Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2014 Cumartesi

Galatasaray - Kayserispor Maç Yazısı | Aysal - Mancini ve Terim

Kayserispor'a 1-0 yenilerek lige attığımız havlu, sadece yitip giden bir şampiyonluktan daha fazlasıydı aslında... Yitip giden umutlar, uzun zamandır pamuk ipliğine bağlı olan yönetim-futbolcu-taraftar üçgeninin de kopmasına neden oldu. Dün gece Arena'da yaşananlar uzun zaman hafızlardan silinmeyecek türdendi.

Filmi başa saralım. Ünal Aysal-Fatih Terim olaylarında denge siyaseti izleyen ultrAslan, Terim sonrası ilk maç olan Ç.Rizespor maçında Terim'e dair tek bir pankart dahi hazırlamamıştı. Tribünde yapılan onlarca koreografi de emeği olan ultrAslan, Terim'in gönderilişini tribünde böylelikle izole etmişti. Yine seremoni esnasında başlayan "İmparator Fatih Terim" tezahüratları Pegasus'tan değil, stadın muhtelif yerlerinden başlayarak Arena'ya yayılmıştı. Yaşananlar bir şekilde üstü kapatılarak geçiştirilmeye çalışılmış; ancak hadise sineye çekilebilecek kadar basit değildi.

Bu kısma kadar Galatasaray taraftarının büyük kısmı Fatih Terim'in yanında olmuş, Ünal Aysal'a karşı cephe almıştır. Ancak filmin kopma noktası Yıldırım Demirören ve Fatih Terim'in imza töreninde gizlidir. Fatih Terim'in, geçen sezon oynanan Mersin İdman Yurdu maçı sonrası "Fatih Terim'e itibarsızlaştırma operasyonu yapılıyor" diyerek yüklendiği TFF Başkanı Demirören ile çektirdiği fotoğraflar, taraftarın bir kısmını Terim cephesinden Aysal safına yöneltmiştir. Böylelikle taraftarlar arasında Aysalspor - Terimspor olarak isimlendirilen iki grup ortaya çıkmıştır.



Bu süreçte Roberto Mancini, Galatasaray ile sözleşme imzalamış ve göreve başlamıştır. Aysal - Terim gerginliğinde en masum ismin Roberto Mancini olmasına rağmen; taraftarın geldiği günden beri kendisine sergilediği " üvey evlat " muamelesi hiçbir zaman dinmemiştir. Düşünün, Galatasaray'ın Juventus'u elediği maçta dahi kendisi tribüne çağrılmamış ve İtalyan hoca taraftarlarca benimsenmemiştir. Taraftarın bu tutumunda "Fatih Terim'e ihanet ederim" hissiyatı, Mancini'nin cool tarzı, "Aykut Kocaman vari" gol sevinçleri, futbolcuları ile kurduğu resmi ilişkiler ve Süper Lig'de defansif veya güvenli oyun mantalitesi taraftarla arasında ki yıldızların barışmasına mani olmuştur.

Futbolcuların ise bu sezon gösterdiği istikrarsız form grafiği, sezonun son 8 haftasına girilirken hala devam etmektedir. Geçtiğimiz iki yılın yıldız ismi Selçuk İnan, bu sezon istenilen seviyelere bir türlü ulaşamazken; Burak Yılmaz, Drogba gibi isimler Selçuk İnan ile beraber eleştirilerden nasibini alanlar arasındadır...

Filmin genel özeti bu şekilde. Daha özele inersek;

Her ne sebeple olursa olsun Ünal Aysal iki yıl boyunca Galatasaray'a çok büyük hizmet etmiş, kulübün marka değerini tekrardan eski günlerine geri döndürmüştür. Bunun için yapılan transferlerde gerek Fatih Terim'e gerekse Roberto Mancini'ye sağladığı olanaklarla, kendilerine başarının yolunu açmıştır. Kulübün finansal açıdan düzlüğe çıkıp, Uefa kriterlerine nispeten uygun bir hal almasında çok büyük çaba sarfetmiştir. Futbolun yanı sıra basketbola da büyük emekleri geçmiştir. 23 yıl sonra gelen şampiyonlukta ve Yenilmez Armada ruhunun canlanmasında pay sahibi olmuştur. Özellikle bayan voleybol takımında sağladığı vizyon değişimi ile Cev Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmemiz, amatör branşlarda da yaptığı olumlu işlerden bir tanesidir.

Aysal'ın en fazla suçlu bulunduğu Fatih Terim gerginliğinde, en büyük hatası durumu iyi idare edememiş ve egolarına yenik düşmesi olmuştur. Kazanılan başarılarda Fatih Terim'in sürekli bir şekilde başarının sahibi olarak lanse ettirilmesi Aysal'ı rahatsız etmiş ve iç çekişmelere düşmesine neden olmuştur. Ünal Aysal, Terim krizinde bariz bir şekilde sınıfta kalmıştır. Taraftarın bu denli sevdiği bir isimle yaşadığı laf dalaşları ("eleman") kendi hanesine yazdırdığı en büyük eksidir. Yönetim içerisinde ki "kurumsallık faaliyetleri" ise ayrı bir tartışma konusu olmuştur."Galatasaray bir his takımıdır" şiarını yok sayarak kulübün genleriyle oynamak bu tarz sonuçları doğurmaya müsaittir. Galatasaray Yönetim Kurulu'nda yola devam etmek istemediği isimlerin yerine getirdiği kişiler, Galatasaray taraftarı tarafından kabul görmemesi de yönetim-taraftar bütünleşmesini engellemiştir. Ali Dürüst, Abdürrahim Albayrak ve Adnan Öztürk gibi isimlere benzer bir kişinin yeni yönetimde olmaması "yeni bir Aziz Yıldırım mı doğuyor?" sorusunu ortaya atmıştır. Galatasaray'da tek adamlık hiçbir zaman olmamış ve benimsenmemiştir. Bu sebepten yönetim kurulunun zayıf olması, bütün okların Ünal Aysal'a doğrulmasında büyük etken olmuştur. Malum Bülent Tulun olaylarına hiç girmeye gerek yok. Ünal Aysal'ın yaklaşık 3 sezondur gösterdiği çalkantılı ancak bir o kadar da başarılı olan profili, bu sezon sekteye uğramış olarak gözükse de; istifaya davet edilecek kadar kötü bir yönetim gösterdiği kanaatinde değilim! Adnan Polat döneminde yaşadıklarımızı gözler önüne getirdiğimizde ne demek istediğim daha net bir şekilde anlaşılabilir. Bu sebeple yaratılan kaos ortamının kimseye faydası olmayacaktır.



Taraftarın bir türlü benimseyemediği Roberto Mancini olayına gelirsek, öncelikle kendisinin Türkiye'ye uygun bir hoca profili olduğunu düşünmüyorum. Bir diğer husus daha var ki kendisi alınmadan önce (yönetim daha sonra yalanlasa da) Bielsa ismi de fazlasıyla ortalıkta dolaşıyordu. Galatasaray taraftarının profiline uygun olması (farklı çalışma stratejisi ve çılgınlıkları ile meşhur bir isimdir) ve hücum futbolunu daha fazla benimseyen bir yapıda olması sebebiyle Bielsa'yı gönlümden geçiriyordum. Roberto Mancini'nin göreve gelmesi sonrası, Galatasaray'da takım savunması ön plana çıkmış, 11 kişi ile topun arkasına geçerek gol yememek en büyük hedef olmuştu. Galatasaray bu süre zarfında yerlerde gezinen fizik kondisyonunu günde çift antrenmanlarla toparlamaya çalışmış, devre arası yüklemeleriyle daha iyi bir seviyeye getirmiştir. Ancak oyun içerisinde ki sistemsel kaos bir türlü giderilememiş, takımın üretkenliği her geçen hafta düşüş göstermiştir. Bunda futbolcuların dönemsel formsuzlukları başlıca etmen olsa da; Mancini yönetiminde ki 20 haftada kadro istikrarının bir türlü sağlanamaması takımın şu anda içinde bulunduğu durumu özetliyor. Takım içerisinde Roberto Mancini'yi sevmeyen Türk oyuncu profili de olayların en can alıcı kısmı aslında. Fatih Terim'in en büyük farkı burada ortaya çıkıyor. Terim'in Türk ve yabancı oyuncularla arası her daim iyi olmuştur. Roberto Mancini'nin, yüksek egolu (!) Türk futbolcularımızla yeterli iletişimi kuramayarak takımda ki ahengin kaybolmasında pay sahibi olduğu kabul edilebilir bir gerçektir. Türk futbolcusunun profesyonel hayata fazlasıyla yabancı olmasından, takım içerisinde ki kamplaşma derinleşmiştir. Roberto Mancini'nin Kayserispor maçı sonrası yaptığı basın toplantısında "bu takımı ben yaratmadım, ben kurmadım!" minvalinde ki sözleri bir çok şeyi özetliyor aslında. Sezon başı yanlış kadro yapılanması ve bir türlü bitmek tükenmek bilmeyen eksikler, yukarıda saydığımız yönetimsel zaafiyetlerle birleşince ortaya yaşanılan tablo çıkmaktadır. Roberto Mancini'ye bütün Galatasaray taraftarı tepkili olabilir. Ancak kabul etmemiz gereken başarısını da atlamamak gerekir. Bu sezon ki ölüm grubundan çıkan da İtalyan hocadır. Chelsea'ye elenmemiz çok fazla eleştirilmişti. Rakibimiz olan Chelsea'nin, dün Arsenal'i 6-0 ile bozguna uğrattığını da hatırlatalım...

Velhasıl her ne şartla olursa olsun, Roberto Mancini ile bu sezonu tamamlamak gerekir. 2010-2011 sezonundan gerekli dersleri hala çıkaramadığımızı görmek büyük acı veriyor. Israrla hoca değişikliğinin talep edilmesi, tribünde istifa seslerinin duyulması bu zamana kadar hangi kulübü başarıya götürmüştür? Roberto Mancini'ye sezon sonuna kadar gerekli şansın verilmesi elzemdir. Sezon sonu tekrardan durum değerlendirmesi yapılır ve yola daha sağlıklı bir şekilde devam edilir. Bu sayede Galatasaray en az zararla bu süreci atlatmış olur. Bu sebeple kendisini istifaya davet eden ultrAslan ile aynı görüşü paylaşmadığımı yinelemek istiyorum.

Tribünde ki Fatih Terim tezahüratları için söyleyebileceğim tek şey var...
 "Öyle şeyler yaşattın ki uğruna ölmeye değer, öyle bir imza attın ki hayallerimizi yıkmaya yeter !"




8 Aralık 2013 Pazar

2 Aralık 1998'de Yaşananlar ...

2 Aralık 1998 tarihinde yaşananlara dair...

O sezon Şampiyonlar Ligi'nde B grubundayız.Grupta, Galatasaray haricinde Rosenborg, Athletic Bilbao ve 1.torbadan gelen sözde "esas oğlanJuventus var. Dönemin Şampiyonlar Ligi formatına göre, sadece grubu ilk sırada bitiren takım çeyrek finale çıkıyor;sıralamada ise gol averajına bakılıyordu.

1998-99 ŞAMPİYONLAR LİGİ B GRUBU


Fatih Terim'le iki senede Lig şampiyonluğunu kazanan Galatasaray, bunlarla yetinmiyordu .Kuruluş amacına uygun olarak "Türk olmayan takımları yenmek" için büyük bir iştahla çıktı Avrupa arenasına...İlk rakip esas oğlandı! Kameralar Stadio Delle Alpi'de iken ben daha 10 yaşında bir çocuktum.Çoğu kimsenin şans tanımadığı Galatasaray, 2-2 ile İtalya'dan İstanbul'a döndü.Akıllarda Ümit Davala'nın gol sonrası sevinci kalmıştı.Avrupa'ya "ayağınızı denk alın!" mesajını vermiştik.Yetmezdi tabi ki. Yetmemeliydi...Sırada o dönem İspanya'da "çılgın atan takım" Athletic Bilbao vardı.Kadrolarında herkesin hatırlayacağı Urzaiz , Joseba Etxeberria ve Santiago Ezquerro gibi isimler bulunuyordu. Maç başladı 15. dakikada Okan'la golü bulduk.Daha golü babama anlatamadan, Urzaiz yapıştırdı bir tane. Skor 1-1 oldu. Bizimkiler yükleniyor Bask Bölgesi direniyordu. Dualarla 90.dakikaya girdik.90+1'de "El Comandante Hagi" sahneye çıktı. "Hançer görünümlü güdümlü  füze" ile Bask'ın "amatör ruhlu çocuklarını" evlerine eli boş yolladı.Bize de, üzerinden seneler geçmesine rağmen unutulmayan o golü armağan etti...Grubun 3.maçı Rosenborg ile Norveç'te idi. Maçı 3-0 kaybettik.Vedat kırmızı görmüş, takımı 10 kişi bırakmıştı.1-0 mağlup girdiğimiz son dakikalarda 2 dakikada 2 gol yemiştik.Moraller bozuk İstanbul'a döndük.Oysa Juventus ve Athletic Bilbao maçları "bu maçı rahat alırız" hissiyatı veriyordu.Elin Norveçlisinden 3 yemek bize koymuştu .Tabi ki altta kalmadık."Bize 3 atana, bizde 3 atarız" dedik ve Hakan Şükür'ün 2,Arif'in 1 golüyle "Norveç'e selam, B grubuna devam" dedik.Grupta oynanan 4 maç sonunda 7 puanla lider olarak Juventus maçını beklemeye başladık.

FUTBOLUN İÇİNDE Kİ SİYASET 

Buraya kadar sadece futbol vardı.4 haftada sadece oynadığımız güzel futbol,alınan başarılı sonuçlar, Avrupa'yı dize getiren bir Galatasaray izledik.Galatasaray-Juventus maçı öncesi öyle şeyler yaşanmaya başladı ki ülkenin üzerini siyaset bulutları kapladı.Abdullah Öcalan'ın İtalya'da olduğuna dair haberler çıkmış, iki ülke karşı karşıya gelmişti. Türkiye'de yaşayan genç-yaşlı herkes, haberlerde bu durumu izliyor, iki ülkenin birbirine yaptığı salvolara şahit oluyordu. Galatasaray maçına kadar grupta galibiyeti bulunmayan Juventus,  sözde "esas oğlan" olarak bu gergin ortamda Türkiye'ye gelmek istemediğini iletti. (Bu maçın Türkiye'de oynanmaması için resmen 40 takla attılar) İtalyanların Uefa'da ki lobisi, kendilerini destekleyerek maçı 1 hafta erteletti. Türkiye'de gergin olan ortam bu kararla daha da gerildi. Juventus'lu futbolcuların maç öncesi yaptığı yorumlarda (Zidane'ın "İstanbul'a ancak cesedim gider" açıklaması) buna eklenince grubun 5.maçı yalnızca bir spor müsabakası değildi artık...İki ülkenin çimler üzerinde ki savaşı halini aldı.Top,tüfek,tank yoktu...Futbolcular asker,futbol topu ve kalelerde silah olmuştu.Türkiye'de maç beklenirken basın yoluyla tarihin en büyük gazlamalarından biri yapılıyordu.Halk resmen savaşa hazırlanıyordu.Galatasaray taraftarının yanında diğer takım taraftarları da Galatasaray için tek yürek olmuştu.Artık renk ayrımı yoktu.Juventus maçı, "milli mesele" haline gelmişti.



MAÇ BAŞLADI...

2 Aralık sabahı uyanıp okula gittiğimde maçın havası bütün sınıfı kaplamıştı(bir sınıfta 60 öğrencinin olduğu zamanlar).Bütün sınıfa ders aralarında "cimbombom" diye bağırtıyorum.Bahçede arkadaşımla beraber bildiğimiz marşları söyleyerek dolaşıyoruz.Bir an önce akşam olmalıydı.İtalyanlarla görülecek hesabımız vardı.Buraya kadar herkesin unuttuğu bir durumda Galatasaray'ın bu maçı kazanması halinde gruptan çıkacağıydı. Kimse bunu düşünmüyordu.Akıllarda gruptan çıkmak yoktu.Hedefte İtalyanlara gereken dersi vermek vardı.Ortamın gerginliği tabiata bile sirayet etmişti.Öyle ki İstanbul'a yağmur/çamur karışımı bir şey yağıyor, hava ise "göt" kesen cinsinden soğuktu.Neyse maç saati geldi.İlk yarı fena oynamadık. Hagi'nin iki frikiğinden başka pozisyon hatırlamıyorum. Birde ilk yarının son dakikalarında verilmeyen penaltımız vardı. Hakem Gilles Veissiere maç boyu rezalet bir yönetim gösterdi.(Amacı gergin ortamı daha da germek olan Fransız Hakem hakkında, maç sonrasında dava bile açılmıştı).İkinci yarıya artan umutlarla girdik ancak Nicola Amoruso'nun iğne deliğinden vurduğu vole hayatı zindan etmeye yetti.Golden sonra yere oturup,sırtı çekyata vermiştim...Nasıl ağladığım hala gözümün önünde.Arada sobada ki ateşe bakıyordum.Dakikalar mum gibi erirken ümitlerde süreyle beraber azalıyordu.Kabul edilmez bir sonuca doğru giderken "kapalı tribün" yakınlarında Arif Erdem'i düşürdüler.Gilles Veissiere maçta ki tek doğru kararını o faulü vermekle yapmıştı.Dakikalar 90+1 'i gösterirken yerde oturup ağlamaya son sürat devam ediyordum.O sırada Fenerbahçeli olan Dayım,"yanıma gel gol atacaksınız" dedi.(Totemle tanıştığım ilk an).Neyse topun başına "El Comandante Hagi" geçti. Yaptı içeriye ortayı "Hugo Suat" vurdu kafayı 90+2'de skoru 1-1'e getirdi.Bütün Türkiye "goooooooollll" diye haykırırken 2 puanı Ali Sami Yen'de bıraktık.Gruptan çıkma ümitlerimizde San Mames'ten alınacak beraberliğe kaldı.



OLMAZSA OLMAZ !

Yarın yine kader maçımıza çıkıyoruz.Rakip yine Juventus.1998'de ki gerginlik olmasa da gruptan çıkabilmemiz için bu maçı kazanmamız gerekiyor.O zamanları hatırlayanlar için, gruptan çıkabilmenin de ötesinde bir maç...Üzüntüden döktüğümüz gözyaşlarının yerini sevinç gözyaşları alsın.15 sene öncesinde gruptan çıkmayı başaramamıştık.Fatih Akyel'in San Mames'te yaptığı hata bize pahalıya patlamıştı.Şimdi 1998'de ki hesapları toptan kapatma fırsatı...Çocukluğumuzda yaşadığımız o soğuk geceyi unutma fırsatı...Ünal Aysal veya Mancini için galibiyet "olmazsa olmaz" değilse de bizim için "olmazsa olmaz".2 Aralık 1998 tarihinde ki çocuk şimdi büyüdü.Bu maçı evde değil yine tribünde,yine takımının yanında izleyecek. O zaman haykıramadıklarını, Selçuk'un kullandığı frikikte Burak Yılmaz'ın vurduğu kafayla haykıracak...

Haydi oğlum göreyim sizi, göreyim sizi !!!

1 Aralık 2013 Pazar

Kasımpaşa - Galatasaray Maç Yazısı | Bana Bir Masal Anlat Baba !

Galatasaray, Süper Lig'in 13. haftasında Kasımpaşa ile 1-1 beraber kaldı.İlk yarıda oynanan ruhsuz futbolu, ikinci yarıda telafi etse de; yakalanan fırsatlar cömertçe harcandı ve 2 puan Recep Tayyip Erdoğan Stadı'nda çimlere gömüldü.

Bir gün önce Fenerbahçe-Beşiktaş maçında 3-3' lük skor ve güzel futbol herkesin beğenisini kazanırken, maçın oynandığı esnada Fenerbahçeli bir arkadaşım bana dönerek " 2 yıl önce ki Galatasaray'ı hatırladın değil mi ? " diye bir sordu. Soruya sadece gülümseyerek cevap verebildim.İki takımda o kadar istekli ve mücadele azmini sahaya yansıtıyordu ki gözümün önüne Engin Baytar'ın bütün maç boyunca pres yapıp, 70. dakikada dalağı şişerek oyunu terk ettiği zamanlar geldi. Sonra "Ulu" Johan Elmander'in sahada ki bütün futbolculardan daha fazla koştuğu, Melo'nun takımı devamlı ileri taşıdığı, savunmada Big Chef'in komutanlığı, sağ bekte Ebuoe'nin rakip sol kanadını otoban yaptığı, Selçuk İnan'ın takımı ayakta tuttuğu zamanları hatırladım. O isimlerin bir kısmı yine kadroda. Yüzlerine baktığımızda o dönemden eser kalmadığını görüyoruz. Psikolojik olarak çöküntü yaşadıkları bariz." Beyin düşünüp emreder, ayaklar uygular" sözünün güzel bir örneğini yaşıyoruz.Kafalar rahat olmadığında ayaklar da çaresiz kalıyor ve bireysel hataların bir türlü önüne geçilemiyor. Geçtiğimiz iki yılda, takımda bulunan 26 futbolcuyu ve 26 farklı karakteri bir arada tutan Fatih Terim, Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak'ın bu takıma verdikleri en önemli şey, dışarıdan gelen saldırılara karşı oyuncuları koruyor olmalarıydı. Şuanda eksikliğin temel kaynağı burada yatıyor.Yalnızlık hissiyatı, okyanusta kürek çekmeye benziyor...

Kondisyonu, taktiği, defansı, kadro yapılanmasını bir kenara bırakırsak; Galatasaray'ın şuanda ki en önemli sorunu mental problemler. Baba Gündüz'ün zamanında bahsettiği konuda tam olarak bu aslında."Galatasaray bir his takımıdır" diye boşuna söylemiyordu. Galatasaray'da ki motivasyon ve özgüven eksikliği futbolcuları ruhsuzluğa itiyor.



Tüm bunlara medyada ki akbabaların bilinçli faaliyetleri de eklenince, Galatasaray'da ki çöküşün önüne geçilemiyor. Galatasaray her hafta yeni bir kaosla baş başa bırakılıyor. Hafta boyu yazılan yalan haberleri, sadece resmi site aracılığıyla yalanlamaktan başka bir yol üretilemiyor. Bunun altında, bilinçli bir yıldırma politikası ve taraftarlar ile futbolcuları karşı karşıya getirip, Galatasaray'ı 2010-2011 sezonuna döndürme çabası var. Durumu, medyada ki akbabalara gerekli ayarları verecek "Adnan Öztürk" eksikliği olarak da özetleyebiliriz. Medya ayağının haricinde takımda ki yalnızlık ve kimsesizlik halini çözmeden bu sene başarı beklemek hayalcilik. Fatih Terim'in 2011 yılında, Galatasaray'a imza attığı basın toplantısında ifade ettiği bir gerçek vardı. "Florya'yı tekrardan aslan yuvası haline getireceğiz !" Başarının sırrı da bu cümlede yatıyor. Florya'da yüzler gülmeye başladığı zaman tekrardan Galatasaray'ın dirilişini izleyeceğiz. Bende yukarıda bahsettiğim arkadaşıma gerekli cevabı o zaman vereceğim !



28 Kasım 2013 Perşembe

Real Madrid - Galatasaray Maç Yazısı | Ne Zaman Adam Oluruz ?

Real Madrid 'e 4-1 kaybedilen maçın arkasından tekniğe, taktiğe, analize,kritiğe gerek yok.Sezon başından beri yaşanılan süreç ortada.Galatasaray'da sorulacak soru basit ! Ne zaman adam oluruz ?

Ne zaman adam oluruz ?
-Terimspor'u ve Aysalspor'u bırakıp Galatasaray'ı tuttuğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Bülent Tulun isimli mikseri takımdan uzak tuttuğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Oyunu kuralına göre oynayıp,kadro yapılanmasını 6+0+4'e göre oluşturduğumuz zaman.(Seneye 5+0+3 olacaktır.)

Ne zaman adam oluruz ?
-Ülkede ki futbol ortamını bilen Sportif Direktör'le anlaştığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Mancini' ye sabretmeyi öğrendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Yabancı transferini, ihtiyaç duyulan mevkiye yaptığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Çilek peşinde koşmayı bıraktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Takımın yaş ortalamasını düşürdüğümüz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Devre arasında neşteri vurduğumuz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Devre arasında başarıya aç futbolcuları kadroya katabildiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-2 hafta öncesinden, mağlubiyeti kabullenmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Kulübü kurumsallaştırıp, takım ruhunu "kurumsallaştırmadığımız" zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Geçmişte yaşanılan başarıları veya başarısızlıkları geçmişte bırakıp, geleceğe baktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Mental olarak kuvvetlenip gol yedikten sonra oyundan düşmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Fizik olarak kuvvetlendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Defans yapmayı öğrendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Sahada prim odaklı değil savaş odaklı oynadığımız zaman..

Ne zaman adam oluruz ?
-2 yıldır almadık kupa bırakmayan futbolcuları, bir anda hedef tahtasına koymadığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Basında ki akbabaların gazına gelmediğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Üzerimize oynanan oyunları görüp daha fazla kenetlendiğimiz zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-"Aslolan Galatasaray'dır" sözünü yalnızca duvarlara değil, beynimize ve kalbimize yazdığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-En ufak hatada futbolcu ıslıklamayı bıraktığımız zaman.

Ne zaman adam oluruz ?
-Galatasaray'ın genleriyle oynayıp "Galatasaray bir his takımıdır" sözünü değersizleştirmediğimiz zaman.

Gerisini tamamlamak yönetime,Mancini'ye ve futbolculara kalmış.Bize düşen her koşulda takımı desteklemek. En kötü gün bugünse; şimdi daha yüksek sesle Galatasaray ! 



11 Kasım 2013 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Maç Yazısı | "Yürekli Mağlubiyetler,Korkak Zaferlerden Daha İyidir"

"YÜREKLİ MAĞLUBİYETLER, KORKAK ZAFERLERDEN DAHA İYİDİR"

11.haftada karşılaştığımız "suyun karşı yakasında ki takıma" 2-0 kaybettik.14 senelik çile, bu senede son bulmazken, sezonun devamı için pek ışık gördüğümüz söylenemez. Galatasaray'ın 1 hafta içerisinde kaybettiği Kopenhag ve Fenerbahçe maçları iki kulvarda da geriye düşmemize sebep oldu. Kopenhag maçından sonra oynanan futbolun derbide yetmeyeceğini belirtmiştik.Öyle de oldu.Çok kötü oynayan rakibe karşı, sahada hiçbir varlık göstermeden, hediye ettiğimiz iki golle mağlup olduk.Goller penaltıdan Emre Belözoğlu ve Cristian'dan gelirken son dakikalarda Melo'nun penaltısı Volkan Demirel'e takıldı.



Sneijder ve Muslera'nın yokluğu, takımda güven problemi yaratmış durumda.Gereksiz bir ürkeklik var.Çok sık kullanılan bir demeç vardır "gerekli dersleri çıkartıp,önümüzde ki haftalara bakacağız" tamda bu noktadayız. Kopenhag maçında yenilen golün bir benzerini 2.golde yedik."Savunmada yaptığımız hatalar" diye başlayan Roberto Mancini açıklamaları, derbi sonrasında yine devam etti.Peki güzel hocam,yakışıklı hocam(!) bu takıma geldiğin günden beri savunma yapmayı öğretiyorsun(!)gol yemeden bitirdiğimiz maç yok! Hadi onu da geçtim, takım gol atmayı da unuttu. İki maçtır gol atamıyoruz. Golü de geçtim artık pozisyon üretemeyen bir takım olduk. Fenerbahçe maçında doğru düzgün pozisyonumuz yok."Kaş yapalım derken göz çıkartmak" diye buna denmiyor mu? "Yeni geldi","alışacak","zaman lazım" laflarını bir kenara bırakalım.8 maçta ortaya çıkan tablo budur! Düzelir mi ? Düzelebilir tabi ki ama şuanda tünelin ucunda bir ışık gözükmüyor. Kendisine bir Fatih Terim vecizesiyle seslenmek istiyorum." Yürekli mağlubiyetler, korkak zaferlerden daha iyidir ! "

Roberto Mancini'nin ısrarla yaptığı hatalardan vazgeçmesi gerekiyor.Burak Yılmaz'ın kanatta oynatılması, bırakın Galatasaray'ı,Türk futboluna ihanettir. En kısa zamanda kendi mevkisine geri dönmesi gerekiyor. Bruma bu sistem içerisinde ancak A2 takımında oynayabilir.Kendisine gerekli özgürlüğü tanıyıp ilk haftalarda izlediğimiz Bruma'yı bize sunması gerekiyor.Takım savunması ,sadece defansif oyuncularla yapılmaz. Defansif oyuncularla rakibi kilitlemek, küçük takımların işidir. Galatasaray'ın genlerinde hücum futbolu vardır.Bu Galatasaray anayasasının değiştirilemez maddelerinden bir tanesidir. Galatasaray'da takım savunması, forvetten başlayıp defansa kadar her futbolcu tarafından yapılır.Sahaya çıkan bir gruptan "sen hücum yap , sen sadece savunma yap " şeklinde fayda beklemek fiyaskodur.

MUTLU MUSUNUZ ?

Sadece Roberto Mancini'yi suçlamak  tabiki büyük haksızlık. Bu kadroyu o kurmadı.Yaşanan iç çekişmelerin, yanlış takım kurgusunun, sezon öncesinde yapılan yanlış transferlerle takımın bu noktalara gelmesinde etkili olan Fatih Terim'in ve bitip tükenmek bilmeyen Fatih Terim - Ünal Aysal ego savaşlarının, gelinen noktada baş aktörler olduğunu söylemeliyiz...Burada en büyük cezayı yine Galatasaray taraftarı çekiyor veya çektiriliyor.Kendilerine sormak lazım, " mutlu musunuz ?" 2 senedir işleyen çarkı bozmaktan, sizi sevenleri üzmekten dolayı mutlu musunuz ? Kendi egolarınız uğruna, Galatasaray'ı getirdiğiniz bu noktadan mutlu musunuz


NEŞTER OPERASYONU 

Devre arasında takıma bir neşter operasyonu şart. Bu futbolcu güruhu bu sezonu tamamlayamaz. Yedeklerden giren hiçbir yerli oyuncudan katkı alınamazken, ilk 11'de olanların ise geçtiğimiz yılları mumla arattığı bir gerçek.11.hafta sonunda hala istikrarı yakalayamayan, fizik olarak dibi görmüş, formsuzluklarının ise zirvede olduğu bir dönemi geride bırakıyoruz.Yüzlerine baktığımızda ise bu durumdan pek de şikayet eden bir halleri yok.Gayet mutlu bizim çocuklar! Öyle ki, maçtan sonra sevgilisiyle yatarken fotoğraf çekip instagrama yükleyebiliyorlar.Haklılar tabi ! Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Finali garantilediler.Süper Lig'de 9 puanla öndeler.Her maçta iyi oynuyorlar ! Bir kısmı göbeği salıp sahaya çıkarken, bir kısmı yedekler arasında sarı kart görüp haftaya cezalı duruma düşebiliyor...Rahatlar yani ! Bu rahatlığın ceremesi yine taraftarda patlıyor.Nasıl mı ? Maç bitince centilmenlik görüntüleriyle birbirlerine sarıldıklarında sizin yüzünüzde ki üzgün ifadeyi hangisinde görebildiniz ? Hangisi sizin yaşadığınız üzüntüyü yaşadı ? Hangisi başını öne eğerek stadı terketti ? Bu maçta yaşadığımız kırgınlıklar, bir anda unutulacak kırgınlıklardan değil ! Bu gidişatın bir yerde son bulması gerekiyor. Yukarıda da belirttiğim gibi şuanda tünelin ucunda ışık gözükmüyor. Takım içerisinde birisinin çıkıp isyan bayrağını eline alması ve "braveheart" olması gerekiyor. Metin Oktay'ı mezarından kaldıramayacağımıza göre, yine bu kadroda birilerinin (zahmet olmazsa!) sorumluluk alması gerekiyor. Hatta zamanı geldi de geçiyor bile...

BAŞARILAR GELİR GEÇER , ASALETİN BİZE YETER 

Real Madrid maçı sonrasında yaşadığımız travma bunun yanında hiçbir şey.Bugün tekrardan bir araya gelip yaraları sarma günüdür. Hayatımızın rengi Galatasaray'ı düştüğü yerden kaldıracak olan futbolcular kadar yine bizleriz. İlk kez derbi kaybetmiyoruz, son da olmayacak. Galatasaray değerlerine sahip çıktığını zannedenlere inat bu değerlere nasıl sahip çıkıldığını gösterme günüdür. Armaya küsmeden, peşinde kilometrelerce yol katetmeye devam ! Nasıl olsa " başarılar gelir geçer , asaletin bize yeter!"


2 Ekim 2013 Çarşamba

Juventus - Galatasaray Maç Yazısı | Tükenmez Umut'um,Varsa Sarı Kırmızı Formasında

Real Madrid maçında yaşanılan hezimet sonrası , gördüğümüz rüyanın bittiğini yazmıştık.Rüya kabusa döndükten sonra , gerçek Galatasaray efsanesi Fatih Terim'i kaybettik.İmparator'un yerine bir dünya markası Roberto Mancini takımın başına getirildi.2 haftada yaşadığımız kaosun şaşkınlığını üzerimizden atmaya çalışırken, Torino deplasmanı geldi.


Mancini yönetiminde ilk maçımıza Juventus karşısında çıktık.Fatih Terim döneminde alıştığımız 4-3-1-2 'nin yerine 4-4-1-1  formasyonu ile oyuna başladık.Mancini'nin, beklendiği üzere daha defansif bir oyun planı çıkardığını söyleyebiliriz.Fatih Terim döneminde yaptığımız önde baskı yerine; Juventus hücumlarında, yarı alanımızda oyunu daraltmaya çalışan, bloklar arası mesafeyi minimuma indirip, kazandığı toplarla  Bruma ve Drogba'yı topla buluşturmaya çalışan bir Galatasaray vardı.Drogba'nın golüne kadar orta sahada ayağa iyi pas yaptık.Gerektiğinde oyunu iyi soğutup ileriye daha dengeli çıkışlarla gol aradık.Chedjou 'nun 36. dakikada uzun pasında, Drogba savunmanın hatasından faydalanarak Galatasaray'ı Torino'da öne geçiren golü attı.

Drogba 'dan "Metin Oktay" selamı 


Juventus, Pirlo'nun önderliğinde oyuna hükmeden bir takım.Oyunun yönünü hızlı bir şekilde değiştirip, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner'i topla buluşturduktan sonra Vucinic ve Tevez'e etkili ortalarla gol aradılar.Orta sahada Vidal ve Pogba, oyunun her iki yönünü de iyi oynayan orta saha oyuncuları.Kabul etmek gerekir ki Galatasaray'ın bu savunma hattı ile ilk yarıda çok net pozisyon vermeden , sadece alan daraltarak oyunu dengede götürmesi çok önemliydi.1-0 'dan sonra artan Juventus baskısına Chedjou ve Semih'in sakatlanmasıyla oyuna dahil olan Gökhan Zan ile karşı koyduk.Pirlo'nun, kanatlarda Asamoah ve Lichtsteiner 'i topla buluşturmak için attığı 30 metrelik paslara fazla boşluk vermeden iyi karşı koyduk. Ters toplara, kanatlardan Riera ve Bruma ile zamanında yardım getirmemiz ve Melo-Selçuk ile kademeyi oluşturmamız çok önemliydi. Roberto Mancini , Juventus' un etkili yönlerini takıma iyi anlatmış.İlk yarıda oyuncular savunma anlamında güzel sinyaller verdi.

Galatasaray, ikinci yarının başlama düdüğüyle beraber tamamen kendi yarı sahasında oyunu kabul etti.11 kişi topun arkasına geçerek , Juventus'a boş alan bırakmamak ilk öncelikti.Galatasaray, Sneijder'den bu maçtada gerekli verimi alamazken,Pirlo ikinci yarıda da oyuna hükmetmeye devam etti.Galatasaray adına bekleneni veremeyen iki isimden Riera ve Sneijder'in yerlerine Amrabat(60.dk) ve Umut Bulut(73.dk) dahil oldu.Roberto Mancini, kontra ataklar yakalanabileceği düşüncesiyle Amrabat'ı oyuna alsa da istenilen olmazken;Umut Bulut hamlesi ile Pirlo'nun rahat pas yapmasının önüne kısmende olsa geçildi.Umut Bulut'un pres gücü ile Pirlo etkinliğine önlem alınırken,tamamen uzun topa dönen Galatasaray'a hava hakimiyeti kazandırma stratejisi yerinde bir karar oldu.

77.dakikanın içerisinde Amrabat'ın yaptığı müdahale sonrası hakem Viktor Kassai , penaltı noktasını gösterdi.Maç boyu ikili mücadelelerde ki sertliğe prim tanıyan ve bütün takdir haklarını Juventus lehine kullanan Kassai, Amrabat'ın müdahelesine penaltı yorumunda bulundu.Vidal'in kullandığı penaltı ile skora 1-1 'lik eşitlik gelirken , Juventus baskısı daha da arttı.Galatasaray savunması Juventus ataklarına direnmeye çalışırken 87. dakikada Pirlo'nun ortasında Quagliarella skoru 2-1 'e getirdi.Maç artık bitti derken,yine Drogba'ya gönderilen uzun topun Umut Bulut'a inmesiyle skor 2-2 'ye geldi.Böylelikle çok büyük sıkıntılar ile çıktığımız Juventus müsabakasından 1 puanı hanemize yazdırarak İstanbul'a döndük.

"Tükenmez Umut'um , varsa sarı kırmızı formasında"


Torino'dan kazanılan 1 puana birçoğumuz üzülsek de Kassai gibi bir faciaya rağmen kaybetmediğimize sevinmeliyiz. Ofansif olarak çok iyi şeyler yapamasak da takım savunması adına olumlu sinyaller verdik. Muslera her zamanki gibi muhteşemdi. Chedjou bugüne kadar en iyi performansını sergiledi.Ayrıca Ebuoe'nin yerden kalkmayan tavırlarına isyan etmesi maçın en önemli karesiydi.Yerden kalkmayan futbolcu profilinden ne zaman kurtulacağını çok merak ediyoruz.Futbolun bir erkek oyunu olduğunu ve her pozisyonda yere serilerek takıma kaybettirdiği puanları hatırlamasını kendisine öneriyorum.Semih Kaya'nın sakatlığı sonrası oyuna dahil olan Gökhan Zan, yine gerçek bir profesyonellik örneğiyle, kendisini nasıl hazır tuttuğunu tüm Galatasaraylılara gösterdi. Bruma ofansif olarak bekleneni veremese de takım savunmasına katkısıyla takdiri haketti.

Galatasaray adına maçın en önemli oyuncusu tartışmasız Drogba olurken, 1 gol ve 1 asist ile #ÇareDrogba lakabının hakkını verdi. Galatasaray'a kattıklarıyla gerçekten büyük bir teşekkürü hakediyor. Yazının başlığında vurguladığımız "tükenmez Umut'um varsa sarı kırmızı formasında" bestesinde ki umudumuz olan Umut Bulut'a ayrı bir parantez açmak gerekiyor.Kendisine ne zaman ihtiyaç duysak yedekten gelip görevini layıkıyla yapıyor. Galatasaray'ın bugün kazandığı 1 puanı getiren golü attı.Oyuna girdikten sonra Pirlo'ya yaptığı baskıyla etkinliğini azalttı. Sorunsuz ve gerçek bir profesyonel olarak davranan Umut Bulut, bu gecenin kazananı oldu.

Önümüzde ki Kopenhag maçlarından çıkarabileceğimiz 6 puan , Şampiyonlar Ligi'nde yolumuza devam edebilmek için çok önemli. Torino deplasmanından alınan 1 puanın anlam kazanabilmesi için Kopenhag'ı iki maçta da kayıpsız geçmeliyiz. Juventus ile Arena'da son maçı oynayacağımızı da unutmayalım.Skor 2-1 olunca sevinmeye kalkan densizlere "Galatasaray, bitti demeden bitmez ! "

29 Eylül 2013 Pazar

Romantik Taraftar - Kurumsal Yönetim - Roberto Mancini Üçgeni

ROMANTİK TARAFTAR - KURUMSAL YÖNETİM

Bizler "romantik taraftarız".Hayata,hayatımızın parçası olan Galatasaray'a da romantik ve duygusal bakarız.Demek istediğim "kurumsal değil durumsal" bakarız yaşananlara...Her mağlubiyete ve puan kaybına üzülürüz ama takıma sırtımızı dönmeyiz.Erkenden stadı terketmeyiz ! Sevincimizi , üzüntümüzü , sinirimizi uçlarda yaşarız.Sınırlarda dolaşmayı severiz.Kolay kolay yılmayız ve yıkılmayız.Savaşmayı çok iyi biliriz.Kanımızın son damlasına kadar "direniriz" ! Sahada da bunları görmek isteriz.Öyle kırılgan futbolcular bize göre değildir.Sevmeyiz "yerden kalkmayan" adamları.Devamlı adelesi atan adamların iyi çalışmadığını iyi biliriz.Üzerinde "parçalı forma" olduğu için yuhlamayız ama ! Kolay kolay adam satmayız.Sadık kalırız sözümüze,rengimize.Sevmeyiz döneklikleri.Kabul etmeyiz "ben gidene kadar bizimle kalacak" deyip yarı yolda "telefon açılmadı" diye adam gönderilişleri.İki yüzlülüğe gelemeyiz.Arkadan oynanan oyunları iyi görürüz.Mancini ile görüşmedik diyerek 2 gün sonra imzaya İstanbul 'a çağırmaları da anlarız ! Sadece biz görmeyiz , yerine getireceğin adam da görür.O da bizim gibidir , "romantik ve duygusal" ... "Kurumsal değil durumsal"dır! Sevincini de belli eder , üzüntüsünü de... O da kolay kolay pes etmez.İki yüzlülüğe gelemez."Kolay kolay gitmem direnirim" diyerek arkadan oynanan oyunlara rağmen çekip gitmez.Kalıp savaşmayı seçer.Bir yolu bulunur "kurumsallıkta"... Herkes "eleman" , herkes "profesyonel" olmak zorunda olduğu için , biz sizin dünyaya biraz ters duruyoruz.Renklere sadık , sadece amatör ruhlu adamlarız ! Futbolun sadece arsada güzel olduğuna inanırız , borsada ki futbolun size güzel olduğunu da iyi biliriz.Efsanelere sahip çıkamayanlardan olmak bize uymaz.Romantik ve duygusalız dedik ya ! Anla işte...





ROBERTO MANCİNİ

Neyse , yazı Roberto Mancini için.Öncelikle kendisi bir günahkar değildir.Tüm yaşananların sebebi olarak kendisi gösterilmemelidir.O yüzden diyoruz ki "hayatımızın anlamına, hoşgelmiş , sefalar getirmiştir"."Mancini ile hiç görüşmedik" lafını teyid etmek için piyasaya sürülen , Bielsa'yı tercih ederdim orası da ayrı bir konu.

Tuhaf bir olay daha var.Fiorentina'dan ayrılan Fatih Terim'in yerine yine Mancini getirilmişti.Bugün yine aynı olay yaşanıyor.Fatih Terim'in yerine , Roberto Mancini Galatasaray'a imza atıyor.Tarih yine tekerrür etti.Mancini Fiorentina'ya İtalya Kupası finali öncesinde gelmişti.Final'de Parma'yı iki maçın sonunda geçerek kupayı kazanmıştı.Elinde ki hazır kadro yine Fatih Terim'in kendisine hediyesiydi.

Mancini , 2001'de Lazio'ya yardımcı antrenör olarak geçiş yapar.2002'de teknik direktör olarak Lazio'ya İtalya Kupası'nı kazandırır.2004'de İnter'in başına geçer.Burada kazandığı 3 Seri A , 2 İtalya Kupası ve 1 İtalya Süper Kupa'sı  bulunmaktadır.Avrupa'da ki başarısız performansı Moratti'nin canını sıktığı için Mancini'ye kapı gösterilir.İnter,Mancini'nin yerine Jose Mourinho'yu takımın başına getirir.Mancini için 2009 'da M.City kariyeri başlar.İlk senesinde FA Cup, 2012'de ise 1968'den beri Premier League zaferi yaşayamayan M.City'ye şampiyonluğu getirir.Bu zaferden sonra Alex Ferguson'a karşı aldığı 6-1'lik Old Trafford zaferide çok önemlidir.2012'de ki Premier League şampiyonluğunu , Community Shield ile taçlandırır.Geçen sezon Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkamaması ve Premier League'de alınan başarısız sonuçlar neticesinde kulüpten gönderilir.

Galatasaray'dan alacağı yıllık ücret + bonusları , İtalya Milli Takımı'ndan teklif alması halinde sözleşme fesih maddesi , Fatih Terim'in yerine göreve gelmesi gibi detaylar baştan eksi hanesine yazılanlar.Parlak bir kariyeri,vizyon olarak Galatasaray'a katacakları , takımın savunma kurgusuna getireceği düzenler de artılar hanesine yazılabilir.Her ne şartta olursa olsun Ali Sami Yen'in düsturunu iyi bir "translate" ile öğrenmesini , Metin Oktay'ın karakterinden de kendisine örneklemeler yapmasını diliyorum.Şunu da unutma Mancini , "seni buraya getiren yeteneğin , burada tutacak olan ise karakterindir"


28 Eylül 2013 Cumartesi

Galatasaray-Ç.Rizespor Maç Yazısı | "Giden Her Sevgilinin Ardından"

"Giden her sevgilinin ardından , hep biz olduk el sallayan !" Bildiğiniz gibi  "Nevizade Geceleri"nin ilk dizeleridir.Aynen böyle bir durum bizimkisi.Efsanemiz Fatih Terim'e,yine arkasından el sallıyoruz ... Öğrencileri ve yardımcıları Ümit Davala , Hasan Şaş ve Taffarel 'e emanetiz. Ligin 6. haftasında Çaykur Rizespor önündeyiz.Tribünler dolu , hava güzel ama yine bir tarafımız eksik !

Fatih Terim'siz ilk maçımıza iyi de başlıyoruz."İlk 20 dakika şok pres" felsefesine tribünlerde ekleniyor , yürüyoruz rakibin üzerine.İçimizden birşeyler koparcasına "Fatih Terim" için bağırıyor taraftarlar.Arena'da "parçalı formalılar" ruhlarını koyuyor ortaya.Gole kadar Burak Yılmaz'ın iki net pozisyonuna , Bruma adeta nazire yapıyor. Kaçan pozisyonlara inat , "Psiko Engin Baytar" çıkıyor sahneye ... "Bende varım" diyor ! Bruma'nın getirdiği topu , sol ayağının içiyle filelere gönderiyor.Sonrası mı ? Bütün takım , soluğu yedek kulübesinde alıyor.Tribünlerde "İmparator Fatih Terim" sesleri Arena'yı inletiyor.


Golden sonra daha büyük bir iştahla dönüyoruz oyuna.Kaldığımız yerden devam ediyoruz.Selçuk İnan'ın frikiği,Bruma'nın, Ribery'den izler taşıyan adam eksiltme ve hız yeteneklerine , bir o kadar ters , son vuruş eksikliği ekleniyor.İlk yarıda Çaykur Rize'yi oyundan silerken kaçan gollere hep beraber yanıyoruz.

İkinci yarının daha rahat geçmesini beklerken ,karşımızda daha dirençli bir Çaykur Rizespor buluyoruz. Karadeniz temsilcisi , Kweuke ile ikinci yarının 40.saniyesinde topu direğe nişanlıyor. Cenk Ahmet'in oyuna girmesiyle daha fazla hücuma çıkıp , orta saha hakimiyetini eline alan Çaykur Rizespor'a , daha fazla pozisyon veriyoruz. 55.dakikada , Sercan Kaya'nın kullandığı kornerde Tevfik Köse skoru 1-1'e getiriyor ve Antalya maçının "devam filmi" başlıyordu.

Golden sonra kendimize gelip , Burak Yılmaz ve Bruma ile pozisyonlar üretirken yine gol kaçırma yarışında liderliğe oynuyoruz."Girmeyince girmiyor" denilesi bir maçı yaşarken , üzerine Selçuk İnan'da ikinci sarıdan oyundan atılıyordu.Galatasaray herşeye rağmen yine pes etmeyip ; pozisyon aramaya , üretmeye , çabalamaya ve gol kaçırmaya devam ederken , takım kaçırmaktan bıkmayınca mücadele de 1-1'lik skor ile tamamlanmış oluyordu.

"Pınarbaşı BRUMA BRUMA Yar Yar Aman"

Yeni transfer Bruma , bu akşam ilk kez 90 dakika oynarken , kendisine inananları mahcup etmedi.(Bruma Hakkında Bilmedikleriniz yazısı için) . Arda Turan'dan sonra,Türk futbolu böyle bir yetenek izlememişti.Bu akşam her pozisyonun içinde vardı.Hücum anlamında tekniği ile adam eksiltip arkadaşlarına pozisyonlar hazırlarken , oyunun defans ve mücadele kısmında da hiçbir zaman yılmadı.Mücadele edip top kazandı ve kazandığı topları da olumlu kullanmayı başardı.Takım oyunu ve pas oyununa yatkınlığı ile takım arkadaşlarına pozisyonlar yaratırken , girdiği pozisyonlarda son vuruş eksikliğine kurban gitti.Galatasaray tribünleri ,19 yaşında ki genç Portekizli'yi izlerken nasıl heyecanlandıysa , diğer takımın taraftarları da bir o kadar heyecanlanmıştır.19 yaşında böyle bir teknik ve yeteneği bizlere izleme imkanı sunan , transferde emeği geçen herkesi tekrardan kutlamak gerek.Galatasaray 'a "2.Ribery" hayırlı olsun (sonu benzemez inşallah) !

Galatasaray-Ç.Rizespor maçının en iyi oyuncusu "Bruma"

Kronikleşen "Burak Yılmaz" Sendromu

Geçen sezonun ilk yarısında ki futbolumuzu bir hatırlayalım.Topa sahip olan (genelde topu eveleyip geveleyen) ,bu seneki kadar pozisyon üretemeyen , mücadele eden , savunma hataları yine ön planda , pres yapan ve girdiği pozisyonları da Burak Yılmaz ve Umut Bulut ile değerlendiren bir Galatasaray vardı. Genel fotoğraf bu şekildeydi. Burada ki kilit oyuncu Burak Yılmaz'dı. Bizim maç boyu girdiğimiz pozisyonları (genelde bu pozisyonlar Burak Yılmaz'a hazırlanır veya Burak Yılmaz o pozisyona girerdi) Burak Yılmaz tabelayı değiştirerek sonuçlandırırdı.Hal böyleyken , devre arasında yaratıcılığı yüksek bir oyuncu aradık.Sneijder bu yaratıcı isim oldu.Yanına bir de yaşayan efsane "Drogba" eklendi.Burak Yılmaz 'a bu iki oyuncu destek verdi.Bu destek sonucu Burak Yılmaz , 2012-2013 sezonunun toplamında çıktığı 39 maçta(Süper Lig ve Şampiyonlar Ligi baz alınmıştır.) 32 gol 8 asist yaptı.Yani takımın attığı 40 gole direk etki yapmıştır.Ayrıca maç başına 0,82 'lik bir gol yüzdesi vardır ki gayet etkileyici bir orandır.(Falcao geçen sezon A.Madrid formasıyla çıktığı 42 resmi maçta 34 gol 3 asist yapmıştır.) Amaç Falcao-Burak Yılmaz karşılaştırması değildir.Amaç,Galatasaray'ın bu sezon aldığı 4 beraberliğin sebebini açıklayabilmektir.Geçen sezon Burak Yılmaz gol atarken maç kazanıyorduk , bu sezon daha fazla pozisyona girip atamayınca , kazanamıyoruz.Bu sezon Burak Yılmaz kendini bulduktan sonra takım yine kazanmaya başlayacaktır.Burada unuttuğumuz bir isim var ki , Çaykur Rizespor maçında ısınmaktan buhar olan Umut Bulut'tur.Formu gayet iyi seviyede olmasına rağmen , Burak Yılmaz'ı kaybetmemek için Umut Bulut'u kaybetmeyi göze alıyoruz.Umut Bulut'un yerine kendinizi koyarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.Burak Yılmaz kazanılması gereken bir yetenektir , Umut Bulut'ta ha keza kaybedilmemesi gereken bir pres gücüdür.

"Tam Bağımlı ultrAslan"

Rahmetli Alpaslan Dikmen Ağabeyimizi andığımız bugünlerde (#KahpeEylül ), Çaykur Rizespor maçı daha büyük bir önem arzetti. Hafta içinde Fatih Terim'in arkasında olduklarını ileten ultrAslan , tüm dünyaya kendini hayran bırakan koreografiler oluşturan alt grupları ile beraber , bu maç içinde birşeyler düşünmüşlerdi herhalde ! Merakla stada gidip , tribünleri göz gezdirdiğimizde sadece Alpaslan Dikmen için ufak bir pankart haricinde Fatih Terim'e hazırlanmış tek bir pankart dahi yoktu.Arkasında durduğumuz adamı, İmparator'u bu şekilde mi uğurlayacaktık peki ? Bu mudur tam bağımsız ultrAslan ? "Yönetim izin vermedi" nidalarına hiç girmemek gerek , malum mottomuza ters ! Bizi hiçbir yönetim bağlamamalı ! Bizler "tam bağımsız" taraftar oluşumuyuz ! Ben demiyorum , Rahmetli Alpaslan Ağabeyimiz öyle söylerdi. 2008'in #KahpeEylül'ünden bu yana , yavaş yavaş eriyor bu mottomuz ! Hemde Rahmetli'nin kemiklerini sızlata sızlata eriyor ! Bugünde daha çok sızladığı kesin. Bu gidişle de daha çok sızlayacağa benziyor !

Galatasaray - Ç.Rizespor maçındaki tek pankart !

24 Eylül 2013 Salı

İmparator'a Veda | Öyle Şeyler Yaşattın ki Uğruna Ölmeye Değer !

Tarih:24 Eylül 2013 
Saat:20:36

Bugün 24 Eylül 2013 ! Bu tarihi bir kenara not alın ! Bugün, Galatasaray tarihinde bir kırılma anı.Bugün, çok sevdiğimiz İmparator'un,Galatasaray'dan gönderilişi. Bugün, gerçek bir efsanenin saygısızca Galatasaray'dan yol ayrımına itilmesi!

Türk Futbolu'nun ve Galatasaray'ın yaşayan efsanesi Fatih Terim ,24 Eylül 2013 saat:20:36'da, Galatasaray Yönetim Kurulu imzalı bir yazıyla Galatasaray'dan gönderilmiştir.O sırada takımı, Florya Metin Oktay Tesisleri'nde Çaykur Rizespor maçına hazırlamakla meşgulken gönderilmiştir. İmparator, sözleşmesinin tek taraflı feshedildiğini antrenman sonrası kızı ile yaptığı telefon görüşmesinde öğrenir. Galatasaray Lisesi  mezunu yöneticilerimizin , etikten anladıkları budur ! Galatasaray efsanesini, takımıyla antrenmandayken , habersizce göndermek ! Peki bu işler böyle mi olur ? Bir efsaneye böyle mi veda edilir ? Galatasaray'a bu şekilde mi veda yakışır ?

Ünal Aysal ve Fatih Terim çekişmesi herkesin bildiği gibi yeni değil.Pamuk ipliğine bağlı olan bu ilişki,eninde sonunda kopacaktı.Bunu taraftar kabul etmese de farkındaydı.İnsanı yaralayan bu şekilde bitiyor olması.Çok mu zor karşınıza alıp ayrılığı dile getirmek ? Bu kadar mı saygınız yok İmparator'a ? Bu kadar mı nefret beslediniz ? Yönetim kurulu toplantısı sırasında bir çoğumuz " ameliyathane kapısında bekleyen hasta yakını" gibiydik.İçeriden çıkacak doktorun açıklamalarını , ağzından çıkacak sözleri duymayı bekledik.İçeriden çıkan doktor , Galatasaray Yönetim Kurulu Basın Sözcüsü Şükrü Ergün oldu ve acı haberi GSTV'den bizlere duyurdu.

Tarih Tekerrürden İbarettir

"Tarih tekerrürden ibarettir" derler.6-1 yenildiğimiz R.Madrid maçında söylenen bir beste vardı , bazılarınız hatırlar ama ben yine de anımsatmak istedim."Bir günde kral olmadık , bir günde tahttan inmeyiz , İmparator Fatih Terim ölene kadar seninleyiz!" Bu beste,2003-2004 sezonunda Fatih Terim'in gönderilişinden önce sıksık söylenirdi.O sezon alınan kötü skorlara rağmen,taraftar bu besteyle yine hocasının arkasında olduğunu cümle aleme gösteriyordu.Özhan Canaydın yönetimi yine bir Çaykur Rizespor maçı öncesi Fatih Terim'in görevine son vermişti.Bu malum beste , Real Madrid maçında skor  4-0'a gelince Arena'da duyulmaya başladı.Bu bestenin bizlerde kötü anıları olduğu için  ayrılığın habercisi olarak yorumladım.Yine bu kahrolası beste , yine bir Çaykur Rizespor maçı öncesi tribünde söylendi sonunda da İmparator Fatih Terim gönderildi.

Peki bu süreçte Fatih Terim'in hiç hatası olmadı mı ? Geçtiğimiz sezon kendisini itibarsızlaştırmaya çalışan Federasyon Başkanı Tüpçü'nün yanında fotoğraf çektirmesi , Başbakan'ın Milli Takım'a geçmesi yönünde ki baskılarına boyun eğmesi,Galatasaray tarafından kendisine önerilen 2 yıllık sözleşmeyi "birileri istiyor diye sözleşme imzalayacak değilim" beyanatı , Ünal Aysal ile bitmek tükenmek bilmeyen ego çatışmaları,durumu netleştirmek yerine büyük bir iletişimsizlik ile kulübü belirsizliğe sürüklenmesi vs... Bu durumların hepsinin Fatih Terim açısından mantıklı sebepleri olabilir ancak Ünal Aysal'da bu belirsizliği bir şekilde sona erdirmek zorunda olduğunu kendince düşünüyordu.Gün içerisinde ki "Odeabank" sponsorluk anlaşmasında sinyali vermişti aslında.Herşey Yönetim Kurulu Toplantısı'nın sonucuna bağlıydı.Bu zamana kadar iki tarafta , taraftarın önüne atılmak istemiyordu.Fatih Terim istifa edip, yarı yolda bırakan olmak istemezken ; Ünal Aysal ise "İmparator'u gönderen Başkan" sıfatını almak istemiyordu."TFF , Fatih Terim'e 3+1 yıllık sözleşme teklif etti" iddaları ise toplantı bitip açıklama beklenirken , GSTV'de alt yazıdan duyuruldu.Fatih Terim'in üzerine "ihale bırakma" fikriyatı TFF'nin yalanlaması ile son buldu.Daha sonrası herkesin bildiği üzere KAP'a yapılan fesih açıklaması ve Türkiye'de kopan tufan...



ÖYLE ŞEYLER YAŞATTIN Kİ UĞRUNDA ÖLMEYE DEĞER

İmparator'a veda etmek çok zor.Kabullenemiyoruz hala.Onsuz bir yedek kulübesi,soyunma odası hayal edemiyoruz."İkinci yarı Fatih Terim ayarı verir,maçı çeviririz" diye umutlanamayacak olmamıza ne demeli ? Basın toplantılarında söylediği kitaplık cümlelerde olmayacak artık.Baba şefkatiyle sarıldığı futbolcularının başında olamayacak.Tribünler ismini haykırırken elini kalbine götürüp bizleri selamlayamayacak. Fenerbahçe'nin başına geçmesi için Şadan Kalkavan tarafından sunulan 10 Milyon Doları "biz o kadar profesyonel değiliz" diyerek rest çeken İmparator'u bu sezon Galatasaray'ın başında izleyemeyeceğiz.Son bir kez olsun , Ali Sami Yen'de "İmparator Fatih Terim" diye haykırıp sana veda edemedik.En büyük hayalimiz olan Şampiyonlar Ligi kupasını seninle kaldıramayacağız.Öksüz kaldık be hocam! Öksüz bırakıldık! Bu tarihe kadar ne başarılar , ne hezimetler , ne şampiyonluklar gördük.Hiçbiri senin "aslolan Galatasaray"sözünden büyük değildi."Kümede kal Galatasaray" diyenlere en güzel cevabı hep beraber verdik.2 senedir söz verdiğin gibi "yenildiğinde bile gurur duyulacak bir takım" yarattın. Her mağlubiyetten sonra başımız hep dikti bizim."Nasıl olsa Fatih Terim var" özgüveniyle yolumuza baktık.Şifo Mehmet'in jübilesi için Milan'ın başında Çukurbostan Eğitm Gönülleri'ne geldiğinde, ben daha 13 yaşında bir çocuktum.Hayatı durdurmuştun.Orada toplanan bütün çocukları severken "babacanlığınla" yine kalpleri kazanıyordun.Senin sevgindi bizlerde aslolan.Bizim için Galatasaray , "Sen" ; "Sen" , Galatasaray demektin.Armanın peşinde adadığımız hayatların en büyük örneği yine sendin.Futbolculuk döneminde Galatasaray formasıyla şampiyonluk yaşayamazken,tarihinin en büyük başarılarını yine sen getirmiştin.Aforizmalarla dolu bir yaşantın ve büyük kalbinle tüm Türkiye'yi kendine hayran bırakmıştın.Ali Sami Yen'in düsturu olan "Türk olmayan takımları yenmek" sözünü gerçeğe sen dönüştürmüştün.

VE SON SÖZ

Böyle olmadı be hocam , böyle bitmemeliydi.Kabullenemiyoruz...Hiçbir gidişini kabullenemediğimiz gibi bunu da kabullenemiyoruz.Canımız yanıyor hocam ! Ağladığımıza bakma sen , gözümüze toz kaçtı say ! Bunu bize yaşatanların yanına bırakmayacağımızdan da emin ol hocam !Biz yine toparlarız ama bizden "ruhumuzu" çalanların hesabını da elbet birgün sorarız ! Yine gel olur mu hocam ? Ama bu sefer Galatasaray'a " BAŞKAN" olarak gel ! Bu taraftara,bu acıyı yaşatanlara,hep beraber hesap sormak için "BAŞKAN" olarak gel ! Eleman lafını,sana söyleyenlerin defterini dürmek için gel ! Sen yine gel hocam , sen yine gel ama ne olursun "BAŞKAN" olarak , bir daha gönderilmemek üzere gel!


17 Eylül 2013 Salı

Galatasaray - R.Madrid Maç Yazısı | Haydi Dostum Rüya Bitti,Kalk Artık

Kalk hadi uyan.Ne var ? İlk kez mi yeniliyorsun ? Hani diğerleri Edirne'den öteye geçemezken sen getirmedin mi Uefa'yı Süper Kupa'yı.Bu ülke seninle görmedi mi Şampiyon Kulüpler Yarı Finali'ni.Ne çabuk unuttun Neuchatel XamaxMonaco'yu ? Hani Prekazi 35 metreden yapıştırdığında bu ülkede nasıl bir ateş yandığını ne çabuk unuttun ? Hezimet mi görmedin ? Dur ben sana hatırlatıyım 20 Ekim 1999 , Zola'lı , Flo'lu Chealsea , Ali Sami Yen'de hayatımızı zindan etmemiş miydi ? Kalemize gelen her top gol olurken ciğerimiz parçalanmadı mı ? Stat ışıkları söndüğünde oturup kalmadık mı ? Çökmedik mi olduğumuz yere ? Babalarımız 14 sene şampiyonluk göremezken sen şimdi hangi yüzle suratını asacaksın ? Dile kolay 14 sene ! Onlarda Galatasaray'a mı küstüler ? Maçı erken mi terkettiler ? Takımın kaptan Fatih Terim'e yüz mü çevirdiler ? Sevmediler mi parçalıyı ? Hiç aşkla tutulmadılar mı ? Sadece başarı mıydı onları Galatasaraylı yapan ? Metin Oktay'dan hiç mi örnek almadılar ? Karakterin , adamlığın , efendiliğin , sportmenliğin  ne demek olduğunu sadece kitaplarda mı okudular ? Metin Oktay rehber olmadı mı onlara ? Peki ya Jupp Derwall ? Galatasaray'ı "Avrupa Fatihi" olmasında ki temelleri atarken her maçı kazandı mı ? Hiç mi mağlup olmadı ?



Haydi dostum kalk hadi , uyan ! Gömme o kafanı kuma . Hani kötü gün taraftarıydın ? "Ölüm varmış , korku varmış , bu dünyanın sonu varmış , bizim için yoktur tasa , kalbimde sen yaşadıkça. Başarılar gelir geçer , asaletin bize yeter" diye boşuna mı statta bir taraflarını yırtıyordun ? Sadece başarı peşinde mi koşuyorsun yoksa ? Aşk'ın anlamını kavrayamamışsın o zaman . İnsan mutluluktan,sevgiden haz alırken üzüntüden ve acıdan da haz alır.Kavga da edersin sevdiğinle , yarinle , karınla , kocanla ... Komedi diye bir tiyatro türü varken trajedi (tragedya) diye de bir tür yok mu ? Ne var yani ilk kez mi fark yiyoruz.Çekindiğin arkadaşların mı ? Dalga mı geçerler diye korkuyorsun ? Neden onlar hiç fark yemedi mi ? Onların her biri Şampiyonlar Ligi'nde Final mi gördü ? Real Madrid'i her sene yeniyorlar da , bizim mi haberimiz yok ? Haydi dostum bırak bunları.Aşkın her anından tat almayı bil , kalk ayağa ve şimdi daha sıkı sarıl Galatasaray'a.Daha fazla bağır "İmparator Fatih Terim" diye.Burak Yılmaz'ın gollerine daha fazla sevin ama ne olursun futbolcunu en basit hatada ıslıklama.Kendi öz evladın Emre Çolak'ı bu kadar ucuz kaybetme,Amrabat ayağına her top aldığında homurdanma.Kadroda ki oyunculara , kötü oynadıklarında üvey evlat muamelesi yapma.2 senede almadığın kupa kalmadı bu kadroyla.Farkında değil misin ? En yakın rakibinle girdiğin her yarışı kazandın.Oynadığın bütün finallerden galip ayrıldın.Bu kadro vardı o zamanda.Ronaldo , Bale , Messi yoktu.Yine Sabri'nin ellerinde kalkacak o kupalar.Yine Emre Çolak dönecek etrafında 180 derece.Yine Burak Yılmaz kaçıracak golleri.Yine Amrabat topu sağa çekip ortalar yapacak.Seni sen yapan değerleri kaybettikten sonra hiçbir başarının anlamı kalmayacak ama...Haydi toparlan artık.Kalk elini yüzünü yıka.Yarın iş var.Arkadaşların seninle dalga geçerken onlara sadece gülümse.Dik dur ve sakın eğilme.

Rüya bitti dostum , herşey gerçek hayatta ve herşey bizim için.Şimdi mücadele zamanı !

9 Eylül 2013 Pazartesi

Analiz | Aydın Yılmaz "Doğmadan Batan Güneş"

Sezon sonunda Galatasaray tarafından teklif edilen sözleşmeyi ücret sebebiyle kabul etmeyen,transfer dönemi boyunca Eskişehirspor ve Antalyaspor'un kapısından dönen Aydın Yılmaz,tekrardan "kürkçü dükkanı"na geri döndü.


1988 İstanbul doğumlu olan Aydın Yılmaz,2001 yılında ayak bastığı Florya'da 2005-2006 sezonunda Eric Gerets döneminde A takıma yükseldi.Hepimizin hatırlayacağı Konya deplasmanında son dakikada attığı golle,Galatasaray'ın efsane şampiyonluğuna çok büyük katkı sağlamıştı.Bu sezondan sonra Aydın'dan beklentiler gün geçtikçe arttı.Hızı ve tekniği , beklentilerin artmasında en büyük sebepti.Galatasaray'ın altyapıdan çıkan öz evlatlarına gösterdiği değere eş olarak büyük bir sahiplenme ile yoluna devam etti.Aydın Yılmaz akabinde ki sezonlarda yeteneğini bir türlü geliştirme imkanı bulamadı.Gerek yaşadığı sakatlıklar gerekse fazla şans bulamaması sebebiyle kiralık olarak başka takımlara gönderilmesine neden oldu.İstanbul Büyükşehir Belediyespor , Manisaspor ve Eskişehirspor denemelerinden de hüsranla ayrıldı.

Fatih Terim'in takımın başına geçmesiyle nispeten daha iyi bir Aydın Yılmaz izlemeye başladık.2011-2012 sezonunda oyuna sonradan girerek takıma getirdiği hareketlenme birçok maçın kazanılmasında etkili oldu.Süper Final'de Beşiktaş ile oynanan müsabakada attığı ikinci gol çok kritikti.Yine Süper Final'de Fenerbahçe'ye kaybedilen 2-1'lik müsabakada kaçırdığı gollerle de bir o kadar şampiyonluğun tehlikeye atılmasına neden oldu.2011-2012 sezonunun geneline bakıldığında uzun süredir beklenen sıçramayı yapamayan Aydın Yılmaz adına olumlu sonuçlanmış ve taraftar umutlanmıştı.2012-2013 sezonunda ise Aydın Yılmaz , Şampiyonlar Ligi'nin kritik virajı olan Braga deplasmanında attığı ikinci gol ile Galatasaray'ı ikinci tura taşıyan adam oldu.Bu sezonda kendisine dair hatırladığımız tek önemli gelişme bundan ibaretti.Bu zamana kadar Galatasaray formasıyla çıktığı 107 maçta 9 gol kaydetti.Kendisinden sonra A takıma yükselen Arda Turan ve Semih Kaya'nın gelişimini hayranlıkla izleyen Galatasaray taraftarı , Aydın Yılmaz'ın ise bir o kadar geriye giden kariyeriyle hayal kırıklığı yaşadı.

Galatasaray formasıyla geçirdiği 7 sezonda 107 maç yapan ve beklentileri karşılayamayan Aydın Yılmaz , sezon sonunda kendisine teklif edilen 700 Bin Euro'yu düşük bularak kabul etmedi.Kendisine kulüp arayan Aydın Yılmaz, Eskişehirspor'la sözleşme aşamasına gelmesine rağmen sonradan çıkan anlaşmazlıklar yüzünden geri adım attı.Antalyaspor'un teklifini de düşük bulup , son olarak Galatasaray'ın 900 Bin Dolar garanti ücretle sunduğu teklifi kabul etti.Son güncelleme ile senede 1,4 Milyon TL kazanan Semih Kaya'dan daha fazla ücret alan Aydın Yılmaz'ın altyapıdan çıkan bir futbolcu olmasına rağmen Galatasaray'ın sunduğu teklifi az bulup sözleşme imzalamaması ; "seni,sen yapan" takımdan 200 Bin Dolar daha fazla koparabilmek için "rest" çeken adamın bu takımda nasıl bir yer edinebileceği büyük merak konusudur.Diğer bir hususta Şampiyonlar Ligi'ne gönderilen 25 kişilik kadroda sezon başında transfer edilen Erman Kılıç'ın yerine Aydın Yılmaz'ın listeye dahil edilişidir.Takımla birlikte sezon öncesi kampı geçirip Galatasaray'la sezona hazırlanan Erman Kılıç'ın yerine sezon öncesi kampını tatilde "yatarak" veya transfer görüşmeleri için "kapı kapı dolaşarak" geçiren Aydın Yılmaz'ın dahil edilmesi büyük bir hata olarak gözükmektedir.Erman Kılıç yaşananlar sonrası taraftarı olduğu Galatasaray'dan Eskişehirspor'a 200 Bin Euro ! bedelle transfer olurken , Aydın Yılmaz sezon öncesi teklif edilen bedelin daha aşağısında olan bir ücrete Galatasaray'a geri dönmüş oldu.Bu zamana kadar kendisinde olan yeteneklerini "geliştirmek" yerine "çürütmeyi" tercih eden Aydın Yılmaz'dan nasıl bir patlama beklendiği ve hangi strateji ile takıma geri kazandırıldığı taraftara izah edilmesi gereken bir husustur.Kanatlarda Amrabat,Emre Çolak,Hamit Altıntop,Bruma,Engin Baytar gibi oyuncuların arkasında nasıl bir forma mücadelesi vereceği ise ayrı bir tartışma konusudur.

Bunca yaşanılan tartışmalara ve yapılan eleştrilere rağmen Galatasaray'ın altyapısından çıktığı için yine Galatasaray taraftarı kendisine sahip çıkacaktır.Ancak daha önce kendisine tanınan kredi,bu sezondan sonra kendisine tanınmayacaktır.Eleştrilerin daha acımasız olacağı kesin.Sahada "ruh" gibi gezinip,kazanacağı paraları düşünerek,iyi bir Aydın Yılmaz'ı izlemeyeceğimiz için kendisine çeki düzen vererek,fiziğini toparlayarak,takım arkadaşlarının seviyesine en yakın sürede çıkmasını ümit ediyorum.


2 Eylül 2013 Pazartesi

Analiz | "Bruma" Hakkında Bilmedikleriniz

Armindo Tue Na Bangna "BRUMA"

Galatasaray'ın uzun süredir peşinde olduğu Armindo Tue Na Bangna "BRUMA" da mutlu sona ulaştı.Kısaca genel kariyerinden bahsettikten sonra kendisine sunulan milyon euroların sebebine değinelim.

1994'de Guinea-Bissau doğumlu olmasına rağmen Portekiz pasaportu ile U20 Dünya Kupası'nda dikkatleri çeken Bruma, Türkiye'de düzenlenen turnuvada etkili bir performans sergiledi.Turnuva boyunca 4 maçta 5 gol ve 2 asist ile oynadı.Ayrıca sergilediği futbol ile turnuvayı izleyen "scout"ları kendisine hayran bırakmayı başardı.

Bruma , Sporting Lisbon altyapısının yeni nesil yıldızlarından.Daha önce futbol dünyasına Figo , Ronaldo ve Quaresma gibi yıldızları hediye eden Sporting Lisbon'da Tiago Ilori ile beraber Bruma , bu senenin göze batan yıldız adayları olarak gösteriliyordu.Tiago Ilori 8,2 Milyon Euro'ya Liverpool'un yolunu tutarken,10+2 Milyon Euro bedelle Bruma'da Galatasaray'a transfer oldu.


Bruma geçtiğimiz sezon S.Lisbon formasıyla çıktığı 13 maçta 1 gol ve 4 asist kaydetti.Hız ve dayanıklılığının yanında iyi sayılabilecek bir tekniğe sahip.Rakipleriyle girdiği ikili mücadelelerde kolay kolay yıkılmayan ve oyununa "futbol zeka"sını da ekleyen Bruma , dünya futbolunda aranılan kanat oyuncularından biri haline geldi.22 yaşında ki "Emre Çolak" ile kıyasladığımızda  Bruma'nın 19 yaşında olmasına rağmen,yere sağlam basan bir oyuncu olduğunu söyleyebiliriz.Bruma,ofans bölgesinde her iki kanatta ve gerektiğinde forvet bölgesinde görev alabiliyor.Her iki ayağını da etkili kullanan Bruma'nın en etkili silahı açık alanda yaptığı sprintlerle kaleye dikine gidebiliyor olması.Bu konuda Amrabat ile örtüşen bir özelliği var.Aralarında ki bariz fark ise Amrabat sol kanatta oynadığında topu sağa çekip orta yapacağı tüm defans oyuncuları tarafından iyi bilinirken Bruma'nın çizgiye inip orta açabilmesi ve kaleye paralel çalım atıyor olması.Bruma'nın pozisyon bilgiside Fatih Terim'in Galatasaray'ında rahatlıkla oynayabilecek düzeyde.Orta dörtlünün sol kanadında oynayacağı düşünüldüğünde, pas alışverişine katkısı,savunmaya yardım etmesi ve ön tarafta uygulanabilecek prese ayak uydurabilmesinde zorluk yaşamayacaktır.Daha yaşının 19 olması ve gelecek için büyük ümitler beslenen bir yıldız adayının Galatasaray'a kazandırılması bu açıdan çok önemli.

Bruma transferiyle Galatasaray'ı 4-2-3-1 veya 4-3-3 dizilişiyle Avrupa'da izleyebiliriz.4-2-3-1 formatıyla çıktığımız  hazırlık maçlarında ve Süper Kupa Finali'nde başarılı bir oyun oynanmıştı.Bruma'da bu sisteme uygun bir oyuncu.Bu tarz kanat oyuncularının Galatasaray'da olması,2 senedir orta sahaya sıkışan veya sıkıştırılan oyun mantalitesinin daha geniş bir alana yayılmasını , kanat akınlarının daha fazla yapılabilmesini sağlayacaktır.Şuanda Galatasaray'ın en büyük sorunu oyunu genişletememesidir.Bruma bu sıkıntıyı giderebilecek bir oyuncu.Fatih Terim'in kendisi çok fazla istemesinde ki en büyük etkende bu olsa gerek.

Bruma'nın bonservisi bonuslarla beraber 12 Milyon Euro'ya geliyor.Kendisine ödenecek ücret ise 1,3 Milyon Euro civarında.İlk bakışta yüksek bir meblağ olarak görünebilir.Olaya bir de şu açıdan bakmakta fayda var.Yine U 20 Dünya Kupası öncesi Porto'ya katılan Kolombiyalı Quintero için sadece bonservisinin %50'sine 5 Milyon Euro ödendiğini unutmamak lazım.Bu tip genç oyuncu transferlerini Porto Barcelona Arsenal gibi takımlar yaptığında , onların "scout sistemlerini" övmeyi kendimize borç bilirken , kendi ülkemizden bir takımın böyle bir girişimine "bonservisi çok yüksek yea" gibi söylemlerin samimiyetini yitirdiğini unutmamak lazım.Türk futbolunda 100 Bin Dolar uğruna kaybedilen Franck Ribery'nin acısı hala gönüllerde yerini korurken,Bruma gibi büyük bir yeteneğin Türk futboluna kazandırılıyor olması büyük bir şanstır.En azından vadesi dolmuş yıldızların ligi olan Spor Toto Süper Lig'in marka değerini ve kalitesini arttırmak için bu tarz hamlelere ihtiyacımızın olduğu açıktır.

31 Ağustos 2013 Cumartesi

Eskişehir - Galatasaray Maç Yazısı | "Dejavu"

Ligin 3.haftasında kronikleşen "Eskişehir sendromu" geride kaldı.Skor yine 0-0.Fatih Terim'in Eskişehir'de kazanamama sendromu 3.sezonda da tam gaz devam ediyor.Maç öncesi Galatasaray taraftarlarına  maçın skorunu sorsanız "0-0" şeklinde yanıtlardı..

Süper Lig'de Eskişehir ve Bursa deplasmanları en zor deplasmanlardır.Şanssızlığımız bu iki maçında peş peşe oluşu.Bu maçlar ilk devreye yayılmış olsa kimse ağzını açmaz ama gel gör ki üstüste oynanınca kaybedilen 4 puan olarak göze batıyor.

Oyuna geçmeden önce saha zeminine değinmeden olmaz.Kış şartlarında veya yağmurlu zeminlerde oyuncuların kaymasına ve ayakta duramamasına hepimiz alışkınız ancak yaz aylarında , sezonun ilk haftalarında böyle zemini hiç hatırlamıyorum.Tek tek pozisyon anlatmayacağım çünkü maçın her anında yere düşen oyuncu sayısı oldukça fazlaydı.Futbolun gelişmesi için o kadar kafa yoran (!)  insanlar bu zemin problemini halledemeden hiçbir şey başaramayacaklar.Üst yapıdan önce alt yapının gerçekleşmesi tüm ülke için elzemken 2013 Türkiye'sinde hala zemini tartışıyor olmamız fazlasıyla ironik.



Galatasaray'ın lige düşük tempoda başlamasına 2 senedir alıştık.Bu sezonda aynı şekilde devam ediyoruz.İlk haftalar tökezlesede 6 ve 7. haftadan itibaren takım kendini buluyor.Önemli olan bu haftaları en az kayıpla atlatmak.Eskişehir maçıda bu şekilde değerlendirilmesi gereken bir müsabaka oldu.Maçın ilk yarısı fazlasıyla sıkıcıydı.İki takımda orta saha mücadelesini "zeminin elverdiği ölçüde" kazanmaya çalışarak oyuna hükmetmeye çalıştı.İlk devrede göze batan tek isim Eskişehir'in sol beki Tarık Çamdal'dı.Sol taraftan etkili ataklarla Ebuoe'yi çok zor durumda bıraktı.Birçok pozisyonda faulle durduruldu.Ülke olarak sol bek problemi yaşadığımız dönemlerde Tarık Çamdal "umut"olarak göze battı.Drogba-Burak Yılmaz-Sneijder'li ileri üçlü etkisiz bir görüntü çizdiler.İlk yarıda Drogba'nın kafa şutu ve Burak Yılmaz'ın zeminin azizliğine uğrayıp kaçırdığı pozisyon haricinde çok fazla varlık gösteremedik.Eskişehir'de Kamara ve Erkan Zengin beklenenden uzak bir görüntüyle ilk yarıyı tamamladılar.Galatasaray'da Selçuk İnan'ın form düşüklüğü son sürat devam ederken, stoperler arasında ki sorun hala göze batıyor.Bu maçta görev alan Gökhan-Semih ikilisi fazlaca pozisyon hatası yaptı.Uzun bir süre sonra ilk 11'de başlayan Engin Baytar , Hamit'in yokluğunda kendisini gösteremedi.İlk yarı Galatasaray'da en iyi diyebileceğimiz isim Felipe Melo oldu öyle ki kendisinin olmadığı Galatasaray orta sahası , direnç kaybını fazlasıyla hisseder.

İkinci yarı daha arzulu bir mücadeleye sahne oldu.6+0+4'ün mağduru Amrabat ve cezasının ardından tekrar takıma dönen Sabri , Burak ve Engin'in yerinde ikinci yarıda oyuna dahil oldu.4-4-1-1'e dönen Galatasaray kanatları daha etkin kullanmaya başladı.Futbolcu olmak için herşeyi bünyesinde barındıran ancak en önemli şeyi (futbol zekası) futboluna dahil edemeyen Amrabat , oyuna hareket getirdi.Sneijder'in Drogba ve Amrabat'a attığı paslar zeminden dolayı başlamadan son bulan ataklar oldu.Galatasaray adına maçın en önemli pozisyonları ikinci yarıda gerçekleşti.Melo'nun boş kaleye 2 metreden auta yolladığı poziyon ve Drogba'nın direğe takılan şutunun haricinde Sneijder'in vuruşunda Boffin'in mükemmel kurtarışına şahit olduk.Eskişehir adına maçın en net pozisyonu ise savunmanın hatasından faydalanan Necati'nin vuruşuydu.Bu pozisyonda Galatasaray savunmasının anlaşmazlığını Muslera telafi etti.

17 Eylül'de ki Real Madrid maçına kadar çok daha fazla yol almamız gerekli.Fazlasıyla rahat oynayan Galatasaray bu konsantrasyonla devam ederse sezonun sonunda ki 4.yıldızı anca havada görür!Uzun bir süreden sonra ilk kez rakip takım bizden fazla pas yapmış durumda.Galatasaray'ın topa sahip olamadığı zamanlarda ileride ki 3'lünün savunmaya katkısının durumu malum.Selçuk-Melo-Hamit(bu maçta Engin Baytar)'in üzerine binen yük daha fazla oluyor.Orta üçlüden form olarak sadece  Melo'nun beklentileri karşılaması ve Selçuk'un geçen seneki formunda uzak oluşu oyunu rakip sahaya yıkmada sorun teşkil ediyor.Galatasaray kanatsız oynadığı için iki bekin oyuna katılması çok önemli.Ebuoe ve Hakan Balta'dan bu maçta da istenilen katkı alınamadı.Kanatların işlemeyeşi Galatasaray'ı orta sahaya mahkum ediyor.Oyunu geniş alana yayamadığımız için pozisyon üretmekte ilk yarı oldukça zorlandık.İkinci yarı Amrabat ve Sabri ile daha iyi bir görüntü sergiledik.Sene başından beri düşüncem değişmedi.Sneijder oynayacak ise 4-2-3-1 veya 4-4-1-1 Galatasaray'ın oynaması gereken sistem olarak gözükmekte.En azından Selçuk ve Hamit form tutana kadar 4-4-2'den vazgeçilebilir.Sistem sorununu kenara bırakacak olursak takımın mücadele ve fizik gücü fena değil.En azından rakibe diş geçirip savaşmaya devam ediyor.Eskişehir deplasmanı her zaman sıkıntılı olmuştur.Bu deplasmanı 1 puan ile atlattık.Karalar bağlamaya gerek yok , ne demişler "Allah Kerim , Fatih Terim "

İki haftalık milli maç arasından sonra görüşmek üzere...


26 Ağustos 2013 Pazartesi

"Ulu" Johan'a Veda | "TA HAND OM DİG SJÄLV"

Galatasaray Kariyeri'ne Kısa Bir Özet

2010-2011 sezonu Galatasaray'ın 8.bitirdiği ve hiçbir Galatasaray taraftarının hatırlamak istemediği sezondu.İşte o sezonun sonunda ,Adnan Polat yönetiminin son nefeslerinde,Galatasaray'a imza atan bir Viking'in hikayesi başlıyordu...



Elmander,2011-2012 transfer sezonunda bonservissiz olarak Bolton'dan Galatasaray'ın yolunu tutuyordu.Alışılmışın aksine çok sessiz bir transfer oldu.Sezona büyük transfer beklentileri içerisinde başlayan Galatasaray taraftarı,Elmander'i sessiz karşıladı.Atatürk Havalimanı'nda eskisi gibi kalabalık taraftar grupları yoktu.Viking'in gelişi sessiz,mücadelesi ise tam aksine coşkulu olacaktı.

Galatasaray taraftarı önüne ilk çıkışı Liverpool ile oynanan hazırlık maçıydı.Maçın sonlarına doğru,çektiği şut, Liverpool ağlarına Galatasaray'ın 3.golü olarak yazılırken , gelişinde ki sessizlik bir anda sevinç haykırışlarında boğuldu.

Fatih Terim'in sisteminde hücumun savunmadan başlaması çok önemlidir.Bu sistemin en büyük örneği Hakan Şükür'dü.Kariyeri boyunca ileride rakip stoperlere yaptığı baskı ile takım savunmasına çok büyük katkı sağlardı.2000'de Uefa'yı kazanan takımda da en kilit nokta takımın ileride başlattığı presti.Zaman içerisinde Johan Elmander'de kurulması düşünülen bu sistemin en önemli parçası haline geldi.Her maç takımın en çok koşan oyuncusu olmayı başarırken attığı kritik gollerle takımı 2011-2012 sezonunda şampiyonluğa taşıdı.Sezonun son maçında yaşadığı sakatlığın izlerini , 2012-2013 sezonunda bir türlü üzerinden atamadı.Drogba ve Burak Yılmaz'ın arkasında çok fazla şans bulamayan Johan Elmander, 2 sezonda toplam 60 maçta 17 gole imza attı.

"Güzel Futbolcu Golden Sonra Tribüne Koşandır"

Elmander, Fenerbahçe ile TT Arena'da oynanan ve Galatasaray'ın 3-1 kazandığı Süper Lig maçında attığı golle yine bu vasfın en güzel örneğini sergiledi.Yaptığı presle topu Bilica'dan kazanır ve ceza sahasının sol köşesinden füzeyi Volkan'ın koltuğunun altından filelere yollar.Bu golden sonra açar kolları ve tribüne doğru koşmaya başlar.İşte bu an , bir takımın kaderinin değişmeye başladığını gösterir.Senelerdir derbilerde yüzü gülmeyen Galatasaray taraftarının 2 sene boyunca her derbiden başı dik bir şekilde çıkmasına vesile olur.


Bir futbolcu düşünün , takımın "isyan bayrağı"nı hep elinde tutup , canını dişine takıp "sekiz ciğerle" sahada basmadık yer bırakmasın.Süper Final'de ayağındaki kırıkla, 10 dakika daha sahada kalıp şampiyonluk mücadelesine katkı vermek istesin,oyundan çıkarken biraz daha oynayamadığı için göz yaşlarını tutamasın.Rakiplerine sonsuz bir saygı besleyip "fair play"den vazgeçmesin.Takım içerisinde herkesi bir araya toplayıp takımın "maya"sı olsun.TT Arena'da ki Cluj maçında alnından akan kanla ne kadar büyük bir "savaşçı" olduğunu kanıtlasın.En stresli maçlarda sorumluluk almaktan kaçmayarak takımın lideri olsun,"bir İsveçli kadar soğukkanlı, bir Türk kadar ateşli olmayı başarsın."

Süper Final'de kazanılan şampiyonluk sonrası uzatılan mikrofonlara "we fucking played great the whole season" diyerek futbol literatürüne unutulmayacak bir vecize eklesin.En önemlisi "Ulu" bir karakter olarak Galatasaray efsaneleri içerisine "Ulu Johan Elmander" olarak adını altın harflerle yazdırsın.



Ulu Johan'a Mektup

Seni çok sevdik Ulu Johan , şimdi gittiğin Norwich City'de yine gollerini at ve yine tribüne koş.Sen gol attıkça bütün Galatasaray taraftarı ilk Fenerbahçe derbisini hatırlayıp tribüne koşmanı gözünün önüne getirecek.Yüzümüzde hafif bir tebessüm ve kalbimizde buruk bir acı olacak.Sonra hep beraber Tüpçü'ye lanet ederek 6+0+4'e , yani seni bizden ayıran o kahrolası kurala küfürler edeceğiz. Sen yine tekmeye kafanı sok, sahada en çok koşan sen ol, takımını 1 kişi fazla oynat ve sen yine kollarını açarak tribüne koş.Seni sen yapan değerlerinden,karakterinden ve duruşundan vazgeçme.Biz seni uzaktan seyredelim ama sen yine TT Arena'nın çimlerinde hisset kendini.Sarı saçların yine rüzgarda dalgalansın, forman sırılsıklam olsun, alnında ki kan olmasın ama o bize özel kalsın! Sarı ve kırmızı seninle vücut buldu ve bırak öyle kalsın. Her kafa topuna çık, gelişine her topa yapıştır, kaleci o topu ancak filelerinde görsün! Sen pres yapmaya devam et, arkandaki 10 futbolcu da senden örnek alsın! Sen hep en önde "isyan bayrağınla" bir Viking asaletiyle koş! Takımın konumunu sen belirle.Sen nereye gidersen mürettebatta oraya gitsin! Norwich yağmurlu ve soğuk olur derler.Sen alışkınsındır.Geçen sezon Sivas maçında, kramponların üzerine çorap geçirip kulübede oturduğun zamanları unutmadım! Sen yine etrafına gülümse , seninle gülsün bütün taraftar. Bizi unutma demek isterim ama zaten unutamazsın onu da biliyorum. Bizim için hep özelsin ve öyle kalacaksın. Çocukları bizim için öp, yengeye selamlarımızı ilet.Türkiye'ye kattığın değerlerden,mücadelenden ve savaşından dolayı sana minnettarım...

Ta hand om dig sjalv (kendine iyi bak) !!!