izlemiştik. Koray Günter, konsantrasyon ve fiziksel eksikliğinin haricinde daha komple bir stoper. En azından çevre kontrolü ve indirdiği topları takım arkadaşlarına servis edebilmesi önemli özellikleri. Top tekniğinin ve pas oyununa yatkınlığının Burdisso'dan daha iyi olduğunu söylemeliyiz. Semih Kaya'nın, Galatasaray forması altında ilk günden beri tükenmez bir kredisi vardır. Galatasaray taraftarı genç futbolculara değer verip, gerekli sabrı gösterir. Kiralık Burdisso'nun yerine, bonservisi Galatasaray'da olan Koray Günter daha iyi bir tercih olabilir.



























İlk yarı 1-1 bitecek diye beklerken futbol sahalarında pek eşine rastlanılmayacak türden bir gol yedik. "Antalya gol attı" diyemiyoruz çünkü ceza sahasında oluşturduğumuz kaos ortamı golü getirdi. Alex Telles'in bilinçsizce vurduğu top, Ceyhun'a çarparak filelerle buluştu. Burada Lamine Diarra'nın ofsayt olduğunu da eklemeliyiz. Verilmeyen 1 penaltı ile ortalığı toza dumana katan, suyun karşı yakasında ki takım gibi bu pozisyona ağlayacak halimiz yok. Neyse ki yolumuza bu tarz taşların konmasına alışkınız. Galatasaray, gerektiğinde hakemi de yenecektir. Yenmek zorundadır !

İkinci yarıda ise Antalyaspor skor üstünlüğüyle beraber ayağa  iyi pas yaptı.Soğukkanlı bir şekilde topu iyi dolaştırması, Galatasaray'ın gerekli baskıyı oluşturmasını engelledi. Özellikle devre arasında Antalya'ya katılan Enoh, oyunun her iki alanında Antalya'ya çok şey katmış. Antalya'yı pasla ikinci bölgeye taşıması, önemli bir artı.Antalya-Galatasaray maçı, Serkan Balcı'nın kariyeri boyunca oynadığı en iyi maçlar arasına girebilir. Orta sahada ki dinamizmiyle pas alışverişinde Enoh'a yardımcı olması, Galatasaray adına işleri daha da zorlaştırdı. Tita herhangi bir Anadolu kulübünün bünyesinde olması gereken oyuncuların başında geliyor. Her sezon belli bir standartta oynayarak, tekniği ve süratiyle fark yaratıyor."Beşiktaş'ın, Liverpool'dan 8 yiyen kalecisi" olarak tarihe geçen Hakan Arıkan, yine Galatasaray karşısında devleşti. Ceyhun ve Sneijder'in şutlarında başarılıydı. İkinci yarıda ise Sabri'nin kanadından gelen ortalarda hata yapmadı.

Roberto Mancini,oynanan durağan futbolu değiştirebilmek adına ikinci yarıda bazı değişikliklere gitti. Veysel'in sağ beke geçmesinin ardından Sabri'yi sağ kanatta izlemeye başladık. Sabri özellikle son haftalarda muazzam oynuyor. Hem savunmada hem hücumda gerçekten efsane bir performans sergiliyor. Böyle giderse Ebuoe'nin formaya hasret kalacağını söylememiz lazım. Mancini'nin yaptığı en önemli hamle, Burdisso'yu çıkarıp yerine Emre Çolak'ı alması oldu.Böylece Melo'nun stopere geçmesi topu oyuna daha rahat sokma konusunda fayda sağladı. Bu değişiklikle beraber Galatasaray, çift forvet Burak-Umut arkasında Sneijder ile daha üretken bir yapıya büründü. Bu üretkenlik golü de getirdi.Selçuk'un ortasında Umut Bulut usta işi bir kafayla skoru 2-2'ye taşıdı.

Antalya deplasmanında kaybedilen 2 puanı iş kazası olarak değerlendirmek gerekiyor. Yenilen çok basit iki gol moralleri bozsa da takım disiplini ve 4-3-3'ün artık sistem olarak yerleşiyor olması sevindirici. Kadro istikrarını tam olarak sağladığımız söylenemese de belli bir sistem üzerinde yola devam ediyor olmamız ileriye umutla bakmamızı sağlıyor. Takıma katılan genç futbolcuların idman temposunu arttırdığını da eklemeliyiz. Forma rekabeti, futbolcuların daha fazla çalışmasını sağlıyor. Roberto Mancini'nin maç sonrası söylediği gibi, Galatasaray'ın ilk 25 dakikada oyunu kopartabilecek fırsatları yakaladığını ancak bu pozisyonların Hakan Arıkan'a takıldığını da unutmamak lazım. Kaybedilen 2 puan Alex Telles ve Sabri'nin güzel oyunlarına gölge düşürmemeli. Önümüzde ki Beşiktaş maçında çok daha iyi bir Galatasaray ile karşılaşacağımızdan şüphem yok. Yeter ki ilk 25 dakikada oynanan futbolu, maçın geneline yayalım.


8 Şubat 2014 Cumartesi

Galatasaray - Eskişehir Maç Yazısı | Sen Şampiyon Olacaksın !

Galatasaray, Türkiye'de sporun beşiği...Türkiye'nin batıya açılan penceresi.Kökleriyle 1481'e, Galata Sarayı Humayun Mektebi'ne dayanan, tarihi bir çınar...Sadece bir spor kulubü değil. O kadar basit değil. Yetiştirdiği nesillerle Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlık yüzü.Mazisinde ki sayısız başarıyla,Türkiye'nin gurur kaynağı.Yeni başarılara yelken açmış büyük bir gemi. Bizlerde o geminin nacizane mürettebatı...

Tarih sayfaları 7 Haziran 1987'yi gösteriyor.Rakip Eskişehir...14 senedir kazanılamayan şampiyonluk hafızalarda. Her çilesini sineye çeken taraftar, artık bu son olsun istiyor."14 senelik bu çile, bitsin artık bu sene !" diye haykırıyor Mecidiyeköy semalarında...





Tribünlerde coşacaksın,
Kupaları alacaksın !
Sen şampiyon olacaksın !
Seni sevmeyen ölsün ! Ölsün !
Seni sevmeyen ölsün ! Ölsün !

14 senelik bu çile,
Bitsin artık bu sene !
Sen şampiyon olacaksın !
Seni sevmeyen ölsün ! Ölsün !
Seni sevmeyen ölsün ! Ölsün !

Filmi ileriye sarıyoruz ve günümüze dönüyoruz.1987'de o tarihi şampiyonluğu yaşayan neslin evlatları olarak, 8 Şubat 2014 tarihinde, bu sefer Seyrantepe semalarındaydık. Aradan geçen 27 sene ve kazanılan sayısız kupalara rağmen yine aynı iştahla haykırıyoruz: "Tribünlerde coşacaksın, kupaları alacaksın ! Sen şampiyon olacaksın ! Seni sevmeyen ölsün ! Ölsün !" Biz haykırdıkça, daha fazla koşuyor topçular. Daha fazla istiyor aslanlar... Burak Yılmaz, 27 sene önceki Tanju Çolak oluyor ... Prekazi'nin 8 numaralı forması Selçuk İnan'da hayat buluyor.  Simovic'in eldivenleri bu kez Muslera'nın ellerinde.

3-5-2, 4-2-3-1, 4-3-3 derken makina düzenine geçiyoruz artık. Galatasaray, ilk yarı boyunca saat gibi işliyor . Göbekten geliyor, kanatlardan geliyor,taraftarıyla geliyor...11 kişi topun arkasına geçip takım savunmasını kusursuz uyguluyor. Hücuma çıkışlarda Alex Telles ve Sabri ile oyunu genişletiyor. Melo ve Selçuk oyunun yönünü hızlı bir şekilde değiştirip, rakip defansın dengesini bozuyor. Izet Hajrovic oyun zekasıyla sahada fark yaratıyor. Burak Yılmaz yine arayışta.Geçen hafta kaçırdıklarını bu hafta telafi ediyor.Henüz 6. dakikada Hajrovic'in ara pasını, asiste çeviriyor.Wesley Sneijder'in kapalı tribün önünden kullandığı serbest vuruşa, Chedjou yükseliyor ve kafayı vuruyor.Top ağlara giderken, Arena kendinden geçiyor.Dakikalar 32'yi gösterirken skoru 2-0'a getiriyoruz. Skoru bulduktan sonra,makinayı rölantiye alıp devreye 2-0 ile giriyoruz.

İlk yarıda ki iştahı, ikinci yarıda bulamıyoruz ancak; bu sefer de tribün çıkıyor sahneye. "Sen şampiyon olacaksın!" tezahüratı, inletiyor Sami Yen'i. Akıllara yine 1987 geliyor. Gözlerimiz doluyor tribünde. Sonradan öğreniyoruz ki, kulübede Tugay'da bizimle birlikte ağlıyor ! 27 yılda geldiğimiz noktaya bakıp gururdan ağlıyoruz...Geçmişte çekilen çilelerin yerine, bu sefer mutluluktan ağlıyoruz.Arada ki puan farkını hiç düşünmüyoruz bile. Kalkıyoruz ayağa, daha sıkı sarılıyoruz Galatasaray'a. İnadına söylüyoruz bu kez. "Sen Şampiyon Olacaksın !"





2 Şubat 2014 Pazar

Galatasaray - Bursaspor Maç Yazısı | Kaldı 7 !

Süper Lig'in 19.haftasında Galatasaray,Arena'da konuk ettiği Bursaspor'u 6-0 gibi tarihi bir farkla geçerek, Fenerbahçe ile olan puan farkını 7'ye indirmeyi başardı. Gaziantep deplasmanında "ruhsuz futbol" sebebiyle eleştirilen Galatasaray, hafta boyunca dersine iyi çalışmış. Öncelikle Roberto Mancini'den başlayalım.Geçtiğimiz hafta sistemle çok fazla oynadığı için eleştirilen Roberto Mancini, Bursaspor maçında savunmada 4-1-4-1, hücumda 4-3-3 'ü tercih etti. 90 dakika boyunca bu sistemi disiplinli bir şekilde oynattı. Geçen hafta saha içinde yaşanılan kaos, Bursaspor maçında yaşanmazken; Galatasaray'ın maçı ilk yarım saatte koparması bunda etkiliydi.Galatasaray'ın iştahlı oyununda Mancini'nin emeği büyük.Geçen haftadan beri takıma gerekli uyarıları yapmış ve daha arzulu bir takım yaratmış.Çıkardığı kadro itibariyle daha fazla hücumu düşünen ve geçtiğimiz haftalara göre daha üretken bir yapı oluşturmuş.Bunda,yazının devamında da belirteceğim, iki bekin hücuma katkısı ve Felipe Melo'nun sağ iç pozisyonunda hücuma yönelik oynaması etkili oldu.Kadroya Alex Telles'in gireceği düşünüldüğünde, Roberto Mancini'nin daha alternatifli bir kadro ile yoluna devam edeceğini söylemeliyiz. 

Devre arası kampında takıma yapılan yüklemeler bu maçta etkisini göstermeye başladı. Kampta yapılan yüklemelerin etkisini gösterebilmesi için futbolcuların belli bir dinlenme periyodundan geçmesi gerekiyordu. Bu dönem içerisinde, kupa maçları ve Gaziantep maçı arada kaynamışa benziyor. Antalya ve Gaziantep beraberliği, Elazığ mağlubiyeti kondisyon yüklemelerinin ve ağır antrenmanların sonucunda ortaya çıkan yorgunluğa da bağlanabilir.


Hepiniz Metin Gibi Oynayın, Yenilmekten Sakın Korkmayın !
Galatasaray,son oynadığı Elazığspor ve Bursaspor maçlarında 9 gol atıp, kalesinde hiç gol görmedi. Bu noktada Roberto Mancini'nin 4'lü defans kurgusuyla iki maçta fark yarattığını görebiliyoruz.3-5-2 macerasına atılmanın gereği olmadığını bir çok kez anlattık. Bursaspor maçında Semih Kaya - Hakan Balta tandemi, gerek topu oyuna sokmada, gerek rakibi karşılamada iyi işler yaptı.Maç öncesi en çok çekindiğim Bursasporlu forvet Fernandao'ya bir pozisyon hariç göz açtırmadılar.Dikkatleri çeken bir hususta takımın ikili mücadelelerde rakiplerine sağladığı üstünlük.Galatasaray'ın fiziksel kalitesi artıyor.


Uzun zamandır bahsettiğimiz kanat problemi,Fatih Terim döneminden hatırlayacağımız, iki atak bekle sistemi 2-5-3'e çevirerek çözülmüşe benziyor. İlk olarak Ebuoe'den başlayalım. Bursaspor maçında oynadığı futbol, bütün izleyenleri 2011-2012 sezonuna geri götürmüştür.Özlenen "kara tren" iş başındaydı... Toplu veya topsuz müthiş bindirmeler yaptı. Oyun zekası ve pozisyon bilgisiyle, Galatasaray'ın oyunu genişletmesinde fark yarattı. Sol bek Sabri ise, Arena'da bir başka oynuyor. Arena'da gösterdiği performansı deplasman maçlarına taşıması en büyük temennim. Maç boyunca tempolu oyunu, savunmada ki kademeleri, hücumda ise çizgiye inerek ,kendisiyle dalga geçenlere inat, yaptığı ortalar etkiliydi.İki kanadın bu şekilde efektif çalışması orta saha ve forvet hattını rahatlatırken, Galatasaray'ın sahada fark yaratmasını kolaylaştırdı.İki bekini oyuna sokan Galatasaray, hücum opsiyonlarını fazlalaştırdı.Galatasaray bu yönünü geliştirdiğinde daha üretken bir takım halini alacaktır.

Sneijder'den geceye damga vuran "popo pası" !






















Bursaspor karşısında ön liberoda oynayan Ceyhun Gülselam,zaman zaman savunmanın arasına girerek stoper gibi oynadı. Kafa toplarında ki hakimiyeti, orta sahada bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Bursaspor orta sahasına kolay geçit vermedi. Orta sahaya getirdiği sertlik ve dinamizm, şüphesiz Mancini tarafından tercih edilmesinde ki en büyük sebep. Önünde oynayan Melo ve Selçuk gibi oyunu kurup yönlendiren isimler, Ceyhun için büyük şans. Kendisine "Mehmet Topal" rolü çizilmişe benziyor.Topu kazanıp en yakınında ki oyuncuya aktararak basit oynamak... Galatasaray'da görev adamlarına da ihtiyaç olduğu için Ceyhun Gülselam'ı kolay harcamamak gerekli...

Galatasaray formasıyla 100. maçına çıkan Felipe Melo, Galatasaray taraftarı için gerçek bir efsane olma yolunda koşarak ilerliyor. Tartışmasız Galatasaray'ın bu sezon en verimli ve en istikrarlı oyuncusu Felipe Melo. Roberto Mancini, Ceyhun'u ön liberoya monte ettikten sonra, Felipe Melo'nun daha fazla ofansif görev almasını istiyor.Ceyhun'un ön liberoya geçmesiyle,Felipe Melo'da sağ içte ofansif anlamda daha rahat oynadı. Rakibi daha önde karşılaması, takımın savunmaya dönmesi için zaman kazandırırken;yaptığı presle kaptığı topları doğru kullanması Galatasaray'ı ofansif anlamda da bir adım öne taşıdı. Felipe Melo'nun ilk golde Sneijder'e yaptığı asisti bunun en güzel örneği oldu. Güçlü fiziği, tekniği ve hırsıyla yine kendisini izleyenleri büyüledi. Bursaspor maçında takımın güzel futbolu, Selçuk İnan'ı da toparladı. Oyunun Galatasaray kontrolünde kalması, Selçuk İnan'ın "balans ayarı" modunda oynamasına bağlı.Zaman zaman attığı dikine paslar, Serdar Aziz'e ve Civelli'ye takılsa da maç boyunca iyi bir Selçuk İnan performansı izledik.

Gecenin kahramanı şüphesiz Wesley Sneijder oldu. Attığı 3 golle Arena'da ilk hat-trick yapan futbolcu olarak tarihe geçti. Oyunda kaldığı 57 dakika içerisinde, ileri 3'nün solunda, zaman zaman Drogba'nın boşalttığı alanlarda gezinerek oynadı. Wesley Sneijder'in gününde olması, skoru Galatasaray lehine çeviren en büyük faktör oldu. Öyle ki, ilk golde ceza sahasına yaptığı koşu,ikinci golde 30 metreden sol ayağıyla gönderdiği füze ve üçüncü golde ki fırsatçılığıyla sahada fark yarattı.Sergen Yalçın'ın kendisi hakkında söylediği "Sneijder'in bir maçta 3 gol atma ihtimali yok !" ifadesi de tarihte ki yerini aldı. Bursaspor maçından sonra Sniejder'den özür diler diye tahmin ediyorum...

Kanaltürk'te yayınlanan Top Bizde programından...
Galatasaraylı futbolcular, "Taçsız Kral" Metin Oktay'ın doğum gününde kendisine güzel bir hediye sundular.Atılan 6 golün sonrasında tribünler "Metin Oktay" sesleriyle inlerken, kendisinin giydiği 10 numara Wesley Sneijder'in sırtında terledi. Sneijder'de bu formaya layık olmak için 3 golle gecenin kahramanı oldu.Taçsız Kral'ın doğum gününde kendisini özlemle anarken, sezonun geriye kalan haftalarında aynı iştahı ve kazanma arzusunu sıklıkla izleyebilmeyi ümit ediyorum.

26 Ocak 2014 Pazar

Gaziantepspor - Galatasaray Maç Yazısı | Ruh Yok, Fark Çok !

Galatasaray, Süper Lig'in ilk yarısını Kayseri Erciyesspor galibiyetiyle tamamlamıştı. Kadir Has Stadı'nda taraftara ümit veren ve üzerine koyarak yoluna devam eden bir Galatasaray vardı.Yüksek moralle girilen devre arası kampı, futbolcuların Mancini sistemine alışabilmesi açısından çok önemliydi. Gelgelelim Roberto Mancini ilk yarının sonunda bulduğu doğruları bir anda silerek, tekrardan 3-5-2 sevdasına yöneldi. Kısaca doktor reçeteyi yanlış yazmıştı.Yazılan reçete de ki 3-5-2, Galatasaray'ın ilacı olmayacağını Gençlerbirliği maçının ilk 30.dakikasında zaten göstermişti. Bu hatayı gören Roberto Mancini, sistemi değiştirerek 4'lü savunmaya dönmüştü.Trabzon ve Erciyes maçları 4'lü defans kurgusu ile kazanılmıştı. Mancini'nin devre arası kampında ısrarla 3-5-2 üzerine planlar yapması ve takımı bu yönde hazırlaması şaşkınlık yarattı.Türkiye Kupası'nda kaybedilen Elazığspor maçı sonrası, sistemde değişiklik beklentisi oluşmuştu. İtalyan hocanın Gaziantepspor karşısına da bu düzenle çıkması, taraftarda hayal kırıklığına sebep oldu. Galatasaray'ın fazlasıyla ihtiyaç duyduğu devre arası kampı, yanlış sınava çalışan öğrencinin emeği gibi, heba olup gitmişe benziyor...



Galatasaray'ın defans hattı, 3-5-2 'nin temposunu kaldırabilecek ve gerekli pozisyon bilgisine sahip isimlerden oluşmuyor. Tüm defans hattında göze çarpan tek isim Semih Kaya.Geriye kalan isimler, yeterli pozisyon bilgisine sahip değil. Sezon başı transfer edilen Chedjou, geçen yıldan kalan Dany ve Gökhan Zan, orta 3'lü için güven vermiyor.Bu isimlerin pozisyon bilgisinin yanında, topla çıkabilme veya oyunu defanstan başlatabilme özelliği de bulunmuyor. Bu kötü özellik, rakibin önde baskı yaptığı anlarda top kaybı ihtimalini yükseltirken, takımın ön alana yerleşmesine de mani oluyor. Daha önce ki yazılarımda belirttiğim gibi, 3-5-2'nin en önemli mevkileri orta 5'linin iki kenarıdır... Gaziantepspor maçında solda Sabri, sağda Ebuoe oynayınca kanat akınlarını izleyebilmek mümkün olmadı.Bu sebeple oyun yine merkeze yığılırken, alanı genişletme imkanı da yaratılamadı. Ne Ebuoe ne de Sabri, takımı ileriye taşıyabilecek, oyunu rahatlatabilecek oyuncular değil. Temposuz oyunları ve adam eksiltme yeteneklerinin sınırlı olması, 3-5-2'den 5-3-2'ye geçişi mecbur bırakıyor (Süper Lig'de 5 savunmacıyla deplasman maçı kazanmak zaten imkansıza yakın).

Roberto Mancini, sahada ki kısır oyunu görünce 20. dakikada sistemi değiştirdi.Galatasaray, 4'lü defansa geçtikten sonra sahada kaos başladı.Özellikle defans arkasında bırakılan boşluklar,Muslera'nın kalesinde pozisyona dönüştü. Gaziantepspor'un sol kanat oyuncusu Turgut Doğan, Galatasaray'ın sağ kanadında fazlasıyla geniş alanlar buldu. Fiziksel olarak vasatı aşamayan Ebuoe, Süper Lig'in kalbur üstü oyuncularından Turgut Doğan'a karşı her pozisyonda yenildi. Semih Kaya ve Felip Melo, Ebuoe'nin açıklarını kapatmak için çaba gösterirken, Galatasaray'ın sol kanadında Sabri ve Umut Bulut ikilisi bekleneni veremedi. İki kanadın da çalışmadığı bir sistemde, bütün yük Melo,Selçuk, Sneijder ve Drogba'nın omuzlarına kaldı.



Drogba'nın 16.haftada ki Trabzonspor maçından bu yana formsuzluğu devam ediyor. İlk fark ettiğimde mental yorgunluğa bağlamıştım ancak fiziksel olarak da yorgun olduğunu gözlemledim. Karşısında oynayan Binya'nın her pozisyonda Drogba'ya üstünlük kurması başka türlü açıklanamaz. Galatasaray'ın Drogba'ya en çok ihtiyaç duyduğu dönemde, böyle bir performansla karşılaşması gerçekten şaşırtıcı. En kısa sürede alıştığımız "parçalı fil" formuna kavuşmasını diliyorum. Gaziantepspor maçı, Selçuk İnan'ın Galatasaray kariyerinde ki en kötü oynadığı maç olarak tarihe not düşülmeli.Wesley Sneijder'in de istenilenden uzak performansı takımın üretkenliğine ciddi zararlar verirken, skoru da 0-0'a kilitledi. Sezonun Galatasaray adına en iyi oyuncusu olan Felipe Melo, Gaziantepspor maçında yine sahanın yıldızıydı. İlerleyen senelerde ne olur bilinmez ama şuanda gerçek bir Galatasaray efsanesini izliyoruz.Bu anların kıymetini bilmemiz gerekiyor. Felipe Melo'nun boşluğunu nasıl doldururuz diye şimdiden düşünmek lazım.

Roberto Mancini, oyuna müdahalelerini beğendiğim teknik adamların başında gelir.Ancak Gaziantepspor maçında bu olayı biraz abarttı! Maça 3-5-2 ile başlayıp sırasıyla 4-4-2, 4-2-3-1, 4-2-4 ve son olarak tekrar 3-5-2'ye dönerek 90 dakikayı tamamladı. Sahada ki futbolcuların, bu kadar değişiklik içerisinde kaos yaşaması gayet doğal! Bir diğer önemli konu ise Galatasaray'ın 18. hafta sonunda halen net bir sisteminin olmaması.Sürekli bir değişkenlik ve arayış var.Galatasaray, Süper Lig'de şu ana kadar; iki hafta üst üste aynı defans hattı ile maça başlamadı.Sistemin sürekli değişmesi, kadroda ki istikrarsızlığı da tetikliyor.İstikrarın halen sağlanamamış olması şampiyonluk yolunda ciddi yaralar açıyor. Şampiyonluğun sırrı, ezbere sayılabilecek ilk 11'de gizlidir. Belli bir iskelet oluşturulması şart.Galatasaray'da Muslera ve Drogba haricinde herkesin mevkisi değişkenlik gösteriyor.Hal böyle olunca omurgada başlayan sıkıntılar bütün takıma yayılıyor.

Galatasaray'da Jupp Derwall ile başlayan hücum futbolu süreci Kalli Feldkamp, Fatih Terim, Eric Gerets gibi isimler ile devam etmişti. Galatasaray'ın genlerine işlemiş bu felsefeyi, "kontrollü futbola" çevirmek, Galatasaray'a en büyük zararı vermektir. Her şeye rağmen Gaziantepspor karşısında oynanan "ruhsuz" futbolu gelecek maçlarda telafi edeceğimize olan inancım sonsuz.

"Tükenmez umudum,
Varsa sarı kırmızı formasında !"

Geçmiş Olsun Aydın Yılmaz !

28 Aralık 2013 Cumartesi

Kayseri Erciyesspor - Galatasaray Maç Yazısı | Daha Yeni Başlamıştık

ROBERTO MANCİNİ'Yİ İÇSELLEŞTİRMEK

Kayseri Erciyesspor'a karşı alınan 3-1'lik galibiyetin mimarı Roberto Mancini ile başlayalım. Galatasaray'a geldiğinde yaşanılan kaos herkesin malumu.Sözleşme imzaladığında Fatih Terim - Ünal Aysal çekişmesinde "masum olan Roberto Mancini" olarak yazmıştım. Burada ki en büyük talihsizliği, Fatih Terim gibi bir efsanenin ardından göreve geliyor olmasıydı. Roberto Mancini'ye olan ön yargılar yavaş yavaş değişmeye başlasa da kendisini yeterince içselleştiremediğimizi düşünüyorum.

Taraftarın Roberto Mancini'yi içselleştirememesinde, 24 Eylül 2013 (öyle şeyler yaşattın ki, uğruna ölmeye değer !) tarihinde yaşanan Fatih Terim ayrılığının taraftarda bıraktığı kırgınlık, "Fatih Terim'e ihanet ediyorum" hissiyatı (ki büyük çoğunluk böyle düşünüyor.), Roberto Mancini'nin göreve gelmesinden sonra takımın aldığı istikrarsız sonuçlar ve Türkiye'de ki taraftar yapısına aykırı olan "cool" tarzının etkisi var.

Galatasaray'ın, 30 Eylül 2013'den (R.Mancini'nin resmen göreve başladığı tarih) bugüne kadar yaşadığı zorlu sürece bakarsak; üç kulvarda yoluna devam eden, her geçen gün başarı grafiğini yükselten, oynadığı futbolla da keyif veren bir takım halini aldığını görüyoruz.Bu başarının arkasında ki isme baktığımızda, bizim "cool" İtalyan'ı görüyoruz.Peki, çok mu zor "cool" İtalyan'ı kabullenmek veya içselleştirmek ? Tabii ki değil ! Sorunun cevabı, bir Fatih Terim vecizesinde saklı."Aslolan Galatasaray !" Sadece bu vecizenin manasına baktığımızda bile sorunun cevabını bulabiliriz.




























DAHA YENİ BAŞLAMIŞTIK !

Galatasaraylı futbolcular, Arena'da kazanılan Kopenhag maçından sonra ilk kez bu kadar keyif aldıkları bir oyun oynadılar.Futbolcuların keyif alması, izleyenlere de keyif verdi.Maçın başlama düdüğüyle beraber yalandan 4-2-3-1 gerçekte 4-2-4 dizilişiyle, Drogba - Sneijder - Burak Yılmaz üçlüsü, sık sık yer değiştirdi.Bu üçlü, K.Erciyesspor savunmasının dengesini sıklıkla bozarken, orta sahada ki Melo - Selçuk ikilisi, defans - forvet bağlantısında istasyon görevi gördü. Melo'nun özellikle ilk yarıda attığı 30 metrelik ters topları, alt yapılarda ders olarak gösterilecek türdendi. Melo'nun kanatlara yolladığı uzun paslar, K.Erciyesspor savunmasının dengesini bozarken; Galatasaray'ın bir çok pozisyon yakalamasını sağladı.

Sezon genelinde hücum organizasyonları ve "Drogba'ya şişirilen toplar" sıklıkla eleştirilmişti. Roberto Mancini bu durumu K.Erciyesspor maçında çözmüşe benziyor. Bunun en güzel örneği, Hakan Balta'nın verkaçlarla ceza sahasında bulduğu pozisyondur.(Hakan Balta en son ceza sahasına girdiğinde,ligin 1.haftasında rakip Gaziantepspor'du.) K.Erciyesspor maçında sıklıkla gördüğümüz verkaçlar maçın en güzel görüntüleriydi. Galatasaray'da Hakan Balta,Sabri ve Chedjou'nun verkaçlarla pozisyona girmesi; hücum organizasyonu açısından Galatasaray'a çeşitlilik sağladı.Galatasaray, hücum organizasyonlarını çeşitlendirdiğinde daha rahat pozisyona girip, daha fazla keyif verecektir.



Galatasaray'da iki seneden beri, sürekliliği yüksek bir kanat oyuncusunun bulunamayışı, oynanan futbolun merkeze yığılmasına neden oluyordu.Amrabat transferi bu sorunu çözmek için yapılmış fakat istenilen katkı alınamamıştı.Sezon başı 12 milyon Euro bonservis bedeli ile alınan Bruma, yabancı kontenjanından dolayı kadroda yer bulamıyordu. Roberto ManciniK.Erciyes karşısında Ebuoe ve Riera'yı tribüne göndererek Bruma'ya ilk 11'de şans verdi. Genç yıldızın 4-2-4 'ün sağ kanadında bu şansı iyi değerlendirdiğini söyleyebiliriz.Burak Yılmaz'a yaptığı orta, asist olarak hanesine yazıldı.Oynadığı süre boyunca Galatasaray'ın oyun yapısına sağladığı genişlik ve adam eksiltme yeteneği maçın daha rahat kazanılmasında etkili oldu.Oyunun savunma kısmında ise rakip sol bek Ekrem Ekşioğlu'nu takip ederek, kimi zaman da oyuna sokmayarak, takım savunmasına verdiği katkı alınan galibiyette etkiliydi.Yenilen golde,tecrübesizliğinin kurbanı olarak adamını arkaya kaçırdı.Olumlu tarafından bakarsak, pozisyon esnasında Sabri'nin kademesinde olduğunu da görebiliriz.

Galatasaray'ın sümen altı edilen bir diğer sorunu ise önde basan takımlara karşı top çıkarmada zorlanması.Maçın 45 ve 60. dakikaları arasında, K.Erciyessporlu futbolcuların önde yaptığı pres, bir türlü aşılamadı.Oynanan 15 dakikalık bölümde, Selçuk ve Melo'nun top almayışı bu baskının oluşmasına sebep oldu.Akıllardan geçen "3-0'ın getirdiği rahatlık" bahanesi etkili olmuştur ancak defanstan çıkarken kaptırılan toplar önemli maçlarda baş ağrıtabilir.Dikkat etmekte fayda var.

Süper Lig'de iki haftadır sergilenen güzel futbol ve alınan 3 puan moralleri yükseltirken, devrenin bitmesi şanssızlık oldu.Galatasaray adına kötü başlayan sezonun ilk devresi, tazelenen umutlar ve oynanan güzel futbolla sonlanırken; ikinci devre, bıraktığımız yerden devam etmek üzere...

Melo "Kaburga ağrısı beni durdurmaya yetmez,onun üstüne giderim,savaşırım,golümü de atarım"

Wesley Sneijder'in gol vuruşu !


Maç sonu istatistikleri

22 Aralık 2013 Pazar

Galatasaray - Trabzonspor Maç Yazısı | Kaldı 8 !

Galatasaray, Süper Lig'in 16.haftasında konuk ettiği Trabzonspor'u 2-1 ile geçmeyi başardı. Gençlerbirliği maçı sonrasında her maçımızın final olduğunu belirtmiştik.Maçın ehemmiyetinin yanında Fenerbahçe'nin K.Karabük'e yenilmesi ile puan farkını 8'e indirme şansı da doğmuştu.

TT Arena'nın yollarına koyulduğumuzda bir derbiden daha fazlası olacağı herkesin malumuydu.TT Arena demişken stat çatısına monte edilen ısıtıcılara doğalgaz bağlantısı hafta içerisinde tamamlanmıştı.İlk kez Trabzonspor maçında çalıştırıldı. Ali Sami Yen'in eski açık tribününden yetişmiş birisi olarak söylemem gerekiyor ki; medeniyete "merhaba" dedik.Stadın içerisine girince insanın yüzüne bir sıcaklık vuruyor ki sormayın gitsin.Yönetime bu konuda teşekkür etmek gerekiyor.Bazı konularda geç de olsa güzel adımlar atılıyor.Bu da onlardan bir tanesiydi.

TT Arena'nın çatısında ki ısıtıcılar.


Balıkesirspor ile hafta ortası oynanan Türkiye Kupası maçında 4-2-3-1 formasyonunu izlemiştik.Bu maçta ise 4-4-2'nin baklava şeklinde olan versiyonu ile sahadaydık.3-5-2' nin çok fazla sürmeyeceği kadro yapısı itibariyle Gençlerbirliği maçında görülmüştü. Gençlerbirliği maçında 35.dakikada Hakan Balta'nın oyundan çıkmasıyla tekrar 4'lü savunmaya geçiş olmuştu.O günden bugüne Galatasaray'ı 4'lü savunma ile izliyoruz.

MANCİNİ'NİN ARTILARI VE İLK YARI SENDROMU !

Roberto Mancini'nin geldiği günden beri taktiksel arayışı devam ediyor.Halen net bir sistemden veya ezbere sayılabilecek ilk 11'den söz edemiyoruz.Ancak takımı tanıma sürecini atlattığını söyleyebiliriz.Artıları arasına takımın fiziksel dayanıklılığına ve maç içerisinde ki devamlılığa kattıklarını söylemeliyiz.Takımın yerlerde gezinen kondisyonuna Ivan Carminati ile beraber olumlu etkisini de bu artılara ekleyebiliriz.Yine oyun içinde ki müdahaleleri ilk başta görenleri şaşırtsa da, olumlu sonuçlar doğuruyor.Oyunu çok iyi okuduğunu da söylememiz gerekli. Kasımpaşa maçının ikinci yarısında Sabri'nin sol beke geçip,Emre Çolak'ın sağ açık pozisyonuna geçmesiyle ilk yarıda sahada olmayan Galatasaray, ikinci yarıda galibiyeti kaçıran taraf olmuştu. Yine Gençlerbirliği maçında Hakan Balta - Burak Yılmaz değişikliği, ikinci yarıda farklı bir Galatasaray'ı izlememizi sağlamıştı.Bu iki maçında ortak özelliği,Galatasaray'ın ilk yarıları çok kötü oynayıp,ikinci yarılarda kendi kimliğini bulmasıydı.Bu aşamada Galatasaray'ın senelerdir süre gelen ilk yarılarda oyunu kopartma mantalitesi farklılık gösteriyor.Roberto Mancini döneminde ilk yarılarda istenilen performansı tam olarak göremesek de ikinci yarılarda "Mancini ayarı" etkili oluyor.Galatasaray,ilk devre sorununu da çözerse 90 dakika işleyen makine düzenine geçiş yapacaktır.

İLK 30 DAKİKA

Trabzonspor maçının ilk yarısına yine çok kötü başladık.Savunmada Gökhan Zan tarafından yapılan pas ve hamle hataları, ileride Drogba'nın top tutamaması, Sneijder'in paslarının adrese ulaşmaması, Yekta'nın gereksiz top kayıpları vs. tüm bunların yarım saat içerisinde gerçekleşmesi tribünlerde ki homurdanmaları yükseltti. İlk yarının bitimine 10 dakika kala, gerçek kimliğimize döndük.Bunda pas hatalarını azaltıp, dönen topları Selçuk-Yekta ve Melo ile kazanmamız etkili oldu.Böylece oyunu Trabzonspor sahasına yıkmayı başardık.Trabzonspor'un başarılı kalecisi Onur Kıvrak, Sneijder ve Selçuk İnan'a geçit vermezken, ikinci yarının nasıl geçeceğinin habercisiydi...

Phill Thomas'ın Liverpool maçı sonrası Onur Kıvrak için yazdığı yazı !
Galatasaray - Trabzonspor maçının ikinci yarısı mücadele ve oyun anlamında taraflı tarafsız herkesi tatmin etmiştir. Özellikle kalecilerin performansı yıllarca hatırlanacak türdendi.Önce "can" diyerek, Muslera'dan başlayalım.59. dakikada Henrique'nin kafa vuruşunu çıkarttığında,  kafamda golü yediğim için ofsayt ümidiyle yan hakeme bakıyordum. Yanımda ki arkadaşım pozisyonu kurtardığını söyleyince olaya uyandım...Kesinlikle 59. dakika maçın kırılma anıydı ! Hem oyun hem de tribün olarak düşmeye başlamıştık.Ne yapsak Onur Kıvrak'ı geçemediğimiz için Henrique'nin vuruşunun Muslera tarafından kurtarılması Galatasaray'ı tekrardan şaha kaldırdı. Devamında ise Burak Yılmaz'ın ilk golü geldi. 1-0'dan sonra oyunu bir türlü kontrol atına alamayınca, Riera'nın hamle hatası ve Olcan Adın'ın golüyle skor 1-1 oldu.Skorun eşitlenmesi kafalara "acaba" sorusunu getirse de Burak Yılmaz tekrar sahne aldı ve skoru 2-1'e getirdi.

Taklitlerimizden sakının !
WESLEY SNEİJDER - ONUR KIVRAK ÇARPIŞMASI

Galatasaray için maçın yıldızı Wesley Sneijder'di. Oyunda kaldığı süre boyunca çok istekliydi.İkinci yarı da sol kanatta muhteşem işlere imza attı.Sol kanattan içeri girip sağ ayağıyla kaleye gönderdiği füzeler Onur Kıvrak'a takıldı.Kalede Onur Kıvrak olmasa 3 tane jeneriklik golü vardı. İkinci yarıda Wesley Sneijder'in şutunu Onur Kıvrak 90'dan çıkarttığında,Galatasaray taraftarı Onur'u da alkışlamaktan kendini alamadı. Gerçekten futbolun güzelliği burada saklı...

HER YER RÜŞVET,HER YER YOLSUZLUK

Bir haftadır Türkiye'de yaşanılan rüşvet skandalı, Galatasaray tribünlerinde de ses buldu. Seramoni esnasında ve 34.dakikada başlayan "her yer rüşvet,her yer yolsuzluk" sloganlarına "neyleyim kutumda ki milyon doları,sen şampiyon olmayınca" bestesi de eklendi.Tribünlerden yükselen bu tezahüratlara yuhalamalar ve ıslıklar eşlik etse de ; Galatasaray taraftarı yaşananlara tepkisini göstermiştir.

Maçta ki olumsuz iki noktaya da değinelim.İlki Gustavo Colman'ın, Albert Riera'ya attığı tokat ve gördüğü kırmızı kart, güzel geceye gölge düşürdü.İkinci not ise, rakip 10 kişi kaldıktan sonra Galatasaray'ın laubali oyunuydu.Trabzonspor maçının son dakikalarını daha ciddi oynayarak maçı tamamlamak gerekliydi.Galatasaray'ın bu saatten sonra ihmale ve puan kaybına tahammülü yok. Yinelemekte fayda var " bize her maç final ! " Herşeye rağmen, maç öncesi 11 olan puan farkını 8'e indirerek ilk yarının son haftasına moralli girdik.Her maçın final olduğunu unutmadan "kaldı 8" diyoruz.

Galatasaray - Trabzonspor istatistikleri 
İlla ki kazanır doğruluk,sizindir hakettiğiniz şampiyonluk !

15 Aralık 2013 Pazar

Gençlerbirliği - Galatasaray Maç Yazısı | Bize Her Maç Final

BİZE HER MAÇ FİNAL 

Gençlerbirliği maçı, kafa olarak hiç hazır olmadığımız, facia gibi ilk yarı oynayıp,ikinci yarı biraz kımıldanıp 1-1 ile İstanbul'a döndüğümüz bir maç oldu.Futbolcuların maç seçme huyu, geçen yıldan beri süregelen bir alışkanlık. Juventus gibi bir devi yenip,Süper Lig'de kazanılacak bir galibiyet ile rüzgarı arkana alma fırsatını tepmek, kabul edilebilir bir sonuç değil ! Özellikle her koşulda yanında olan taraftarlar için, Gençlerbirliği maçının kazanılması gerekiyordu. Bu sezon oynanan 8 deplasman maçında 4.beraberliğini alan Galatasaray, ligin geri kalan haftalarında puan kaybetme lüksünü de ortadan kaldırdı.Şuanda lider ile olan puan farkı 11 ve bu haftadan sonra her maç final !

Sezon başı Muslera'yı yedeklemesi için kaleci adayları arasında yer alan Ramazan KöseGençlerbirliği - Galatasaray maçının kahramanı oldu.21 Nisan 2013 tarihinde Ankara'da oynanan Gençlerbirliği - Fenerbahçe maçında muhteşem bir performans sergileyen Ramazan KöseGalatasaray'ın şampiyonluğa bir adım daha yaklaşmasını sağlamıştı.Bu sezon ise Galatasaray'ın zirveden biraz daha uzaklaşmasında etkili oldu. Ramazan'ın ismi Galatasaray ile anılırken; bir çok kişi transferine karşı çıkmıştı. Ramazan Köse sezon başı transfer edilmiş olsaydı; Muslera'nın sakatlığında, Galatasaray kalesi için çıkan tartışmalara gerek kalmayacaktı. Her seferinde sezon başı kadro yapılanmasında ki yanlışlıklara dem vuruyoruz.Maalesef her hafta önümüze çıkan bir gerçek...


SÜPER LİG'E "ANGARYA" BAKIŞI

Juventus maçı sonrası fiziksel yorgunluk kabul edilebilecek bir sebeptir.Ancak maçın başında ki isteksiz ve ruhsuz futbolun açıklaması yorgunluk olmamalı.Yorgun olan takım maç boyunca 110 km koşamaz.Sezon başından beri fiziksel direncimizin arttığı ve koşu tempomuzun da yükseldiği bir gerçek.Yeterli mi ? Tabii ki değil. Sadece koşu mesafesi ile değerlendirmek de doğru bir tespit olmayacak.Üzülerek belirtmek gerekiyor ki takımda ki birçok futbolcu, Süper Lig'i angarya olarak görmeye başlamış.İlerleyen haftalarda olası bir puan kaybı, "lige havlu atmak" anlamına gelecek. Bu durumda "mental" açıdan sağlam kalmak ve ligi sonuna kadar kovalamak çok önemli.Suyun karşı yakasında ki takım,15 haftada sadece 4 maçını son dakikada bulduğu gollerle kazandı.8 puanlık fark tamamen buradan doğuyor.Galatasaray'ın ise çok iyi oynayıp berabere kaldığı Antalya ve Ç.Rizespor maçları,Eskişehir karşısında Felipe Melo'nun altı pastan dışarı attığı kafa vuruşuyla kaybedilen iki puan; ayrıca Kasımpaşa ve Gençlerbirliği maçlarının ikinci yarılarında kaçırılan pozisyonlarla bırakılan 4 puan, arada ki farkı oluşturuyor. Alınan beraberlikler, kazanma alışkanlığına da sekte vururken; suyun karşı yakasında ki ekibe moral olarak geri dönüyor.

YEDİĞİNDEN FAZLA ATABİLMEK !

Galatasaray,şampiyon olarak tamamladığı 2012-2013 sezonunda da gereksiz puan kayıpları yaşıyordu. Şampiyonlar Ligi bunda en başlıca etkendi. "Cuma sendromu" geçtiğimiz yıl baş gösteren ve puan kayıplarına yol açan hastalıktı. İlginç bir istatistikle devam edelim.Galatasaray 2012-2013 sezonu 15.hafta itibariyle 8 galibiyet, 5 beraberlik ve 2 mağlubiyet alarak 29 puanla liderdi. İkinci olan Fenerbahçe'nin 27 puanda olduğunu da ekleyelim.Galatasaray yine geçtiğimiz sezon 15. hafta sonunda,  32 gol atmış ve kalesinde 19 gol görmüştü.Bu sezon ise 23 gol atıp kalesinde 15 gol görmüş durumda.Gol yollarında ciddi bir sıkıntı olduğu açık.Sürekli bir şekilde yediğimiz gollerden bahsederken; gol yollarında ki formsuzluk puan kayıplarının asıl sebebi.Özellikle Gençlerbirliği maçının ikinci yarısında kaçırılan pozisyonlar iki puanı Ankara'da bırakmamıza neden oldu.Genele bakarsak, geçen yıla göre 1 galibiyet az almış Galatasaray ile karşı karşıyayız. Arada ki farkın doğduğu nokta ise geçtiğimiz yıl Fenerbahçe'nin Avrupa'da mücadele ediyor olması ve Galatasaray'ın puan kaybettiği haftalarda Fenerbahçe'nin de puan kaybetmesiydi. Şuanda 3 kulvarda mücadele eden Galatasaray'a karşı sadece Süper Lig'i kovalayan Fenerbahçe'nin rakip olarak varoluşudur.Gelecek günlerde neler olacağı bilinmez ancak Süper Lig'de devre arasına kadar 2 final maçımızın olduğu kesin.

2012-2013 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması

2013-2014 Sezonu 15.Hafta Puan Sıralaması